Category Archives: Maneviyat

Yaradan’a Benzerliğin Ölçüsünde

Soru: Onlunun merkezine dönmenin her şeyin birleştiği noktaya dönmek anlamına geldiğini söylediniz. Bunu nasıl yapabiliriz? Sonuçta o kadar farklıyız ki, dualarımız ve niyetlerimiz bile farklı. Bu nokta nedir?

Cevap: Tüm evrende, bırakın insan gibi karmaşık, kaotik ve senkronize olmayan bir şeyi, bir diğeriyle aynı olan tek bir parçacık bile bulamazsınız, bir insan asla bir diğerinin aynısı değildir. Böyle bir şey yoktur ve var olamaz.

Sadece hepimizin Yaradan ile ilişki içinde olduğunu anlamamız gerekiyor. Her birimiz ve hepimiz birlikte. Hepimiz O’nu aşağı yukarı aynı şekilde hayal ederiz, izlenimlerimizi hizalayabildiğimiz ve O’nu İyi ve bizi iyilikle yöneten olarak algılayabildiğimiz ölçüde. Bu iyiliği O’na benzerliğimiz ölçüsünde hissederiz.

Eğer niteliklerimiz şu anda bulunduğumuz derecede O’na benziyorsa, O’nun yönetimini iyi olarak algılarız. Değilse, kötü olarak algılarız. Buna dayanarak, Yaradan’ı ya iyi ya da kötü olarak hayal ederiz.

Çeşitli algılarımızı karşılaştırıp, birleştirdiğimizde ve Yaradan’ı iyilik yapan iyi olarak tasavvur etmeye çalıştığımızda, her birimizin bireysel olarak O’nu nasıl tasavvur ettiği önemli değildir. O bizim için Bir olur, tek bir taç, tek bir baş ve o zaman biz O’na bağlanırız.

Tüm Dünya Sürekli Bir Rahatsızlıktır

Soru: Bedensel seviyedeki tüm rahatsızlıklardan, darbeler olmadan, sadece grup içinde geçmek mümkün mü ve bunu nasıl başarabiliriz?

Cevap: Bu sizin rahatsızlıklarla nasıl ilişki kurduğunuza bağlıdır. Diyelim ki bir rahatsızlık ortaya çıktı. Ama ben bedensel seviyede var olduğum için, eğer bedensel olmasaydı onu nasıl algılayabilirdim? Maddesel duyular dışında başka duyularım yok, dolayısıyla onları bu şekilde deneyimliyorum.

Hayvansal seviyede olduğumuz için, doğal olarak tüm rahatsızlıklar da içimizde aynı seviyede ortaya çıkar.

Bunların bedenlerimizi, ailelerimizi, yaşamlarımızı, işimizi ve başkalarıyla ilişkilerimizi içerdiği açıktır. Bunların hepsi bizim dünyamızı oluşturur ve biz bu dünya içinde çeşitli rahatsızlıklar yaşarız.

Aslında tüm dünya sürekli bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlıkların artık bizim için önemli olmadığı ve bunun yerine yalnızca manevi rahatsızlıkları hissettiğimiz bir seviyeye ulaşırsak, bu dünya yavaş yavaş algımızdan kaybolacak veya yalnızca çok az bir kısmını kaplayacaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 2

Duada Kişinin Kontrolü Altında Olan Nedir?

Şöyle yazılmıştır: “Emek verdim ve buldum.” Çaba kişinin kontrolü altındadır, ancak sonuç kişinin kontrolü altında değildir. Neden? Çünkü ruhumuzun yapısını ya da gelişim yollarını bilmeden onun üzerinde çalışıyoruz. Sadece denememiz, hem nicelik hem de nitelik olarak çaba göstermemiz gerekir; sonuçlar, yol veya karşılaşabileceğimiz olaylar hakkında endişelenmemize gerek yoktur. İlerleme hızımız veya nihai formumuz hakkında endişelenmemeliyiz. Bunun nedeni sadece nihai formumuzu bilmememiz değil, her yeni koşulda nereye varacağımıza dair hiçbir fikrimizin olmamasıdır. Rabbi Şimon Bar-Yochai gibi büyük bir Kabalist bile, yalnızca arka tarafını tanıdığı için, son ıslah seviyesine (Gmar Tikkun) yükseldiğini biliyordu. Eğer arka tarafını görmemiş olsaydı, hangi seviyeye ulaşmak üzere olduğunu bilemezdi. Her an yeni bir koşul uyanır. “Reşimo” (kayıt) adı verilen içsel bir hafızadan doğar.

