Category Archives: Tabiat

Hayatı En İyi Hale Getirmek

İnsan her zaman minimum yatırımla maksimum getiriyi elde etmek ister. Doğa her şeyde böyle çalışır. Bu onun genel yasasıdır. Eğer alma arzusu, ihsan etme arzusu, gelişim yasaları, birleşme vb. ile ilgileniyorsak, doğanın her zaman en iyi hale getirmek için çabaladığını görürüz.

Kabala bizlere onun bütünlüğünü dikkate alan daha evrensel bir doğa yasasını açıklar. Prensip olarak, egoizm kalır, ancak etrafındaki her şeyi dikkate almaya başlar. Ve o zaman istesem de istemesem de başkalarını, onlarla doğru etkileşimi düşünmek zorundayım çünkü aksi halde her şey bana bir bumerang gibi geri dönecektir.

Bu nedenle, egoizm ister istemez özgecil hale gelir ve başkalarını dikkate alır çünkü başka türlü var olamam.

Bütünlüğümüzü görmeye başladığımızda ve ortak bir hedef üzerinde, yaşamımızı her düzeyde en iyi hale getirmeye başladığımızda, bu karşılıklı eylem biçimi, bizi birleşmeye, diğerini kendim olarak ve kendimi de öteki olarak anlamam gereken birbirimize karşılıklı olarak dahil olmaya götürür.

Böylece hepimizi ve doğanın cansız, bitkisel ve canlı formlarını içeren, tek bir topluluğa dönüşürüz.

Sonuç olarak, düşüncelerimizin değiştiği bir duruma geliriz. Her şeyi dar, basit bir egoist formda değil, tüm dünyayı kendimiz olarak gördüğümüz genişletilmiş, bütünleyici bir formda görürüz.

“İnsanları Düzeltmemiz Gerekiyor Mu?” (Quora)

Nesiller boyunca dünya reformcularının zayıflığı, insanı, düzgün çalışmayan ve tamir edilmesi gereken yani kırılan parçalarını çıkarıp onları iyi parçalarla değiştirmek olarak görmeleridir. – Kabalist Yehuda Aşlag (Baal HaSulam), “Dünyada Barış.”

İnsanda kusurlu hiçbir şey yoktur ve onun içinde hiçbir şeyin değişmesi gerekmez. Her şey insana doğa tarafından verilmiştir, o kadar farklı olumsuz nitelikler, hatta öldürme ve çalma arzuları bize Tanrı ya da Yaradan tarafından verilmiştir. (“Doğa” ve “Tanrı”, Kabala ilminde aynı sevgi ve ihsan etme gücü olarak kabul edilir. Gematria’da “Tanrı” ve “doğa” sayıca eşittir.)

İnsanları hapsederek veya infaz ederek ıslah edemeyiz. Kendimizi, doğamızı ıslah etmemiz veya başka bir deyişle, onlara karşı en olumsuz dürtülerimizin üzerinde olumlu bir şekilde bağ kurmamız gerektiği anlayışına ulaşabileceğimiz çerçevelere yerleştirerek kendimizi ıslah edebiliriz.

Olumsuz niteliklerimizi yok etmeden, gelişimimizin bir sonraki aşamasına geçmemiz ve diğerleriyle ilgili olarak olumsuz dürtüler yerine olumlu dürtüler edinmemiz gerekiyor.

Olumlu bir dürtüyü olumsuz dürtülerimizin üzerine bu şekilde aktif olarak uyguladığımızda, artı ve eksi arasında, aynı alanın negatif ve pozitif kutupları arasında olduğu gibi yeni bir bağlantı durumu hissetmeye başlayacağız. O zaman yepyeni, barışçıl ve uyumlu bir realiteyi hissetmeye başlayacağız.

