Category Archives: Maneviyat

Sadece Kongrede Değil

Soru: Onlu gruplar, onlular arasında daha yakın bağlar kurmakla ilgilenmeli mi? Ve birlikte ne yapmalıdırlar?

Cevap: Ben belirli bir onlu grubun parçasıyım çünkü Yaradan’ı ifşa etmek istiyorum. Hayatımı bir hayvan gibi kemiklerim toprakta çürüyerek ve benden geriye hiçbir şey kalmayarak sonlandırmak istemiyorum. O’nu ifşa ettiğimde, içimde sonsuzluk ve mükemmellikten bir parça ortaya çıkarıyorum ve bu parça benimle kalıyor. İşte bu kadar. Ben zaten bizim dünyamızdan üst dünyaya yükseliyorum ve bu zaten benim içimde.

Bu nedenle, bir onlu grubun içinde olduğumda, Yaradan’ı edinmek için onunla birlikte bu seviyeye ulaşmaya çalışırım ki O, onlu aracılığıyla benim üzerimde etki etsin ve ben de onlu aracılığıyla O’nun üzerinde etki edeyim. Eğer başka bir onlu gruptan ek güç kazanabileceğimi hissedersem, onlumu onlarla bağ kurmaya teşvik ederim. Bu şekilde, Yaradan’ın üzerimizdeki etkisini arttırırız.

Söylendiği gibi: “Toplum ne kadar büyükse, Kral da o kadar yüksektir.” Hepsi bu kadar. Ancak bu yalnızca, tüm çabamı harcadığım bir onlu grubum varsa ve başka bir onlunun, bir başkasının ve bir başkasının daha bize yardımcı olabileceğini görüyorsam geçerlidir. İşte bu yüzden kongrede bir araya geliyoruz.

Her gün onlu gruplar arasında etkileşime girmesek bile kongrede bu imkâna sahip oluyoruz ve birbirimizle kaynaşıyoruz. Kongredeki her ders sırasında farklı bir onlu grupta oturuyorum. Kiminle ve nasıl olduğunu bile bilmiyorum. Bu çok büyük avantajlar sağlıyor.

Her ders sırasında değişen spontane bir onlu gruptaki herkesin arzularını özümsüyorum. Başka bir deyişle, çeşitli farklı etkileri deneyimliyorum ve bu çok yardımcı oluyor.

Çeşitli onlu grupları dinlediğimde, kendimi onların içine daldırdığımda ve kongreden daha önce sahip olduğumdan tamamen farklı izlenimlerle döndüğümde nasıl etkilendiğim hakkında şimdi kişisel olarak konuşuyorum. Katılımcıların arasında oturmadan bile bunun bana ne kadar fayda sağladığını uzaktan hissedebiliyorum.

Dolayısıyla her onlu grubun diğer gruplarla bütünleşmesi çok faydalı. Bu sadece kongrede değil, günlük hayatta da yapılabilir, tercihen kendi ana dilinizde. Bir onlu grup kendi iç gücünü artırmak istediğini hissettiğinde, uyumunu koruyarak başka bir grupla bağ kurabilir.

Özgecil Parça

Soru: Bilginin egoizm içinde hissettiğimiz şey olduğunu söylediniz. Bu, inancın onun üzerine inşa etmeye çalıştığımız şey, yani ruhumuz olduğu anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet, bilgi egoizmdir ve inanç özgeciliktir, kendim için değil başkası için hareket ettiğimde bunun tam tersi bir niteliktir.

Yaradan egoizmi birçok parçaya ayırdı, böylece ya kendi egoist parçamdan ya da başkalarının iyiliği için çalışabilirim. Bu benim özgecil parçam olur.

Eğer Yaradan kabı kırmamış olsaydı, ihsan etme niteliğine ulaşmamın hiçbir yolu olmazdı. Kime ihsan edecektim? Ancak şimdi, kendi dışımda birine ihsan etmek zorundayım. Bu diğer kişi bir zamanlar benim bir parçamdı. Adem’in parçalanmasından önce hepimiz tek bir bedendeydik. Şimdi onlar benim dışımda, bu yüzden onlardan nefret ediyor ve reddediyorum.

Ama sanki benimle birlikte tek bir arzu içinde, tek bir bedende, tek bir bütünmüş gibi onlar üzerinde çalışırsam, o zaman özgecil davranmış olurum.

Yaradan’ın Gözleriyle Hareket Edin

Soru: Bazen Yaradan’ı ifşa etmek için çabalamamız gerektiğini, bazen de mantık ötesi inançla hareket etmemiz gerektiğini söylüyoruz. Neden körü körüne gitmeliyiz?

Cevap: Mantık ötesi inançla hareket etmek, Yaradan’ın gözleriyle yürümek demektir, körü körüne değil. Manevi dünyayı egoist bakış açınızla göremezsiniz, ancak egoizmin üzerine çıkarsanız görürsünüz.

