Category Archives: Tabiat

Doğanın Programını Anlamak

Doğa birdir ve bütün parçaları tam bir bütünlük içerisindedir, kasıtlı olarak özgür irade verilen, böylece onu kullanarak bütünleşmeye kendisi gelecek olan insan dışında. Ve geç kaldığı ölçüde, kendisi bağımsız adımlar atmak isteyecek ve üzerine düşen sopanın önüne geçip doğa ile bütünleşmek için çabalamaya başlayana kadar acı çekmeye itilecektir. Günümüzde bizler bu koşuldayız.

Bu yüzden depresyona giriyoruz ve aile ya da bu dünya bizi tatmin etmiyor. Uyuşturucularla dikkatimizi dağıtıyoruz, çocuk sahibi olmak istemiyoruz vb. Peki neden? Çünkü doğa kasıtlı olarak bize darbeler göndererek var olmaya değecek özel bir amaç arama zorunluluğunu hissetmemize neden olur. Doğa bizi yeni bir koşula böyle hazırlar.

Bunu hayatın her alanında görürüz. İnsanlar motivasyonlarını kaybederler ve hiçbir şey istemezler, böylece bir demografik kriz meydana gelir ve dünya her konuda yokuş aşağı gider. Bu, içimizde özel bir motivasyon yaratmak için doğa programında kasıtlı olarak ortaya konmuştur.

Bizler, doğanın niyetini, düşüncesini, bize ne tür bir provokasyonun sunulduğunu ve en güzel koşula nasıl gelebileceğimizi anlamak için varız. Sevgide, ailede ve dostlukta ve herhangi bir programın uygulanmasında en başarılı olabiliriz, aslında her şeyde başarılı olabiliriz.

O zaman dünyayı büyük ve küresel olarak göreceğiz ve nasıl çalıştığını, onu ve toplumu nasıl yeniden inşa edeceğimizi hissedeceğiz.

Kendi İyiliğim İçin Değil

Herhangi bir arzuyu kendi iyiliğim için değil, başkaları için kullanmak her zamanki arzularımın içinde yaşamak istemediğim, ancak doğanın bir sonraki derecesine, alma yerine ihsan etme durumuna yükselmek istediğim tamamen farklı bir varoluştur.

Soru: Doğadan aldığım arzularımı kısıtlamak ve başkalarının arzularını yerine getirmek zorunda olmamın sebebi nedir?

Cevap: Bu doğanın programıdır, içinde var olduğumuz iki derecedir. Birinci derecede doğarız ve gelişiriz ve bu bizim egoizmimizin koşuludur. Ancak, yavaş yavaş ondan çıkmalı ve tersi duruma geldiğimiz bir sonraki dereceye yükselmeliyiz ve arzularımızı kendimiz için değil sadece başkaları için kullanmalıyız.

Doğa Tarafından Yönlendirilen

Soru: “Özgürlük” makalesinde Baal HaSulam, bizi hedefine iten gelişim yasasının bizi esir aldığını, çünkü insanın her zaman hazza çekildiğini ve ıstıraptan kaçtığını yazar. Bunun içinde herhangi bir özgürlük var mıdır?

Cevap: Hayır. Ve eğer sadece bir haz alma arzusuysam ne tür bir özgürlük olabilir ki? Önümde her zaman haz ve ıstırap konusunda belirli sayıda seçenek vardır ve ben, anlayışıma ve ruh halime göre, kendim için görünüşte en iyi olanı seçerim. Bu durumda, her mümkün olduğunda ve mümkün olan en kısa sürede kötüden iyiye kaçmayı seçen bir hayvan gibiyim.

Soru: Baal HaSulam ve siz “hayvan” terimini bir insanla ilgili olarak çok sık kullanıyorsunuz. Sebebi nedir? Kulağa acımasız geliyor.

Cevap: Bu, insanı hayvan seviyesine indirgediğimiz anlamına gelmez.

