Category Archives: Maneviyat

Ortak Yasa

Bireysel ve kolektif olan eşittir. Bir kişinin kendini ıslah etmesi ile tüm dünyanın ıslaha tabi tutulması arasında hiçbir fark yoktur. Yasa aynıdır çünkü parçalanma her bir parçanın diğerleriyle karışmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, kişinin geçirdiği süreç tüm dünyanın geçirdiği süreçten farklı değildir.

Gerçekte, bu konuda karmaşık hiçbir şey yoktur. Eğer bu açıklığa kavuşursa, eğer bunu dünyaya açıklayabilirsek, bu da dünyadaki pek çok şeyi açıklığa kavuşturacak ve aydınlatacaktır.

Bu fikre bağlananlar gerçekten de “manevi İsrail” olarak adlandırılacaktır. Ve içsel bir zorunluluk duygusuyla, ıslahtan geçmeleri gerektiğini hissedeceklerdir.

Grup İle Bir Anlaşmaya Varmak

Yorum: Rabaş’ın grup hakkında verdiği ve yerine getirme şansımızın olmadığı 30 maddelik kısa bir tavsiye listemiz var.

Cevabım: Bunları yerine getirme şansımızın olmadığı doğru. Ancak, bunun için gerekli araçlara sahibiz.

Elbette, grupla ilgili olarak ve dolayısıyla Yaradan’la ilgili olarak alma arzuma boyun eğdirecek güce sahip değilim. Aradaki fark nedir? Basitçe, Yaradan’ı ilgilendiren şey gizlidir ve ben kendi kendimi kandırabilir, kafam karışabilir ve zaten erdemli olduğuma ve her şeyin benim için yolunda gittiğine karar verebilirim.

Ancak grupla ilgili olarak, her şey daha nettir. Ve eğer bunu şimdi soruyorsanız, o zaman belki de zaten aciz olduğunuzu görüyorsunuzdur. İşte o zaman gerçek soruya gelmiş olursunuz.

Kişi grupla birleşme gücünü ya da arzusunu kendi içinde bulamaz. Sadece prensip olarak bunu yapması gerektiğini anlar: Kabalistlerin yazdığı budur ve görünüşe göre, eğer bunu kabul etmezsem, o zaman ilerlemiyorum demektir.

Buradan, tıpkı Sina Dağı’ndaki İsrail halkı gibi, bir koşulun önünde durduğumuzu görüyoruz; eğer bunu tek kalpte tek adam olarak yapmazsanız, yani kendinizi gruba teslim etmezseniz, kendinizi ona boyun eğdirerek bu bağı gerçekleştirmek istemezseniz, kendinizi ölü hissedersiniz. “Burası gömüleceğiniz yer olacak.”

Bu karşılıklı anlaşma dışında başka bir şeye gerek yoktur. Şöyle diyerek: “Yapacağız ve duyacağız”, bunun gerçekleşmesi için hemfikir oluruz. Ve sonra gerçekleşir.

Dünyanın Manevi Islahı

Soru: Rasyonel bir açıklama kitlelerdeki arzu düzeyine ne ölçüde dokunabilir?

Cevap: Kitaplar ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla dünya çapında açıklayıcı çalışmalar yürüterek, sadece dış etkenlerle uğraşmıyor ve bilgilendirme görevini yerine getirmiyoruz. Aynı zamanda, dünyanın her bir parçasının bizim aracılığımızla yaratılışın amacı hakkında yukarıdan bilgi aldığı, dünyanın manevi bir ıslahını da başlatıyoruz. Bu zaten manevi bir eylemdir.

Sadece maddesel bir eylem gerçekleştirdiğimizi düşünmemeliyiz. Sanki yaratılış planından kaynaklanan dünyanın amacı ve bir insanın amacı hakkındaki belirli bir bilginin herkese ulaştığı boru hatları döşüyor gibiyiz. Bu şekilde her bir bireyi Yaradan’a bağlarız.

Tora’nın Alınmasından Tapınağın İnşasına Kadar

İsrail oğulları, büyük ve yakıcı egolarını kullanmamaya karar verdiklerinde ve egoizmin engellerini etkisiz hale getirmek için bu egoizm üzerinde gerçekleştirilen eylemler yoluyla birleşmeye başladıklarında ve karşılıklı garanti (Arvut) koşuluna ulaştıklarında, bu garanti eylemlerden sonra gelir ve buna “yapacağız ve duyacağız” denir.

