Category Archives: Maneviyat

Alma Arzusundan Kurtulmak

Mevcut koşulumuzdan daha önemli bir koşul yoktur çünkü manevi gelişimimizin başladığı yer burasıdır. Birinci manevi seviyeye çıkışın mümkün olduğu yer bizim durumumuzun, bizim şartlarımızın içindedir. Başka türlüsü mümkün olamaz. Herkes bu şekilde başlar. Bizlere özel bir fırsat verildi ve kendimizi sürgün hissine getirmek, Firavun’un hâkimiyeti altında tutsak olmuş ve olabilecek en kötü durumda olduğumuzu hissetmek için bize verilen tüm araçları kullanmalıyız.

Firavun, ne yaparsak yapalım, nereye dönersek dönelim, en küçük düşüncemizi, en küçük arzumuzu dahi kontrol eder. Tüm dürtülerimiz, yaptığımız her hareket ondan kaynaklanır; her düşünce ve her bilinç akışı, her arzu ve ondan kaynaklanan tüm arzular, hepsi ego tarafından belirlenir. Hangi yöne gidersek gidelim ve kötülükten ne kadar uzaklaşmaya çalışırsak çalışalım, egonun içinde kalırız.

Kişi sürgünden çıkamayacağını anlar, oysaki gerçekten çıkmak ister ve birçok girişimde bulunur, büyük çabalar sarf eder, kendini zorlar ama hiçbir şeye ulaşmaz. Kalan son gücüyle, çaresizce son haykırışını yaptığında bir mucize gerçekleşir ve Mısır’dan çıkar.

Artık ışığın etkisi altında olmanın ne demek olduğunu anlamaya ve hissetmeye başlar. Arzularının köleliğinden çıkar ve mantık üzerinde, ihsan etme niteliğinin egemenliği altında olmayı seçerek gönüllü olarak ışığa köle olur.

Kendisinin bir köle haline geldiğini, kendisini köleleştirdiğini ve özgür olmadığını bilir ancak alma arzusundan ve sürekli endişelendiği kendi benliğinden özgürdür. Başka bir otorite altındadır ve gerçekte bu otorite altında olmak istemektedir.

Egoist Mısır ile tümüyle ihsan etme arasında nötr bir durum yoktur. Kişi bir otoriteden diğerine hemen geçer, üstelik hala Mısır’dayken bile onu arzular ve özler. Mısır’daki koşula karşı hissettiği tiksinti, nefret ve reddetmenin yanı sıra, kendisini tamamen yönetmesi ve rehberlik etmesi için ışığın tam hâkimiyetini arzular.

Kendimizi içsel olarak bu şekilde hazırlamalıyız. Umarım bir şekilde buna hazırızdır ve geri kalan her şey için Yaradan işi bizim için tamamlayacaktır.

İnanç Işığını Mısır Kaplarına Getirmek

Soru: Kişi, kötü düşünceler ve arzular tarafından yenildiği zaman, inancın gücüne sahip olmadığı gerçeğinden nasıl pişmanlık duyabilir?

Cevap: İşte bu yüzden karşılıklı garanti adı verilen, çevreden gelen ışığa ihtiyacımız var. Karşılıklı garanti, grup içinde ifşa olan inancın gücüdür.

Grubun kendisi henüz inancın gücüne ulaşmamış olsa da buna eğilimlidir. Bu, her bir dostumuzu etkilemek ve kolektif çabalarımızla çekilen saran ışıktan alınan ihsan etme gücünü yansıtmak için yeterlidir.

Buna karşılıklı garanti denir. Her şey iki kuvvet arasındaki iş birliğine bağlıdır; bu iki kuvvetten başka bir şey yoktur.

Biz gerçek gizliliğe karşı savaşmıyoruz; sadece inancın ışığını onun üzerine çekiyoruz. Onunla savaşmak için yapabileceğimiz başka bir şey yok. Mısır’da karanlığın giderek büyüdüğü ve sonunda tam bir karanlığa dönüştüğü gibi, gizlilik de büyümeye devam edecektir.

Kurtuluştan hemen önceki andan, 49 kirlilik kapısından çıkmaktan daha büyük bir karanlık yoktur. Bu nedenle, gizliliğin gücüyle doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve Firavun’a saygı göstermeliyiz, zira kalbimizin tüm katılaşmasının ve hissettiğimiz kafa karışıklığının bize ilerlemek için verildiğini anlarız.