Mesele şu ki, doğamız bizi kesinlikle katı bir şekilde, özellikle de belirli bir formüle göre kontrol ediyor ve böylece her an bizim için en iyi görünen koşulu seçmemizi sağlıyor. Tek sorun şu ki, hem hayvanlar hem de biz bu koşulları bize neyin ifşa olduğuna dair anlayışımıza göre seçiyoruz.

Önünde belirli sayıda olasılık gören biri en iyisini seçer: kısmen içgüdüsel olarak, kısmen mantıksal bir şekilde, seçeneklerini hesaplayarak. Hayvanlar da aynısını yaparlar. Bununla birlikte, daha az hata yaparlar, çünkü daha küçük bir çeşitlilik ve olasılık kümesinde olan daha gelişmiş içgüdülere sahiptirler.

Ancak, esas olarak, aynı programdır. Burada insanın yapabileceği hiçbir şey yoktur. Bu nedenle, eğer hayatımızı her zamanki gibi yaşarsak, o zaman doğa tarafından yönetiliriz ve hiç özgür irademiz yoktur.

Öyleyse özgürlüğün ne olduğunu nasıl tanımlayabilirsiniz? Neyden özgürlük? Haz alma arzumdan özgürlüğüm yoktur. Tek şey şu ki, kendim için belirli bir tür haz seçebilirim. Bu durumda, birini diğerinin yerine koyarım.

Örneğin, bir kilo verme grubuna kaydolabilirim. Orada “beynimi yıkayacaklar” ve farklı davranacağım-tatlı yemek yerine başka haz formlarını seçeceğim. Ya da sanat, bilim vb. ile uğraşmayı tercih edebilirim.

Böylece, birtakım dış faktörlerin etkisi altına girebilirim ve onlar bana farklı bir değer ölçeği vereceklerdir. Yani, şimdi benim için önemli hale gelen belirli bir aktivite seçtiğimi ve bundan haz aldığımı söyleyebilirim. Ama yine de beni buna biri itmiştir. Her durumda, hala haz ve ıstıraptan oluşan aynı doğanın içerisindeyim.

Egoyu Kullanmadığımızda

Soru: Hangi egoist niteliklerin hangi seviyeyle eşleştiğine dair net talimatlar var mı? Başka bir deyişle, belirli egoist nitelikleri hangi seviyede ıslah etmemiz gerekiyor?

Cevap: Dünyamızda, insanın içinde her an ortaya çıkan aynı egoist niteliklerin her an kısıtlanması ve kullanılmaması gerekir.

Eğer kişi bunu yaparsa, ihsan etme niteliği içinde belirli bir egoist durumda olduğunu hissetmeye başlar. Şimdi bu niteliği diğerlerine göre, Yaradan’a göre artırabilir ve böylece daha üst seviyelere çıkabilir ve üst doğayı, O’nun ihsan etme, sevgi ve birlik niteliklerini hissedebilir.

Dünyamızın kökenini ve neden bu şekilde yönetildiğini anlamaya başlar. Kişi burada olanların tüm nedenlerini ve etkilerini görür ve anlar. Manevi dünyada belli bir seviyeye ulaştıkça her şeyi ifşa eder.

Yeni Bir Doğa Hissine Doğru

Kabala bilgeliği, hissetmediğimizden ama hissetmek istediğimizden ve hissetme fırsatına sahip olduğumuzdan bahseder. Kabala, bizi üst dünyanın algısına duyusal olarak tanıtmak için vardır.

İhsan etme, bağ ve karşılıklılık niteliklerinin hüküm sürdüğü bu üst dünya, sadece reddetme, kendi için alma niteliklerinin ve benim için iyi ve hoş olan her şeyin bir birinden çekici olduğu dünyamızın tam tersidir. Üstelik tüm bunlar dünyamızın her nesnesine gömülüdür ve otomatik ve içgüdüsel olarak gerçekleşir.

Bu yüzden dünyamızdaki tüm arzular egoist, üst dünyanın tüm arzuları özgecildir.

Ve burada bizim anlamamız gereken şey doğamızdan nasıl çıkabileceğimizdir. Bu uzay gemisinin nasıl yükseldiğine benzer, önce dünyanın yer çekimini aşar, ikinci ve hatta üçüncü kozmik hızla yıldızlara uçar.

