Category Archives: Kabala

Doğru Grup

Soru: İhsan etme niteliği grupta nasıl veya ne şekilde tezahür eder ve ifşa olur? Bu düşüncelerde mi, eylemlerde mi, ortak çalışmada mı, yoksa hislerde mi olur? İhsan etme niteliğinin ifşa olduğu, ıslah olmuş bir grupta bulunan bir kişinin hissiyatını tarif edebilir misiniz?

Cevap: Bir grup, her an, kendini ihsan etme niteliğine doğru düzeltecek gücü içinde bulabiliyorsa, doğru koşuldadır. Bu demektir ki, grupta her zaman düşüşler ve yükselişler olur – farklı kişilerde, farklı zamanlarda – ama her zaman dostlardan birine tutunma, kendini yukarı çekme fırsatı vardır ve böylece iki ya da üç kişi, diğerlerini de yukarı çeker.

Tekneniz mi battı? Ama eğer bu yarı kırık teknede bir kişi bile kalırsa, o diğer herkesin kurtuluşunu sağlar. İşte bu, doğru grup olarak adlandırılır.

Bu şekilde hareket ederseniz, açıkça hedefe doğru ilerliyorsunuz demektir ve o zaman her şey sizin için yolunda gider.

Işığın Ve Kabın Karşılıklı Etkisi

Soru: Perdeden yansıyan ışık, direkt ışığın dokuz Sefirot’unda nasıl kıyafetlenir?

Cevap: Işığın, altındaki kapları (Kelim) doldurmak ve onlara girmek için duyduğu arzunun yoğunluğu, içsel ve saran ışıkların çarpıştığı noktadan yansır, yukarı doğru yükselir ve ondan önce bulunan ilk dokuz Sefirot’u sarar. Bu şekilde, ışığın kap üzerindeki ve kabın ışık üzerindeki karşılıklı etkisi başlar.

Soru: Kısıtlama yapan ve ışığı yansıtan bir Kabalist, bu kıyafetlenmeyi etkileyebilir mi?

Cevap: Elbette, o bunu hisseder, onun içinde yaşar ve onu inşa eder. Her şey ona bağlıdır.

Biz, ışığın tüm kaplara nasıl yayıldığını etkileriz. Bu sayede kaplar birbirleriyle bağ kurar ve ışık ileriye doğru akmaya devam eder.

“Akudim” Niteliği İle Akudim Dünyası Arasındaki Fark

Soru: Akudim’in niteliği ile Akudim dünyası arasında bir fark var mıdır?

Cevap: Elbette vardır. Akudim dünyası var olan, küresel ve kendi kendine yeten bir şeydir. Onu diğerlerinden ayıran özel niteliklere sahiptir.

Soru: Akudim niteliğine neden ihtiyacımız var? Bize nasıl yardımcı olur?

Cevap: Yardımcı olmaz. Bizler sadece Yaradan tarafından ne tür arzuların yaratıldığını öğreniyoruz ve bu da büyümemize yardımcı oluyor.

Onların nerede başladıklarını ve onları neyin tanımladığını anlamamız gerekir. Bu arzuların seviyesine ulaştığımızda, onlarla bağ kurabilir ve onlara benzeyebiliriz.

Her Şey Roş’ta Kararlaştırılır

Partzuf’un Roş’u (başı), Keter’i temsil eder. Bu, Roş’un en yüksek Sefira olduğu ve ışığın Kli’nin içine ne ölçüde ve nasıl yayılacağını belirlediği anlamına gelir.

Roş her zaman ilktir. Hangi ışıkların, ne kadar ve nereye gireceğini belirler.

Soru: Roş, neye dayanarak, ne kadar ışığın geçmesine izin verebileceğini hesaplar? Bu anlayışı nereden edinir?

Cevap: Bunların hepsi zaten Roş’un içinde mevcuttur. Işığın alma arzusunu doldurduğu ölçüde, buna bağlı olarak Kli de ihsan etme uğruna alır.

Grup, Merkezinde Yaradan’ın Olduğu Bir Çemberdir

Soru: Grubun ortak merkezine doğru %100 çaba gösterip göstermediğinizi ve böylece uygun bir çember oluşturup oluşturmadığınızı nasıl kontrol edebilirsiniz?

Cevap: Grup içinde yüzde yüz çaba gösterip göstermediğinizi, kendiniz hakkında tek bir düşünce bile duymadan kalıp kalmadığınızla kontrol edebilirsiniz; çünkü tüm başarılarınızın, egoist (Lo Lishma) olanlar bile, yalnızca grubun merkezinde var olduğunu anlarsınız.

Dünyevi, maddesel yaşamdan daha büyük bir şeyi, grubun merkez noktası dışında ifşa edebileceğiniz başka bir yer yoktur. Ve şimdi, hep birlikte, tıpkı bir anaokulundaki çocuklar gibi, bir çember oluşturmaya çalışın!

Ama o merkez nerede? Onu nasıl bulursunuz? Bir merkez yoktur; bu, hayali bir noktadır. Önce çemberi oluşturmalısınız, sonra merkezini bulursunuz. Bu yaklaşım, manevi dünyada kabul görür.

