Category Archives: Maneviyat

Niyetimiz Eksik

Hangi eylemimiz gelip bizi ıslah edecek olan saran ışığa en uygun olanıdır? Bu, Yaradan ile birleşmek için bir araya gelmeye çalışan bir grubun eylemidir. Formül çok basittir. Ancak sorun şu ki, bunu yapmaya başladığımızda ne için yaptığımızı unutuyoruz.

Her bir eylemdeki niyeti yeterince netleştirmemişizdir. Üstelik bu farklı insanlar için aynı da değildir. Bunun üzerinde mümkün olduğunca çok çalışmamız gerekiyor.

En küçük eyleme daha net, daha talepkâr bir niyet eklerseniz çok daha etkili olacak ve çok daha fazla fayda getirecektir. Şu anda pek çok eylemden geçiyoruz ama niyet konusunda çok iyi değiliz. Eksik olan şey çabanın niteliğidir.

Her grupta ve her durumda bu konuda her zaman bir sorun var. Pek çok eylem gerçekleştirebiliriz. Sık sık insanların yaptıkları her şeyi listeledikleri e-postalar alıyorum ve soruyorlar: “Ne zaman gerçekleşecek ve tüm bunlar nerede?” Buna ne cevap verebilirim?

Gerçekten de gruplar çok şey yapıyor ama yeterli niyet yok ya da uygun değil. Grubun gelişim düzeyine göre niyetin çok daha birleşik, çok daha ince elenip sık dokunmuş olması gerekir. Niyetin amacı bir koçbaşı olmaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 126

İhsan Etme Kaplarını İsteyen Bizler Neden Onları Hala Almak İçin İstiyoruz?

Her zaman her şeyi “almak için” arzulayacağız, ama yine de Klipot aracılığıyla bile olsa maneviyatla bir bağ arıyoruz. Maneviyata girerken, bir sağ taraf ve bir de sol taraf vardır. Bizler ve tüm dünyamız Keduşa’nın sol tarafında, Klipot’un içinde yer alırız. İnsanoğlu Klipot’un bir sonucudur.

Gerekli olan, Lo Lişma’dan bariyerin ötesindeki Lo Lişma’ya yükselebileceğimiz ve sonra Lişma’ya dönüşebileceğimiz kadar güçlü bir Lo Lişma koşuluna ulaşmaktır. Bunun ötesinde bir şeyi hayal edemeyiz veya arzulayamayız. Bununla birlikte, Lo Lişma arzusunda bile Lişma’dan bir şeyler vardır çünkü kalpteki nokta aktiftir ve bizi böyle bir arzuya doğru uyarır.

Atamız İbrahim’in İzinde

Soru: Grupta karşılıklı garantiyi yerine getirme konusunda bir anlaşma varsa, bu beni etkileyecek ve egoizmden çıkmamı sağlayacak güveni sağlamak için yeterli midir?

Cevap: Kişi karşılıklı garantinin nasıl yerine getirileceğini İbrahim’den öğrenmelidir. Ona Av (baba) Le Am (halkın), halkın, grubun babası denmesi boşuna değildir. Bu herkes için bir örnektir. O zamanki koşulların farklı olup olmaması önemli değildir.

Gittikçe daha fazla insanı kendine çekerek, onlara karşılıklı garanti yasasının özünü, Yaradan’ın içimizde ifşa olması için ne tür ilişkiler içinde olmamız gerektiğini ve böylece manevi gerçekliği, gerçekten içinde olduğumuz varoluş türünü hissedeceğimizi açıklayarak bunu ilk uygulayan kişi oldu. Her bir kişi bunu atamız İbrahim’in yolunu izleyerek yapabilir. Bunda yeni bir şey yoktur.

Elbette, eğer bir grup hâlihazırda mevcutsa ve şu ya da bu şekilde, gelişim düzeyine göre karşılıklı garantiyi uygulamayı kabul ediyorsa ya da bu garantiyi edinmeyi en yüksek standart olarak benimsiyorsa – kendi ıslahları ve üyeler arasındaki karşılıklı destek yoluyla ulaşabileceklerine inandıkları bir hedef – o zaman bu gerçekten bağımsız bir ilerlemedir. Bu durumda grup her bir bireyi etkiler ve her bir birey de grubu etkiler.

Burada karmaşık hesaplamalara gerek yok, sadece bu yasayı içselleştirmek ve karşılıklı bağ olmadan ışığa benzer olamayacağımızı anlamak yeterli.

Analiz Ve Islah

Herkesi nasıl tek bir hedef üzerinde düşünmeye sevk edebiliriz? Aramamız gereken şey budur çünkü yaşamlarımızın her anı için hazır çözümler yoktur.

Her an ne tür ve ne formda bir bağa sahip olmam gerektiğini araştırmamız gerekir ki saran ışığı üzerime çekebileyim ve bu bana manevi olana doğru, yani karşılıklı garanti, komşunu sevme ve Yaradan’a bağlılık yasasını yerine getirmeye doğru biraz yükselme sağlayabilsin.

