Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

“Daha İyi Bir Gelecek İçin, Hangi Sosyal Yapıyı Geliştirmeliyiz?” (Quora)


Artık insan toplumunda, aileleri, kasabaları, şehirleri ve ulusları kapsayan tamamen yeni bir yapıya giriyoruz. Günümüzde milletler, ayrı ayrı sebzelerin salataya dönüşmesi gibi, yeni bir karışım formu ile yer değiştirmiştir. Bu, özellikle Avrupa’da belirgindir. Otuz – kırk yıl önceki gibi bir yapı artık yok. Mesela eskiden bir şehri ziyaret edip o şehrin karakterini görebiliyordunuz, bugün ise durum artık öyle değil.

Çünkü bizler, hayatımızda yeni bir yapı belirlemek zorunda kalacağımız ciddi değişimler yaşıyoruz. Öncelikle hayatımızın anlamının ne olduğunu irdelememiz ve buna göre yeni bir yapı oluşturmamız gerekecek.

Böyle bir sona doğru ilerlerken, kendimize ciddi ciddi şu soruyu sormalıyız: Hayatın anlamı nedir? Ne için yaşıyoruz? Geçmişte, neden yaşadığımıza dair net bir resmimiz vardı. Genç bir eşle evlenmek için yaşardık. Biz onların ailesini bilirdik, onlar da bizimkini bilirdi ve birlikte yaşamaya ve bir ev inşa etmeye başlardık. Her şeyi önceden bilirdik. Bugün, bu durumdan çok uzağız.

Belirli mesleklere dahil olmak, örneğin biyolog veya psikolog olmak istiyorsak, o zaman kendimizi hazırlamamız, üniversite okumamız, bu alanlarla ilgili çeşitli biyolojik veya psikolojik eserler ve kitaplardan çalışmamız gerekir. Daha sonra kendimizi birkaç yıl bu tür ortamlara yerleştiririz ve mesleklerimizi geliştiririz ve ardından belki de bir doktora veya başka uzmanlıklara da ilerleriz. Bu açıkça ortaya konmuştur. Ama dünyamızda, kuzey yıldızını bu şekilde takip eden kaç kişi var ki?

Hedefimizi belirlemeli ve ona nasıl ulaşacağımıza dair bir plan yapmalıyız. Toplum, böyle bir planın gerçekleştirilmesinde kilit faktördür. Geçmişte bizi destekleyen toplumlarımız vardı. Bugün, bu tür hedefleri destekleyen bir topluma ihtiyacımız var. Destekleyici bir topluma olan ihtiyacı mesleklerimizden de anlayabiliriz. Kendi başımıza kalırsak hiçbir şey başaramayız çünkü o zaman, hayvanlar gibi oluruz ve kendi içgüdüsel yapıları olan vahşi hayvanlar gibi bile olamazsak, o zaman kayboluruz.

“Doğaya Karşı İnsan Doğası” (Medium)

Süper güçlerin, geliştirmek için yarıştığı, en son silah modellerinden biri hipersonik füzelerdir. Çin, Rusya ve ABD, ses hızının beş katından daha hızlı (saniyede 1 milden fazla) uçabilen füzeler geliştiriyor ki bu da onları engellemeyi çok zorlaştırıyor. Diğer bir trend ise, temelde konsantre bir ışık hüzmesi olduğu için neredeyse hiçbir maliyet veya çaba harcamadan uçakları düşürebilen veya araçları havaya uçurabilen lazer silahlarıdır. Bu gelişmelerin şaşırtıcı yanı, bilimin yaşamı ve evrimi mümkün kılan doğa ilkelerini alıp, diğer insanları domine etmek ve sömürmek için, bu doğa ilkelerini ölüm ve yıkım araçlarına dönüştürmesidir. Görünüşe göre insan doğası, doğanın tam tersidir ve bu ikisi arasindaki çatışmada herkes acı çekiyor.

Doğada her şey mükemmel bir uyum içinde işler. Evrim, “dinamik denge” anlamına gelen, homeostaz sürecine dayanır. Hiçbir varlık kasıtlı olarak diğer varlıkları yok etmez, yalnızca kendini sürdürmek için çabalar. Doğanın unsurları arasındaki mücadelede, evrenimizin ve içindeki her şeyin varlığını ve refahını sağlayan dinamik bir denge oluşur.