Bundan dolayı bunun kendimizle nasıl yapılabileceğini, egoizmimizin çekim alanının üzerine nasıl çıkabileceğimizi öğrenmeliyiz. Ve bu sadece Dünya değildir. Egoizm, bizi her yönden korkunç bir her şeyi bilme, her şeyi görme, anlayışımızın, duyumlarımızın ve farkındalığımızın tüm seviyelerinde çeker.

O tamamen içimizde çalışıyor. Biz onun içindeyiz. Bu acı meyveden nasıl kurtulabiliriz? Egoizmden çıkmak, hatta bunu anlamak, en azından teoride, yapılması gerekenler konusunda hemfikir olmak ve sonra pratikte nasıl uygulayabileceğimizi bulmak büyük bir problemdir.

Yolu biliyorum. Ama aynı zamanda, sözcükler dışında bir başkasına hiçbir şekilde yardım edemem. Çünkü herkesin hür iradesi vardır ve herkes bunun farkına varmalıdır. Kişi ancak bu şekilde kendini aşabilir ve Yaradan’a yapışabilir.

Bunu, çalışmanın yardımıyla ve belirli eylemlerle üst dünyanın kendimize çekilmesine neden olarak yapabiliriz. Birbirimize yardım edebiliriz. Ama bunların hepsi dış yardımdır. Aynı zamanda içseldir ama yine de dışsaldır çünkü kendi gücümle, inancımla, ısrarımla, enerji patlamamla üst dünyaya girmeliyim.

Ve ne yaparsak yapalım, çevremizde kendi türümüzden belli bir ortam yarattığımızda ve her şeyi gerektiği gibi düzenlediğimizde bile, yine de, bir kişi egoizminin ötesine geçtiğinde, gezegenimizden başka bir kozmik bedene giden bir roket gibi ondan uzaklaşır – her seferinde bu bir mucizedir.

Bu bizim hayatımızın amacıdır. Başka ne olabilirdi ki? Munchausen gibi uçmak, çekirdeğin üzerinde, başka bir Dünya benzeri vücutta bir yerde oturmak mı? Ve bunu yaparsak ne olacak? Başka bir uzaya, başka bir boyuta gitmek istiyoruz. Bu açıklanamaz.

Ama yine de insanları okumaya, çalışmaya, kendi üzerlerinde çalışmaya zorlamalıyız çünkü bununla bizi egoizmden kurtarabilecek ve yeni bir doğa hissiyatına itebilecek daha yüksek bir gücü harekete geçiriyoruz.

“Depresyon Nedir?” (Quora)


Depresyon, tatmin edilmemiş arzuların bir sonucudur.

Birçok arzudan oluşuruz. Eğer bu arzular yerine getirilirse, mutlu hissederiz. Kısmen yerine getirilirse, içinde yaşadığımız ve alıştığımız kısmi bir memnuniyetsizlik hali hissederiz.

Bu memnuniyetsizliği, ister ilaç, ister uyuşturucu olsun, hayatımızdaki her türlü eğlence ve amaç vasıtasıyla, çeşitli yollarla etkisiz hale getirmeye çalışır ve böylece bir şekilde ayakta kalmayı başarırız.

İçinde derin, karanlık ve dipsiz bir boşluk hissettiğimiz, şu anda hiç şeyden tatmin olmadığımızı hissettiğimiz ve gelecekte de tünelin sonunda ışık görmediğimiz bazı depresyon durumları var ki gerçekten de zordur.

Genellikle geleceğe yönelik umutla yaşarız. Arzu yelpazemizi gerçekleştirmek için kendimize çeşitli hedefler planlarız. Genellikle yemek, cinsellik, aile, eğlence, para kazanma, toplumda saygınlık kazanma, bilgi birikimi istemekle meşgulüz ve hatta bazı insanlar belirli şöhret veya güç pozisyonları elde etmeyi diler. Bu tür arzuları gerçekleştirmek için çeşitli yollar geliştirdik ve bu yollar bizi daha derin varoluşsal sorulardan uzaklaştırarak hayatlarımızı belirli yüzeysel bir seviyede yaşamamıza izin veriyorlar. Ancak, karanlık tarafından yutulduklarında, depresyon bataklığına giriyoruz ve o zaman ölüm bile cazip geliyor. Böyle bir durum hakkında Kabalistik bir söz vardır: “Ölümüm hayatımdan daha iyidir.”

