Category Archives: Maneviyat

Işık Kıvılcımının İfşası İçin Ön Koşul

Kendimizi dostlarımızla doğru bir şekilde uyumlarsak ve iki zıt nitelikten bir alt yapı oluşturup, bu niteliklerin birbiriyle bağlı olacağı bir yer yaratırsak, o zaman içinde Yaradan veya “orta çizgi” denen üçüncü bir nitelik tezahür edecektir.

Aksi halde, O olmaz ve “orta çizgi” de olmaz. Dışarıda arayacak kimse yok; çevrenizde, yıldızların üzerinde veya yer altında onları arayacak hiçbir yer yok. Herhangi bir imaj çizmek için hiçbir şey yok. Yalnızca doğru bağımız Yaradan’ı açığa çıkartır. O’nu kendimiz bulacağız ve bu durumu ve bu niteliği aramızda yaratacağız. Aksi takdirde O hiçbir yerde değildir.

Böyle bir metodu takip ettiğinizde, kutsallık yalnızca birbirimizle doğru ilişkilerimizde, aslında en doğru şekilde yaratılmış olan egoizmin üzerinde yükselir, böylece birbirimize karşı Yaradan denen doğru bir tutum geliştiririz.

Sonuç olarak, kişi bu niteliğe benzer şekilde “Adam” olur ve onu kendi içinde hisseder. Ve insanlarda doğru bağlarının başlangıcında bile böyle bir niteliğin, böyle bir içsel maneviyatın ortaya çıkması, ortaya çıkarmamız gereken en küçük ışığın ön koşuludur.

İşte bizim yaptığımız budur. Bu, herkese açık olan Kabala bilgeliğidir.

Mantık Ötesi İnanç = Ruh

Soru: Mantık ötesi inanç nedir?

Yanıt: Mantık ötesi inanç, kendi doğamın üzerine çıkmam ve Yaradan’ın içinde bulunduğu koşula girmem anlamına gelir ve bu, bugün olduğum durumuma zıttır.

Yaradan, ihsan etme, evrensel bağlantı ve küresel sevgi niteliğidir. Başlangıçta, bu niteliğe sahip değildim. Ama onu bir şekilde kendi içimde yaratabilir, toplayabilir ve ortaya çıkarabilirsem, o zaman bu, mevcut egoist doğamın üzerinde olacak ve mantık ötesi inanç olarak adlandırılacak.

Ne de olsa mantık, benim doğamda, egoizmimde, anlayışım ve hissimde olan şeydir. Ve bunun üzerine çıktığımda ve aksi yönde hareket etmek istediğimde, o zaman aklın karşıtı nitelikte olacağım – mantık ötesi inançta. Burada zıt, “çelişki” anlamına gelmez.

Basit hayat anlayışımızda genellikle bu tür pek çok tutarsızlık vardır, bunların önce etrafından dolanmanız ve sonra hissetmeye çalışmanız gerekir, çünkü mantık ötesi inanç, ihsan etme adına yaşamak gibi, üst dünya gibi, kendinizin üzerine yükselmek gibi bir koşulun var olduğu hissinden gelir ve siz bu koşulu bulmak istersiniz.

Kişi böyle bir içsel harekete sahip olduğunda, egoist kölelikten çıkış için hazırlanmaya başlar. Bu, üst “saran ışık” adı verilen bir kuvvetin ona belirli miktarda ve uzun bir süre etki etmesinden kaynaklanır.

Bu güç, kişinin kendini değiştirme arzusu ve eylemlerinden kaynaklanır. Ve içsel niteliklerinde egoist olmalarına rağmen, niyetlerinde özgecil olurlar.

Kişi, Kabala dersleri ile gruptaki çalışmasından böyle bir etki alırsa ve ek güç kazanmak, bu dünyanın üzerinde bir nitelik kazanmak isterse, o zaman bu, fetüsün rahim içi gelişimi gibi yavaş yavaş onda belirmeye ve gelişmeye başlar. Ve sonra mantık ötesi inanç niteliği doğar ve kendi başına var olmaya başlar. Buna ruh denir.

Kabala dilinde anlatmak gerekirse, kendisini Malhut’tan ayırmış gibi olur ve Bina’ya yapışır. Bu nedenle mantık ötesi inanç, Malhut niteliğine üstün gelen Bina’nın niteliğidir veya alma niteliği üzerinde gerçekleştirilen ihsan etme niteliği ya da alma arzusunun üzerinde düzenlenen ihsan etme arzusudur.

Ortak ruhun inşası, bu prensibe göre düzenlenir. Manevi dünyada var olmamızı sağlayan ilke budur. Bunu kendi içimizde inşa etmeliyiz. O zamana kadar hiçbirimizin ruhu yoktur. Kabala’da hiç bahsedilmeyen, sadece fiziksel olan bir beden vardır.