Doğa Bize Yükselmek İçin Bir Şans Verir

Manevi yoldaki bir kişi büyük düşüşlerden geçer. Ve eğer gruba bağlı hissetmiyorsa, o zaman bu yoldan ayrılabilir. Yalnız kendisinin haklı olduğuna inanarak öğretmene, dostlarına, tüm dünyaya ve Yaradan’a büyük şikâyetlerde bulunur. Ama aslında, bu egoizmin etkisi altındadır.

Bu durumun üstesinden gelmek için gruptan güç alabilir, ancak istemez çünkü diğerlerinden daha akıllı ve daha güçlü hisseder. Gurur, insanı öyle bir dereceye kadar bozar ki, egoizminin yoğunluğu altına gömülür ve manevi olarak ölür.

Bu birçok insanın başına gelir ve sonunda ayrılırlar. Belki de kendi başlarına gelenin farkında değillerdir, aksine kendilerini haklı görürler ve sonunda gözlerinin açıldığını düşünürler. Böyle gerçekçi olmayan şeyler yapan bir topluma girdikleri için pişmanlık duyarlar.

Buna karşılık, tüm din ve inançlarda öğrenciler öğretmeni ve yolun kendisini putlaştırırlar. Ne de olsa orada bir sol çizgi yok, eleştiriye izin yok, her adımda büyüyen bir egoizmin yok. Oysa Kabala ilminde iki ayak üzerinde, iki çizgide ilerliyoruz, denildiği gibi: “Ve siz iyiyi ve kötüyü bilen Tanrılar gibi olacaksınız.”

Bu nedenle, yalnızca Kabala’da bir öğrencinin öğretmenle aynı fikirde olmadığı, hatta ondan nefret ettiği ve Yaradan’ı reddettiği görülür. Ne de olsa, bizlere anlamamız ve kavramamız gereken üst güçle benzerliğe yükselmemiz öğretildi. Ve herkes bunu yapamaz.

Kişi sanki rüzgarla taşınmış gibi, bir Kabalistik grubun içine getirilir ve o böyle bir çalışma için tamamen hazırlıksızdır. Şimdilik kişi sadece mistisizmle ilgilenir, ancak üst gücün gerçek anlamda anlaşılmasına ve idrakine yol açan Kabala bilimiyle ilgilenmez. Ya da bazı fiziksel eylemleri gerçekleştirmeyi ve dua etmeyi öğretmek ister ve kendini bununla sınırlar.

Aramızda böyle ”rastgele” insanlar var çünkü çalışma herkese açık. Ve bu nedenle bazen, bir süre sonra kişi bunun kendisine uygun olmadığını keşfeder; o bize, biz de ona uymayız.

Ve böyle bir kişi ayrılır. Dahası, bu zekaya bağlı değildir, kişi çok akıllı olabilir. Her şey kalbin hazırlığına, ruhun olgunluğuna bağlıdır. Eğer bir insan egoizmine karşı çıkmaya ve iyi ve kötüyü tek bir kaynakta, Yaratıcıda bir araya getirmek için doğanın iki gücünün, alma ve ihsan etme gücünün üzerine çıkmaya hazırsa, o zaman Kabala’da ilerleyebilir.

Fakat eğer bir kişi buna muktedir değilse, yeterince sabrı yoksa, iyiyi ve kötüyü tek bir güçte birbirine bağlayacak kadar akıl ve kalbe sahip değilse, o zaman ayrılır ve öğretmeni ve Kabala’yı eleştirmeye başlar.

Sonuçta bu kolay bir yol değildir, sürekli olarak kendini pasifize etmeyi gerektiren bir yoldur ve bir egoist bunu nasıl sevebilir ve bununla hemfikir olabilir ki? Bu nedenle yakın zamana kadar Kabalistler geniş kitlelere uymayan bu metodu sakladılar. Kabala yalnızca modern zamanlarda geniş çapta yayılmaya başladı, ancak birçoğu buna başladı ve bıraktı. Ve gerisi şu an için gerçeği dinlemeye ve en önemlisi bunu kendi yaşamlarında gerçekleştirmeye hazır olan insanlar.