Bu tür depresif durumları hissetmeye başladığımız an, kendimize daha önce başarılı bir şekilde örtbas edebildiğimiz varoluşsal soruları sorarız. Günün sonunda, depresyon, yaşamın anlamı ve amacı ile ilgili sorulara cevap bulmak için her zamanki çerçevelerimizin dışında arama yapmamıza neden olan bir duygudur ve iç sesimizi dinlemek için belirli bir düzeyde depresyon yaşamamız gerekir.

Yemek, cinsellik, aile, eğlence, para, onur, kontrol ve bilgi için olan arzularımıza hizmet etmede bir anlam ve amaç buluyorsak yani bu arzuları doğrudan yerine getirerek ya da gelecekteki gerçekleşmesini hayal ederek kendimizden haz alabiliyorsak, o zaman hayatın daha derin varoluşsal soruları, bu haz arayışının altında gömülü kalır. Başka bir deyişle, yaşamın hayvansal varoluş düzeyinde anlam buluruz. Bununla birlikte, bu tür arzulara hizmet ederek tatmin bulamazsak, sonuçta yaşamın anlamını ve amacını aktif olarak aramamıza yol açması gereken bir his olan depresyonu yaşarız.

Dünyamızın daha üst bir boyuta sıçramamız gereken basit bir sıçrama tahtası olduğunu anlamalıyız. Aynı dünyada, aynı bedenimizde yaşarken varoluşun daha üst boyutunu keşfedebiliriz.

Doğanın bize rehberlik ettiği gelişim süreci, nihayetinde yaşamın anlamını aramamız ve elde etmemiz içindir. Depresyon durumları, bedensel arzuların yerine getirilmesinde anlamsızlığın keşfi ile daha yüksek anlam arayışı arasında geçiş yapmaya yaklaştıkça daha sık ve daha yoğun bir şekilde ortaya çıkar. Başka bir deyişle, bedensel arzularımızın yerine getirilmesinin peşinde koşarken hissettiğimiz artan memnuniyetsizlik, zaten daha derin varoluşsal sorularımızın bir ifadesidir.

Daha üst bir boyuta, algıya ve doyuma ulaşmak için bir yöntem sağlayarak, hayatımızın anlamı ve amacı ile ilgili soruları yanıtlamak üzere özel olarak oluşturulmuş bir metot olan Kabala bilgeliği, sadece ihtiyaçların yerine getirilmesinin ötesinde bedensel arzularımızı “zıt yardım” olarak adlandırır. Çünkü şu anda ya da sonunda bu arzularda keşfettiğimiz boşluk, bizi hayvansal varlığımızın ötesinde yaşamın gerçek anlamını ve amacını aramaya iter.

Doğayla Dengeyi Yeniden Kurmak

Cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya müdahale etmeme söz konusu olduğunda, “Pençelerinizi doğaya kaldıramazsınız, ormanları, kuşları, hayvanları vb. yok edemezsiniz; her şey itinayla ve dikkatli bir şekilde yapılmalıdır.” deriz.

Ve konu insan doğasına gelince bu konuda zayıfız ve bu yüzden bir şekilde kendimiz ile çalışmalıyız. Ama kimse bunu istemez. Bütün sorun budur.

Kabala bilimi ekolojiden değil, genel, özellikle küresel homeostaziye zarar verdiğimiz için, bizim doğa ile dengemizi nasıl yeniden kuracağımızdan bahseder. Ve doğanın en zararlı nesnesi insandır.

Ama sadece kendini düşünen bir insan nasıl doğanın bütünsel bir parçası olabilir?

Cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerde, homeostaziyi, içsel kabullenmeyi ve tüm parçaların uyumunu sağlayan yasalar vardır. İnsan buna sahip değildir. Bir insanı doğa ile bilinçli bir dengeye getirmek için, onun ne olduğunu ve ona nasıl ulaşılacağını anlaması gerekir.

Başkalarıyla dengeye gelebilmek için, her insan başkalarının arzularını ve başkaları da onun arzusunu dikkate almalıdır. Buna karşılıklı garanti, karşılıklı kabullenme yasası denir.

Esasen insanlık bunu bir şekilde yapmak ister. Sonuçta, benimsediğimiz tüm yasalar, karşılıklı garanti yasasının bilgisizliğini telafi etmek istiyor gibi görünüyor, ancak bu telafi, çarpıtmalarla birlikte zayıf ve tek taraflıdır.

Gerçek şu ki, bu yasanın uygulanması, insanlığa ve doğanın diğer tüm alt katmanlarına -cansız, bitkisel ve hayvansal- tam bir denge sağlayacaktır. Bizler buna ulaşmalıyız.

Üstelik, bunu başarmaya başladığımızda, doğal değişim yasalarını keşfedeceğiz. Ve o zaman her şeyde büyük atılımlar yapabileceğiz çünkü her seviyedeki insanlar  (eşler, ebeveynler ve çocuklar, patronlar ve astlar, kendi aralarında astlar, kendi aralarında patronlar vb.) arasındaki ilişkiyi nasıl düzgün bir şekilde organize edeceğimizi anlayacağız.

Doğaya uygun olarak bu ilişkilerin nasıl kurulacağını net bir şekilde algılayabilir olacağız.

“Kişi Dengeye Nasıl Ulaşır?” (Quora)


Bizler doğada var oluruz ve sıcaklık, basınç, titreşimler, dalgalar, radyoaktivite gibi muazzam miktarda doğal olgu bizi etkilemekte ve onlarla denge içinde yaşamamız gerekir.

Denge ile ilgili fiziksel yasa, çevresiyle denge halinde yaşayan bir organizmanın en rahat durumda olmasıdır. Sıcaklık, basınç veya başka bir parametre biraz artar veya azalırsa, organizma kendini kötü hisseder.

Doğada bu şekilde yaratılırız: doğada belirli sınırlar içinde var olabiliriz ve bu sınırlar içinde kendimizi çevremizdeki doğaya eşit hale getirmemiz gerekir. Örneğin, kışın, doğa ile dengede olmak için sıkı giyinmemiz gerekir ve yaz aylarındaysa tam tersi.

Bu, duyularımızla gördüklerimiz ve hissettiklerimizle ilgili dengedir. Ancak, doğanın algılanamayan başka bir kısmı daha vardır. Onun yasaları arzular düzeyindedir – özgecilik ve bağ kurma yasaları – ve onlarla dengede olmak için bu yasalara uymamız gerekir.

Sorun şu ki, bu yasaları bilmiyoruz. Bağış yaparak, fakirlere yardım ederek, başkalarını rahatsız etmeden, vergilerimizi ödeyip, yaşlılara karşıdan karşıya geçmelerinde yardım ederek ve diğer bazı görünüşte özgecil eylemlerde bulunarak, bu dünyada iyi insanlar olduğumuzu düşünüyoruz. Peki, özgecilik ve bağ kurma yasaları ile denge kurmak için bu tür eylemleri yapmak yeterli değil mi?

Sadece yetersiz değil, aynı zamanda bu tür eylemleri yapmak, özgecilik ve bağ kurma yasasını yerine getirmek ilgili hiçbir şey ifade etmez çünkü bizler yalnızca her daim özgeciliğe zıt hesaplamalarda bulunan egoist aklımızla anladığımız şeyleri yapıyoruz. Doğa ile bütünüyle dengeye ulaşmak için doğayı incelememiz ve ona benzemeye çalışmamız gerekir.

Bu form eşitliği yasası, uymamız gereken tek yasadır. Her gün değişiyoruz, büyüyoruz ve başka biri oluyoruz. Bu yüzden, her gün ve hatta anbean, doğayla olan dengemizi düzeltmemiz ve ayarlamamız gerekir.