Kabala biliminde beden, bizim egoist alma ve haz alma arzumuz anlamına gelir; içimizde var olur ve hayvansal bedenle hiçbir ilgisi yoktur.

İdeal İntegral

Baal HaSulam’ın bahsettiği manevi seviyeler, sayısal bir prensip üzerine kuruludur. Bunlar kesinlikle net yasalardır: ışığın etkisi, arzunun tepkisi ve aralarında “perde” adı verilen bir dengeleme aracının ortaya çıkışı.

Bütün bunlar çok net ilkeler üzerine inşa edilmiştir: arzuda beş derece (sıfır, bir, iki, üç, dört), ışıkta beş derece (Nefeş, Ruah, Neşema, Haya, Yehida) ve onları birbirine bağlayan “perde”. Ruhumuzun sistemi böyle inşa edilir.

Ancak onun hisleri sayısal değil analogdur. Her şey bu şekilde gelişse de kareler veya küplerle sayısallaştırılmaz, duyusal ve sonsuzdur. Sonuçta ışık kabı doldurduğunda onun içinde boş bir yer bırakmaz ve bu tam bütünü üretir.

İntegral her zaman bir sınırlamadır. Burada bir şeklin alanını hesaplamak yerine, onu karelerle doldurup sonra toplarız. Karelerin toplamının bize tüm bu problematik şeklin alanını verdiği varsayarız. Aslında tam olarak öyle değildir, ancak onu karelere ne kadar doğru böldüğümüze bağlı olarak yaklaşık olarak bu şekilde hesaplarız.

Ancak bizim burada mükemmel bir integralimiz var. Mükemmel! Çünkü ışık, Kli’nin (kabın) tüm boş alanlarını doldurur. Bu nedenle, bilgi iletiminin derecelendirilmesi, algılanması, çoğaltılması ve genel olarak duygular (kaptaki ışık hissi) dışındaki her şey derece derece gerçekleşmesine rağmen, aldığımız duygular analogdur, mükemmeldir yani açıkça belirlidir.

Soru: Analog sistem neden doğru bir şekilde oluşturulmadı? Neden tam olarak iki sistem: sayısal ve analog, olmalıdır?

Cevap: Çünkü bu şekilde sayısal sistem ölçüm, analiz ve sentezin doğruluğunu, analog sistem ise duyumun yüksekliğini ve mükemmelliğini gösterir.

Bu formda, her iki sistemin bağlantısı gerçekleşir, ancak bunun tek nedeni, Kli’yi ve onun tüm boş alanlarını dolduran ışıkla uğraşmamızdır. Yani duyularımızda henüz dolmamış, henüz integrale dahil edilmemiş küçük boşluklar kalmamıştır.

Zohar Kitabı Sizi Nereye Götürür?

Baal HaSulam, Zohar Kitabı’na Giriş’te, bize her şeyin gözlerimizin önünde oluyormuş gibi görünmesine rağmen, tüm bu resimlerin yalnızca beynimizin içinde var olduğunun, mantıklı herkes için açık olduğunu yazar.

Ancak böyle bir anlayışa ulaşmayı başardığımızda, Kabala biliminin bahsettiği şeye yavaş yavaş yaklaşmaya başlayacağız. Bu nedenle, Zohar Kitabı bizden gizlidir ve biz onu nasıl açıp okuyacağımızı bilmiyoruz. Ne de olsa, onu anlamanın anahtarı, gerçekliğin doğru algılanmasıdır.

Zohar Kitabı’na, içinde anlatılan her şeyi, tüm tanımları, sesleri, dünyaları, manevi nesneleri, ruhları, karşılıklı ilişkileri ve özellikle gerçeklik algısının parametrelerini kendi içinde hayal ederek, yalnızca içsel kavramlarla yaklaşılmalıdır: dünya-yıl-ruh, zamanın, hareketin ve mekanın ötesinde.

Metni, içimizdeki güçlerin ve niteliklerin ilişkilerinin bir şemasına açılıyor gibi algılarsak, o zaman yavaş yavaş içimizdeki daha derin içsel durumları ifşa ederiz. O zaman, bize ne kadar gerçek görünürse görünsün, bu dış gerçekliğin var olmadığı, dışsal olarak var olduğu ve bize tabi olmadığı bizim için netleşecektir.

Sadece şimdi, bu gerçekliği yaratanın ben olmadığım, onun kendisinin önümde ortaya çıktığı, doğumumdan önce bile var olduğu ve ölümümden sonra da kalacağı yanılsaması altındayım. Zohar Kitabı’nın bize ne açıklamak istediğini anlamaya başlayana kadar, tüm bu görüşleri değiştirmeye çalışmalıyız.