İnsan ise keşfettiği doğa kanunlarını alıp başkalarına karşı kullanmaya çalışır. İnsanın amacı kendini sürdürmek değil, başkalarına ve mümkün olduğu kadar uzun süre hükmetmektir. İnsan zihninde ne denge vardır ne de dinamizm. Sürekli kendi için alma vardır.

Ancak hayat, sürekli ve dinamik değişimlerden oluştuğu için, bunların yokluğu ölüm demektir. Dolayısıyla insan doğası ölüme neden olurken, doğa yaşamı üretir.

Barış anlaşmaları imzalayabilir ve asla savaşmayacağımıza karar verebiliriz, ancak asla sözümüzü tutamayacağız. İnsan doğasının kendisi, bizi, önceki kazançları riske atmadan, üzerinde anlaşmaya vardığımız paydan fazlasını kazanma fırsatı gördüğümüz anda imzaladığımız her sözleşmeyi feshetmeye itecektir.

Bu nedenle, insanın acımasız, kötü doğası nedeniyle kendi dünyasını yok etmediği bir dünya kurmanın tek çözümü, insan doğasını değiştirmektir. Bu düşünceden irkilebiliriz, ancak zaten gördüğümüz gibi, başka hiçbir şey işe yaramadığı için, nihayetinde varlığımızın özünü değiştirmeyi kabul etmekten başka seçeneğimiz kalmayacak.

Doğada her şey uyumlu bir şekilde çalışmasına rağmen, biz bunu göremiyoruz çünkü biz uyumun tam tersiyiz. İnsan toplumu, üstünlük için birbirlerine karşı mücadele eden bireylerin ahenksizliğidir. Öte yandan doğa, mükemmel bir şekilde organize edilmiş bir düzendir. İçimizde zerre kadar bir ahenk olsa, biz hariç etrafımızdaki her şeyin ahenkli olduğunu görürdük.

Bu nedenle tek seçeneğimiz, bu uyumu oluşturmaya başlamaktır. Düşünebileceğimiz bütün baskıcı seçeneği deneyip hepsinin başarısız olduğunu görene kadar bekleyebiliriz ya da şimdi deneyebiliriz.

Uyum, bana herkesten üstün olduğum bir durum sağlamadığı için çekici gelmeyebilir, ancak faydaları herhangi bir kişinin tek başına başarabileceği her şeyin çok ötesindedir. Uyum, herkesin birbirini desteklediği anlamına gelir. Sonuç olarak, sadece kendim için çalışmak yerine, başkaları için çalışırım ve diğerleri de benim için çalışır.

Temel olarak bu, dünyanın halihazırda işleyiş şeklinden çok farklı değil. Farkında olmadan, her birimiz, tükettiğimizden çok daha fazlasını yaratırız. Fazla üretim herkese hizmet eder. Tüm insanlık bu şekilde çalıştığı için, sonuç olarak herkes için bolluk vardır. Bazı yerlerde kıtlığı olmasının nedeni, dünyada bir şeyin eksik olması değil, insanların diğer insanları kullanmak, aşağılamak ve egemen olmak için, onların ihtiyaç duydukları şeyleri inkar etmeleridir. Bu nedenle, herkesin birbiri için çalışmasının  yararlarını görmek için algımızı değiştirmemize gerek yok, niyetimize, sadece kendimizden ziyade diğer insanları da dahil etmemiz gerekiyor.

Kendimizi değiştirmek için, bilinçli, organize bir çaba gösterirsek, bunu başarabiliriz. Sonuçlar en çılgın hayallerimizin ötesinde olacak, ancak hepimiz buna bağlı kalırsak. Dünya giderek artan bir kaosa sürüklenirken, ilişkilerimizi uyumlu hale getirme gereğini görmezden gelmek zorlaşıyor. Tek soru, yenilgiyi itiraf edip insan doğasını değiştirmeyi kabul edene kadar, doğaya karşı daha ne kadar savaşmak istediğimizdir.

Grup Homojen Olmalıdır

Soru: İnsan, birisine iftira atıldığını duyarsa ne yapmalı?