Bu nedenle, mantık ötesi inançla yürümek için koşul verilmiştir. Sadece başka bir duyu organına ihtiyacınız var ve ona yönlendiriliyorsunuz.

Hata Yapmaktan Korkmayın

Soru: Bir kişinin hem iyi hem de kötü bir eğilimi olduğu ve bedeninin belirli bir emri yerine getirmeyi kabul edip etmediğini test etmesi gerektiği söylenir. Manevi yolda beden (kötü eğilimimiz) her zaman iyi eğilime karşı çıkar. Onun rızasını kazanmak ne anlama gelir?

Cevap: Emri yerine getirmeyi gerçekten istiyormuş gibi biraz çaba göstermeli ve bunun yaratılışın doğasıyla ne kadar çeliştiğini hissetmelisiniz. Sonra bundan geri adım atın ve Yaradan’dan aynı eylemi gerçekleştirmenize yardım etmesini talep etmek için güç bulun.

Soru: Peki ya eylemi gerçekleştirirsem ve hata yaparsam?

Cevap: O zaman bir hata yapmışsınızdır. Bu, Yaradan’dan size hatalı olduğunuzu, kötü bir eylemde bulunduğunuzu, hatta belki de Yaradan’a karşı korkunç, berbat bir eylemde bulunduğunuzu, ama şimdi bunu fark ettiğinizi ve bundan derin pişmanlık duyduğunuzu açıklamasını isteyebileceğiniz anlamına gelir. Böyle bir durumda, eylem sanki hiç olmamış gibi silinir.

Soru: Onlu çalışmasında sık sık bazı dostlar birliğe doğru belirli bir eylemde bulunmayı kabul ederken, diğerleri bunun yanlış olduğuna inanır. Harekete geçmenin ve eylemin doğru olup olmadığını görmenin daha iyi olduğu gerçeği bize nasıl rehberlik edebilir?

Cevap: Uygulamada gerekli olduğuna inandığınız her şeyi yerine getirmelisiniz. Eylem yanlış, verimsiz veya Yaradan’ın iradesine aykırı olsa bile, yine de ondan çok şey öğreneceksiniz. Bu nedenle, hiçbir koşulda kendinizi geri tutmamalısınız; yapabileceğiniz her şeyi yapın.

Onluları Nasıl Güçlendirebiliriz?

Onluları nasıl güçlendirebiliriz? Bunun ancak ortak dersler ve ortak çalışma ile başarılabileceğine inanıyorum.

Ortak ders, derse bağlanmak, onu kendi aranızda tartışmak ve herkesin birlikte çalıştığı ortak bir alan yaratmak anlamına geliyor.

Ama en önemlisi kolektif dağıtımdır. Materyalleri yazdığınızda, işlediğinizde, tercüme ettiğinizde ve çeşitli kaynaklarda yayınladığınızda, aranızda bir bağ yaratmış olursunuz. Bu şekilde Yaradan sizinle tek bir organizma olarak ilişki kurar.

Kafa Karışıklığı Bizi Bunalttığında

Soru: Yaradan, doğru olanı seçebilmemiz için kafamızı karıştırmak amacıyla bize bazen gereksiz arzular mı gönderiyor?

Cevap: Eğer böyle yapıyorsa, bu da bir yardımdır.

Soru: Bu kafa karışıklığından nasıl doğru bir şekilde çıkabilir ve bunu O’na yaklaşmak için kullanabiliriz?

Cevap: Geçecektir. Böyle pek çok koşuldan geçeceksiniz ve sonunda her şey açıklığa kavuşacak.

Kafanız mı karışık? Karmakarışık düşüncelerinizi yazın ve bize gönderin; dostlarımız bunları analiz edecek ve size cevap verecektir.

Soru: Yaradan neden hata yapmamıza izin veriyor?

Cevap: Islah edecek bir şeyimiz olsun diye.

Işık Karanlığı Yarıp Geçer

Soru: Sevgiyi ifşa etmek için çabaladığımızda, nefret de ortaya çıkar. Bu da bizi korkuya ya da felç hissine sürükler. Bundan sonra ne yapmalıyız?

Cevap: Yaradan’ın karşınızda olduğunu ve bunu size sunduğunu hayal ederseniz, o zaman neden korku duyasınız ki? Kişinin sevgiyi sevdiği gibi nefreti de sevmesi gerektiği söylenir. Buna “size vuran sopayı öpmek” denir.

Gerçek şu ki, karanlık olmadan ışık olamaz. Bu nedenle manevi ifşaya doğru ancak çeşitli olumsuz izlenimler biriktirerek ilerleyebiliriz. Ve onları topladığımızda ve kendimizi olumsuz izlenimlerle yeterince zenginleştirdiğimizde, o zaman “Yaradan” veya “ışık” olarak adlandırılan olumlu izlenimleri ifşa edebileceğiz.