Zohar Kitabı’na giriş, onun anahtarı, “İnsan… tüm dünyayı kapsar” ilkesine göre, tam olarak her şeyin kendi içine aktarılmasında yatar. Bu nedenle, doğru çalışıp çalışmadığımı, tüm geleceğimi kendi içimde hissetmeyi ve ifşa etmeyi umduğum ölçüde anlamak mümkündür.

Dostlar Olmadan Işık Yoktur

Kalbinizi dostlar için sevgiye açmanın ne kadar önemli olduğunu henüz tam olarak anlamış değiliz. Nihayetinde, onun aracılığıyla Yaradan’ı sevmeye başlıyoruz ve bu başka türlü mümkün değildir. Bu bizi iter ve çok garip ve alışılmadık gelir ama özünde bu, O’nun niteliklerine yaklaşmamıza yardımcı olmak için Yaradan’ın yarattığı kötü eğilimin tezahürüdür.

Bir dostun kalbine girmeye çalıştığım zaman, Yaradan’a ulaştığım anlaşılır. Bir dostun kalbi, Yaradan’la buluştuğum yer olan, o tapınaktır. Şu ana kadar bunu hissetmiyoruz ve bu bilince ulaşmamız uzun zaman alıyor. Aslında, içimde barındırdığım tüm egoizm, bir dostla olan bağıma karşı çıkar çünkü burası benim Yaradan’la bağımın olduğu yerdir.

Benim için bir dostun kalbi, Yaradan’ın evi olur. Bir dostun kalbine girmeyi başarırsam, Yaradan’ın bulunduğu tapınağa giriyorum demektir. Bu kutsal binayı inşa eden ve böylece Yaradan’a yaklaşan bendim.

Bu nedenle, en önemli şey egoizminizi kırmak ve dostlarınızın kalbine girmektir. Umarım bu içsel duygu kalbimizin derinliklerine yerleşene kadar bunu daha fazla ve daha fazla hissedeceğiz ve bu şekilde hepimiz tek kalpte tek adam olarak bağlanmaya layık olacağız.

Kabala’ya Direniş

Kabala’nın birçok muhalifleri vardır. Onlara böyle öğretildiği için “Kabala” kelimesine katlanamayan insanlar vardır. Kendilerine zarar verebileceğine ve bir şekilde önemlerini azaltabileceğine inandıkları için, onu çalışmaya istekli olmayan insanlar vardır. Yani düşünmeden, başka insanlara sorun çıkarmak için birçok neden vardır.

Yaradan hakkında tamamen yeni bir şekilde konuştuğunuzdaki sorunlardan bahsetmiyorum bile – bu hiçbir dinin bahsetmediği bir şey. Seni nasıl kabul etsinler?

Yorum: Prensipte ne yaptığınızı kendinize açıklayabilmeniz için, Kabala’ya karşı direnişin var olduğunu söylüyorsunuz.

Cevabım: Evet, Kabala çalışan bir kişi gerçekte ne yaptığını anlamaya başlayana kadar bu bir problemdir. Bu, onun içinde hemen oluşmaz.

Yavaş yavaş, neden, ne ve nasıl olduğunu anlamaya başlar. Bütün bunlar, hissetmediği ruhu incelediği için birikir. Kendisi de henüz hissetmediği, ancak yaklaşmaya çalıştığı, üst dünya denen bu ruhtaki duyumları inceler. Bu nedenle, nerede olduğuna dair henüz net bir anlayışa sahip değildir.

Kabala Dilinin Avantajı

Bu yorumda yapmakta zorlandığım şey, Tanrısal bilge Ari’nin bize verdiği talimata göre onların manevi saflıkları içinde, herhangi bir somut terimden yoksun olarak On Sefirot’u açıklamaktı. Böylece, her yeni başlayan, herhangi bir maddileştirme veya hatada başarısız olmadan bilgeliğe yaklaşabilir.

Bu on Sefirot’un anlaşılmasıyla, kişi bu bilgelikteki diğer konuları da incelemeye ve kavramayı bilecektir. (Baal HaSulam, “On Sefirot Çalışması,” Bölüm 1: Kısıtlama ve çizgi, İçsel Gözlem).

Baal HaSulam, Kabalistlerin manevi nesneleri maddeleştirmemek için, özellikle Sefirot‘un dilini aldıklarını söyler.

Kişi, Kabalistik metinleri çalışarak, dünyamızın tüm sözlerinin ardındaki manevi eylemleri ve manevi kavramları yavaş yavaş anlamaya başlayacaktır.