Cevap: Duymak istemediğinizi söyleyin, kesip atın ve bu şekilde bir dostunuza aynısını yapmayı öğreteceksiniz. Bu grup için harika bir ıslahtır.

Soru: Eğer kadınlar birisiyle tartışıyorsa, zümreler halinde gruplaşmaları doğal mı?

Cevap: İstediklerini yapabilirler, fakat o zaman bizimle manevi yolda yürümediklerini anlamaları gerekir. Kabalistik grup eşit, kesinlikle homojen olmalıdır.

Biri iftira atıyorsa, o zaman teoride kötülüğü çoğaltır, bu bir virüs gibi ayrışır. Bununla ancak herkesle iyi bir ilişki kurarak ve her şeyi sevgiyle örterek savaşabilirsiniz. Eğer kişi bir grupta ise, o buraya getirilmiştir ve onu en yakınımız olarak kabul etmeliyiz.

Soru: Dıştan eleştiri yapmamayı, eleştiriyi dile getirmemeyi kendime nasıl öğretebilirim?

Cevap: Alışkanlık, başkalarına örnek olma, sürekli öz eleştiri ve iç gözlem yoluyla.

Soru: Belli bir dönemden önce, kişinin yine de öğrendiğini söylediniz. İlk aşamada dedikodu yapmak kabul edilebilir mi?

Cevap: Hayır. Gruba bir kişi gelir gelmez bunu hemen ona bildirmeliyiz ve bir çocuk gibi ona öğretmeliyiz ve ona sürekli iftiranın kabul edilemez olduğunu göstermeliyiz.

Bu olmadan hedefe ulaşamayacağımızın önemi konusunda bir farkındalık olmalıdır. Umarım herkes bunu anlar ve sonunda hedefe ulaşır. En yüksek durumlarını ifşa edebilecekleri bu bağları kendi kendilerine koparırlarsa, o kadar çok üzülmeyeceğim.

2022 Kötüydü, 2023 Daha İyi Olmayacak

Önümüzdeki hafta 2023 yılı başlıyor. 2022’ye baktığımızda sevinecek çok az şey var. Her şeyden önce, Ukrayna’daki savaş dünyayı birçok düzeyde altüst etti. Bir ülkeyi harap etti, diğerini tüketti, dünya çapında enerji fiyatlarının fırlamasına neden oldu ve tüm gezegenin ekonomisini alt üst etti. Savaş olmasa bile ekonomi kötü durumdaydı ve endüstri Covid’in etkisinden kurtulamadı, ancak iki darbenin birleşimi hepimizi ağır bir şekilde etkiledi. Ek olarak, uçsuz bucaksız uluslararası ilişkiler, aşırı hava olayları, yayılan madde bağımlılığı ve sosyal yozlaşma, her şeyin küresel düzeyde hızla yokuş aşağı gittiğine dair sağlam temellere dayanan bir duyguya katkıda bulundu.

Bir insan hasta olduğunda, en önemli görev ve çoğu zaman en büyük zorluk, hızlı ve net bir tanıya ulaşmaktır. Genellikle sorunu teşhis ettiğinizde prognoz netleşir ve olası tedavi planlarını bir araya getirmek daha kolaydır. Ama nedense, toplum olarak, patojenin insanlığın tüm kesimleri arasında husumet olduğunu gösteren tüm belirtilere rağmen, bunu görmezden gelmeye devam ediyoruz. Sebebini aramak yerine, semptomları hafifletmeye çalışmakta ısrar ediyoruz. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, semptomlar kötüleşiyor ve düşmanlık hastalığı yayılıyor ve yoğunlaşıyor. İnsanların birbirlerinin varlığına tahammül edemeyecekleri seviyeye gelindiğinde 3. Dünya Savaşı çıkacaktır.

Düşündüğünüzde, şaka, bizimle ilgili olmasaydı komik olabilirdi. İnsanlığın kaderinden sorumlu eğitimli yetişkinler, kum havuzundaki anaokulu çocukları gibi çekişiyor. Öğretmenleri onları kibar ve düşünceli davranmaya, birbirlerine karşı daha nazik olmanın hepsinin yararına olacağını açıklamaya çalışıyor, ancak çocuklar kalın kafalı, inatçı ve çoğunlukla taş kalpliler.