Firavun’a, gizliliğe ve kafa karışıklığına karşı çıkmak istemeyiz; sadece onların üzerine yükselmek isteriz. Bu, Mısır’ın kaplarıyla çalıştığımız ve onların içine inanç ışığını getirdiğimiz anlamına gelir.

Kaynakların Önemi

Geçmişin büyük Kabalistleri bizim için manevi bir sistem hazırladılar, tıpkı bizim bu dünyayı onu kullanabilecek bir sonraki nesil için hazırladığımız gibi. Yeni doğmuş bebekleri çevreleyen ve daha sonra gelişimleri boyunca her yıldan yıla onlara eşlik eden binlerce ayrıntıyı hayal edin.

Bir insanın büyüyebilmesi ve bu hayata doğru bir şekilde girebilmesi için ne kadar çok şey yaptık! Her aşamada onları geliştirecek, destekleyecek ve ileriye taşıyacak bir şeyler yaratmaya çalışıyoruz. İnsanlık onların doğumu için muazzam bir hazırlık yaptı. Manevi âlemde de durum aynıdır. Kabalistlerin bizim için ne hazırladıklarını hayal bile edemeyiz.

Bugün onların materyallerini alıyorsunuz ve zaten açık ve net bir şekilde yazılmış olanı başkalarına açıklamaya başlıyorsunuz ve her şey çok basit ve mantıklı bir şekilde açıklanmış olmasına rağmen neden bahsettiğinizi bile anlamıyorlar. Bu dünyadaki bitişleri, üst dünyadaki başlangıcı görüyorsunuz ve bunu onlara açıklamaya çalışıyorsunuz.

Dünyamızı ilgilendiren şeyleri bile algılamıyorlar: özgür irade, yönetim sistemi, insan davranışı, egoizmin etkisi altında insanlığın gelişimi, krizlerin nedenleri veya birbirimize bağlılığımız. Dünyada çok az insan bundan söz ediyor ve söz edenler bile bunu hissedip idrak edemiyor. Peki, kaynaklar olmadan bunu nasıl yapabiliriz? Keşke kendi hatalarımızdan öğrenebilseydik.

Yorum: Yine de birçok şeyi açıkladığınızda, tıpkı Rabaş’ın makaleleri bizim için neyse sizin metinlerinizin de gelecek nesiller için öyle olacağını düşünüyorum.

Cevabım: Belki de öyledir. Ben, bir anlamda, bu ya da gelecek nesil ile Rabaş arasında bir ara bağlantıyım.

Tabii ki, kendimi Kabalistik metinler ve insanlar arasında bir bağlantı halkası, bir adaptör olabilecek biri olarak görüyorum çünkü Baal HaSulam ve Rabaş’ın yazdıklarını açıklıyorum. Görevim, kişi ile kaynaklar arasında bir temas noktası oluşturmaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 129

Bizi Doğru Arzuya Ulaştıracak Toplumu Nasıl Seçeriz?

Bu, toplumdan, dostlardan ne ölçüde etkilendiğimize ve onların meşgul olduğu maneviyatın eşsiz, harika ve diğer her şeyi gölgede bıraktığını düşünmemize bağlıdır. Eğer bu şekilde etkileniyorsak, o zaman bu toplum bizim için doğru toplumdur. Eğer toplumdaki hiç kimseden etkilenmiyorsak, o toplum bizim için iyi değildir.

Dostlarımızı dikkatle gözlemliyorsak ve ne kadar bakarsak bakalım yine de ilham alamıyorsak, bu meseleleri iyi olarak görme arzumuz olmayabilir. Ya da gerçekten arıyor olabiliriz ama kimse bize ilham verecek bir şey yapmıyor olabilir. İkinci durumda, başka bir toplum arayışına girmemiz gerekir.

Başka bir deyişle, sürekli olarak çevremizdeki toplumu iyileştirmekle ilgilenmeliyiz. Baal HaSulam bize verilen tek seçeneğin bu olduğunu yazar.

