Category Archives: Maneviyat

Karşılıklı Garanti Yönünde

Ortak ruhun ıslah olması ve ışığı almaya uygun hale gelmesi için temel koşul, parçaları arasındaki karşılıklı garantidir.

Kendi çabalarımızla Yaradan tarafından yaratılmış olan koşula erişmeliyiz. Bu çabalar nelerdir? Arvut’taki çabalardır.

Aşağıdan yukarıya doğru yapışma dereceleri boyunca yükselirken, bunu elbette bilinçsizce, güç olmadan, anlamadan, önümüzde ne olduğuna dair önceden bir anlaşma olmadan yaparız. Bizden istenen tek şey, en basit ve en naif şekilde bile olsa, henüz tam olarak bilmediğimiz bir şeye duyduğumuz arzuyu ifade etmektir.

Sadece yürürüz ve saran ışık (Ohr Makif) sayesinde manevi dünyadan gelen kutsallığın cazibesini üzerimizde uyandırırız. Bunun arzu edilen bir şey olduğunu hissetmeye başlarız ve sonra Arvut yönünde hareket ederiz.

Bu ne anlama gelir? Kli’nin (kabın) ıslahı yönünde hareket ettiğimiz anlamına gelir. Yani, Yaradan’ın ışığı mevcuttur ve bizi doldurur; bizim görevimiz sadece onu ifşa etmektir. Yaradan zaten içimizdedir. Bu durum değişmez, ancak biz onu sadece Arvut adı verilen belirli bir eylemle ifşa edebiliriz.

Kabalistlerin Soyundan Gelenler

İsrail halkının kökeni “babalara”, Kabalistlere dayanır. Bu nedenle, tüm yapıları diğer ulusların yapısından farklıdır. O dönemde hüküm süren krallar ve bakanlar bile diğer uluslarda olduğu gibi aristokrat değillerdi.

Bir grup Kabalistin soyundan gelen tüm ulus, başlangıçta herkesin eşit olduğunu ve hiç kimsenin bir diğeri üzerinde hak etmediği herhangi bir ayrıcalığa sahip olmadığını, ancak dünya halkları arasında olduğu gibi babadan veya anneden miras yoluyla aldıklarını belirten açık bir yasaya sahipti.

İsrail halkı arasında hiçbir zaman kölelik ya da bir kesimin diğeri üzerinde baskı kurması söz konusu olmamıştır. İbrahim’in zamanından beri, her çocuğun maneviyatı edinmesinin öğretilmediği, okuyamadığı ve ne için yaşadığını bilmediği hiçbir durum olmamıştır. Bu, Tapınağın yıkılmasından yüzlerce yıl önceydi.

Böylece halkın temelinde ıslahın sonu için gereken koşullar, yasalar ve görevler başlangıçta atılmıştı. Ancak yıkımın gücünden etkilendiklerinde, komşularının ahlakını benimsediler ve sonuç olarak her şey dağıldı.

Dünyanın tüm uluslarıyla karışmış olmalarına rağmen, bu yine de insanların kendilerinde herhangi bir değişikliğe, birinin diğerlerinin üstünde veya altında olduğuna dair yasaların getirilmesine, eğitim alanında, sosyal işlevlerde vb. değişikliklere yol açmadı.

Gerçek şu ki, Kabalistler halkın temelinde durdular ve böylece ıslahın temeli atıldı. Bu grup gerçekten de insanlığın geri kalanının ıslahına öncülük edebilir. Bu ıslahlara neden olduğundan değil, ama dünya uluslarında doğru formlarını uyandırır.

Birbirimizi Doldurmadaki Yetersizlik

Soru: Arvut (karşılıklı garanti) eylemde gerçekleştirilmeli mi yoksa toplumun sadece bunu kabul etmesi yeterli midir?

Cevap: Baal HaSulam “Tora’nın Verilişi” makalesinde, sizin bir başkasına ihsan etme yeteneğine sahip olmadığınızı açıklar. Tüm insanlık arasından kimi seçerseniz seçin, en küçük, en mütevazı arzularını bile yerine getiremeyeceksiniz.