Bir kişi ayrılırsa, ona fiziksel yaşamda başarılar dileriz ve kendimiz yola devam ederiz. Ve dünyamız bize her geçen gün içinde arayacak hiçbir şeyin olmadığını göstermekte. Peki insan manevi yoldan vazgeçerek ne kazanır? Maddi dünyada onu zenginlik, şöhret, güç ve özel memnuniyetin beklemesi pek de mümkün değildir. Basit bir şekilde sadece, doğanın kendisine gösterdiği şeyde yani Kabala biliminde çaba sarf etmek istemez.

Doğa kişiye, doğanın iki gücünü, artı ve eksiyi alıp Kabala metotuna göre orta çizgide birleştirebilmesi için, gerçekten doğru doğa görüşüne ulaşmanın şanslarını ve olanaklarını ifşa etmek ister.

Kişi bu düzeltmeyi kendi içinde yapmak zorundaydı, kendini içsel olarak doğanın tümüne uygun olarak üç çizgide yeniden yapılandırır: sağ, sol, orta çizgi yani alma gücü, ihsan etme gücü ve bunların doğru bağlantısı. Ve o zaman tüm evreni, tek boyutlu egoist algının tüm sınırlamalarının ötesinde, zaman ve mekanın üzerinde görecek, anlayacak ve hissedecektir.

Tamamen özgecil algı da sınırlıdır, çünkü herhangi bir boyuta erişimi yoktur – her şey açıktır, her şey ihsan etme içindedir. Burada iki çizgiyi birleştirmek gerekir. Kişi sadece her ikisinin de yardımıyla, iki çizginin ortasında, yolda sıkıca durur ve hem verebilir hem de ne kadar ihsan ettiğini ölçebilir. Böylece, Yaradan’ı gittikçe daha fazla kavrayarak basamaklarda yükselir.

“Mutluluk Sizin İçin Ne İfade Ediyor?” (Quora)

Mutluluk, cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinde doğa ile dengede olmak demektir.

Doğanın tüm seviyeleri ile dengede olduğunuzda, o zaman özel bir şey hissedersiniz, “mutluluk” denilen en yüksek denge seviyesi.

Doğayla denge, uçsuz bucaksız bir sistemin içinde olduğumuzu, onu nasıl etkilediğimizi ve bizi nasıl etkilediğini hissettiğimiz zamandır.

Başka bir deyişle, karşılıklı bağımlılığımızın barışçıl ve uyumlu bir şekilde gerçekleşmesi mutluluğumuzun anahtarıdır. Karşılıklı bağımlılığımızın barışçıl ve uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesi, doğa ile olan dengemize eşittir. Onlar bir ve aynıdır. Ayrıca, doğayla denge, henüz keşfetmediğimiz birkaç ek nitelik ve güç içerir.

“Çocuklarımıza Hayatlarının Erken Dönemlerinde Öğretmemiz Gereken En Önemli Şeyler Nelerdir?” (Quora)

Çocuklarımızı yetiştirdiğimiz, günümüzün küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı dünyası, bizim içinde büyüdüğümüz dünyadan çok farklı.

Günümüz dünyasında çocukların refah ve mutlu bir şekilde yetişmeleri için, bizim ne kadar birbirimize bağlı olduğumuzun bilincine varmaları gerekiyor ve bunu ne kadar erken öğrenirlerse o kadar iyi.

Onlara üzerinde yaşadığımız gezegeni öğretmeliyiz, böylece doğanın cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyeleri boyunca devam eden sayısız etkileşimle tek bir ekosistemde nasıl var olduğumuzu anlasınlar.

Onlara ayrıca güneş sistemini, güneşin ve ayın Dünya üzerindeki etkisini, mevsimlerin nasıl değiştiğini ve doğal güçlerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini öğretmeliyiz.

İnsani gelişim açısından, birlik içindekiler refah içindeyken, bölünmüş medeniyetlerin ve ulusların birbirine düşman haline geldiklerini ve sorunlarla dolu olduklarını çocuklara göstermeliyiz.