İnsanlar bir Kabalistin dünyanın başlangıcından sonuna kadar her şeyi bildiğini ve gördüğünü düşünür. Ancak bir Kabalist sadece manevi yolunda ne kat ettiğini bilir. Mevcut seviyelerine kadar neyi edindiklerini bilirler, henüz deneyimlemediklerini değil. Bu nedenle, manevi seviyeler “yükselişler” ve “keşifler”, daha önce bilinmeyenlerin keşfi olarak adlandırılır.

Dolayısıyla, manevi bir yükselişte çaba mevcut anlayışımızın üzerinde, mevcut koşulumuzdaki anlayış ve düşüncelere karşı olmalıdır. Bu her zaman daha düşük seviyenin daha yüksek seviyeyle olan ilişkisidir çünkü daha yüksek bir seviyenin arka tarafı daha düşük seviyeden daha karanlık ve daha az ıslah olmuştur.

Çabanın kendisi sonuca dair hiçbir belirti taşımaz. Hedefin yüceliği ile doğrudan bir ilişkisi yoktur. Bir kişi belli bir konuda emek sarf eder ve hiç beklemediği bir sonuç alır çünkü her seferinde ruhunun daha önce kendisinden gizlenmiş olan yeni bir parçası ifşa olur.

Manevi Benliğiniz İçin Talep Edin

Soru: Dostlarımla, grupla ve onluyla olan bağım ve ilgim nedir?

Cevap: Bu, birçok çaba sarf ettiğinizde ve bunların size hiçbir şey vermediğini fark ettiğinizde yavaş yavaş gelir. Sonra tam bir kopuşla, nihayet Kabalistler tarafından gösterilen yolu izlemeniz gerektiğini anlamaya başlarsınız.

Bu nedenle, grubun merkezine dönmeniz ve aranızdaki bağda kendiniz için değil, diğerleri için talep etmeniz gerekir. Onlar için talep ederek, aslında manevi benliğiniz için talep etmiş olursunuz. Ve yalnızca kendiniz için talep ettiğinizde, dünyevi benliğiniz için talep etmiş olursunuz. Ve tüm bunları kişi ancak çıkmazda olduğunu gördüğünde, yenilgisinden itibaren ifşa etmeye başlar.

Çifte Çalışma

Soru: Eğer kocam ve ben birbirimizi “öldürmek” istiyorsak, bu ilerlediğimizin mi yoksa tam tersine düştüğümüzün mü bir işaretidir?

Cevap: Her halükarda hem dünyevi hem de manevi seviyelerde bunun üzerine çıkmanız gerekir. Birbirinizi “öldürmek” istemenin ne yararı var?

Kocanıza kendinizi aşabileceğinizi inadına gösterin; bırakın kıskansın. İki kişi Kabala çalıştığında, önemli bir ilerleme kaydedebilirler, ancak bu hem grup içinde hem de eşle birlikte çifte çalışma gerektirir. Eş, başka bir grup gibidir.

Yaradan’ın Yardımını Ummak

Soru: Şehina’yı aramızda pratik olarak nasıl hissedebiliriz? Onu aynı anda mı yoksa her kişi kendi içinde olmak üzere farklı zamanlarda mı hissetmeliyiz?

Cevap: Gruptaki herkes bunu hissetmeli ama aynı anda olması şart değil. Bazıları şimdi, bazıları bir hafta sonra, diğerleri bir ay sonra vs. hissedebilir. Ama herkes bunu hissetmeye gelmelidir.

Soru: Yaradan’ı edinmeden önce denemelerimiz ne kadar sürecek?

Cevap: Egoizminizle meşgul olduğunuz sürece. Bunun üzerine çıktığınız anda, tüm denemeler sona erecektir.

Soru: Rabaş’ın “Toplumun Amacı – 1” adlı makalesinde şöyle yazar: Ve bu amaca henüz ulaşmamış olsak da, ona ulaşma arzusuna sahibiz. Ve bu da bizim tarafımızdan takdir edilmelidir, çünkü yolun başında olsak bile, bu yüce hedefe ulaşmayı umuyoruz.

Başkalarına kefil olamadığımız için mi “umut ediyoruz”?

Cevap: Hayır, bunun nedeni bizi yüceltecek ve bize doğru, iyi düşünceler ve eylemler verecek olan Yaradan’ın yardımını ummamızdır.

Yaradan Her Şeydir

Yaradan ile çok karmaşık bir ilişkimiz vardır. O bir yandan bir dosttur; diğer yandan bir efendidir ve bir başka açıdan da ıslah eden, dolduran bir güçtür.