Böyle bir durumda öğretmenin çocukları yani ulusları, bir sonraki derste, 2023 dersinde daha da sert cezalandırmaktan başka çaresi kalmayacak. Örneğin, Covid’in ortaya çıktığı Çin, acımasız “sıfır Covid” politikasını terk etmek zorunda kaldı ve oradan gelen raporlar, her gün on milyonlarca kişinin virüse yakalandığını ve hastanelerin çökmekte olduğunu gösteriyor. Önümüzdeki birkaç ay içinde milyonlarca kişinin ölmesi bekleniyor.

Ukrayna’daki savaş yakında bitecek gibi görünmüyor, Ukrayna’nın enerji altyapısı neredeyse tamamen yıkılmışken, yıkıcı Rusya zaten yıpranmış olan rezervlerini zorunlu askere alma yoluyla tüketiyor. Sonuç olarak, yüzbinlerce Rus, Ukrayna’ya top yemi olarak gönderilmekten kurtulma çabasıyla ülkeden kaçtı.

Ekonomi de toparlanıyor gibi görünmüyor ve 2023’ün bu açıdan da zor bir yıl olmasını bekleyebiliriz.

Ve belki de bir başlangıç olarak, Kuzey Amerika, Noel’i donma sıcaklıkları, şiddetli rüzgarlar ve yoğun karla mücadele ederek milyonlarca kişinin tatili elektriksiz, ısınmadan veya kaçış yolu olmadan geçirmesine neden olarak geçirdi. Meteorologların tabiriyle bu “bomba kasırgasının” ölü sayısı henüz bilinmiyor ancak düzinelerce insanın mahsur kalan arabalarda donarak öldüğü, ulusal muhafızların birçok şehirde kapı kapı dolaşarak kendi evlerinde hipotermiden ölen yaralıları aradığı biliniyor.

Öğrenmediğimiz için, tıpkı öğretmenlerin kötü ve asi çocuklara yaptığı gibi, durumu düzeltmeye başlamak için yapmamız gereken ilk şeyin herkesi susturmak ve kavga etmeye devam etmesinler diye, herkesin elini bağlamak olduğunu düşünüyorum. Bunun kolay olduğunu söylemiyorum ve bunu kimin yapması gerektiğinden veya yapabileceğinden emin değilim, ancak eğer birbirimizle mantık yürütebilmek istiyorsak, o zaman kabadayı gibi davranan herhangi bir ülke, açık ve basit bir şekilde, uluslar ailesinden koparılmalıdır. Yalnızca korku, ülkeleri saldırganlığa başlamadan önce iki kez düşünmeye zorlayabilir.

Aynı zamanda, ancak birlikte çalışırsak durumumuzu iyileştirebileceğimiz mesajını yaymaya devam etmeliyiz. Saldırganlığın işe yaramadığını gösterebilsek de göstermeliyiz. Son olarak, işbirliğinin faydalarını elimizden geldiğince göstermeye çalışmalıyız. En azından, insanların akıllarında saldırganlığa bir alternatif olması gerekir. Belki de insanlar yeterince uzun süre acı çekerlerse, zihinleri kaba kuvvet dışında başka eylem biçimlerine ve “en güçlü olanın hayatta kalması” dışında başka paradigmalara açılacaktır.

Optimist değilim; İnsanlığın dinlemeye hazır olduğunu düşünmüyorum, ancak yapabildiğimiz sürece savaş ve nefret yerine, insanlığa ıstırap ve yıkım getirmek yerine herkesin yararına olan alternatifler olduğunda ısrar etmek bizim görevimiz.

 

İnsani Gelişimde Yeni Bir Safha

Zamanımız harika bir zaman! Bu, insani gelişimde tamamen farklı bir safhadır. İnsanlara, gidecek hiçbir yerimizin olmadığını açıklıyoruz. Hepimiz, bizi etkileyen tek bir doğaya karşıyız.

Kötü bir uzay gemisinin, devasa bir uçan dairenin, Hollywood filmlerindeki gibi Dünya’ya geldiğini ve üzerinde gezinip onu örttüğünü hayal edin. Şu anda tam da böyle bir uçan dairenin altındayız.

