Category Archives: Yaradan

Üst Dünyayı Biz İnşa Ederiz

Bizler üst dünyaya girmeyiz, onu inşa ederiz. O, hazır olarak mevcut değildir. Bizim için hazır olan tek şey, bunu yapmamız için gerekli şartlardır. Manevi dünyayı, alma arzumuzdan inşa ederiz, onun üzerine bir kısıtlama, perde ve yansıyan ışık oluşturma yoluyla. Bu yansıyan ışıkla üst dünyayı inşa ederiz.

Yansıyan ışığımız ne kadar yüksekse, derece de yükselir, üst dünyanın ne olduğunu daha iyi tasvir edebiliriz. Bundan öncesinde o yoktur. Her şey sadece bizim arzumuzda var olmaktadır: ya alma ya da ihsan etme uğruna. Bunun ötesinde, arzularımızda ve niyetlerimizde olmadığı için hakkında tek bir kelime bile söyleyemeyeceğimiz üst kaynağımız vardır.

Arzularımızda ve niyetlerimizde ifşa olan şeye Yaradan (Bo-Re) –gel ve gör, denir. Üst dünyayı, birbirimize karşılıklı ihsan etmeyi amaçlayan, arzularımızdan inşa ederiz. Ve buna “ruh” denir.

Bitiş Çizgisi Mi Yoksa Ceza Yayı Mı?

Evrim kesinlikle bizi gönüllü olarak veya ıstırap yoluyla Yaradan ile form eşitliğine götürecektir; burada sadece iki yol vardır. İlk başta, doğanın güçleri nedeniyle tüm dünya bilinçsizce gelişir. Ancak kişi, gelişimin belirli bir aşamasından başlayarak, hayvansal varlığından kopar ve kendi içinde, Yaradan’a benzer bir manevi form olan bir kişi geliştirir.

Bu tür insanlar, üst bir gücü kendilerine çekip gelişimlerini hızlandırabilirler ve kendi kendilerine, açık bir kanal aracılığıyla, bu gelişme gücünü herkese aktarabilirler. Sonuç olarak, tüm kötülükler iyiye dönüşecektir, ancak bu sürece aktif katılımcılar olarak katkıda bulunmalıyız.

Gelişim sürecinin bitiş çizgisindeyiz ve bu nedenle geriye atılmamak için aktif bir rol almaya değer. Aksi takdirde, çocuk oyunlarındaki gibi, bir oyuncunun her defasında birkaç adım ileri gitmesi, fakat bir sonraki zar atılması ile aniden neredeyse oyunun başlangıcına geri gönderilmesi gibi bir tehlike ortaya çıkar.

Evrimin ceza yayına böyle bir dönüşten kaçınmak istiyorsak, doğa yasalarına, Yaradan’ın yasalarına uymalı ve daha fazla birleşip üst güçle bağ kurmaya çalışmalıyız. Ve sonrasında bizden dünyaya daha fazla ışık akacaktır.

Dünya hiçbir şey için suçlanmamalı, her şey “İsrail” in Yaradan için çabalayan kısmına, tüm ulusları birbirine, tüm bu çemberi bir hat aracılığıyla doğrudan bir kanal ile Yaradan’a bağlayanlara bağlıdır.

Yaradan ile Aramızdaki Adaptör

Kişinin düşüncelerini ve arzularını, olabildiğince fazla limitin üzerine doğru değiştirmesi, onları Yaradan’a atfetmesi, üst güce bağlanması için gereklidir. Bu, Yaradan’a bağlı kalmama yardımcı olan, bir bağ adaptörü görevi gören onlu aracılığıyla yapılabilir.

On’luyu doğru bir şekilde düzenlersek, üst gücü onun aracılığıyla göreceğiz, onu kavrayabileceğiz ve kendimizi ona gittikçe daha fazla ayarlayabileceğiz yani bağımızda daha da fazla arzu ve düşünceyi iyi ayarlayabilecek ve böylece Yaradan’a daha yakın olacağız.

Acıların Üstesinden Nasıl Gelebiliriz?

Soru: Acıların üstesinden nasıl gelebiliriz?

Cevap: Acının üstesinden bilgi ile gelirsiniz. Neden, nasıl ve neye doğru hareket ettiğimi bilirsem, eylemlerimi ve attığım adımları net bir şekilde anlarım ve acıların beni hedefe doğru iten, iyi olan Yaradan’dan kaynaklandığını dikkatlice incelemeye ve anlamaya çalışırım. Ama hedefe doğru ilerlemek istemediğim ve buna direndiğim için, küçük inatçı bir çocuk gibi acı hissederim. Üst Güç  ile aynı fikirde olmadığım için acıyı kendime doğru çekerim.

Soru: Akıl zihindir, beyindir, acı ise duygulardır, kalptir. Eğer durum buysa, akıl kalbin üstesinden gelir mi?