En önemlisi, onlara doğanın güçlerinin tek bir sistem olarak birbirine olan bağını ve bağımlılığını ve onların üzerimizdeki etkilerini öğretmeliyiz. Günümüz teknolojileri aracılığıyla bağ kursalar bile, kendi bağlarının teknolojinin ötesinde diğer insanlara ve doğaya her düzeyde uzandığını anlamalılar.

Çocukların eğitiminde insanlığın ve doğanın birbirine bağını vurgulamanın amacı, onların çevreleriyle yani diğer insanlarla ve doğayla olan olumlu bağlarını beslemektir. Başkalarını ve doğayı önemsemenin kendilerini olumlu, diğer insanları ve doğayı önemsememenin ise kendilerini olumsuz etkilediği duygusuyla büyürlerse, pek çok acıyı atlatıp keyifli, huzurlu ve uyumlu bir yaşam süreceklerdir.

Bu bağı zenginleştiren eğitimdeki kilit nokta, diğer insanlara ve doğaya karşı tutumumuzun sürekli devam eden bir ilişki olduğunu anlamaktır. O zaman doğadaki karşılıklı olma durumunu anlayabiliriz. Ailelerde, arkadaşlıklarda, eşlerde, iş ilişkilerinde veya genel olarak toplumda gelişen ilişkiler, karşılıklı değerlendirmeyi gerektirir. Bir ilişkide gerçek arkadaşlığa ve hatta sevgiye ulaşmanın faydaları, oraya ulaşmak için gösterdiğimiz çabalara her zaman üstün gelir. Bu nedenle, birbirimize bağımızın ve karşılıklı bağımlılığımızın farkındalığını kazanmak, bizi karşılıklı bağımızı olumlu bir şekilde gerçekleştirmek için, bağlarımıza yatırım yapmamız gerektiği sonucuna götürmelidir.

Hayvanlar, diğer hayvanlara zarar vermek için içgüdüsel bir dürtüye sahip değildir. Diğer hayvanları öldürmeleri, diğer hayvanların acılarından zevk almak için kötücül bir niyetten değil, hayatta kalmaları için bunun gerekli olduğundandır. Bununla birlikte, insanlar ek bir egoist niteliğe sahiptir, yazıldığı gibi, “Bir adamın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür.” Bu nedenle çocuklarımızı, herkesin ve her şeyin birbirine bağlı ve karşılıklı bağımlı olduğunu öğrenecekleri, buna göre düşünecekleri ve hareket edecekleri kaygısıyla yetiştirmeliyiz.

“Hayatınızda Sizi En Çok Ne Harekete Geçirir?” (Quora)

Hayatımda, beni eylem yapmaya iten şey genel özgecil doğa yasasının anlaşılması ve insanlığın bu farkındalığa ilerlemesidir.

Doğa, bu yasayı bilmemizi ve buna göre gelişmemizi istiyor. Bu sayede doğanın hayvansal seviyesinden, konuşan yani insan seviyesine yükseliriz. İnsanlığın kurtuluşu yalnızca bu yasayı bilmeye ve onu gerçekleştirmeye bağlı olduğuna göre, dünya giderek daha büyük bir ızıdıraba batmadan önce, bu bilginin dünyaya yayılması gerektiğini düşünüyorum ki insanlık er ya da geç bu yasayı keşfedecektir.

O zaman, benim görevim bu yasanın bilgisini insanlığa aktarmak olur ve bu sayede insanlar ızdırap çekmekten kurtulur ve doğanın bizden ne talep ettiğini ve nedenini anlarlar.

Doğa kanununu uygulayarak, en kısa sürede, mutsuzluk ve ıstırapların olmadığı mutlu bir hayata hızla ulaşacağız.

İşte, beni harekete geçiren ve bu mesajı ilerletmek için aktif kalmaya iten şey budur.