Başından beri başarısızlığa mahkûm olan bir girişimde yalnızca “kendinizi tükettiğiniz” açıktır. İnsanların mutlu olabilmeleri için eylem yoluyla ihtiyaçlarını doldurmayı amaçlıyorsanız, bu iyi sonuçlar vermeyecektir.

Mutluluğun bir para, politika ya da psikoloji meselesi olmadığını anlamalıyız. Mutluluk yukarıdakine bağlılık duygusundan kaynaklanır. Bir insanın hissettiği arzuların içindeki tüm eksiklikleri dolduran şey budur.

Bizim kaygımız insanlığı, dolumun bu dünyadaki çeşitli eylemlerle değil, yalnızca ışık aracılığıyla geldiği anlayışına yönlendirmek olmalıdır.

Kişi ne olursa olsun asla tatmin olmayacaktır. Onları asla doyuramazsınız. Önemsememiz gereken şey, insanların gerçek anlamın ne olduğunu anlamaları ve onu edinmeleridir.

Bedenin Ötesindeki Kabalist

Soru: Bir Kabalist başka bir boyuta geçtiğinde, bu dünyada olup bitenleri bedeni olmadan gözlemleyebilir mi; yani süreci yandan gözlemleyebilir ve etkileyebilir mi?

Cevap: Doğal olarak! Ama bedenler şeklinde değil, güçler şeklinde.

Bedenleri görüyorsunuz. Örneğin, şu anda bilgisayar ekranınızda beni görüyorsunuz. Ama ya beni ekranda değil de sabit diskin içinde görebilseydiniz? İşte tüm bilgi orada!

Neden monitöre bakmanız gerekiyor ki? Doğrudan sabit diske bakın! Hepsi bu kadar. Neden beş duyuya ihtiyacınız var? Neden bu “kılıflara ve kaplamalara” ihtiyacınız var? Elektronların içinde, üst manevi yaşamın olduğu yer burasıdır. Bir Kabalist böyle görür.

Tam bir resim vardır ve hepsi maneviyatın içindedir. Dünyamız maneviyatın içinde yer alır.

Örneğin, küçük çocuklar hakkında konuştuğumuzda, onların arzuları, çabaları ve nitelikleri hakkında konuşuruz, dış görünüşleri hakkında değil. Bizimle ilgili oldukları düzeyden, bizimle bağ kurdukları düzeyden konuşuruz.

Yani bizim dünyamızın tüm nitelikleri manevi dünyada tamamen yoktur. Manevi dünyada yalnızca egoist güçleri algılarız.

Yorum: Ama öte yandan, manevi dünyayı her zaman bizim dünyamızın seviyesine indiriyorsunuz.

Yanıtım: Çünkü gerçek bir fark yoktur! Tek fark kişinin nasıl algıladığıdır: biri bu şekilde görür, diğeri başka şekilde görür. Ama dünyaların kendileri mevcut değildir.

Soru: Şu anda bir ekran aracılığıyla konuşuyoruz, telepatik olarak değil. Biz iletişim kuruyoruz ve bu bilgi bir şekilde başkalarına ulaşıyor. Neden bu şekilde olmak zorunda?

Cevap: Aramızdaki bağın gerekliliğini anlamamız ve gerçekten birleşmeyi istemeye başlamamız için!

Arvut Hakkında Düşünmek

Soru: Kabala’yı uzun yıllar çalışıp da hala asıl şeyin Arvut (karşılıklı garanti) olduğunu duymayanlar hakkında konuştunuz. Bunu duyup duymadığımı nasıl bilebilirim?

Cevap: Çok basit! Yaradan’ın, üst ışığın aranızda ifşa olması için başkalarıyla bağ kurmayı ne kadar önemsediğiniz, bu endişenin içinizde ne kadar yandığı ile anlaşılır.

Dahası, sözde başarabileceğiniz şeylerin vizyonları tarafından gölgelenmez. Bağ dışında hiçbir şey elde etmenize gerek yok. Yaradan’ı bile edinmeniz gerekmez. Şöyle yazılmıştır: “Keşke Beni bırakıp Tora’ma uysalardı.” “Tora’m” ne anlama geliyor? Bu Arvut’tur.