Tüm veriler zaten içimizdedir ve buna göre saran ışık üzerimde parlar. Tek yapmam gereken onunla aramdaki farka karşı duyarlı olmak ve onun yardımıyla kendimi ıslaha ulaşmak için ayarlamaktır. Saran ışığın tam olarak ıslah olmamış kapları, ıslah olmamış niyetlerimi etkilediği bir koşula gelmem gerekir.

Ve her seferinde, koşulumu analiz etmeli ve onları netleştirmeliyim. Ama buna ancak grup bana önem verdiğinde hazır olabilirim: “Bak, sen hastasın! Korkunç bir hastalık seni tüketiyor ve eğer bunu fark etmezsen öleceksin! İçinde ne olduğuna bir bak!”

Yine de kişinin bunu gerçekten dinlemediğini görüyoruz. Doktora gitmek için acele etmiyor. “Belki bir hafta sonra… Henüz korkutucu değil.” Ama ona her taraftan bu söylenirse ve doktora gitmeyenler hakkında korkunç hikayeler paylaşılırsa, o zaman henüz hiçbir şey hissetmese bile doktora koşacaktır. İhtiyacımız olan şey tam olarak budur.

Tüm bileşenler zaten içimizde: ışık parlıyor ve kap ıslah olmamış durumda. Zorunluluk bizi analiz ve ıslah çalışmasına başlamaya zorlar.

Karanlık Yaradan’ın Bir Taktiğidir

Yaradan, Kendi yüceliğiyle, algılanabilir bir gerçekliğin aşağı olanlara görünmesi için bir taktik geliştirmiştir.

Buna “karanlık” denir, “ve karanlığı yaratır” [yaratır kelimesinden (Boreh)].

“Yaradan” (Boreh) terimi ‘Bo’ (gel) ve ‘Reh’ (gör) kelimelerinden türetilmiştir. Bu, Gel ve karanlığı gör anlamına gelir ve bundan kim olduğunuzu ve Yaradan’dan başka neyin var olduğunu anlamaya başlayacaksınız. Yaradan’ın ötesinde var olan şey, olmaya başlayacağınız şeydir.

Başka bir deyişle, ışığın yokluğu ve bizim onu karanlık olarak algıladığımız zayıf kavrayışımız, ışığın algılanmasının gerçek sebebidir. “Karanlığın içinden çıkan ışığın avantajı gibi” ifadesinin anlamı budur. Yani, tüm ışık algımız karanlığın içinden gelir (Baal HaSulam, “Ohr HaBahir”).

Yaradan her şeyi kuşatır; ne de olsa “O’ndan başkası yoktur.” O’na erişmek için, bizim için en önemli şey karanlığı hissetmek, analiz etmek ve algılamaktır.

Doğru İletişim Biçimini Bulun

Onlularla çalışma Rabbi Şimon’dan gelir. Kabala’ya göre, çalışma İbrahim’le başlamıştır ama yine de bu Kabala’nın gerçek bir pratik bilim haline geldiği Ari’den itibaren esas enkarnasyonunu almıştır.

Rabaş bunu çok detaylı bir şekilde anlatmıştır. Diğer Kabalistler ondan önce bu konuda yazmışlardı. Tora her yerde insanlar arasında birlik olması gerektiğini belirtir, çünkü Adem’in parçalanmış ruhunu ancak birlik içinde bir araya getirebiliriz.

Manevi koşulları algılamaya başlamak için iki kişi bile yeterlidir, çünkü karşınızda sizinle aynı hedefe sahip, sizin gibi başka bir egoist olmalıdır.

Çalışmamız sadece kendi aramızda bize uygun, Yaradan’a benzer ve aramızda açılmaya başlayabilecek bir bağ şekli bulmaya dayanır ve bunun içinde O’nun yaklaşımını hissedeceğiz.

Onluda birbirimize ne kadar yakınlaşırsak, bencilliğin o kadar üstüne çıkar ve iki katlı bir sandviç inşa ederiz: en altta nefret ve onun üstünde sevgi ya da en altta kayıtsızlık ve en üstte en azından bir tür bağ. Ve egoist özellik ile ihsan etme özelliği arasındaki bu sandviçte, Yaradan’ı her iki niteliğin de kaynağı olarak ifşa ederiz.

İki Gücün Etkisi

Evrende işleyen yalnızca iki güç vardır.  Egoist olan şu anda içinde bulunduğumuz güçtür. Bu yapay ve hayalidir ve aslında yoktur, çünkü sadece Yaradan’ın “O’ndan başkası yoktur” niteliğinin bir yansımasıdır.

O’ndan başka hiçbir şeyin olmadığını belirlemek için, zıt bir şey vardır, çünkü yaratılış sadece karanlıktan aydınlığa, kötülükten iyiliğe vb. ulaşabilecek şekilde yapılmıştır. Aksi takdirde tek bir etki, eylem veya nitelik hissedemezdik.