Maddesel dünyada önce merkezi seçersiniz ve ardından bir pergelle etrafına bir çember çizersiniz. Manevi dünyada ise Yaradan’ın bulunduğu merkezi noktayı, tamamen çemberi inşa ederek ifşa ederiz. Ve sonra O’nu ifşa ederiz. İfşalarımızda aşağıdan yukarıya doğru ilerleriz.

Tek bir kişiyle yapılacak hiçbir şey yoktur; hayvansal arzu derecesinde kalacaktır. Fakat kişi diğer insanlarla bir çember inşa ederse, bir insan formu yani Adem oluşur, yani Yaradan’a benzer bir form. Herkes dengede, uyum içinde, birbirine bağlıysa, Yaradan’a benzeyen o forma Adem yani insan denir.

Öyleyse ortak çabalarımızla, aramızda çemberi nasıl inşa ederiz? RABAŞ’ın grup hakkındaki tüm yazıları bunu açıklar. Hedefin yüceliğini onlardan alabilmek için her birimiz, diğerlerine göre kendini iptal etmelidir. Ve hedef, karşılıklı ihsan etmeyi edinmektir.

Hepimiz birbirimize ve hep birlikte Yaradan’a doğru tek bir ortak çaba gösteririz. Buna “İsrail, Tora ve Yaradan birdir” denir. Sonuçta hepimiz, inşa ettiğimiz çemberin tamamını kaplayan ve dolduran karşılıklı bağlardan oluşan bir ağ kurmak isteriz. Ve bunu tamamladığımızda, inşa ettiğimiz çemberin merkezindeki Yaradan’ı ifşa ederiz.

Onu, bu çemberi kaplayan ve aramızda uzanan tüm ağ boyunca hissederiz, ancak O’nun kökü tam merkezdedir.

Işıkla “Sohbet”

İnsan ışığın formunu, ihsan etme formunu edinmeye başladığında, kendisine dışsal görünen tüm dünyanın aslında kendisine sevgiyle yeniden bağlaması gereken kendi arzuları olduğunu görür. Onların kırılmanın bir sonucu olarak kendisinden ayrıldığını keşfeder. Ve onları yeniden birleştirerek, bu arzuların içindeki ihsan etme niteliklerini ve ardından onların içinde Yaradan’ı, ışığı ifşa eder.

Ve artık ışığın onunla nasıl oynadığını, bir “diyalog” yürüttüğünü ve bazen daha güçlü, bazen daha zayıf bir şekilde uyandığını görür. Ve kişi, buna uygun olarak, ihsan etme niteliğinin ne olduğunu öğrenmelidir.

Kişi daha fazla ışık aldığında, Yaradan’ın ifşası için şükretmelidir. Işık azaldığında, daha büyük bir ihsan etme fırsatına sahip olduğu için şükretmelisiniz ve eskisinden daha az aldığınızda, ne kadar ışık, berraklık veya ifşa alırsanız alın, şükranınızı azaltmamalı ve Yaradan ile ilişkinizi değiştirmeden sürdürmelisiniz.

Bu tür yükselişler ve düşüşler sayesinde, içinizde ifşa olan ışığın derecesine bakılmaksızın, ihsan etme içinde kalmayı öğrenmeye başlarsınız. Buna “iyiye olduğu kadar kötüye de şükretmek” denir. Dahası, maneviyattan uzaklaştırıldığınız için şükredersiniz, çünkü tam da “böyle çıkışlardan Tora ortaya çıkar” ve bunlar sayesinde ilerlersiniz.

Egoist arzu büyür ve kişiye Yaradan’dan uzaklaştığı hissini verir, yani kendi başına O’na yaklaşma fırsatını verir. Işığın artmasıyla ilerlemek yerine, artık kişi, ihsan etme arzularının artmasıyla ilerleyebilir.

Böylece kişi, üst ışığı ifşa eder ve tüm manevi kabını tamamen ifşa edene kadar, çeşitli ilişkiler içinde sürekli olarak onunla “konuşur”.

Onsuz Yapamayacağımız Hayali Bir Dünya

Soru: Eğer sonunda, bildiğim tüm gerçeklikle ilgisi olmayan içsel bir noktaya ulaşmam gerekiyorsa, bu karmaşık maddi dünyanın amacı nedir?

Cevap: Dışarıdan maneviyata girebilmek için, manevi dünyanın kalıbındasınız.

Ayrıca, dünyamızın gerçekliği sizi manevi dünyaya girmek için tam ve en uygun şekilde hazırlar. Burada öğrenir, her türlü eylemi gerçekleştirir ve kendinizi manevi safhaya hazırlarsınız.

Manevi aşama, bizim gerçekliğimize dayanır, ondan tamamen kopuk değildir. Henüz onu ilk elden görmedik. Dışarıdan bakmadan dünyamızın önemini anlamak imkansızdır.

Burada sadece varlığımızı sürdürmüyoruz. Bu dünyada öğrendiğimiz birçok algı detayına manevi dünyada da ihtiyacımız olacak. Elbette, orada farklı bir biçim alıyorlar ama yine de gerekli.