Peki, bu konuda ne yapabilirsiniz? Tüm doğanın bize ciddi şekilde baskı yaptığı ve kendisi gibi, bizi birbirimize karşılıklı olarak bağlı olmaya zorladığı bir dünyada yaşıyoruz. Tüm hakkında konuştuğumuz şey budur.

Duyduğumuz kadarıyla, eğitimde sadece çocukların değil ama aynı zamanda yetişkinlerin de yetiştirilmesinde, her türlü ıslahlarda, dünyaya bakışın değişmesinde, her türlü sorunun hafifletilmesinde ilerlemeler görüyoruz. Hepsini görüyoruz!

Ve insanların bununla hemfikir olmaları, kabullenmeleri ve bunun üzerinde düşünmeye başlamaları o kadar kolay olmadığı kadar; aralarında sorunlar da çıkar, tüm bunları da ortaya çıkaran katılık/değişmezlik çatışmalarıdır.

Zaman bizim için işliyor. Her şeye rağmen birleşmemiz gerektiğinin, ne kadar yavaş yavaş farkına varıldığını görüyoruz.

“Birini Desteklemek Ne Anlama Gelir?” (Quora)


Birini desteklemek, onun arzularında kıyafetlenmek demektir. İhtiyaç sahibi kişinin, gerçekten neye ihtiyacı olduğunu, onda tam olarak neyin eksik olduğunu anlamalı ve bunun bir yetenek, güç veya bilgi olup olmadığını hissetmeye çalışmalıyız, böylece o kişinin ihtiyaçlarını tam olarak anlayabiliriz. O zaman, ona ihtiyaç duyduğu desteği, reddetmeyeceği hatta seve seve kabul edeceği şekilde, minnet ve anlayışla sağlamaya çalışabiliriz.

Başlangıçta, ihtiyacı olan kişi ile destek veren arasında hiçbir bağ yoktur çünkü öncelikle destek verenin,  ihtiyacı olan kişinin sorunlarına entegre olması gerekir. Sonrasında destek veren, ihtiyacı olan kişinin sorununun bir iç şablonunu içeren bir model oluşturur ve bu model aracılığıyla destek veren,  ihtiyaç sahibi kişiye destek olabilir.

Başkalarını desteklemek için,  onların ihtiyaçları, sorunları ve eksiklikleri ile ilgili olarak kendi içimizde bir form oluşturmamız gerekir. Kabala dilinde, böyle bir eyleme “Partzuf” inşa etmek denir. Sadece içimizde diğer kişinin Partzuf’unu inşa ettikten ve böyle bir iç model oluşturduktan sonra bunun üzerinde çalışarak, insanları nasıl destekleyeceğimize dair bir planımız olur. Daha sonra onları desteklemek için, ihtiyacı olan kişilere yaklaşabiliriz.

Böyle bir süreçte, kişilerin eksikliğiyle gerçekten bütünleşmemiz ve onların eksikliklerini kendi içimizde yaşamamız konusunda kesin olunmalıdır.  Hassasiyet gereklidir, çünkü onları destekleyebileceğimiz model budur.

Daha genel olarak, hayatlarımızın amacı hepimizin bir araya gelmesi, insanlığın “tek kalp tek adam olarak” birleşmesidir ve bunu yaparak tam bir insan imajına ulaşacağız. Bu, şu anda algıladığımız gibi bir insanın fiziksel bir görüntüsü değil, mükemmel bir şekilde bağlanmış insanlığın içsel bir görüntüsüdür.  İşte bu insan imajını – mükemmel bir şekilde bağlanmış insanlık – oluşturmak, birbirimiz için dilememiz gereken desteğin özüdür çünkü böyle bir durum bizim nihai hedefimizdir.

“Gelecekte İnsanlar Ve Toplum Nasıl Değişecek?” (Quora)


Sonunda toplumdaki herkesin aynı refah düzeyine sahip olacağı, normal bir yaşam için ihtiyacımız olanı alacağı, başkalarını önemseyerek sosyal hayata katılma potansiyelimizin tam olarak gerçekleştirileceği ve toplum genelinde karşılıklı düşünce ve sorumluluğun önemini artıracağı bir duruma ulaşacağız.