Öğrenme Yılı Oldu

İbrani takvimine göre, Pazartesi akşamı bir önceki yılın sonunu ve yeni bir yılın başlangıcını işaret eder. Geçen yılı birkaç cümleyle açıklayacak olursam, çok iyi ve verimli bir yıl olduğunu, doğanın bize daha önce hiç yapmadığı bir şekilde öğretmeye başladığını söyleyebilirim. Bize bir gücün tüm insanlığa etki ettiğini ve hepimizin ona bağlı olduğunu öğretti. Bu farkındalık, geleceğe dair bize biraz güven veren çok olumlu bir değişimdir.

Geçen yıl bize, hepimizin doğanın darbeleriyle “pişen” bir tencerede olduğumuzu öğretti. Hepimizi etkiliyor ve herkesin bize neler olduğunu derinlemesine düşünmesi gerekiyor. Bana en büyük umudu veren şey birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu görmemiz. Hepimizin birbirimizden sorumlu olduğunu anlamamız konusunda beni umutlandırıyor. Bu aynı zamanda bizi bir bütün olarak doğa ile nasıl ilişki kurmamız gerektiğini anlamaya daha da yaklaştırıyor.

Yaşadığımız karışıklıklardan öğrenecek daha çok şeyimiz olsa da, darbeler yine de iyi dersler oldu. Bir kaç darbe daha olacak ama onlardan da geçip öğreneceğiz. Yine de, ne kadar erken hepimizin tek bir yapıya bağlı olduğunu fark eder ve kendi isteklerimize ek olarak, yaptığımız işlerde hesaba bu yapıyı da katmamız gerektiğini kabul edersek, hep birlikte o kadar çabuk iyi oluruz.

Geçtiğimiz yıl yaşadığımız darbeler cezalar değil, derslerdi. Eğer bu derslerden öğrenseydik, ortadan kaybolurlardı. Onlar doğanın bizim “günahkar” geçmişimize tepkisi değildir; onlar bizim iyi geleceğimiz için onun yönlendirmeleridir. Bir ebeveynin öğüdünün, çocuğu kendisi için daha iyi bir geleceğe yöneltmeyi amaçladığı gibi, doğanın gazabı da insanlığı yanlış yoldan doğru yola yönlendirir. Ne kadar erken yönümüzü değiştirirsek, doğanın bize karşı “yaklaşımı” o kadar çabuk değişecektir.

Geçen yıl olan hiçbir şeye üzülmemeliyiz. Doğa iyidir ve yaptığı her şeyi bize yardım etmek için yaptı. Geleceği düzeltmek yerine geçmiş üzerinde durursak, geçmişteki hataları tekrarlayacağımız ve doğayı bir kez daha bize ders vermeye zorlayacağımız kesindir.

Bu nedenle bakışlarımız daima ileriye dönük olmalıdır; bizler sadece birbirimizle olan bağlarımızı geliştirmeye odaklanmalıyız. Eğer iyi bağlar kurarsak, doğanın geri kalanına benzer hale geleceğiz – gerçekliğin yapısındaki bir dişli gibi, ama kendi isteğimizle. Eğer doğa gibi olursak, doğanın bize karşı nazik olduğunu hissedeceğiz ve hayatlarımız kolay, sakin ve güzel olacak.

Doğanın İçsel Nabzını Hissedin

İnsanın Doğası: İyimser Felsefe Çalışmaları, Elie Metchnikoff:

İnsan yapısını değiştirmek için önce ideali çerçevelemek ve ardından bilimin tüm kaynaklarıyla çalışmaya başlamak gerekecektir.

İnsanları geleceğin bir tür dininde birleştirebilecek bir ideal oluşturulabilirse, bu idealin bilimsel ilkelere dayanması gerekir. Ve eğer, sık sık iddia edildiği gibi, insanın yalnızca inançla yaşayabileceği doğruysa, inanç bilimin gücünde olmalıdır. İnsan doğasını değiştirmek için, öncelikle kişinin çabalaması gereken idealin farkında olması ve ardından bunun gerçekleşmesi için bilimin sağladığı tüm araçları kullanması gerekir.