Soru: Henüz neler olup bittiğinin farkında olmayan küçük bir çocuk gibi, bilinçaltında maddi gerçekliği yaşamak zorunda olduğumuzu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, sonuçta bu gerçekliğin yardımıyla diğer ruhlarla temas kurar, onlarla bağ kurar ve onları ıslah eder, gerçekliğin geri kalanıyla bağda kalırsınız.

Bu dünya çok önemlidir. Size birçok ıslah yapma imkânı verir, bu nedenle hafife alınmamalıdır. Bu dış kabuk, ıslah süreci tamamen sona erene kadar ortadan kalkmaz. Ancak herkes kendini ıslah ettiğinde ve birleştiğinde, özel bir eylem gerçekleşecek ve bunun sonucunda maddi dünya duyularımızdan kaybolacaktır.

O zaman ona hayali diyeceğiz. Aslında hiç var olmamış gibi görünecek. Her şeyin hayalimizde gerçekleştiği ve bunun üzerinde tekrar tekrar manevi bir dünya inşa etmek için bu hayali resimde yaşamak zorunda olduğumuz ortaya çıkacak.

Her manevi eylem bu dünyaya dayanır. Son yükselişten önce bile, en dibe düşer ve sadece ticaretini, akşamları futbolu ve başka hiçbir şeyi bilmeyen “pazardaki Şimon” olursunuz.

Tam da oradan son derece yükseliriz. Sadece oradan zirveye çıkabilecekseniz, bu derin, dar geçidin ne kadar önemli olduğunu hayal edin.

Onludaki Çalışma

Soru: Onluyla ilgili olarak, yansıyan ışık dostlarımıza karşı olan iptalimiz mi?

Cevap: Evet, her şey bununla başlar.

Soru: Onluda ışığı nasıl iletiriz?

Cevap: Sadece onluda birbirinize ışığı iletebilirsiniz. Bunu onludaki çalışmalarımızla öğreniriz.

İnsan Nefret Ettiği Birini Nasıl Sevebilir?

Soru: Nefret, anladığım kadarıyla, benim doğal halim. Nefret ettiğim kişiyi sevme arzusu bana nereden gelecek?

Cevap: Yukarıdan, Yaradan’dan, yalnızca O’ndan.

İçinizde, başkalarına karşı sevginin gerçekten ortaya çıkmasını istediğinizde, onu talep etmeye başlayacaksınız ve o da ortaya çıkacaktır.

Çünkü başkalarına karşı sevgi gösterme niyetinizde, tamamen bu niyetin içinde, Yaradan’ın size zıt niteliğini yani O’nun sizi nasıl sevdiğini hissetmeye başlayacaksınız. Ve başkalarına olan karşılıklı sevginiz ve Yaradan’ın size olan sevgisi birbirini tamamlayacak, birbiriyle kaynaşacak ve birbirini dolduracaktır.

Bu, üst dünya denilen koşuldur.

En Yüksek Seviyedeki “Kalbe” Dua

Hepimiz, birbirimizle olan bağımızdan, ortak bir kalpten gelen duanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Dua, doğrudan Yaradan’a yükselme ve O’nun içine girme gücüne sahiptir; böylece O, hepimizin tek bir yöne yani aramızdaki bağa yöneldiğimizi hisseder. Umarız bunu başarabiliriz. Yaradan bize yardım etsin!

Önemli olan, tüm kalpleri tek bir kalpte birleştirerek doğru duayı, doğru arzuyu elde etmek ve bu sayede Yaradan’a olan talebimizi iletmektir. Hepimiz Yaradan’a yönelmiş bu ortak gücü yaratmaya çalışacağız ve bu güç, Yaradan’a yükselmemize ve birbirimizi kucaklamamıza yardımcı olacaktır. Ve o zaman, O’ndan da aynı cevabı alacağız. Yaradan hepimizi kucaklayacak ve bu kucaklamayla tek bir bedende birleştirecektir.

Doğru dua, ortak kalbimizden gelen ve en yüksek seviyedeki “kalbe” ulaşan bir taleptir. Her birimiz, doğrudan Yaradan’a yönelen ve O’nun içinde yer alan bu ortak kalbe katılırız. Başka bir arzumuz yok ve hepimizin arasındaki bu merkezi bağ noktasında ve Yaradan’la birlik içinde hissetmekten başka bir yerimiz yok.

Kongredeki her insanın görevi, kendi onlusu ve diğer tüm onlularıyla tek bir büyük manevi Kli’de birleşmenin ve bu ortak Kli’yi, Yaradan’la birleştirmenin bir yolunu bulmaktır. Yani, “tek kalp tek adam” olarak birleşmek ve böylece Yaradan’ı ifşa etmektir.

Hepimiz kendimizi iptal ederiz ve bu arzuda Yaradan’ı hissetmek ve ifşa etmek için, tek bir arzuda birleşmek isteriz. Birbirimizden uzakta olsak bile, birleşme arzumuz bizi yakınlaştıracak ve bağımızı “tek kalp tek adam” seviyesine çıkaracaktır. Ve bu noktadan sonra kendimizi Yaradan’la bir bütün olarak hissedeceğiz.