Baal HaSulam, tüm o hikâyelerle karıştırılmaması için, yeni başlayanların manevi dünyayı önceki nesillerde yazılan kitaplarda kullanılan dalların dilinde değil, Kabalistik dilde incelemelerini tavsiye eder.

Gerçek şu ki, üst dünyayı edinmiş ve Kabala’nın içsel anlamını az çok anlamış olan Kabalistler, bu dile sahip olmadıkları için hala hiçbir şeyi açıkça ifade edemezler.

Onun doğru kullanımını ortaya çıkaran Baal HaSulam’dı. Bu nedenle, ondan sonra, genel olarak zaten hata yapmayacağımızdan ve her şeyi doğru ifade edip anlayacağımızdan emin olabiliriz.

 

Her Şey Benzerlik Ölçüsüne Bağlıdır

Bu nedenle, O’nun ihsanında her zaman iki anlayışı ayırt etmeliyiz: Birincisi, hala kapsayıcı, basit bir ışık olduğu zaman, o üst bolluğun özünün alınmadan önceki formudur. İkincisi, bununla alıcının özelliklerine göre ayrı bir form elde ettiği için, bolluk alındıktan sonraki formudur. (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Bölüm 1, İçsel Gözlem, Madde 2).

Benim niteliklerimin ve Yaradan’ın ihsanının niteliklerinin benzerliğine göre, sadece belirli bir etki hissederim. Yani bende kıyafetlenmeden önce ışık; “basit, formsuz, tek” olarak adlandırılır ve alıcının içinde kıyafetlendiğinde adeta benim niteliklerimi almış gibidir.

Soru: Eğer benim niteliklerim O’nun zıddıysa, kendimi Yaradan’a zıt mı hissederim?

Cevap: Burada, Yaradan’ın nitelikleri ile insanın niteliklerinin benzerliğine bağlı olarak çok sayıda olasılık vardır. Bu, bir insanın nasıl hissettiğidir. Nitelikleri Yaradan’ın niteliklerine ne kadar benzer olursa, O’nu o kadar doğru hissedecektir.

Soru: Bu Yaradan duygusu ne kadar nettir?

Cevap: Bu benzerlik ölçüsüne bağlıdır çünkü pratikte sadece Yaradan’ı hissederiz, O’ndan başkası yoktur.

Bu nedenle tüm arayışımız, O’nu tüm görünümleri ile ifşa etmektir. O zaman etraftaki her şeyin O’ndan, O’nun tek gücünden ve bütünlüğünden ibaret olduğunu göreceğiz.

Son Neslin Kabalistlerinin Misyonu

Yorum: Neler olduğuna bakarsanız, o zaman bu aşamada siz geçmişin Kabalistlerinden çok daha fazlasını yaptınız.

Cevabım: Bu aşamada çok şey yaptım ama düşük seviyede.

Geçmişin Kabalistleri, manevi dünyada büyük ıslahlar yaptılar ve onu dünyamızda tezahür etmesi için hazırladılar. Bununla birlikte, ben, aşağıdan yukarıya daha çok çalışma yapıyorum. Bu dünyayı, onun formu ve arzusu bakımından üst dünyayla temasa az çok hazır olacak şekilde hazırlıyorum.

Yani onların çalışması, manevi kaynağı yukarıdan aşağıya çekmek üzerine kuruluydu ve benim çalışmam bir grup insanı, onların kaynağına yükseltmek ve bu bağı yaratmak. Ben, aşağıdan yukarıya doğru çalışıyorum. Bu, benim misyonum.

Akıl, Arzu ve Niyet

Soru: Bizim dünyamızda doğan bir insan zaten bir niyete sahip midir? O sadece alma arzusuyla doğmaz mı?

Cevap: Evet ama bunlar küçük, mikro niyetlerdir.

Soru: Küçük bir çocuğun zevk alma arzusu olduğunu görüyoruz. Yine de kendi iyiliği için zevk aldığını bile söyleyemezsiniz. Ama büyüdüğünde öyle bir kurnazlık gösteriyor ki, bunu bilinçli olarak kendisi için yapıyor, bilinçli olarak başkalarını kullanıyor. Bizim bir arzumuz, aklımız veya başka bir işlevimiz var mı?

Cevap: Aklımız, arzumuz ve niyetimiz var. En önemli şey ise niyettir. Bu, kişinin eylemlerinde neye talip olduğunu belirler.

Akıl yardımıyla niyeti değiştirebiliriz. Arzunun kendisi tamamen mekaniktir. Ancak niyeti arzuların üzerine nasıl yükseltebileceğimizi ve arzunun doğasını -kendimiz veya başkaları için- nasıl değiştirebileceğimizi bilmek zaten bir insan yeteneğidir.

Akıl çok önemli bir fonksiyondur. Bizler onun sayesinde niyetimizi değiştirebiliriz.