Bu onların yukarıdan Tora adı verilen bir bağ ve doyum gücünü aldıkları zamandır. Bu kuvvetin yardımıyla, kabın kendisini Aviut’un birinci derecesinden itibaren yavaş yavaş ıslah etmeye başlarlar.

Bu duruma, Sina Çölü’ne çıkmak ve 40 yıl boyunca Malhut’u Bina’ya yükseltmek, onu ıslah etmek denir, ta ki 40 yılın sonunda, İsrail topraklarına gelene kadar, bu Malhut’un Bina ile birleşmesidir.

Burası İsrail toprağıdır (Eretz İsrail), Yaradan’a doğru olan arzu (Yaşar El, İsrail). Bu, Tapınağı inşa ettikleri yer koşuluyla ödüllendirildikleri zamandır.

Bu, üst ışığı gerçekten kendi içinde barındırabilecek bir Kli’ye (kap) sahip oldukları anlamına gelir, bu Yaradan’ın ifşa olduğu bir kaptır.

“Doğru Seçim” Nedir?

Soru: Kişi kalpteki nokta ve egoizm arasında ikiye bölünmüşse, kendisine sürekli doğru tarafta olma ve kötü eğilim tarafında olmama gücünü verecek bir mekanizmayı nasıl inşa edebilir?

Cevap: Karşılıklı garanti (Arvut) duygusuna ulaşmamıza yardımcı olacak bir mekanizma nasıl inşa edilebilir? İşte biz tam olarak bunu inşa ediyoruz. Bu, gruptur.

Tüm içsel niteliklerim ve beni çevreleyen tüm dışsal koşullardan özgürce davranabileceğim tek şey kendi çevremi seçmektir. Çünkü karakterim ve tüm niteliklerim önceden belirlenmiştir. Ve toplum, eğer ben onu seçmezsem, bana istediği gibi davranır. Ben onun etkisindeyim ve istesem de istemesem de her şeyi ondan alırım.

Yukarıdan bana böyle bir fırsat verildiği zaman, bir seçim yapabileceğim anlaşılıyor ve bunun için çaba sarf ediyorum. Sadece buna özgür seçim denir.

Ya beni karşılıklı garantiye ve son ıslaha (Gimar Tikun) doğru iten iyi bir çevre seçerim ya da özgür iradeden tamamen yoksun bir kukla, bir oyuncak olurum ve bu durumda ne ödül, ne ceza, ne isteyecek biri ne de şikâyet edecek biri vardır. Her şey doğaya göre akar.

Öyleyse günahkar kimdir? Erdemli olmak isteyen kişi. Kimin özgür seçimi vardır? Sadece Kabalistlerin. Peki diğerleri? Diğerleri hayvanlar gibidir. Yazıldığı gibi: “Onlar helak olan hayvanlar gibidir.” (Mezmurlar 49:13). Onlardan talep edilecek bir şey yoktur, başka seçenekleri yoktur çünkü yasalar böyle belirlenmiştir; ya karşılıklı garantiyi seçersiniz ya da seçmezsiniz.

Sovyetler Birliği’nde seçimlerin nasıl yapıldığını hatırlıyor musunuz?

– “Şehrin belediye başkanını seçiyoruz!” – “Kaç aday var?” – “Bir!”

Yaradan için de aynı şey geçerlidir. Eğer gerçekse, bir tane olmalıdır. On değil! On aday ne anlama gelir? Dokuzu sahtekâr, biri gerçek demektir. Ama fikrin kendisi doğrudur.

Siz on kişiden birini seçmiyorsunuz. Fikir farklıdır; tek bir gerçek Bir vardır ve O’nu gerçekten seçip seçmediğinize siz karar verirsiniz. Aslında seçiminiz yoluyla kendinizi yoklarsınız, ıslah olmuş koşulla aynı fikirde olduğunuzun teyidi olarak “oyunuzu kullanmaya” gerçekten niyetli misiniz? Buna seçim denir.

Karşılıklı Garanti: Bizim Kararımız

Soru: Karşılıklı garanti bir ıslah mıdır? Kendimi ıslah edemiyorum, öyleyse görünüşe göre karşılıklı garantiye ulaşmak benim işim değil mi?

Cevap: Karşılıklı garanti, herkesin birlikte çalışmasıyla sağlanır. Karşılıklı garantinin gerekli olduğu, onsuz birleşemeyeceğimiz, bunun tüm arzuları ve tüm ruhları birleştirmenin bir koşulu olduğu konusunda bir anlaşmaya varmalıyız.

