Category Archives: Maneviyat

Rabaş – İçsel Manevi Çalışma Ansiklopedisinin Yaratıcısı

Baal HaSulam saf bilimle uğraşan bir bilgindi. Yüksek akademik bir üslupla yazardı. Ve öğretmenim Rabaş bize çok yakındır. Bizi kollarıyla tutar ve bize: “İşte böyle yürümelisiniz. İşte tam da bu yüzden böyle ve böyle koşullar yaşıyorsunuz.” diye gösterir. Sizi sürekli küçük bir çocuk gibi yönlendirir, yardım eder, besler, kundaklar, sizi büyütmek için her şeyi yapar.

Rabaş, özünde, içsel manevi çalışmanın Kabalistik bir ansiklopedisini yaratmıştır. Makalelerinde geçmemiz gereken tüm koşulları açıklamıştır. Bu nedenle, kişi bunları her zaman çalışırsa, hiçbir sorunu olmaz.

Bu makalelerin kısaltılmış bir versiyonu üzerinde çalışırken ve onları tekrar tekrar gözden geçirirken, bunun bir çocuğun onsuz hayatta kalamayacağı bebek mamasına ne kadar benzediğini görüyorum. Kişi, Baal HaSulam’ın gerçekte kişiye verdiği Kabala besinini alamaz. Baal HaSulam onun üzerine öyle bir ışık döker ki, sanki bir bebeğin önüne biftek koymuş gibidir.

Ama Rabaş öyle yapmaz.  Tüm bunları lapaya, haşlanmış sebzelere, uygun porsiyonlarda tüketilebilecek süte dönüştürür. Bunu inanılmaz bir şekilde başardı! Ve öyle bir tarzda, öyle bir biçimde ki, tarif etmek imkânsız!

Nasıl yazdığını hatırlıyorum, her gün biraz daha, biraz daha, biraz daha ve haftanın sonunda makale ortaya çıkardı. Bana verirdi, ben de kopyalarını çıkarır ve öğrencilere dağıtırdım. Ve sonraki hafta boyunca yeni bir makale çıkana kadar onu okurduk. Ve sonra yine aynı şey. Başka bir deyişle, manevi alanda ustalaşmaya yönelik sistematik, içsel, manevi bir çalışmaydı.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 136

“Hayvan Gıdası” Ve “İnsan Gıdası”nın Anlamı Nedir?

Her manevi derece, kendi önemine göre beslenir. Hayvansal gıda bitkiseldir. İnsan gıdası hem bitkisel hem de hayvansaldır çünkü insan konuşan seviyesine aittir. Bir insanı bir hayvandan ayıran nedir? Dereceleri. Baal HaSulam, insan gıdasının buğdaydan işlendiğini, hayvan gıdasının ise ham tahıllardan ve buğdayın kendisinden oluştuğunu söyler.

Bunu Zohar’dan Sifra deTzniuta’da çok iyi açıklar: Bir kişi bir şehre gelir (“şehir” Atzilut dünyasını ifade eder) ve oradaki herkesin çeşitli ekmekler ve hamur işleri yediğini görür. Yiyeceklere bakar ve insanlar ona teklifte bulunur: “Tadına bak.” Tadına bakar ve yiyecekleri çok lezzetli bulur. Sonra sorar: “Bu yiyecekler neyden yapılıyor?” Cevap verirler: “Buğdaydan.” Ve hayretler içinde kalır: “Ben böyle yiyecekleri hiç tanımadım, çünkü hayatım boyunca bir hayvan gibi sadece çiğ buğday yedim.”

Kişi “şehre”, Atzilut’a ulaşır ve orada yiyeceklerin satıldığını ve yenildiğini görür, ancak bunlar farklı şekilde işlenir. Bunlara “insan gıdası” denir. Sadece bir insan, buğdayı “su” ve “un” ile işleyerek bu tür yiyecekleri hazırlayabilir, bu da Hassadim ve Hohma’nın ayrımlarını sembolize eder.

