Çöl, Bölüm 5
Soru: Gürültülü bir şehirden çöle gittiğinizde kişisel olarak ne hissediyorsunuz?
Cevap: Kendinizi her yöne binlerce kilometre uzanan, sadece ağaçlarla çevrili bir taygada ya da uçsuz bucaksız bir vadide bulabilirsiniz. Ancak çöl, hayatın anlamı sorusuna yanıt arayan bir kişi için en doğal ve etkileyici yerdir.
Çölde, arzu (“Ratzon”) anlamına gelen toprak (İbranice’de “Eretz”) çıplaktır; otlarla veya ağaçlarla örtülmez veya maskelenmez. Çöl, en saf haliyle ham, açık egoist arzudur ve ondan hiçbir şeyin yetişemeyeceği açıktır.
Böyle bir çöl gördüğümde, aslında tam da bu noktadan yükselebileceğimize dair büyük bir güç ve güven duyuyorum. Bir çözüm, bir hedef arayışına ilham veriyor. Dünya yüzeyindeki diğer örtüler gerçeği bizden gizler ve altında egoist arzularımızı saklar ki bu da verimli herhangi bir şeyin büyümesini engelleyen aynı arzudur. İşte bu yüzden çöl insanla çok daha doğrudan konuşur.
Soru: Egoist arzu derken neyi kastediyorsunuz?
Cevap: Başkalarıyla bağ kurmaktan aciz, birine hayat vermekten veya birinden hayat almaktan aciz, her şeyi kendisi için alma arzusudur. Başka bir deyişle, tamamen ölü bir arzudur. Bir kişinin haz alma arzusu o kadar kendi içine kapanmıştır ki, kendisini tamamen kurumuş bir halde tutar. İçinde yaşayan hiçbir şeyin büyümesine izin vermez.
Bu çok önemli bir farkındalık noktasıdır çünkü kişi tam da bu farkındalıktan yola çıkarak yaşamının kaynağını ve nedenini aramak üzere kendi içine dönmeye başlayabilir. Ben neden varım? Hangi amaç için? Beni kim yarattı? Çöl genellikle doğası gereği insanı bu tür temel, varoluşsal sorulara iter.
Çölde olmayı gerçekten seviyorum çünkü orada her şey ifşa oluyor. Türkmenistan’da, Arizona’da farklı çöllerde bulundum ama en güçlü izlenimi İsrail çölü veriyor. Muazzam bir güce sahiptir. Boyut olarak büyük bir çöl değil ama inanılmaz derecede yoğun.