Eğer bunu istediğimize karar verirsek, o zaman ıslah olmuş koşulumuzun aşağısında olmamız nedeniyle, bunun içinde olma arzumuz sayesinde saran ışığı çekeriz. Bu koşulda olmak istiyoruz, her ne kadar onun ne olduğunu tam olarak bilmiyor veya gerçekten anlamıyor olsak da, onu sadece istememiz yeterlidir.

Sonra bu kuvvet, saran ışık şeklinde yukarıdan üzerimize iner ve bizi ıslah etmeye başlar, böylece birbirimiz için karşılıklı garantör olmayı kabul ederek, bu koşulu yerine getirmeye ve ruhlardaki karşılıklı dahiliyetimizi ifşa etmeye geliriz.

Kesin konuşmak gerekirse, biz aslında var olan tek bir koşulu ifşa ederiz ve bize göründükleri şekilde, şu anda içinde olduğumuz diğer tüm koşullar, yalnızca bilinçsizliğin farklı seviyeleridir.

Hayata Doğru Yaklaşım

Yorum: Çoğu zaman kişi iyi hissetmek ister. Diyelim ki hastaysa ya da bazı sorunları varsa, bilinçaltında “Evet, bu engeli aşmak için üst güçten destek almak istiyorum” der, ancak ruhunun derinliklerinde, kendini nasıl daha iyi hissedebileceğini düşünür.

Cevabım: Sadece ilk başta, bunun hala şekillenmemiş bir arzu olduğu anlamına gelir.

Sonra yavaş yavaş, ıstırabın derinliklerinden onların derinliklerini ve nedenselliklerini, bunların onun acı çekmesi amacıyla olmadığı ve onların doyumunun kendi başına bir amaç olmadığını anlamaya başlar. Sonuçta, o zaman bu hayatın anlamı nedir? Acı çekmek ve acıyı dindirmek mi? Gerçekten varoluşun anlamı bu mu?!

Varoluşun anlamı, bu yaşamın üzerine çıkmak ve onu daha yüksek bir seviyeye ulaşmak için bir araç olarak kullanmaktır.

Aksi takdirde ne? Dayak yiyorum, kaçıyorum. Dayak yiyorum, tedavi oluyorum. Ve hayat bundan ibaret mi?! Bu, dünyaya bakmanın tamamen yanlış bir yoludur.

İşte bu yüzden Kabala, acılarımızın kaynağını ifşa etmemiz gerektiğini ve onları neden bize gönderdiğini, böylece O’nunla bağ kurabilmemiz gerektiğini söyler. Aksi takdirde, O’nunla olan bu bağa uyanmayacağız. Ve daha sonra bunun için minnettar olacağız.

Bu olmadan mümkün mü? Hayır, imkânsız.

Çöl Nesli Ve İsrail Topraklarına Giriş

Bunların arasında, Musa ve Harun’un Sina Çölü’nde İsrail oğullarını saydıkları sırada, sayımlarına [dahil] olan bir adam yoktu. 

Çünkü Efendi onlara, “Çölde kesinlikle ölecekler.” demişti ve onlardan yalnızca Yefunne oğlu Kalev ve Nun oğlu Yeşu kalmıştı. (Musa, Tora, Bamidbar, Sayılar, Pinhas)

Belki de başlangıçta farklı bir dönüşüm amaçlanmış ve daha sonra bu dönüşümü sorunsuz bir şekilde yapmak mümkün olmadığı için farklı bir karar verilmiştir, çünkü bir sonraki “çöl nesli” koşulunu bir önceki “Mısır’dan çıkış” koşuluna ve daha sonra “İsrail topraklarına giren nesil” koşuluna eklemek mümkün olmamıştır.

Bu üç derece birbirinden oldukça farklıdır. Genel olarak, Tora’daki tüm varsayımlar, “Ya öyle olsaydı ya da olmasaydı” tanım gereği olamayacağını ima eder. Ve bize bunun neden olamayacağı açıklanır, çünkü Mısır’dan çıkan arzu tüm ıslahlardan geçip İsrail topraklarına giremez.

Bir başka deyişle, “Çölde kırk yıl ıslah” safhası, yani Bina’ya yükseliş, kişinin geçmiş koşulundan tamamen vazgeçmesidir. Dolayısıyla, doğal olarak ölmesi gerekir.