Kendinle Baş Başa, Bölüm 1

Soru: Bilinir ki, manevi gelişim arayan insanlar, düşünceleri ve içsel arayışlarıyla baş başa kalabilmek için tanıdık çevrelerinden uzaklaşarak yalnız olmaya çalışırlar. Tarih, hayatın ve gerçeğin anlamını aramada yalnızların uzun bir listesini sunuyor: Baal Shem Tov, İlyas Peygamber, Şimon bar Yochai, Buda vb. Yalnızlık neden manevi gelişimle ilişkilendirilir?

Cevap: Manevi gelişim, kişinin kendi içine daldığı içsel bir süreçtir. Başkalarının müdahale etmemesi, insanın kendi içine dalması, kendini hissetmeye başlaması, kendisiyle konuşması için yalnızlığa ihtiyaç vardır.

Bu yüzden yalnızlık, birçok yöntemle uygulanmaktadır. Hatta bilim insanları ve yazarlar arasında, yeni kitaplar yazmak için yaratıcı bir inzivaya çekilmek ve kendini izole etmek alışkanlıktır.

Elbette kişi bir şeye odaklanmak istiyorsa, öncelikle kendiyle baş başa kalmalı, kendisini türlü anlamsız hedeflerle oyalayan dünyanın etkisi altında kalmamalıdır. İşte bu yüzden yalnızlık bu denli faydalıdır ve hayatındaki tüm önemli çabalarında eşlik eder, özellikle bir şeyleri yaratmak, inşa etmek ya da keşfetmek istediğinde. Bu sadece maneviyatta değil, aynı zamanda maddesellikteki arayışlar için de geçerlidir.

Manevi gelişim, doğal olarak, daha da büyük bir içsel yalnızlığı ve içsel güçlerin yoğunlaşmasını gerektirir. Kişi kendini hissetmeli, incelemeli, araştırmalı: Ben kimim? Ne için yaratıldım? Hangi amaçla? Nasıl yönetiliyorum? Beni kim yönetiyor? Özgür müyüm, değil miyim? Kişi nasıl bağımsız olabilir?

Bunlar bizim neslimizden çok önce ortaya çıkmış ezeli sorulardır. İnsanlar binlerce yıldır kendilerine bu soruları soruyor ve cevap arıyorlar. Kabala biliminin dışında, bu soruların bazılarını cevaplamaya çalışan daha birçok metot vardır. Ancak henüz bir sonuç alınamamıştır. Bu yöntemlerin hiçbiri henüz insanlığa, yaşamın anlamı ve amacı sorusuna bir çözüm, bir cevap sunamamıştır.

Soru: İnsanların aradığı manevi gelişim ne demektir?

Cevap: İnsan, neden yaşadığını, kendisini kimin kontrol ettiğini, kaderini değiştirmenin mümkün olup olmadığını, özgür seçime sahip olup olmadığını bilmek ister. Bu dünyadaki zorlu yaşamın sonunda ne olacağını bilmek ister, şöyle söylendiği gibi: “Kendi tercihine göre doğmadın, kendi tercihine göre yaşamıyorsun ve kendi tercihine göre de ölmeyeceksin.”

Peki, bizlere neden böyle sorular verildi? Sonuçta bir hayvan neden yaşadığını sormaz. Yalnızca bir insan bu sorularla kendine işkence eder. Öyle anlaşılıyor ki, canlılar arasında en sefil ve önemsizleri biziz; çünkü bunun bir anlamı olmadığını bilerek yaşıyoruz ve yine de yaşamaya devam ediyoruz. Durumumuz herhangi bir hayvanınkinden çok daha kötü.

Kabala Duyguların Dilidir

Soru: “Kabala Bilgeliğine Önsöz”ü (“Ptiha”) çalışmaya karşı isteksizlikle nasıl başa çıkmalıyız?

Cevap: Tıpkı dünyamızda bilim insanları ve şairler olduğu gibi sosyal bilimleri ya da teknolojileri benimseyenler vardır, aynı şey Kabala için de geçerlidir. Bazı kişiler doğası gereği daha duygusaldır.

Kabala bilgeliğine ulaşırlar ve onlar için Yaradan ile olan bağ daha duygusal metinler, ifadeler, muhtemelen şarkılar, dans ve bazı hisler aracılığıyla ifade edilir.