Amaca Nasıl Daha Fazla Yaklaşabiliriz?

Bir grup, Yaradan’a bağlılık adı verilen bir amaca ulaşmak için bir tür anlaşmaya varan insanlardır. Bu potansiyel bir anlaşmadır. Henüz bunu başarmamışlardır, hatta bu konuda hemfikir bile değillerdir, ancak kendileri için bunun aslında bir amaç olduğuna karar verirler.

Otantik kaynakların söylediği budur ve biz de bunun böyle olması gerektiğini düşünüyoruz. O halde kendi içimizde bazı mekanizmalar, bazı çalışma seviyeleri oluşturmaya başlayalım ve amaca yaklaşmamıza yardımcı olmak için çaba sarf edelim.

Elbette eninde sonunda ilerlemenin ancak Adam HaRishon’un tüm parçalarını ıslah eden, düzenleyen ve birbirine bağlayan ışığın yardımıyla gerçekleştiğini göreceğiz.

Tüm eylemlerimizi kendimize ne kadar ıslah eden ışık çekebileceğimize göre belirleyeceğiz.

Buna göre, eylemler az ya da çok önemli olacak, her zaman düşünmeniz gerekenler ve her zaman düşünemeyecekleriniz olacak.

Her seferinde farklı bir ifşa, farklı bir araç anlayışı, ama her zaman doğru idrak söz konusudur. Bu, ışığın Kelim’i kontrol etmesi ve ıslah etmesinden ibarettir; biz ise bunu en faydalı şekilde başaracak eylemler aracılığıyla onu çekmeliyiz.

Ruhların Uyanışı

Rabbi Şimon’un oğlu Rabbi Elazar, herkesin Arvut (karşılıklı garanti) koşulunu edinmesi gerektiğini yazar. Ruhları tek bir Kli’de (kap) birleştirmek için, Arvut olarak adlandırılan aralarındaki ıslah dışında hiçbir olanağımız yoktur.

Arvut yalnızca birliğin gerçekleştirilmesidir. Başka nedenleri olan yapay veya ikincil bir durum değildir. Tek bir nedeni vardır – ruhların ışığa benzer hale gelecek ve onunla birleşecek şekilde birleşmesi. Bu çok basittir.

Adam HaRişon’a dahil olanlardan bir ruh, bir arzu, Arvut aracılığıyla değilse, kendisini diğer tüm ruhlara onlarla kaynaşmış ayrılmaz bir parça olarak teslim ettiğinde, nasıl olur da diğerleriyle birleşebilir?

Elbette, dünyamızda bu öyle bir biçimde ifade bulmalıdır ki, hem dünya ulusları hem de İsrail nihayetinde Arvut yasasına dahil olsun.

Sürgün sırasında İsrail halkı dünya uluslarıyla karıştı ve şimdi “İsrail halkı” ve “dünya ulusları” kavramları öyle bir hal aldı ki, kimin nerede olduğunu tam olarak bilemiyoruz. İsrail’in kabilelerini bilmiyoruz; karışmanın nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz.

Bu nedenle, sözde dünya ulusları arasında, burada ve orada, İsrail halkı içinde var olmayan böyle bir uyanışı gözlemlediğimiz birçok durum vardır. Eğer bir ruh uyanıyorsa, bu onun rolünü yerine getirme imkanına çoktan ulaştığının bir işaretidir.

Başka bir deyişle, eğer bir kişi Arvut gibi bir ıslahı edinme yükümlülüğünü kendi üzerine alabiliyorsa, henüz buna erişmemiş olan tüm diğerleriyle ilişkili olarak “İsrail” olarak adlandırılır.

Ve zaten bunu edinmiş olan ya da edinmek isteyen ruhlar geri kalanlarla dünya ulusları gibi ilişki kurmalıdırlar – onları ıslah etmek, bağlamak ve onlara bakmak için.

Böyle bir bölünme artık herhangi bir ulusa ait olmaya karşılık gelmez; bu bölünme daha içseldir: Yaradan’a doğru çabalayan kişiye “İsrail” denir ve hala çabalamayan kişiye “dünya ulusları” denir.

İsrail halkının sadece dünya uluslarını kendilerine bağlamak için sürgüne gönderildiği söylenir. Ve görüyoruz ki, Yaradan’a olan arzunun içinde yaşadığı kişiler var ve karışımın bir sonucu olarak İsrail’in içlerindeki parçası çok güçlü. Yapılacak bir şey yoktur; bu, yukarıdan önceden belirlenmiş olan parçalanma ve sürgünün sonucudur.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 123

“Dişi”- Almak İçin İhsan Etmek- Bir Klipa Mıdır?

Almak için ihsan etmeye “Klipa” denir. Ancak, önce bu kabın var olması gerekir ve sonra onu dişi olarak tanımlarız ve oradan da erkek olma arzusunu geliştiririz. Başka bir deyişle, dişi aşaması gereklidir.