Bu bakımdan, doğa ile dengeye girebilmek için önce doğanın bizden ne talep ettiğini öğrenmemiz, sonra bu talepleri karşılayıp karşılamadığımızı kontrol etmemiz gerekiyor. Kabala bilgeliği bunun içindir. Kabala, doğanın ne olduğunu, nasıl çalıştığını, doğanın içinde ne olduğumuzu ve nerede olduğumuzu, doğayla uyum sağlama konusunda eksikliğini duyduğumuz duyu ve parametreleri ve onlarla nasıl dengeyi sağlayabileceğimizi ele alır. Kabala metoduna dahil olarak, kendimizi derece derece değiştirir ve doğayla dengeye geliriz.

Birleşik Toplumsal Sistem

“Son Nesil” makalesinde Baal HaSulam,  sosyal eşitlik – “komün” kelimesinden türetilen komünizm olarak adlandırabileceğiniz, devletlerin olmayacağı, yalnızca tek bir toplumsal sistemin olacağı gelecekteki bir dünya hakkında yazar.

Orada her şeyi birbirine eşitleme, baskılama veya yapay olarak dayatılan ilişkiler mevcut olmayacak.  İnsanlar her şeyi anlayacak ve hissedecekler çünkü üst dünya onlara ifşa edilmiş olacak. Kabala’nın yardımıyla bunu kendileri keşfedecekler ve iyi ilişkiler içinde yaşarlarsa bunun kendileri için de iyi olacağını görecekler.

Örneğin, beş metre yükseklikten atlayarak veya ateşe elimi sokarak kendime zarar vermem çünkü kendime vereceğim zararı açıkça görebilirim. Benzer şekilde, insanların birbiri ile bağlantılı olduğu küresel sistem bize ifşa edilirse, o zaman tabii ki başkalarına zarar vermeyeceğim çünkü bana nasıl geri döneceğini göreceğim.

Sadece insanlığın tüm içsel bağlantısının sistemini anlamam gerekiyor ve o zaman hiçbir durumda birine zarar vermek istemem veya başkalarının pahasına daha iyi bir servet kazanmaya çalışmam çünkü bunu yaparak kendime kazandığımdan çok daha fazla zarar vereceğimi anlarım. Bağımızın sistemi bu şekilde çalışır ancak bu bize görünmez. Onu ortaya çıkarmamız gerekir.

Kabala bilimi bunu yapmamıza izin verir. O zaman hiçbir öğretiye, felsefeye, siyaset bilimine, oluşuma, karmaşık şeylere ihtiyacımız olmayacak. Sadece doğada var olan aramızdaki bağ sistemini ortaya çıkarmamız gerekiyor. İşte o zaman iyi çocuklar gibi kendi aramızdaki bağımızda doğru bir şekilde davranacağız.

İnsanlık Kendi Programını Gerçekleştirecek

Soru: Kabalistler kaderlerini gerçekleştirmeden insanlık yok olursa ne olacak?

Cevap: Hayır. Bizler doğa denen bir sistemin içindeyiz. Bu sistem mutlak ve evrenseldir. Bizi kontrol eden ve önceden belirlenmiş bir hedefe götüren bir güçler ağının içindeyiz.

Bu hedef ve geçmemiz gereken tüm aşamalar, deyim yerindeyse gerçekleşti, sadece kendimizi bu aşamalara sokmalı ve onlarda dönüşümlü olarak var olmalı ve farklı seviyelere yükselmeliyiz. Adımların kendisi ve son durum (tam ıslah) zaten hazırlanmıştır.

Bu nedenle, hiçbir yıkım olamaz ama bizi gönüllü olarak, doğru seçimle, özgür irademizle yaratılış hedefine doğru yönlendirecek ve şu anda yaşadığımız küçük ıstıraplar tarafından yönlendirilmeyen büyük ıstıraplar olabilir.

O yüzden sakin olabilirsin, insanlığa bir şey olmayacak. O, programını yerine getirmekle yükümlü olacaktır.