Tora’nın tüm yasaları burada, içinizdedir.

Ve eğer dünyadaki ve gruptaki varlığınızla bu şekilde ilişki kuruyorsanız; bu normaldir. Test budur.

Soru: Duymayanlar duyanları etkiler mi?

Cevap: Sadece Arvut’a ulaşabildikleri halde tembel oldukları takdirde duyanları etkilerler. İnsanlar henüz duyamıyorlarsa ama katılıyorlarsa, müdahale etmezler. Buna yeni başlayanlar veya şu anda çeşitli karışıklıklar içinde, düşüşte olan ve bu nedenle duymayanlar da dâhildir; ne yapabilirsiniz ki. Bu bir sorun değildir. Tek sorun gerçekten duyabilen ama tembel olanlarla ilgilidir.

Peki, bu konuda ne yapmalıyız? Belki de bir tür düzen, bir sistem, denetimler ve benzeri şeyler mi kurmalıyız? Hayır, Baal HaSulam’ın dediği gibi herkesle ilişki kurmalıyız: Teknede delik açan kişi dışarı atılmalıdır. Ancak prensip olarak, ıslah hakkında daha fazla düşünmeliyiz.

Eğer yönümüz, bir takım gibi, Arvut’un gerekliliği ise, o zaman içeride fazladan kimse olamaz: ya bir kişi katılır ya da yabancı olduğu açıktır. Ve katılanlar arasındaki birlik ne kadar büyükse, onlarla içinde olmayanlar arasındaki ayrılık da o kadar büyük olur.

Ancak içeride olmayanlar bile göz ardı edilmemelidir. Bir kişinin her türlü koşulda olabileceğini anlamalıyız.

Kendinle Baş Başa, Bölüm 3

Soru: Manevi inzivanın fiziksel inzivadan farkı nedir? Biri ve diğeri aracılığıyla ne gibi sonuçlar elde edilebilir?

Cevap: Fiziksel olarak yalnız kalırsam, herhangi bir yönde, gerçekle ve gerçek amaçla tamamen ilgisiz herhangi bir düşünce bana gelebilir. Ama bir grup içindeysem, ortak bir amacımız var demektir.

Her birimizin grubun önünde kendini iptal ettiği özel bir çalışma için kendimizi ayırırız ve sonra ayrı bireyler yerine, yeni bir birleşik organizmaya, “grup” adı verilen yeni bir kişiliğe dönüşürüz.

Bu bizi çölün ya da gökyüzünün doğasına benzetir çünkü sıfırlar haline geliriz ve yaşamın amacına ulaşmak için bir araya geliriz ama esasen kendimize ait hiçbir şeyimiz yoktur. Bu koşulda, kendimizden bir kişinin değil, onlunun tamamının arzusunu hazırlarız. Her biri diğerleriyle sanki kendisini bir sıfır olarak görüyormuş gibi ilişki kurar.

Soru: Bunun bir kişinin değil de onlunun arzusu olması neden önemlidir?

Cevap: Tek bir kişi sıfır olamaz, kişi kendini kime göre bu şekilde düşünebilir? Kendimi tek başıma inzivaya çekersem, kendimle kalırım. İnzivaya çekilmek, kişinin kendisinden, kendi sınırlarının ötesine kaçması anlamına gelir. Bir insan bunu tek başına nasıl yapabilir?

Sanki kendimi terk edip başkalarına katılıyorum. Bu benim egoizmimden çıkmak ve kendi dışımdaki bir şeyi algılamak için tek fırsatım. On kişi birlikte böyle bir çaba gösterdiğinde, manevi bir kap, çölün özünü ya da gökyüzünün özünü algılayabilecek ortak bir arzu haline gelirler.

Kendilerinden çıkarlar, egoizmlerini iptal ederler ve birbirleriyle birleşirler. Birliklerinin merkezi yeni bir varlık, yaşamın özünü algılayabilen bir ihsan etme niteliği haline gelir. İnzivanın amacı buydu: hayatın anlamını bulmak.