İnsanları geleceğin bir tür dininde birleştirebilecek bir ideal düşünürsek, o zaman bu, bilimsel verilerden başka bir yere dayandırılamaz. Ve eğer sık sık söylendiği gibi, kişinin inançsız yaşayamayacağı doğruysa, o zaman ikincisi, bilginin her şeye kadir olduğuna inanmaktan başka bir şey olamaz.

Cevabım: Elbette insan kendini değiştirdiğinde doğaya daha yakın olması için, mutlak bilgi olan gerçek inanç yönünde çabalamalıyız. O zaman içinde bir dönüşüm gerçekleşir ve uyumlu bir genel bütün gibi, doğanın içsel nabzını, hareketini ve onun içinde kendini hissetmeye başlar.

Soru: Yaptığı şey kişiyi doğaya bir damla bile yaklaştırıyorsa o zaman bu doğru yön, eğer uzaklaştırıyorsa yanlış yön müdür?

Cevap: Evet. Ve ayrıca “sağlam bir vücutta sağlam bir maneviyat” sloganına göre, ne kadar sağlıklı olursanız, doğaya o kadar yakın olursunuz çünkü onun bir parçasısınız.

İnsanlarda Nelerin Değişmesi Gerekiyor?

ABD Ulusal İstihbarat Konseyi tarafından hazırlanan küresel eğilimler Raporu, pandemiyi 2017’de öngördü. Önümüzdeki 20 yılın kaotik ve çalkantılı olacağı konusunda uyardılar: nüfus artışının yavaşlaması, nüfusun büyük ölçüde yaşlanması ve iklim değişikliği; fırtınalar, kasırgalar, seller sıcak hava dalgaları göçün artmasına neden olacak. Uluslararası İlişkiler öngörülemez hale gelecek, bağlar kurulamayacak ve potansiyel olarak parçalanacak. Kıtlıkta da bir artış olacak. Pandeminin uzun vadeli bir etkisi olacak. Tıp, bilim, yetkililer ve siyasete yönelik güvensizlik artacak, protestolar ve ayaklanmalar da patlamalar yaşanacak. Kısacası rapora göre kasvetli bir gelecekle karşı karşıyayız.

Değişmemiz için birçok nedenin ortaya çıktığını görüyoruz.

İnsanlığa iyi bir gelecek verin ve o tamamen vahşileşecektir. Sovyetler Birliği’nde işlerin daha iyi olacağı, on yıl içinde vaat edilen sloganla komünizme ve kapitalizme varacağımız söylendi: “Endişelenmeyin, ticaret büyüyecek ve her şey daha iyi olacak.” Görünüşe göre daha iyi bir gelecek vaadi bugün çok da iyi bir fikir değil. Bu ideolojiyi yayanlar bize şöyle diyor: “Bırakın önderlik edelim ve gelecekte her şey sizin için harika olacak. Bu süre içerisinde, olduğunuz gibi devam edin ve hayatınızdan memnun olun.” Ancak, her şeyin daha iyi olacağına dair net bir umut ve inanca sahip olmak çözüm değildir.

Doğanın yönüyle ve bizim yönümüz uyumlu değilse, doğa bizi kendimizi düzeltmeye, değişmeye zorlamalıdır. Bu bir süreçtir ve başlangıçta değişmememiz durumunda geleceğin kasvetli bir resmini görmemiz gerekir. Kişinin içsel durumu ile doğanın dışsal durumu arasında açık bir bağımlılık ve bağlantı görmemiz gerekir. Başka bir deyişle, eğer değişirsek, etrafımızdaki her şey de değişir. Doğa bizi bu şekilde, zıt, olumsuz bir bağlantı yoluyla etkiler. Bizi her türlü sorunla değişmeye zorlayacak ve bunu yaparak bu bağımlılığı keşfetmemizi sağlayacak.