Bu noktada, karşılaştığımız küçük olumsuz etkilerden dolayı umutsuzluğa veya güçsüzlük duygusuna kapılmamak için bizi destekleyecek bir gruba ihtiyacımız vardır. Tüm bunların bize Yaradan tarafından ifşa edildiğini anlamalıyız. O bize karanlığı ekler ki daha sonra ışığı ifşa edebilsin, çünkü ışığın ifşası çok büyük bir karanlık gerektirir. Söylendiği gibi: “Işığın faydası karanlık aracılığıyla ifşa olur.”

Dolayısıyla, kişinin tüm duyguları, arzuları ve dürtüleriyle egoist olduğunu fark ettiği çok derin bir karanlık gereklidir. Kendilerini bir hırsız, bir yüzsüz, her şeyi “kendi çıkarları için” yapan biri olarak görürler ve sadece kendi çıkarları için değil, başkalarına hiçbir fayda sağlamamak için de yaparlar.

Esasen kendilerini tüm kusurlarıyla, egoist zehirli havalarıyla görürler ve bundan iğrenirler. Yine de, ışığın içinde tezahür etmesi için çok daha fazla karanlığa ihtiyaç vardır.

Dolayısıyla buna hazırlıklı olmalıyız. Ve burada asıl önemli olan gruptur, çünkü grup olmadan dayanmak mümkün değildir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 201

Soru: Lişma koşulunda sabır neye dönüşür?

Cevap: Alçakgönüllülüğe.

Soru: Her gün onluda bir dua yazıyoruz. Dünya Kli’si için toplu bir dua oluşturmak amacıyla bu duaları genel sohbette paylaşmanın bir değeri var mı?

Cevap: Evet, faydalıdır çünkü bir grubun duasının başka bir grubun duasıyla karşılıklı olarak bütünleşmesini teşvik eder.

Soru: Henüz Lişma’da olmadığımız halde, her ihsan etme eyleminin acı bir tadı var mıdır?

Cevap: Lo Lişma’da olduğunuz sürece, her ihsan etme eyleminin ya acı bir tadı vardır ya da hiç tadı yoktur.

Soru: İlerledikçe, iyi ve kötü arzuları ayırmalı mıyız, yani iyi olanlara yaklaşmalı ve kendimizi kötü olanlardan uzaklaştırmalı mıyız? Bunu sağlayan güç nedir?

Cevap: Yükselme, birleşme ve iyi, nazik ve üst bir şey hissetme arzumuzdur. Bunun için çabalamalıyız.

Siyah Noktanın Etrafında

Soru: Siyah nokta, benim “Ben”im, Yaradan’ın önünde kendini iptal eder mi? Yok olur mu yoksa siyah bir nokta olarak mı kalır?

Cevap: Neden yok olsun ki? Eğer yok olursa, ben de var olmaktan çıkarım. Bu siyah nokta her zaman kalmalı çünkü beni Yaradan’dan ayırıyor, o olmadan “Ben” yok olur.

Bu nedenle kalır, ancak bu “Ben”in etrafında Yaradan’a tam bir form eşitliği yaratırım.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 4

Yaradan’a Karşı Tutuma Neden Dua Denir?

Kalbimizde hissettiğimiz tüm duygular Yaradan’dan kaynaklanır ve bu nedenle kalpteki duyguya “dua” denmez. Dua bizim Yaradan’a yakarışımızdır. İbranice “dua” (Lehitpalel) kelimesi, “yargılamak” (Lehaflil) kelimesinden gelir, yani kendi kendini yargılamaktır, duygularımızın kaynağı olan Yaradan’la olan bağımızın bir değerlendirmesidir.

Duygularımızın kaynağı iyi ve yardımsever olduğu için, duamız duygularımız ile bu iyilik ve yardımseverlik arasındaki farkı ifade eder. Kalbimizdeki kusurun boyutunu keşfederiz. Dua, kişi ile Yaradan arasındaki farkın hissedilmesidir.

Başka bir deyişle, Yaradan’ın kalbimizi doldurduğu şey ile kalbimizin hissettiği ve bizim nasıl karşılık verdiğimiz arasındaki farkı ölçecek olsaydık, kusurumuzun boyutunu görürdük. Aynı şekilde, eğer tamamen ıslah olmuş olsaydık, kendimizi tamamen iyi ve yardımsever hissederdik. Hissimiz ne kadar zıt olursa, kusurumuzun göstergesi de o kadar büyük olur.

Bu sadece kusurumuzun seviyesini değil, aynı zamanda manevi konumumuzu da gösterir. Yaradan 620 kanalın hepsinden iyilik ve yardımseverlik gücü verdiğinden, hangi kanalları daha çok ya da daha az, nerede iyi ya da kötü hissettiğimizi bilebiliriz.

Eğer ruhun tam bir resmine sahipsek, her şeyi algılar ve hissederiz, her seviyede nerede olduğumuzu biliriz ve mevcut durumumuza kıyasla ıslah olmuş durumumuzun net bir resmine sahip oluruz. Yaradan’a karşı tutumumuzu değerlendirdiğimiz tüm yönlere toplu olarak “dua” denir.