Yaradan her şeydir. O tek bir varlık olarak tanımlanamaz. Herhangi bir anda hissettiğim her şey, ilişki kurduğum, aldığım veya bağlandığım her şey Yaradan’dır.

O zaman grup benim algımda kaybolur. Bu benim Kli’m, yani aracılığıyla Yaradan’ı hissettiğim duyu haline gelir.

Şamati’yi Hissetmek

Soru: Baal HaSulam ve Rabaş, bize Şamati makaleleri şeklinde bir hazine bıraktılar. Bağımızı güçlendirmek ve birbirimizi daha fazla hissetmek için bu makalelerle daha derin çalışmayı nasıl öğrenebiliriz?

Cevap: Önce bir makale okuyun ve ardından grubun içinde erimek için çaba gösterin. Ardından, başka bir makale okuyun ve bir kez daha grubun içinde kaybolun. Bu şekilde dönüşümlü olarak devam edin ve her seferinde aynı makalede veya farklı makalelerde tamamen farklı koşullar göreceksiniz. Her şey size bağlı ve her seferinde yeni olarak algılanacak, son derece yeni.

Öğretmenim Rabaş, her zaman uykudan önce içinde Şamati makalelerinin kayıtlı olduğu defteri açar, birkaç satır okur ve sonra uykuya dalardı. Bu defter her zaman onun yanındaydı.

Onun ne derece Kabalist olduğunu ve şimdi okuduğumuz bu makalelerde ne gördüğünü bir düşünün – manevi dünyanın ne anlama geldiğini bile anlamayan bizler. O zaten tüm dereceler boyunca yükselmiş ve alçalmıştı, bir piyanodaki gibi gamlarını çalıyor, manevi dünyanın tüm alanı boyunca yukarı ve aşağı hareket ediyor, şu anda okuduğumuz aynı makaleleri okuyordu.

Bu nedenle her şey birbirimizle ne kadar bağda olduğumuza bağlıdır; böylece onluya özen göstererek ihsan etme niteliğini kendimizden ifade edebiliriz. Ve bu ölçüde Şamati’yi hissedeceğiz.

Neden Planlarımız Yaradan’ı Güldürür?

Soru: Bir adamın Tanrı’ya sormasıyla ilgili bir fıkra vardır: “Tanrım, seni güldürmenin en iyi yolu nedir?” Tanrı cevap verir: “Bana planlarından bahset.”

Neden planlarımız Yaradan’ı güldürür?

Cevap: Çünkü kişi plan yaptığında, sanki geleceği planlayabilecekmiş gibi, kendisini olup bitenlerin üzerinde görür. Bu hiç de haklı bir düşünce değildir. Bu nedenle, elbette O’nu güldürür.

Soru: Gerçekçi olalım. Kişi yaz için, tatil için planlar yapıyor. Ben de o gün için bir plan yapıyorum, bugün ne yapmam gerektiğini yazıyorum vs. Buna plan yapmak denir mi?

Cevap: Woland’ın ne dediğini hatırlıyor musunuz? Bir kişi kendini gelecek için programlayamaz. Bunu yapabilmesi için en az 1000 yıl önceden ne olacağını bilmesi gerekir.

Ben herhangi bir şeyi programlayabileceğimizi söyleyemem.

Soru: Plansız yaşamak mümkün mü?

Cevap: Planlarınızı bir kenara bırakır ve bir sonraki, daha yüksek seviyenin planlarını kabul ederseniz, plansız yaşamak mümkündür.

Soru: Bunlar ne tür planlar? O zaman hangi plana göre yaşayacağım?

Cevap: Üst doğanın, Yaradan’ın planına göre yaşarsınız.

Soru: Peki bu ne tür bir plandır?

Cevap: Bu, hayal edebileceğiniz her şeyin tek bir şey olduğu anlamına gelir: O’nunla yakın temas içinde olmak.

Soru: Ve bu artık O’nu güldürmüyor mu?

Cevap: Bu O’nu güldürmez. Siz sadece bunu başarmak istiyorsunuz ve ne olacağı sizin için önemsiz. Önemli olan sadece bu planların sizde gerçekleşmesini istemenizdir.

Soru: Yaradan’ın planlarının ne olduğunu bilmekle bile ilgilenmiyor musunuz? Sadece kendinizi tamamen adıyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Bir insan böyle yaşayabilir mi?

Cevap: O’nun planlarını gerçekten kontrol edecek misiniz?