Başka bir çıkışımız olmadığını ve bu çürüyen bedensel varoluştan kurtulmanın tek yolunun kendi kendini değiştiren bir varlık olmak olduğunun farkına varacağız. İnsan, Yaradan gibi olmak için çabalayan kişidir. Bu İbranice’de, “Adam” (“insan”) kelimesinin “Domeh le Elyon” (“en yükseğe benzer”) kelimelerinden kaynaklandığı şekilde ifade edilir. Yaradan, doğanın muazzam birleşik gücüdür, kendisinden yayarak her şeyi doğuran, veren güçtür. Bu güce benzer olmaya ihtiyacımız var. Dışımızdaki her şeye tam bir sevgi ile davrandığımız bir duruma ulaşmamız gerekiyor ve sonra her şey yerine oturacaktır.

Gerçekten de değişmeli ve sevgi, nezaket ve sıcaklık yaydığımız, Yaradan’a benzer bir duruma ulaşmalıyız. Bir gün bu durumu hayatın kendisinden daha çok arzulayacağız. Dahası, böyle bir uyuşmadan başka bir şeye ihtiyacımız yok. Ayrıca, salt kendi kendini dönüştürmenin ötesinde düşünmeli ve tüm dünyanın sevgi ve ihsan niteliğini kazandığı küresel dönüşümü göz önünde bulundurmalıyız. İnsan seviyesi aracılığıyla, canlı, bitkisel ve cansız seviyeler de değişecektir. Sonunda, kesinlikle her şey -cansız, bitkisel, canlı ve insan seviyeleri- karşılıklı, sonsuz ve sınırsız sevgi derecesinde olacaktır. O zaman, dört seviyede de ortak olacak olan bu büyük arzuda, üst güç tezahür edecek ve kendi içindeki her şeyi saracaktır ve dünya tekil bir form alacaktır.

Bu dönüşümün temelleri atılıyor ve bu doğa eylemine ve kişisel arzumuza, onu insanlığa seslenişimizle doğru yönlendirmek için, en uygun şekli vermeliyiz. Duyarlı varlıklar olduğumuz için, bu da olacaktır. Gözümüz korkutulabilir, diz çöktürülebilir, zorlanabiliriz ve bize bu şekilde öğretilmiş olabilir. Şu anda, doğa bize daha çok yaramazlık yapan gençler gibi davranıyor ve yapmamız gereken değişime uyanmamız için bize darbeler veriyor. Bir hayvanı terbiyeli bir hayvan olma noktasına kadar eğitebilirken, bir insanı doğasının üzerinde yükseleceği şekilde değiştirebiliriz.

Günümüz uzmanlarından gelen rapor, kibarca söylemek gerekirse, çok kabul edilebilir ve gerçekçidir. Farklı yönlerden farklı dalgalar olacak ve bizi hırpalayacaklar. Bizler daha akıllı olmadıkça, etkili çözümler üretemeyecek ve ayak uyduramayacağız. Bizi zorlayan üst güçle yavaş yavaş bir anlaşmaya varacağız. Mevcut salgın azalacak ve yerini bir sonraki dalgaya bırakacaktır. Bir sonraki dalgayla da kendi çabalarımızla başa çıkmaya çalışacağız, bu konuda bir şeyler yapmaya çalışacağız. Her türden ıstırabın bu dalgalarının, bizi ne kadar seçici bir şekilde etkileyeceğini ve bizi değişmeye zorladığını anlamaya başlayacağız.

İlk ve en önemli farkındalığımız, acının, bilgeliğin kaynağı olduğunu görmek olacak. Doğa bizi hırpalamaya devam edecek ve doğadan alacağımız nispeten sürekli darbeler sayesinde doğanın bizi nereye yönlendirdiği konusundaki anlayışımızı geliştireceğiz. Bu dalgalar zekamızın boyutuna bağlı olacaktır. Burada, şimdiden daha yüksek ve daha bağlantılı bir bilinç düzeyine girebiliriz ve bu bilinçle temas eden insanlar ellerinden gelenin en iyisini yapmalıdırlar.