Böyle bir durumda, tutkularımızı ve arzularımızı tamamen yerine getirebileceğiz. Rekabetçilik, kıskançlık, şevk, şöhret ve kontrol gibi özelliklere sahip olmamızın bir nedeni var. Bu tür özellikler aynı kalacak, ancak bunları birbirimiz pahasına kullanmak yerine, birbirimize fayda sağlamak ve yükseltmek için kullanacağımız yeni bir yol bulacağız.

Karşılıklı düşünce ve sorumluluk durumuna ulaşmak, yalnızca gıda, barınma, güvenlik, sağlık ve eğitim gibi hayatın temel ihtiyaçlarının garanti altına alınacağı anlamına gelmez. Yaşamın temellerini almanın yanı sıra, doğa ile dengemizi koruyarak dünya çapında yaşam kalitesini sürekli olarak yükseltebileceğiz. Böyle bir durumda ıstırabın her türlüsü azalacak ve birbirimiz için istediğimiz tüm bolluğu sağlayabileceğiz. Bu, kendimizi yalnızca fiziksel bedenin minimum gereksinimlerini karşılamakla sınırladığımız bir durum olmaktan çok uzaktır. Yine de, her insana yaşamın temellerini sağlamak, böyle bir duruma yönelik ilk hedef olacaktır.

Geleceğin toplumu, dikkate almamız gereken birkaç faktöre sahiptir. Mevcut deneyimli sistemler var olmaya devam edecek mi yoksa aynı çevrenin ve sosyal kontrolün sürekli etkisi altında olacak yeni sistemler yaratmamız mı gerekecek? Bunlar çok ilginç incelemeler, ancak nihayetinde kendimizi ve sosyal çevremizi nasıl mükemmelleştireceğimizi öğrenmemiz gerekecek. Uyumlu ve barışçıl bir toplumun temeli budur.

“Toplum Gelecekte Nasıl Gelişecek?” (Quora)


Toplum gelecekte, pozitif bağların, sevginin, karşılıklı sorumluluğun ve birliğin insanlığın tam bir uyum, barış ve neşe içinde yaşaması için yegâne ölçüt haline geldiği, gelmiş geçmiş en mutlu ve en mükemmel toplum haline gelerek gelişecektir.

İnsan toplumunun gelecekteki durumunu, hepimizin karşılıklı olarak birbirimizi mutlu etmeyi, mümkün olan her yerde birbirimize yardım etmeyi, birbirimizin moralini yükseltmeyi istediğimiz bir aile olarak hayal edebiliriz ve aynı şekilde sistemlerimiz de, birbirimiz arasında ve doğa ile dengeye ulaşmamız için, ihtiyacımız olan her şeyi almamıza yardımcı olacak şekilde işlev görecektir.

Sevgi dolu bir ailede işleyen yasalar, şu anda toplum olarak çiğnediğimiz yasalarla (tek, bütünsel ve mükemmel bir sistemin yasaları) tamamen aynıdır ve bu yüzden toplumu sayısız sorun ve krizle dolu hissediyoruz. Sosyal bağlarımızda tek, bütünsel ve mükemmel bir sistemin yasalarını uygulamak için hamleler yaparak, doğada bulunan bu yasalara uymamızı sağlayan ve aynı zamanda bizi bir ahenk ve mükemmellik duygusuyla doldurmaya başlayan olumlu güçleri kendimize çekiyoruz.

“Bir Çocuğa Öğretilecek En Önemli Duygusal Beceri Nedir?” (Quora)


Arkadaşlık. Arkadaşlar ile birlikte olmaktan daha önemli bir şey yoktur. Bu sayede çocuklar diğer çocuklarla nasıl yakınlık kuracaklarını, birbirleriyle nasıl konuşacaklarını ve bağ kuracaklarını geliştirirler ve genel olarak dostane ilişkilerin inşası daha mutlu, daha dengeli ve daha sakin hayatların tadını çıkarmamızı sağlar.

Dostluk, başkalarını geride bırakmaya ve toplumda bir numara olarak ortaya çıkmaya çalıştığımız bir durumdan farklı bir ilişki türüdür. Dostluk, aramızda bir sevgi bağı kurduğumuzu ima ederken, bireyci başarı yaklaşımı, saldırı ve savunma modunda sürekli stres içinde olmamıza sebep olur.