Ve akabinde dünyaya teknik olarak yaklaşan insanlar vardır. Bir plana ihtiyaçları vardır;  onlar için çizin, anlayacaklar. Ya da her şeyin kesinlikle yapılandırılmış ve sistemleştirilmiş olmasını isterler, vb.

Bu yüzden her iki yönü de incelememiz bizim için çok önemlidir. Zamanla kişi doğal olarak kendi uzmanlık alanına doğru yönelecektir. Her grupta daha duygusal olanlar ve daha pratik olanlar olacaktır, ancak hepimizin ortak bir yolu izlememiz gerekir.

Ortak yol, ARİ ve Baal HaSulam tarafından bize verilen yoldur. Diyagramlara baktığınızda sadece grafiksel bir temsil değil, duyguların bir sunumunu görürsünüz.

Birkaç kıvrım çizebilirim ve bunun hakkında on dakika konuşmak yerine, sadece ona bakarsınız ve onun ne hakkında olduğu net olur, tıpkı duygularımızı kelimelerle ilettiğimiz gibi.

Özünde tüm Kabala duyguların dilidir, zira yaratılışın temeli arzudur.

Egzersiz: Yaradan İle Bağ İçinde

Kendimizi Yaradan ile mutlak, mükemmel bir bağa içsel olarak uyumlamaya çalışmak için küçük bir egzersiz yapalım.

Yaradan duygularımıza, düşüncelerimize, niyetlerimize ve eylemlerimize, insanın içindeki her şeye zıt, şu anda bizi tamamen yönetiyor. İçimizde Yaradan ile tam bağ içinde olmayan hiçbir şey kalmamıştır.

Ve şimdi bu koşul üzerinde kontrol sağlamaya ve onu sürekli olarak korumaya çalışalım ki bulanıklaşmasın, aksine daha da keskinleşsin. Eğer bir engel ortaya çıkarsa ve bir düşünce bir yere kayarsa, yine de onu geri çekmeye çalışırız; öyle bir şekilde ki, bu rahatsızlık sayesinde Yaradan’la olan bağımızı duygularımızda, her türlü hissiyatımızda daha da güçlendiririz ve kendimizi sürekli bu koşul içinde tutarız.

Dostlarımızın da Yaradan ile aynı içsel yoğunlukta olduklarını hissetmeye çalışırız ve hep birlikte bu konuda birbirimizi desteklemeyi dileriz. Daha da fazlası, daha fazla çaba – herkesin benim gibi Yaradan’a odaklanması için çabalamak.

Ve sonra O’nu ortak bir şey olarak, hepimiz için bir olarak hayal ederiz. Sürekli olarak sadece O’na yöneliriz ve sadece O’na odaklanarak birbirimize yardım ederiz.

Karşılıklı yardımlaşma içinde kendi aramızda birleşiriz, öyle ki artık Yaradan’ı “O’ndan başkası yok” ve “iyilik yapan iyi” diye sürekli önümde tutanın ben olduğumu değil, hep birlikte O’na doğru çabaladığımızı hissederiz. Ve eğer O herkes için bir ise, o zaman biz de biriz.

Ve eğer bu henüz mümkün değilse, o zaman bir dostun Yaradan’la olan bağını koparmaması için daha da fazla özen göstermeliyim. Onun içinde olmak, bu konuda ona yardım etmek isterim.

Prensip olarak, sürekli olarak bu tür egzersizlerin içinde olmalıyız. Baal HaSulam, Mektup 17’de şöyle yazar: “İsrail, Tora ve Yaradan birdir,” hedefe doğrudan yönelmemiz ve her durumda bu yoldan sapmamaya çalışmamız gerektiğini çünkü aksi takdirde büyüyen bir hata oluşacağını ve kendimizi hedeften uzakta bulacağımızı belirtir.

Bu tür sürekli çaba, tam olarak Ahişena yönteminin gerçekleştirilmesidir. Gruba giren her bireyin gruba nasıl entegre olduğunu düşünmeliyiz. Ve gruba uyum sağlamak, çabalarımızı her gün yenilemek, onları daha yüksek bir seviyeye yükseltmek, onları daha kesin bir şekilde Yaradan’a, kendimize ve birbirimize yönlendirmek anlamına gelir.