“Hayvanlar İnsanlar Gibi Davransaydı” (Linkedin)

İnsanoğlu Dünya’daki piramidin tepesinde yer alır. Bununla birlikte, aşırı iklim olayları, önlenemez bir virüs, solmakta olan siyasi beceri ve artan sosyal bölünmeler karşısında hızla mutlak çaresizliğe doğru sürükleniyoruz. Sadece medeniyet değil, tüm dünya kontrolden çıkmış görünüyor.

Eğer suçlu arayacak olursak, bizden başka kimse bulunmayacaktır. Bizler suç işleyenleriz. Bizler sadece en kötüsü değiliz; gezegendeki tek olumsuz elementiz. Biz olmasaydık her şey gelişir ve huzur içinde olurdu.

Hayvanlar insanlar gibi davransaydı ne olurdu bir düşünün. Etoburlar, beslenecek canlı kalmayana dek avlarını eğlenmek ve böbürlenmek için öldürürlerdi. Alternatif olarak, otoburlar da açlıktan ölünceye ya da mideleri patlayana kadar tüm otları yerlerdi.

Hayvanlar insanlar gibi davransaydı, türler sadece güç ve kontrolü sağlamak için diğer türlerin otlanma veya avlanma bölgelerine erişimini engellerdi. Hayvanlar kendilerini beslemek için değil, diğer türleri aşağılamak ya da sadece spor amaçlı birbirleriyle savaşırlardı.

İktidara geldikten sonra, egemen türler kendi aralarında sadece otorite üzerinden değil, rakiplerinin yavrularının gelecekte tehdit oluşturmasını önlemek için birbirlerini öldürürlerdi. Üstünlük savaşında, kendilerini tüm zamanların en büyüğü olarak anmak için kendi yavrularını dahi öldürürlerdi.

Hayvanlar alemi hakkında uydurulan bu gaddarlıklar, günlük hayatımızın gerçeğidir. İşte bu yüzden dünyamızın çöküşü için kendimizden başka suçlayacak kimse yok.

Kendimizi ve gezegenimizi kurtarmak istiyorsak, enerji kaynaklarımızı değiştirmekten ve plastik kullanımını engellemekten çok daha derine inmemiz gerekiyor. Kendi doğamızı kazmamız ve her birimizin içinde yatan kötülüğü ıslah etmemiz gerekiyor. Bu, hayatta kalmak için tek şansımız.

Yapmamız gereken değişiklikler davranış değişiklikleri değil, egolarımız ve benliğimiz üzerinde yapılması gereken düzeltmelerdir. Şu anki doyumsuz zihniyetinde, doğamız hiçbir şey kalmayıncaya kadar her şeyi ve her şeyi yutmaya hazırdır. Geride bırakacağı harabe bizi ve neslimizi yok edecektir.

Biz en zeki varlıklar olduğumuzu düşünüyoruz oysa hayvanlar, sanki sonsuz bolluk varmış gibi biz onu sömürürken, kendilerini destekleyenin doğa olduğunu biliyorlar. Oturduğumuz dalı kesiyoruz yine de davranışımızı “ilerleme ” olarak tanımlıyoruz.

Aptallığımızı görebilsek bile rotamızı değiştirme kararlılığımız yok. Çok güçsüz olduğumuz için tek seçeneğimiz birbirimizden güç ve cesaret almak.

Değerlerimizi sömürücülükten düşünceli olmaya ve istismar edenden duyarlı olmaya değiştirmek için toplu bir çaba başlatırsak, zihniyetimizi değiştirecek olan sosyal çevremizi değiştirmiş oluruz. Birbirimize, hayvanlara, bitkilere, toprağa ve havaya olan yaklaşımlarımızı sadece ve sadece bu değiştirecektir. Bu nedenle, ilişkilerimizi, birbirimize yaklaşımımızı değiştirmek, gezegenimizi ve kendimizi kurtarmanın ve çocuklarımıza gelecek için umut vermenin tek yoludur.