Cevap: Akıl duyuları yönetir. Doğru niyetimiz ve grupta gerçekleştirdiğimiz doğru eylemlerle, belirli güçleri çağırırız ve bunlar duygularımızı değiştirir.

Maneviyata Doğru Hareket

Soru: Prensip olarak, sürekli onlularda çalışıyoruz. Şimdi eksik olan neyimiz var, bir tür dürtüsel çabaya, dışsal birlik içindeki içsel çalışmamız aracılığıyla bir atağa mı? Başarılı olmak için onludaki çalışmamıza ne eklememiz gerekiyor?

Cevap: Yavaş yavaş değişiyoruz. Bunu, size sunduğum materyalden ve onun nasıl aktığından anlayabiliyorum.  Bu rastgele materyal değildir. Bizler, bir aşamadan diğerine geçerken her dersten önce hazırlarız. Ayrıca düşüncelerimi Twitter’da biçimlendiriyorum.

Görüyorum ki ilerliyoruz, onlular güzel yapılandırılmış ve arkadaşlar bunlara katılmaya kayıtsız değiller. Başlangıçta onlularda çalışmak zorunda kaldılar, sonra başka seçenekleri olmadığını anladılar çünkü gerçekten böyle olmalıdır.

Şimdi onlar, sadece olmaları gerektiği için onluda değiller, egoist anlamda bile onlu aracılığıyla bir şeyi algılamaya başladıklarını hissediyorlar. Onlu vasıtasıyla kurtuluşun gücünü, ifşanın gücünü, ilhamı, tüm arzuları, tüm ışığı ve tüm maneviyatı ortaya çıkaracaklarını anlamaktalar. En azından önemli bir şey olarak, maneviyatla değerli bir ilişki kurduklarını görüyorum.

En azından kimse onluya kayıtsız kalamaz,  bu hareketi hissetmemizin nedeni de budur, ve bu çok iyidir.

“Hayatın Anlamı Nedir? Hayatımızın Tek Amacı Mutluluk Mudur? ” (Quaro)


Mutluluk hayatımızın amacı değildir çünkü hissettiğimiz her mutluluk bizimle birlikte ölür. Eğer sonunda ölüyorsa ve bu ortadan kayboluyorsa, mutlu olmaktan nihayetinde ne kazanırız ki?

Hayatımızda mutluluk ya da dünyamızdaki özgürlük, sevgi ve başarı gibi diğer yüce hisler aracılığıyla bir amaç bulmakla ilgili olarak Kabala bilgeliği bunu Firavun olarak tanımlar. Firavun, mutluluğu ve diğer dünyevi zevkleri hayatın amacı olarak gören ve onu mezarına kadar takip edeceğini düşünen egoist ve materyalist bir hükümdardır. Bununla birlikte, bu hayatta elde ettiğimiz hiçbir mutluluk daha sonra devam etmez ve bu nedenle, gözümüzü ebedi ve sonsuz bir amaca dikmek akıllıca olur.

Hayatın ebedi ve sonsuz amacı nedir?

Bu sadece ruhumuzda, bedenimizin üzerinde, şu anda bildiğimiz ve beş duyumuzla hissettiğimiz her şeyin ötesinde var olmaktadır. Böylesine yüksek bir alanla temas kurarsak, hayatımızın amacına ulaşırız. Üstelik bunu mevcut bedenimizde yaşarken de yapabiliriz.

Bizi yöneten bu daha üst alanın  (“üst alan”, bedensel zihnimizin ve duygularımızın kavrayabileceğinin üstünde olan) algı ve duyumunun elde edilmesi, bize nereden geldiğimize, nereye gittiğimize, neye ve kime ait olduğumuza, bizi neyin yarattığının yanı sıra nasıl ve neden yaratıldığımıza dair tam bir algı ve anlayış verir.

Dahası, bu üst alana erişerek, gerçek ve sonsuz mutluluğu da keşfederiz. Bununla birlikte, bu tür bir mutluluk hayatın kendi başına amacı değildir, daha ziyade hayatımızın amacına yani ebedi gerçekliğe ulaşmanın bir yan ürünü olarak gelir.

Twitter’da Düşüncelerim / 28 Kasım 2020

Egoist niyeti arzudan ayırmak ancak dostlarla birleşmekle mümkündür. Bir ev kazık üzerine inşa edildiğinden, ortak arzuyu birlikte kazarız: delikler kazılır ve betonla doldurulur ve ardından bina üzerine dikey olarak dikilir. Egoist niyetleri kazarız ve onun yerine ihsan etme uğruna olan niyetleri koyarız.