Önemli olan bundan kopmamaktır. Yani tüm düşüncelerim ve dostlarımla yaptığım konuşmalar aynı niyete dahil edilmelidir – Yaradan’a karşı birlikte olmak için – ve hiçbir durumda bundan sapmamalıyım. Tüm karışıklıklar sadece aramızdaki ve O’nunla olan bağımızı artırmalıdır.

Kişinin Seçimini Güçlendirmesi

Soru: Kişinin herkesle birlikte ıslah talep edebilmesi için ne tür bir hazırlık gereklidir? Bu Arvut (karşılıklı garanti) mudur?

Cevap: Kişinin bir yasayı yerine getirmek istemesi için ne tür bir hazırlık gerekir? Bu hayattaki her şeyle aynıdır!

Diyelim ki herkes gibi karşıdan karşıya sadece yaya geçidinden geçilmesi gerektiğini söyleyen yasaya uymak istemiyorum. Sadece istemiyorum!

İlkinde, birisi bana sesleniyor ve aldırış etmiyorum. İkinci kez ceza yiyorum. Şimdi ne zaman geçebileceğime ve ne zaman geçemeyeceğime bakmaya başlıyorum. Ama etrafta kimse yoksa, yine eskisi gibi geçiyorum. Üçüncüde, Yaradan korusun, araba çarpar ve sonunda…

İşte o zaman belki de yasalara uymam gerektiğini anlamaya başlıyorum. Buna “Yaradan kişinin elini iyi bir kaderin üzerine koyar ve bunu al der.” denir. Ve kişi artık kendini bu konuda güçlendirmelidir çünkü maneviyatı kendi başımıza arzulayamayız. Ama içimizde bu düşünce uyandığında, düşünmeye başlarız: “Belki de bu yasayı yerine getirmeye değer. Yapmak istemiyorum ama yine de buna değebilir.”

Kişinin çalışması burada başlar.

Tembelliğimize, kötü eğilimimize, boyun eğmeyi reddetmemize rağmen destek, rehberlik ve bu yasayı tutmanın gerekliliğini aramaya ve sonunda bunu gerçekten istemeye başlarız.

Şimdi kişinin içinde seçim imkânı belirir. Kalpteki nokta verildikten sonra kişi ikiye bölünür. Kişinin kalbi tamamen egoisttir. Kendini doldurmaktan ve arzularının önünde duran her şeyi yok etmekten başka bir şey istemez. Ancak bunun aksine, kişiye kalbinde bir nokta verilmiştir.

Bunun ne olduğunu ya da nereden geldiğini bile bilmeyiz ama aniden doğamıza aykırı bir şeye kulak vermeye başlarız. Buna “Yaradan’ın yukarıdan bir parçası” denir. Bunu sabahın üçünde kalkıp ders dinlemeye gönüllü olan insanlarda görebiliriz. İçlerindeki bu bölünmeyi hissetmeye başlarlar.

Artık kişi bir seçimle karşı karşıyadır: tavsiye almak ve onun yardımıyla, aslında kişinin kendisine bile ait olmayan doğasına direnme gücünü kazanmak. Yaradan kötülüğü, yani alma arzusunu yarattı ve kişiye yerleştirdi. Ve bu arzunun dışında sadece ışık vardır yani Yaradan.

İçimdeki bu kötülüğü O yarattı ve şimdi ondan kurtulmak ya da onu ıslah etmek için bir destek bulmalıyım ki daha fazla üzerimde hüküm sürmesin ve Arvut yasasını yerine getirmeyi gerçekten isteyebileyim.

Bu seçimde kendi hayatında, kötülükten kurtulmanın bir yolunu aradığım anlamına gelir, bunu kendi içeriğinin içerebileceğim anlamına gelmez. Kalplerimizi birbirine bağlama, tek bir Kli’de birleşme ve içindeki ışığın varlığına layık olma koşuluna kendi başımıza ulaşamayız. Tavsiye aramalı ve bunu gerçekten istemeliyiz yani zorunluluk hali denilen duruma gelmeliyiz.

Bizim hazır olmamıza “Yapacağız ve duyacağız.” denir. Beni neyin beklediğini bilmiyorum, önümdeki koşul hakkında hiçbir şey anlamıyorum çünkü daha düşük bir dereceden daha yüksek bir dereceye yükseliyorum. Doğası gereği, o yüksek dereceyi anlamıyorum.