Soru: Ben gerçekten yapamam. Ancak yine de, bunu telaffuz etmek bile birileri için korkutucu olabilir. Ya O’nun şöyle planları varsa…

Cevap: Her neyse, bunlar zaten üst planlar.

Soru: Yani bir üst planın önünde benim tamamen iptal olmamla mı ilgili?

Cevap: Evet.

Soru: Bu Yaradan’ı güldürüyor mu?

Cevap: Yaradan sevinir.

Soru: Beni neden böyle “büktüğünü” söyleyebilir misiniz?

Cevap: Planlarınızı bilinçli olarak değiştirmek isteyesiniz diye.

Soru: Yani ruhumu alıp bastırıyor muyum?

Cevap: Evet.

Soru: Tüm bunların benim gururum olduğunu, şu anda genel olarak gururdan bahsettiğimizi söyleyebilir miyim?

Cevap: Elbette.

Yorum: Ve Yaradan ondan şunu istiyor…

Cevabım: Kendi başına çıkarmasını istiyor.

Yorum: O’nun üzerimizde gerçekleştirdiği operasyon pratikte anestezisizdir.

Cevabım: Kişi kendisinde kötü olan ve kendisine müdahale eden şeyin bu olduğunun farkına varmalıdır.

Soru: Peki burada ağrı kesici yok mu? Acıya katlanmak gerekli mi?

Cevap: Evet.

Soru: Hangisi daha önemli: sonucun kendisi mi yoksa planlama süreci mi?

Cevap: Elbette her ikisi de diyebilirim. Ancak asıl önemli olan hala sonuçtur.

Soru: Örneğin planlar suya düştüğünde. Pek çok insanın planları suya düşer ve bugün bunların pek çoğu suya düşmüş durumda. Bir kişi buna verdiği tepkiden daha farklı bir tepki verebilir mi? Bir şekilde daha sakince.

Cevap: Bu onun hazırlığına bağlıdır. Eğer tüm planlarının gerçekleşmeyeceği ve onları Yaradan’ın planlarıyla değiştirmek zorunda kalacağı gerçeğine önceden hazırlanmışsa, o zaman bunu sakince atlatacaktır.

Soru: Yani, ben planlıyorum ama olacak olan Yaradan’ın istediği şey mi?

Cevap: Evet.

Soru: “Planlıyorum” cümlesinin doğru başlangıcı bu mudur?

Cevap: Bir kişinin plan yapması gereklidir. Ancak her halükarda gerçekleşecek olanın kendisinin değil Yaradan’ın planları olduğuna kendini ikna etmelidir.

Soru: Yani ben istediğimi yapacağım ve Yaradan’ın karar verdiği gibi mi olacak?

Cevap: Evet.

Soru: Bu şekilde mi yaşamalıyız? Bu doğru bir mesaj mı?

Cevap: Evet. Her zaman şunu eklersiniz: “Eğer Yaradan isterse.”

Neden Kongrelerde Toplanıyoruz?

Soru: Kişi kongrede doğru ve gerçek duaya nasıl ulaşılabilir?

Cevap: Kongreye katılan herkes neden geldiklerini ve Yaradan’dan ne talep edeceklerini anlamalıdır. Ben kongreye diğerleriyle öyle bir bağ içinde olmak için geliyorum ki, bu bize Yaradan’la aramızdaki duvarı yıkabilecek ortak bir güç versin.

Bu nedenle kongreye başkalarıyla birleşmek, onlardan etkilenmek ve bunu ne kadar iyi yapabildiklerinden, nasıl yönettiklerinden ve getirdikleri güç ve fırsatlardan ilham almak için geliyorum. Çok uzaklardan gelmiş, istekli, içine hapsolduğumuz kabuğu kırmak için bir şans olduğunu anlayan dostlar görüyorum.

Baal HaSulam bir turpun içinde yaşayan ve onun acısıyla beslenen bir solucan örneğini verir, tüm dünyanın böyle olduğunu düşünür. Ama kafasını dışarı çıkardığında, güneş ışığını, ışığı görür ve kuşların şarkı söylediğini duyar: “Ah, ne güzel bir dünya! Daha önce neredeydim ben?”

İhtiyacımız olan şey bu: içinde bulunduğumuz turpun kabuğunu kırmak çünkü onun ötesinde hiçbir şey göremiyoruz. Kongreye birbirimizin izlenimlerini ve ilhamlarını özümsemek ve birlikte Yaradan’a yönelmek için geliyoruz.