Her şekilde, Çöl nesli kendini tam olarak ıslah etmez; orada, hatalı koşullar kalır ve bu daha sonra İsrail topraklarında düşüşe yol açacaktır. Bu nedenle kırk yıl içinde yok olması gerekir.

Yani Malhut, Bina’ya yükseldikçe içine alabildiği kadarını dâhil eder. Fakat bir kez dâhil edildiğinde, artık aynı Malhut, aynı özellik veya arzular değildir; onlar zaten ihsan edilmeye uygundur.

Soru: Çöldeki kırk yılda ölmesi gereken nedir?

Cevap: Kişinin kendini düşünme arzusu tamamen ölmeli ve ihsan etme niteliğine yönelik bir tutku, kendisinden başkalarına doğru yönlenmiş olarak ifşa olmalıdır.  Kişi, sevgi ve ihsan niteliğine büyük saygıya dayanan böyle bir arzuya sahip olmalı ve kişinin içinde olan her şeyi arka planda bırakmalıdır çünkü diğer her şey, onu diğerlerine doğru çeker.

İhsan etme niteliği, kişilerde onları derece derece arındıran ve ıslah eden ışığın (Ohr Makif) etkisi altında ifşa olur. Bu ışığa “Tora Işığı” denir.

Kişinin geçmişteki kendisiyle ilgili, kendisi için, kendisiyle olan düşünceleri derece derece yok olur. Dahası, sadece kendim için almakla ilişkilendirilen “ben” değil, aynı zamanda vermeyle ilgili “ben”de yok olur. Yani, birine bir şey verdiğimde, birini sevdiğimde ya da insanlar için bir şeyler yapmaya çalıştığımda, bu “ben”, kendim için olmayan çabada bile orada olmamalıdır.

Bunu açıklamak çok zordur, çünkü böyle bir ihtimal, böyle bir koşul, içimizde Üst Işık tarafından şekillendirilir.

Soru: Benim verdiğimi kimse bilmeyecek mi?

Cevap: Ben bile bilmiyorum. En önemlisi bu.

Bu çölde olmalı. Ancak bu, insanların hayatları boyunca mükemmel bir şekilde yaşadıkları maddi bir çöl anlamına gelmez, çünkü orada su ve diğer her şey vardır.

Çöl koşulu, ihsan etme ve sevgi niteliğine ulaşmaya çalıştığımda, bu özellikleri, özlemleri ve istekleri dolduracak hiçbir şeyim olmadığını keşfettiğim bir koşuldur. Birine yaklaşmak, bir şey vermek, içimden her şeyi dökmek istiyorum; ancak aslında verecek hiçbir şeyim yok, dökecek hiçbir şeyim yok, ulaşacak kimsem yok. Ne gücüm var, ne de ihsan etme niteliği için bir sebep, ne de bunun için bir fırsat.

Bu bana tam da benimle hiçbir ilgisi olmayan ihsan etmenin saf niteliğine ulaşabilmem için gösteriliyor. Ve benimle herhangi bir şekilde bağı olduğunda, bu benim kendi iyiliğim içindir.

Karanlık, Yaradan’ın Ters Işığıdır

Ve Mısır diyarında bir köle olduğunu ve Tanrın Rab’bin seni oradan kudretli bir el ve uzanmış bir kolla çıkardığını hatırlayacaksın; bu nedenle, Tanrın Rab, sana Şabat gününü tutmanı emretti. (Tora, Tesniye 5:15).

Tora’nın her bölümü, bir insanın manevi dünyaların dereceleri boyunca “İsrail toprakları” adı verilen seviyeye doğru kademeli olarak yükselişini anlatır. Tora’nın yasaları her ne kadar kendilerini tekrar ediyor gibi görünse de her seferinde yeni manevi seviyelerden bahsederler ve bu nedenle tamamen farklı algılanırlar.

Tüm manevi çalışma, İsrail halkının bilinçsiz bir durumdan Yaradan’la olan ilişkisinde, yani O’nunla bağa, O’nun ifşasına yönelik arzuyla ilgili olarak gerçekte nerede olduklarının farkındalığına yükseldiklerinde ilk kez deneyimledikleri sürgünle ilgilidir.