Ancak kişi tek başına inzivaya çekilirse, yaşamın anlamını ifşa edemeyecektir; en fazla bir kitap yazacak ve maddi bir şey hakkında düşünecektir. Hiçbir manevi edinim olmayacaktır çünkü kendilerinden çıkmamışlardır.

Karşılıklı Garantiyi Hangi Güç Korur?

Soru: Karşılıklı garantiyi, onu arzulamaya başladığımız andan ifşa olduğu ana kadar hangi güç korur?

Cevap: Siz koruyorsunuz. Grubun kendisi korur. Korumak ne demektir? Zorunluluk hissidir! Bunun dışında hiçbir şey yoktur.

O zaman şu soru ortaya çıkıyor: Karşılıklı garantinin gerekliliği duygusunu korumaya yardımcı olan şey nedir ki bu duygu her zaman en temel şey olarak gözlerimin önünde kalsın? Bu gruptur! Peki grup, biz bu konuda konuşmayı bitirdikten bir dakika sonra, çeyrek saat sonra düşmekten ve bunu unutmaktan nasıl kaçınabilir? Dua! Peki dua nedir? Ortak bir arzu!

Bu tür sorular ortaya çıkıyor çünkü kişi kendisini yasaların olmadığı bir dünyada sanıyor. Dua etmek ne anlama gelir? Yaradan’a yakardığımda bunun bir faydası olur mu? Yaradan’a, O’na bağlı olduğum en yüksek seviyeden tüm varoluşa etki eden gerçekliğin genel yasası denir. Oradan bize karşı tutumunu ifade eder.

Bir şey yaparım ve bu O’nun bana karşı tutumuna karşılık gelir; daha fazlasını yaparım, tutumu değişir; daha azını yaparım, yine değişir. Yani, genel yasa bir yasadır, tıpkı diğer doğa yasalarının yerine getirilmesi gibi! Gematria’da “Elokim” doğa anlamına gelir!

Dua etmek ne anlama gelir? Eğer arzumu değiştirir ve bir istek edinirsem, o zaman zaten farklı bir içsel koşuldayım demektir. Bana sanki Yaradan değişmiş gibi geliyor. O değişmez! Ben değişiyorum! Ve benim değişimime uygun olarak, farklı bir ışık, farklı bir koşul bana ifşa oluyor.

Yani sanki değişimlerimi Yaradan’a yansıtıyorum. “O’na haykırdım, ağladım ve O bana yardım etti!” Nasıl yardım etti, ne yaptı? Ben böyle bir koşula geldim! Koşulun daha iyiye doğru değişmesinin bir sonucu olarak içsel değişimim sayesinde ulaştım. Bu nedenle “O yardım etti” deniyor.

Koşulları biz kendimiz değiştiririz. Ama O, kendi tutumuyla değişmez. “Çünkü Ben, Rab (HaVaYaH), değişmem.” Hem daha önce hem de şimdi, O sizinle sadece iyilere değil, kötülere de her zaman iyilik yapan iyi olarak ilişki kurar!

“Hayır,” deriz, “Önceden O kötüydü, şimdi biraz daha iyi.” “Yaradan’ı düzelttim ve şimdi O daha nazik oldu.” Böyle mi görünüyor?

Ama bu bir yasadır. Ve eğer onu doğru bir şekilde, sağlıklı bir biçimde takip etmek istiyorsak, Kabalistler bize ıslah olmuş safhanın ne olduğunu ve içinde nasıl bulunmamız gerektiğini söylerler. Ve şimdi bunun içinde nasıl olacağınızı düşünün. Ne şekilde: ne vermeli, ne yatırım yapmalı, ne inşa etmeli.

Mükemmel Bir Kli’nin Koşulu

Yorum: Baal HaSulam, bir kişi bile karşılıklı garanti koşulunu yerine getirmezse, başka hiç kimsenin “komşunu kendin gibi sev” ilkesine gelemeyeceğini yazar.