Bunu kavrayacak ve hissedecek kadar bilge olsaydım zaten onun üzerinde olurdum. Ancak eğer sadece o dereceye sıçramak üzereysem, henüz bilmiyorumdur. Sahip olduğum tek şey bunun gerekliliğine dair bir histir. Buna “Yapacağız ve duyacağız” denir. “Hazırız. Yeter ki bir şeyler yapalım!”

Karanlık Bir Alanda Küçük Bir Mum

Soru: “İç ses”, ‘Yaradan’ın yol gösteren eli’ nedir?

Cevap: Kişideki doğru düşüncelerin kaynağı – buna “Yaradan’ın kişinin içindeki temsilcisi” diyelim – kalpteki noktadır. Buna “Yaradan’ın yukarıdan bir parçası” denir, ruhun parçalanması sonucu kaba düşen bir kıvılcımdır.

Küresel ruhun parçalanmasından önce, ışık, kıvılcımlar ve kaplar ıslah olmuş bir durumda mevcuttu: bir perdeyle alma arzusu ve onu dolduran ışık. Ancak parçalandıklarında karıştılar; ışıklar kaynağa, ruhun ikamet ettiği yere doğru yükselirken, kaplar ve kıvılcımlar aşağıya doğru düştü.

Bu nedenle, kişi içinde var olan kıvılcımı ifşa etmekle görevlidir. Bu kıvılcım kişide tezahür etmeye başladığında, kişi bu kıvılcımla, sanki küçük bir mumu alma arzusunun karanlık, boş, engin alanına götürür gibi ilerlemeli ve kim ve ne olduğunu keşfetmeye, kendini incelemeye başlamalıdır, ama sadece bu mumla, bu kıvılcımla.

Ve sonra yavaş yavaş, kişi ruhun karanlık alanını oluşturan 620 parçalanmış arzunun arasında bu mumun yardımıyla tutunmanın bir yolunu bulur, ta ki onları bir lambaya yağ bağlar gibi muma bağlayabilsinler, böylece mumdan tüm ruha bir alev yayılabilir.

Buna “karanlık ışık gibi parlayacak” denir.

Baal HaSulam ışık üreten bir fitil ve yağ örneğini verir. Aviut (arzunun bayalığı) bu kıvılcıma katıldığında, gerçek bir ateş tutuşur çünkü ihsan etme uğruna bir niyete dönüşür, ona ışıkla aynı doğayı verir, Aviut’u (bayalığı) Zakut’a (saflığa) dönüştürür.

Kendinizi Düşünmemek Mümkün

Soru: Doğrulanamayan manevi çalışmanın yanı sıra ne yapmalıyız: karşılıklı garanti hakkında düşünmeli, konuşmalı mıyız?

Cevap: Bunun hakkında konuşun, her birinin grubun ve üst gücün etkisi altında, yükselişler ve düşüşlerle birlikte, kişide giderek daha fazla duygu uyandığını anlamada ne ölçüde ilerlediğini kontrol edin ve ölçün: kendini düşünmemek mümkündür. Kişi başkalarını düşünmek için özgürleşecektir.

Soru: Sürekli bunun hakkında konuşursak, değeri düşmez mi?

Cevap: Değersizleşmeyecektir çünkü önümüzde durmaktadır. Dahası, bu uzak bir hedef (son ıslah ya da Yaradan’a bağlılığımız) değil, Mısır’dan çıkış olarak adlandırılan alma arzusundan bir kopuştur. Bu ilk eylemdir; bunu gerçekleştirerek maneviyata gireriz.

İsrail halkını Mısır’dan çıkaranın ne bir melek ne de bir elçi olduğu, Yaradan’ın Kendisi olduğu söylenir. Birleşmeli, Firavunumuzla konuşabilecek, bizi ikna edebilecek, kölelikte, karanlıkta olduğumuzu hissedecek ve üst gücün bizi etkilemesini ve Yaradan’ın bizi Mısır’dan çıkarmasını dileyecek Musa’nın gücünü içimizde bulmalıyız. Tüm bunlar karşılıklı garantiyi elde ettiğimiz süreçtir.