Bu duruma Eretz İsrail, – “İsrail toprağı” denir. “Eretz” arzu (Ratzon) anlamına gelir ve “İsrail” Yashar-Kel – Yaradan’a doğru anlamına gelir. Bu, Yaradan’ı ifşa etmeyi, O’nunla canlı bir bağ kurmayı, tıpkı şu anda birbirimizi hissettiğimiz gibi O’nu doğrudan hissedebilmeyi amaçlayan arzudur.

Aslında, bu his çok daha canlı ve yoğundur. Bu tam olarak ona zıt olan duygudan; tam bir kopukluk, anlayışsızlık, cehalet ve maneviyat arzusu eksikliğinden doğar. “Mısır’ın karanlığı” veya “Mısır sürgünü” olarak bilinen bu durum, dünyamızdaki sıradan bir insan için tipik değildir, çünkü ortalama bir insan bir şeyden uzak olduğunu veya ifşa etmesi gereken bir şey olduğunu hissetmez.

Mısır, Yaradan’ın parladığı bir koşuldur, ancak O ters ışıkla parlar. Anlayış, aydınlanma, edinim, sevgi ve sıcaklık uyandırmak yerine; O, karanlık, kafa karışıklığı, reddedilme ve değersizlik duygusu meydana getirerek bizi ters tarafından etkiler.

Bu nedenle, karanlık aynı zamanda Yaradan’ın yukarıdan etkisinin bir biçimidir ve Yaradan’a zıt olduğunuzu hissetmek ve anlamak için çok fazla içsel çalışma gereklidir.

Örneğin, annem bir jinekologdu ve uzun yıllar tıp alanında bilimsel araştırmalar yaptı. Akşamları koşullarını babamla paylaşırdı ve karanlıkla, anlayış eksikliğiyle, insan bedenindeki bazı dönüşümlerin ardındaki anlamı, yöntemi, mekanizmayı bulma arzusu ile yanıp tutuşurdu. O zamanlar 12 ya da 13 yaşındaydım, ama o zaman bile, birinin böyle bir arayış tarafından nasıl tüketilebileceğini görebiliyordum.

İşte bu yüzden, karanlığı gerçekten hissetmek için kişi derinden ve ısrarla çalışmalıdır. Bu tür insanlar, üzerlerine uzaktan parlayan ancak henüz onları doldurmayan ışığın oluşturduğu içsel bir boşlukla karakterize edilir. Bu sadece, ileride ortaya çıkacağı kabı hazırlar. Ve böylece, onlar ararlar.

Gerçekten İsteyenlere İfşa Olacak

O halde tek bir öğüt vardır: öğretmenine ve kitaplara sarılmak… Sadece onlara sarılarak fikrini ve arzusunu daha iyiye doğru değiştirebilir. Bununla birlikte, zekice tartışmalar fikrini değiştirmesine yardımcı olmaz, sadece Dvekut [birleşme] ilacı yardımcı olur, çünkü bu, “onu Ben ıslah ederim” de olduğu gibi, harikulade bir tedavidir (Baal HaSulam, Şamati 25, “Kalpten Gelen Şeyler”). 

Bir öğrenci öğretmeninin düşüncesine veya arzusuna bağlanmak isterse, o zaman onlara katılır ve o düşünce ve arzuyla birleşir, bu da onun için yakın ve değerli hale gelir. Sonuç olarak, kişinin tüm kendi düşünce ve arzuları ıslah olur ve yeni arzu ve düşüncenin önünde eğilir.

Her şey kişinin öğretmenin tutumunu ve içsel niyetini ne kadar algılayabildiğine, ona ne kadar tutunabildiğine ve ister dostlarla ister dış dünyayla olsun, diğer tüm bağ biçimlerinden ne kadar ayrılabildiğine bağlıdır. O zaman kişi öğretmene ne kadar sıkı bir şekilde bağlı kalmayı başardığını hissetmeye başlar ve bundan Yaradan’a bağlanma gücü ve arzusu doğar.

Ve gerçekten arzu edene, denildiği gibi: ”Ona ifşa olacaktır.”

Eğer Dvekut’a özlem duyarsanız, bu arzu sizi etkilemeye ve daha da yakınlaştırmaya başlar. Her şey kişinin arzusuna, bencil özünden çıkıp içsel olarak dostlarına daha yakın olan yeni bağın merkezine tutunma isteğine bağlıdır.

“Kendin için bir öğretmen yap” tavsiyesi, kişinin içsel arzusunun yaratılışın merkezine yakınlaşmak olduğu ifade eder.