Yanıtım: Hayır, Baal HaSulam ideal hakkında yazıyor, zira altı yüz bin ruhtan inşa edilen Adam HaRişon’un ortak ruhundan bahsediyorsak – birkaç milyar olması fark etmez; herkesin bir ruhu vardır, hepsi birbirine bağlanmalıdır.

Bunu yukarıdan yapmakta bir sorun yok: ışıkta küçük bir değişiklik ve tüm dünya çıldırmaya başlayacak ve onun aydınlattığı yere koşacaktır. Burada karmaşık bir şey yok. Zorluk, dünyayı kötülüğün farkına varmaya, aslında değişim gerektiren bir durumda olduğunu anlamaya nasıl teşvik edeceğimizdir.

Soru: Baal HaSulam’ın makalesinde, tek bir kişi bile karşılıklı garanti koşulunu kabul etmese, hiç kimsenin bunu yerine getiremeyeceği söyleniyor. Kendini sevmeye dalmış olan bu “tek kişi” ile ne kastedilmektedir?

Cevap: Bu şekilde düşündüğü için bu tek kişinin suçlu olup olmadığını mı soruyorsunuz? Diğerleri onu farklı düşünmesi için etkileyebilir mi? Herkes karşılıklı garantiyi yerine getirme çabası içinde ama bu kişi değil olabilir mi? Sonuçta bu tek kişide 599.999 tane daha ıslah olmuş parça var! Sadece bir parça ıslah olmamış olabilir mi?

Baal HaSulam bunu sadece bir örnek olarak, teorik bir durum olarak sunar; evet, her şey ve herkes, en ince ayrıntısına kadar, tüm özellikleriyle ıslah edilmeli ve karşılıklı garanti ile birleştirilmelidir. Bu mükemmel bir ortak Kli’nin koşuludur, yerine getirildiğinde, Yaradan onda kendini ifşa eder ve Kli Yaradan’a eşit olur.

Çöl, Bölüm 4

Soru: Hayatından memnun olmadığını hisseden bir kişi, kendini aramak için çöle koşar. Ne de olsa çöl sessizliktir, sonsuzluk hissidir, ilkel bir şeydir, sürekli içinde dönüp durduğumuz günlük hayatın sonsuz döngüsünden tamamen farklıdır.

İnsanlar içsel tatmini neden özellikle çölde ararlar?

Cevap: Çölün dışsal imgesine fazla takılıp kalmamanızı tavsiye ederim. Tora, çölden söz ettiğinde, kişinin içsel bir koşuluna atıfta bulunur. İçsel çöl, hiçbir meyve vermeyen kurumuş bir yaşamın içindeki arayıştır.

Egoizm kişiyi tamamen tüketmiştir ve yaşamın anlamı ve amacı hakkındaki soruya hiçbir yanıt vermez. Bu yüzden kendilerini içsel bir çöldeymiş gibi hissederler. İşte tam da bu noktada kişinin bir yaşam suyu kuyusu yani çölde, özellikle de kurulukta ifşa olan üst ışığı bulması gerekir.

Soru: Kişi çölde nasıl bir kuyu kazar?

Cevap: Bir kuyu sorularla ortaya çıkar. Kuyu her zaman başlangıçta bir taşla örtülür ve sonra taş yuvarlanarak kuyuyu ortaya çıkarır. Bir kuyunun etrafında her zaman tartışmalar vardır.

Soru: Yeryüzünü delip geçen bu sorular ne tür sorulardır?

Cevap: Kişi yaşamın kaynağına ulaşmak ister. Kişi sürekli olarak kendini inceler ve gerçekliği araştırır. Kendi yaşamlarının kaynağını nerede bulabilirler? Tam da çölün kuraklığının ortasında ararlar; bu sorudan kaçmazlar, yaşamlarının derinliklerine inerler.

Bu insanlar kaynaklarını bulmalı ve neden yaşadıklarını, hangi amaç için yaşadıklarını ve bu kısa, acı dolu yaşamın sonucunun ne olduğunu anlamalıdır. Bu tür bir kazı sayesinde kişi nihayetinde kaynağa ulaşır.