Bugün, her türlü psikolojik ve psikiyatrik sorunları olan giderek daha fazla çocuk görüyoruz ve bu zihinsel sorunların onları yetişkin yıllarına kadar nasıl takip ettiğini görüyoruz. Bu nedenle çocuklarda geliştirilecek en önemli duygusal ve sosyal beceri arkadaşlıktır, herkes arasında karşılıklı güven ve sorumluluk duygusu geliştirmek, kelimenin tam anlamıyla gözlerimizi kapatıp, kendimizi huzur içinde hissedebileceğimiz bir durumdur.

Büyük Bir Aile

Eksik olduğumuz en önemli şey,  en azından bir şeyde bağ kurmaktır. Baal HaSulam, tüm dünyanın, herkesin birbiriyle bağ kurmasının gerekeceği, son nesil denilen bir duruma girdiğini yazar. Biz istesek de istemesek de, üst yönetim her zaman bizi dünyadaki tüm insanlar arasındaki bağın etrafında döndürecektir.

Farklı ülkelerin, şirketlerin, toplulukların ve sosyal örgütlerin nasıl bir girdaba çekileceğini, birbirine bağlanacağını, çarpışacağını ve birbirini etkilediğini göreceğiz. Gün geçtikçe, tüm bu düğüm giderek daha fazla kafa karıştırıcı ve kaynayan bir hale gelecek çünkü dünya evrensel bağa doğru ilerliyor.

Bu nedenle, hangi durumda olduğumuzu ve ne ölçüde zıt olduğumuzu, birbirimizi duymaya hazır olmadığımızı ve tamamen farklı şeyler yaptığımızı anlamak gerekecektir. Bu karşıtlığın sonunda, aslında aramızda hiçbir fark olmadığını göreceğiz. Her birimizin ne yaptığı önemli değil, hepimiz birlik olmalıyız.

Bu, herkesin kendi sorumluluklarının ve kendi uzmanlıklarının olduğu bir aile gibidir. Ancak bizi birleştiren bir çember var, içinde büyüdüğümüz, birbirimizi daha iyi anlamayı ve hissetmeyi öğrendiğimiz ve her gün varlığımız için bir ortam inşa ettiğimiz bir aile var.

Annenin ne yaptığı, babanın nerede çalıştığı, çocukların nerede okuduğu önemli değil. Ne de olsa herkesin kişisel faaliyetlerine ek olarak, aralarında aile denilen ortak bir bağ vardır. Dış dünyada aile bireylerinin her birinin kendi işiyle meşgul olması önemli değil, aile içinde bir bütün olarak birbirimize bağlıyız.

Tüm insanlar arasındaki bağı bu şekilde görmemiz gerekiyor. Dünyada binlerce farklı şirket, topluluk ve grup var ama hepimiz aynı sistemde, aynı ailede olduğumuzu hissetmek zorundayız. Bu sistemin dışında herkesin kendi faaliyetleri olmasına rağmen, bizi tek bir aileye bağlayan bir şey var.

Bu ailede herkesin ne tür bir kişisel iş yapması gerektiğini biz belirlemiyoruz. Bir aile gibi, akrabalar gibi, birbirimize bağlı ve bağımlı hissetmemiz bizim için önemlidir.

Üst yönetimin, doğanın ve evrim programının gün geçtikçe bizi nasıl daha sıkı bir şekilde birbirine bağladığını göreceğiz. Birbirimize artan şekilde daha fazla bağımlıyız ve bu aileden kaçmanın hiçbir yolu yok. Doğanın bize başka seçenek bırakmadığını insanlık anlayana kadar bu konuda daha fazla yazmamız gerekiyor; bizi bu sistemle tanışmaya ve hepimizin bir aile olduğumuzu kabul etmeye itiyor.

Bu dünyada yaşayan her insanda gerçekten bu aileye ait bir yakınlık görmeye başlayacağız ve buna göre aramızda yeni ilişkiler kuracağız. Bu, manevi gelişimimiz yolundaki birçok sorunu ortadan kaldıracaktır çünkü Yaradan’ın bizden istediği budur.