Akıllara Durgunluk Verici!

Soru: Sizin için Tanrı var mı?

Cevap: Benim için bir Yaradan var. O siz de dahil olmak üzere her şeyi yaratan ve amacınızı gerçekleştirmenizi isteyendir.

Soru: Nedir bu amaç?

Cevap: Amacınız O’nun seviyesine ulaşmak, O’na benzer olmaktır. Bu yüzden bir kişiye “Domeh” kelimesinden gelen ‘Adam’ denir – Yaradan’a “benzer”.

Soru: Peki tekrardan, neye benzer?

Cevap: Yaradan’a.

Soru: Peki bu ne anlama geliyor? Bu nitelik nedir?

Cevap: Bu ihsan etme niteliğidir, yaratma niteliğidir, tüm dünyaları yönetme niteliğidir. Bu bir insanın edinmesi gereken bir koşuldur.

Soru: Dünyamızdaki herhangi biri mi?

Cevap: Kesinlikle herkes!

Yorum: Bu akıl almaz bir şey!

Yanıtım: Ama isteseniz de istemeseniz de buna ulaşacaksınız.

Ulaşmamız Gereken Safha

Soru: Onluda bir dostumun önünde kendimi nasıl doğru bir şekilde iptal etmeliyim?

Cevap: Bu kesinlikle kolay değildir ama esasen ulaşmamız gereken safha budur.

Soru: Yani kendi görüşüm yerine dostumun görüşünü mü kabul etmeliyim?

Cevap: Hayır, dostunuzun görüşünü kendinizin ulaşmak istediğiniz safha olarak kabul etmelisiniz.

Soru: Buna iptal etme mi deniyor?

Cevap: Göreceksiniz.

İyi Eylemler Hakkında Düşünün

Soru: Bir dostumuzun düşüş koşulunda olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap: En önemli şey sürekli olarak üst gücün tüm dostları nasıl birleştirmesini, yakınlaştırmasını, birbirine bağlamasını ve yukarı çekmesini istediğinizi düşünmektir.

Yapmamız gereken budur. İyi eylemler hakkında düşünmeliyiz.

Talep Etmekle Yükümlüyüz

Soru: Her onlu kendi içinde bir dünya ise diğer onlularla nasıl bağ kurabiliriz?

Cevap: Bu sizi ilgilendirmez. Her şey Yaradan tarafından yapılır: Onluları birbirleriyle ilişkili olarak indirir ve yükseltir.

Her bir grup hakkında çok daha fazla veriye sahiptir ve onları belirli bir yola göre birleştirir. Bu nedenle, nasıl veya nerede olduğumuza dikkat etmeyin.

Talep edin, talep etmekle yükümlüsünüz.

Doğru Gelişim

Eğer doğru bir şekilde gelişiyorsak ve birleşmek istediğimizi ama bunu kendi başımıza yapamadığımızı hissediyorsak, o zaman üçüncü bir faktör devreye girer: Yaradan.

Sadece ben ve grup değil; O da grubun içinde bulunmalıdır. O benim için amaç olmalıdır. O eylemin gerçekleştiricisi olmalıdır ve bu doğru gelişimin bir işaretidir.

Grupla birleşmeyi arzulayarak, böylece O’nun içinde yaşaması gereken bir Kli yaratıyorum.

Kendimi buna teslim etmeye hazırım, ancak şu anda eksik olan şey bunun Yaradan’ın rızası için olması gerekliliğinin anlaşılmasıdır, böylece Yaradan bu bağın içinde yaşayacaktır.

Bu anlayışın eksikliği O’nun gizlenmiş olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor.

Ama yakında, ıstıraptan, gerekliliği anlamaktan, O’nun burada olması gerektiği ifşa olacaktır. Bu üç faktör: ben, grup ve Yaradan bir olarak birleştiğinde, bu gerçekleşecektir.