Dünyadaki En Büyük Güç

Yorum: Islah sürecinin hâlihazırda gerçekleşmekte olduğu bir döneme girdiğimizi söylüyorsunuz. Ancak bizim için bu fark edilebilir bir şey değil. Her şeyin daha yoğun bir şekilde gerçekleşiyor olması dışında bir şey görmüyoruz.

Yanıtım: Egoist doğamızı ifşa etme süreci gerçekten de gerçekleşiyor ve herkes için açık hale geliyor. Bu konular üzerine düşünen psikologlar, sosyologlar ve politikacılar, doğamızın ta kendisi olan egoizmin esasen bizi yok eden şey olduğunu az çok fark etmeye başladılar.

İnsanlar bunun bir çaresi olmadığını düşündükleri için pes ediyorlar ve eskisi gibi yaşamaya devam ediyorlar: “Ne yapılabilir ki? Biz böyleyiz işte. Birbirimizi yemeye devam edeceğiz.”

İşte bu yüzden insanlara bunun böyle olmadığını göstermek için Kabala bilgeliğini geliştirmemiz gerekiyor. Süreç başlamıştır, ancak bilinçli bir kontrol altına alınmalı ve kendimiz tarafından hedefe doğru yönlendirilmelidir ki doğa bizi “sopayla” mutluluğa doğru sürüklemesin. Elbette henüz egoizmin ıslah edildiğini görmüyoruz ama egoizmin kötülük olarak kabul edildiğini zaten görüyoruz. Ve bu bir ön aşamadır.

Şimdiden dünya çapında birkaç milyon insan egoizmin ıslah edilmesi gerektiğini duyabiliyor, böylece tam da onun aracılığıyla Yaradan’ın seviyesine yükselebiliyoruz. Bu bilgiyi dağıtmak için çaba sarf edersek, aramızda birleşerek insanlığın inançsızlığını, boşluğunu ve tembelliğini kıracak ve insanlara mükemmelliğin ve sonsuzluğun ulaşılabilir olduğunu ve çok ciddi, yüksek bir sürecin eşiğinde durduğumuzu anlama fırsatı vereceğiz.

Bizler dümensiz ya da yelkensiz, klansız ya da kabilesiz varlıklar değiliz. Doğanın en yüksek süreci içinde, bizi yaratılışın bir ucundan diğer ucuna götüren Yaradan’ın içinde varız. Şu anda bilinçli bir şekilde hareket etmeye başlayabileceğimiz, önümüzdeki dünyaları ifşa edebileceğimiz ve kendimizi evrenin bir parçası olarak hissedebileceğimiz çok kritik, doruk bir noktadayız.

Şu anki koşulumuzun özel olduğuna inanıyorum. Kabalistler de böyle yazıyor. İnsanlığın bu günlerini daha yoğun hale getirmeye, insanlığın önünde duran büyük hedefi daha fazla ifşa etmeye çalışmalıyız. Bu doğa tarafından yaratıldı ve ona her halükarda ulaşacağız, ancak şimdi onu bilinçli ve hızlı bir şekilde kendimiz gerçekleştirme fırsatına sahibiz.

Soru: Islah sürecinden sadece grup için değil, tüm insanlık için mi bahsediyorsunuz?

Cevap: Tüm insanlığa. Grup ayrıdır. Dünyanın dört bir yanında bunu duyan ve halihazırda özümseyen yüz binlerce insanı içeren uluslararası grubumuzla ilgili olarak tek bir şey söyleyebiliriz: bu grup halihazırda dünyada gerçek bir manevi güçtür, insan standartlarına göre değil, manevi niteliklere göre. Eğer sayılarla değil de manevi niteliklerle ölçersek, dünyadaki en büyük güç biziz.

Topluluğumuza saygı duymalı ve insanlığın gelişimini hızlandırmak, bölünme, endişe ve dünya savaşı ya da ekolojik felaket korkusu içinde devam etmesine izin vermek yerine onu keyifli, kolay ve ilham verici hale getirmek için nasıl bir fırsata sahip olduğumuzu anlamalıyız.