İhsan etme niyeti haz arzusunun içindeki tüm boşluğu doldurduğunda, ardından bu suyu toprağı sulamak ve mahsulleri canlandırmak için kullanabiliriz ve hayvanların içmesine izin verebiliriz: eşekler, develer veya insanlar ve yavaş yavaş ıslahlara ulaşabiliriz. Kuyu kazmak manevi çalışmanın başlangıcıdır.

Üst Gücün Ayrıcalığı

Soru: Duygularımızı neden ölçemiyoruz?

Cevap: Bu yeteneğe sahip değiliz. Sinir uçlarımızın ve dürtülerimizin tepkisini belirli cihazlarla kısmen ölçebiliriz ama duyguların kendisi değil, çünkü onlar arzularla ölçülürler.

Arzuları ölçmek de imkansızdır. Yaradan ya da dünyanın en içsel gücü, bir arzudur. Bu nedenle, onlarla sadece çok dışsal bir biçimde çalışabileceğimizi kabul etmeliyiz, yani onları anlayamayız, ölçemeyiz veya yönetemeyiz.

Bu, cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinde bir arzu yaratan ve sonra bu arzu etrafında maddeyi oluşturan üst gücün ayrıcalığıdır.

Twitter’da Düşüncelerim / 27 Kasım 2020

Şu andaki ego-zihnimiz ve kalbimiz anlamında “mantık içinde” olmak ile ihsan etmekte “mantık üstünde” olmak arasındaki farkı hayal etmeliyiz. İşte bu şekilde “mantık içinde” ve “mantık üstünde” yi, maddi dünyadan manevi dünyaya geçişe ayıran sınıra yavaş yavaş yaklaşmaya başlarız.

Üst dünyaya girmiyoruz, onu inşa ediyoruz. Bu hazır bir biçimde mevcut değil. Tüm öncüller onu yaratmamız için hazır. Manevi dünyayı haz alma arzumuzdan inşa ediyoruz ve kısıtlama yapıyoruz, perde ve üzerine yansıyan ışıkla. Üst dünyayı bu yansıyan ışıkta inşa ediyoruz.

Yansıyan ışığımız ne kadar yüksekse, üst dünyanın ne olduğunu o kadar iyi hayal ederiz. Ondan önce yok. Her şey sadece bizim arzumuzda mevcuttur: ya alma ya da ihsan etme uğruna. Bir de Üst Kaynak vardır, ancak arzularımızda ve niyetlerimizde hiçbir şekilde yoktur.

Üst dünyayı, birbirimize karşılıklı ihsan etmeyi amaçlayan arzulardan inşa ederiz. Bu “ruh” dur. Hissettiğimizden farklı bir realite hayal etmeliyiz – herkesin bağlı olduğu bir realite. Aslında böyle var olur: birleşik bir entegral dünya olarak ama ego beni bu gerçeklikten ayırır.

Herkes birbirine bağlıdır ve ıslah olmuştur. Yalnızca ben başkalarından ayrıldığımı hissederim ve onları kendi kusurlarımdan yargılarım. Kendimi düzeltir ve tüm yaratılışın safhasını doğru bir şekilde hayal edersem, o zaman göreceğim: Yaradan’ın ifşası olan Şehina, tüm yaratılanlarda kıyafetlendir, onları birleştirir ve onların içinde işler.

İhsan etme uğruna niyetleri edinerek, insan kuyuyu tıkayan taşını (taş kalbi) değiştirebilir ve sonra herkes kuyunun suyunun tadını çıkarabilir. Su ile dolu kuyu, mesela Hasadim’in ışığı, yaşayan su ile dolu bir kuyudur.  Hasadim’in ışığı dünyaya güç bahşeder, yeni bir hasat vererek.

 

Birleşme Yeri Değiştirilemez

Henüz manevi dünyayı ifşa etmemiş olsam da, bu dünyada sıradan bir insan olarak yaşamadığım, Kabalistik bir grupta çalıştığım için mutluyumdur. Yaradan beni gruba getirdi ve şöyle dedi: “Bu iyi kaderi seç!”

Başka bir deyişle, O, hepimizin var olduğu ebedi sistemdeki yerimi hazırladı ve bana ifşa etti.  Yaradan’ın kasıtlı olarak benimle ilgilendiği ve elimi tuttuğu, annemin beni ilk kez anaokuluna götürdüğü gibi, beni her gün gruba getirdiği için onur duyarım.

Yaradan beni oraya getirir ve şöyle der: “İşte senin grubun, onlarla bağ kur ve bu bağın içinde Beni ifşa etmeye başlayacaksınız. Seni gruba getirmekten daha fazlasını yapamam. Geri kalan her şeyi onun içinde yapmak zorundasın ve seninle grubun içinde birleşeceğiz. Grubun içinde kendimi farklı şekillerde ifşa ediyor olacağım: bir öğretmen olarak, bir dost olarak, ancak bu grupla bağ kurarsan, Beni ifşa etmeye ve maneviyatta büyümeye başlayacaksın.”