Her Birimiz Ve Hepimiz İçin Arvut

Soru: Arvut makalesinde denir ki: Topluluktan her bir kişiye Tora’yı kabul edip etmediği sorulmuştur, sonrasında tek bir kişinin bile Tora’yı kabul etmemesi durumunda, kimsenin Arvut’u (karşılıklı garanti) yerine getiremeyeceği yazılmıştır.

Cevap: Mesele şu ki, son ıslahta (Gimar Tikkun) bile kendilerinden isteneni hissetmeyecek belli bir insan tabakası kalacaktır. Şöyle diyecekler: “Tamam, hazırım. Gerekirse seninle gelirim.”

İçlerinde herhangi bir farkındalık veya zorunluluk hissi ortaya çıkmaz, çünkü doğaları gereği bunu yapamazlar. Bu sadece onların seviyesidir.

Yine de onlar da mükemmelliği ve sonsuzluğu hissedecekler. Sadece genel Arvut‘a katılım seviyeleri, “Tamam, imzalayacağım. Ne imzaladığım önemli değil.” tarzında olacaktır. Cansız seviyeye bu denli yakın olan böyle insanlar vardır.

Başka bir deyişle: ıslah, nicelik ve nitelik olarak kademeli gelişir. Eğer şimdi Aviut Şoreş’li (Kök bayağılık) Kelim (kaplar)’in ıslahından bahsediyorsak, o zaman haydi bu seviyeye kimin ait olduğunu düşünelim. Dünyada kaç insan var? Ardından Aviut Alef (Birinci bayağılık) gelir. Aviut Alef, diyelim ki yarım milyar insanı kapsayabilir. Aviut Bet (İkinci bayağılık) ise iki milyar insanı… Ve bu böyle devam eder.

Kendinle Baş Başa, Bölüm 2

Soru: Kişi kendini izole ettiğinde ve düşünceleriyle baş başa kaldığında ona ne olur?

Cevap: Bu, kişinin kendisine ve yalnızlık arayışındaki amacına bağlıdır. Eğer kişi özel bir manevi hedef için çabalıyorsa, o zaman kendisini Manhattan’ın ortasında mı yoksa gerçek bir çölde mi izole ettiği çok az fark eder.

Soru: Eğer kişi düşüncelerini temizlemek ve iç sesini dinlemek niyetiyle çöle giderse, gerçekte kim olduğunu anlama şansı var mıdır?

Cevap: Eğer bir grup insan, içsel, ortak bir manevi hedefe ulaşmak için dünyanın geri kalanından uzakta çöle giderse, o zaman böyle bir yalnızlık kesinlikle mantıklıdır. Kuşkusuz çöl bunun için bir ormandan daha uygun bir yerdir, çünkü sessiz ve boştur.

Çöl, insanda hiçbir yanılsama bırakmaz; oradaki yaşamdan hiç iyi bir şey çıkmayacağı apaçık ortadadır, tıpkı sıradan insan hayatından da hiç iyi bir şey çıkmaması gibi. Bu yüzden çölde doğa ile uyum içinde hissederiz.

Çölü seviyorum çünkü orada yer ve gök dışında başka bir şeyiniz yoktur, özellikle de geceleri. Bu kişiye özel bir ruh hali, izlenim ve his verir, özellikle de birçok insan orada bir aradayken, hayatın anlamını ararken. Sonra çöl ve gökler onlarla konuşmaya başlar ve şunu gösterir: “Var olan tek şey bu ve siz burada, bu bomboş boşlukta tek başınasınız. Öyleyse yaşamın gizli kaynağını arayın!”

Soru: Özel bir amaç için çöle giden bir grup Kabalistten bahsediyorsunuz. Fakat eğer sıradan bir insan kendini çölde tecrit ederse, kendi içsel özünü keşfetme şansı var mıdır?

Cevap: Kendi başlarına, bu imkânsızdır. Tora’nın bile İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’dan bahsederken tüm gruplara atıfta bulunduğuna inanıyorum. Çünkü tek bir kişi manevi olamaz; kişi, maneviyatla ilgili olarak ayrı bir unsur olduğunda değil, ideal olarak ondan az olmamak üzere yalnızca diğerleriyle bağlı olduğunda var olur.

Soru: “Bir grup içinde yalnızlık” bir çelişki değil midir? Ya yalnızlık ya da grup; ikisinden biri değil mi?

Cevap: Yalnızlık sadece bir grup içinde mümkündür! Çünkü bireyin yalnızlığı sadece hayvansal bir eylemdir, bedenin fiziksel olarak izole edilmesidir. Ancak bir grup içindeki yalnızlık, manevi yalnızlıktır. 

Birbirimizle bağ içinde olarak, hayatın anlamından ve onu sürdüren güçten ne kadar yoksun olduğumuzu ifşa etmeye başlarız.

Yaradan’ın Planını Anlayın

Adem’den Nuh’a ve Nuh’tan sonraki nesillerde, hem İsrail halkı hem de dünya ulusları arasında, Aviut (arzunun bayalığı) hala çok küçüktü.

İbrahim, babası Terah’ın puta tapan biri olmasına ve Avoda Zara (yabancı iş) ile uğraşmasına, yani dünyada Yaradan’ın yanı sıra her biri bağımsız hareket eden birçok güç olduğuna inanmasına rağmen, Yaradan’a duyulan özlemin onda ifşa olması bakımından kendi nesli içinde eşsizdir.

Kişi tüm bu güçlerin kendisini iyi ya da kötü yönettiğini “görürse”, her birine yönelir. Onların arkasında, hepsini birleştiren, düşünceye sahip olan, insanlık için bir programı ve hedefi olan ve tüm bu güçleri yalnızca habercileri olarak kullanan, kendi programları, özgür iradeleri ve kişiyle özel bir ilişkileri olmayan haberciler, başka bir gücün durduğunu düşünmez. Her şeyin tek bir güç tarafından yönetildiğine inanmaz.

İbrahim ile babası arasındaki niteliksel fark özünde budur. Kişinin tek bir güç olduğuna inanması ve onu araması gerektiği yaklaşımı, doğayı birçok güçten oluşan bir koleksiyon olarak gören eski görüşün yerini alır. Bu, “bedenin”, yani alma arzusunun özel bir arınmasını gerektiren niteliksel bir çaba ve ayrım anlamına gelir.

İbrahim bunu takipçilerine öğretti; tüm güçlerin ardında tek bir düşünce, tek bir arzu olduğunu öğretti. Tek tek güçlerin hiçbiri iyilik ya da kötülük içermez; hepsinin ardında hem kötüler hem de erdemliler için iyi ve iyiliksever olan ve kişiyi hedefe götüren tek bir düşünce vardır.

İyi ve kötü, bizim tarafımızdan farklı algılansa da, tek bir amaca hizmet eder. Yaradan’ın planını anlamalı ve kabul etmeli, onunla rasyonel ve doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve kendimizi buna göre geliştirmeliyiz.

Yaradan gelişimimize kendi bağımsız arzumuzla katılmamızı talep eder. Bu, gerçekten bağımsız olabilmemizin tek yoludur; kendimizi gelişim yolunda güçlendirerek, yani O’nun programını kabul ederek ve gerçekleştirerek.

Esasen, İbrahim’in neslinde, İbrahim’in kendisi dışında hiç kimse bu fikri kavramamıştı. İnsanlar henüz ruhlarında gerçekliğin doğru resmini ifşa edecek hazır bir temele sahip değillerdi. Ancak İbrahim buna arınma, yani ruhtaki özel bir nitelik sayesinde ulaşmıştır.