Category Archives: Kabala

Kabala’da Şansa Yer Yoktur

Soru: Fizikte, bir kişinin bir yönde her türlü çabayı gösterdiği ve tamamen farklı bir şey ortaya çıkardığı bir olgu vardır. Kabala’da da böyle bir şey var mı?

Cevap: Hayır. Kabala’da bu tür bir “kaza” yoktur. Kişi ne yapması gerektiğini bilir. O her zaman ilerler, bu giderek daha çok kendi içinde ihsan etme ve sevgi niteliklerinin gelişmesine neden olur ve onun kendisinden çıkmasına ve yükselmesine neden olur. Bu onun hareketi, onun yönüdür.

Soru: Ancak Yaradan’ın ihsan etme niteliğini edinmek istediğini söylese de aslında bunu istemez değil mi?

Cevap: Aslında, istemez. Ancak, çalışma sırasında, ona çevreleyen ışık denilen belirli bir üst enerji gelir ve bu onun farklı olmasına yardımcı olur.

Burada şansa yer yoktur. Işığın tarafından, zorunlu olarak bir dış etki ortaya çıkar ve esasen bizler bunu amaçlarız. Bilimde kendini bize aniden gösteren bir şeyi amaçlamıyorsak, burada tam olarak istediğimiz şey budur.

 

Tapınakta Yemekler

Yorum: Tapınakta sadece hayvanları kurban etmediklerini, aynı zamanda orada büyük yemekler düzenlediklerini tarihten biliyoruz.

Cevabım: Gerçek şu ki, Tapınak aynı zamanda bir çalışma yeriydi – ülkenin her yerinden insanların toplandığı bir yer. Bir kişi Tapınağa geldiğinde yanında kurbanlar getirmesi gerekiyordu ve bunlardan bazıları yemek hazırlamak için kullanılıyordu.

Bu yemekler ortak sofralara konur ve herkes gelip yemeğe katılabilirdi.

Kabalistik bir yemeğe genellikle onun yardımıyla manevi olarak yükselmek isteyenler katılır. Ne için bir araya geldiklerini anlarlar; bu büyük bir iç çalışma, büyük bir çabadır.

Doğaya Neden Yaradan Denir?

Soru: Kabala’nın Temel Kavramları kitabınız, kişiyi Yaradan’a yaklaştıran metodolojiyi çok detaylı bir şekilde anlatıyor.

Ancak birçok modern yönetici ve danışmanlar, Yaradan kavramından ve O’nun realitemiz üzerindeki etkisinden oldukça uzaktır. Burada temelden farklı bir yaklaşım olabilir mi?

Cevap: Bütün bunlara Yaradan değil, doğa diyelim. Aynı şeydir. Yaradan bizim üst yönetim dediğimiz şeydir çünkü kendi amacına veya kendi planına sahip olması anlamında bilinçten yoksun değildir. Bu yüzden, “Bu üst güçtür, Yaradan’dır” diyoruz. Ne de olsa O’nun bir planı, açıkça uygulanan bir programı var. Diğer her açıdan ona basitçe “doğa” diyebilirsiniz, her bir parçasını kontrol eden ve onları mükemmelliğe ulaşmaya iten uçsuz bucaksız, mükemmel bir doğa.

Bu nedenle “Yaradan” ve “Kabala” terimlerini ortadan kaldırabilir ve tamamen açık, teknik, bilimsel terimlerle yazabiliriz.

Bundan çok mutlu olurum çünkü kendimi dindar bir insan olarak görmüyorum; çünkü Kabala’nın dinle ya da Yahudilikle ilgisi yok, o, doğadan bahseder. Birçok Kabalist dünyanın çeşitli uluslarındandı.

Bilimde var olan doğaya yönelik tutumun aksine, burada doğaya yönelik tutum, bir planı, bir amacı ve bu planın uygulanmasının güçlerini içerir. Bu yüzden doğaya Yaradan diyoruz.

Ortak Bir Bütünün Parçası Olmak

Kabala’da bireysel gelişim yoktur. Kişi kolektifin organize bir parçası haline gelirse, Kabala yardımcı olur.

Gerçek şu ki, egoizmimiz çalışmayı bırakır. Öyle hallerden geçer ki bizi kendi dışına iter.

Bizler bireysel egoist yolu çoktan tamamladık ve insanlığın ne kadar ileri gideceğini bilmediğini görüyoruz. Ancak Kabala, bir sonraki gelişim seviyesinin bireysel memnuniyet, elde etme veya kendiniz için bir tür uygun yer bulma seviyesi olmadığını, kolektif düşünce ve arzulara ulaştığınız durum olduğunu söylüyor.

Tüm kararlar sadece grupta, onluda verilir. On kişi, Yaradan olarak adlandırılan doğanın ortak bütünsel gücünü aniden keşfettikleri özel bir düşünce arzusu ve özlemiyle birbirlerine bağlanırlar. Bu, herkes kendi egoizminin üzerine çıktığında ve diğerleriyle sanki onun bir parçasıymışlar gibi bağ kurduğunda, onların doğru bağı vasıtasıyla ifşa olur.

Bireyselliğin üzerinde yükselerek ve kendi aralarında tek bir ortak bütün inşa ederek, onun içinde, yeni bir algılayıcıda, yeni bir duyguda, doğanın bu ortak gücünü, form eşitliği yasasına göre hissetmeye başlarlar.

Herkes Kabala Çalışabilir

Soru: Neden kadınlara Kabala öğretilmemesi gerektiğine dair bir görüş var?

Cevap: Kabala genel olarak kimseye öğretilmedi. Gelişiminin bin yılı boyunca, yaklaşık 3.500 yıl önce sadece küçük bir süre için kullanıldı. O zamandan beri, insanlar tarafından uygulanmayı bıraktı.

İlk Tapınağın yıkılmasıyla, Kabala yaygın kullanımdan düştü. Mısır’dan İsrail topraklarına giderken, çölde göçebeyken sadece birkaç on yıl boyunca var oldu.

İlk Tapınağın yıkılmasıyla, zaten insanlardan ayrılmaya başladı ve İkinci Tapınağın yıkılmasından sonra, ne olduğunun anlaşılması neredeyse tamamen son buldu ve sadece bireysel Kabalistler için bir kader olarak kaldı.

Ancak, çalıştıklarımızdan açıkça görülüyor ki, bir yandan, kişi (erkek veya kadın) bireysel olarak başkalarıyla ortak bir grup oluşturdukları bu tür temaslara girdiğinde, bu bireysel gelişimin yoludur.

Onun içinde, belirli bir metoda göre, kesinlikle eksiksiz bir içsel manevi bağa ulaşırlar, “ben”lerinin üzerine çıkarlar ve “ben” yerine “biz” gibi hissetmeye başlarlar. Yani, “biz” onların ortak, kolektif “ben”idir. Ve bu kolektif “ben”de, aralarındaki bu çok yönlü bağda, yeni bir güç, yeni bir nitelik görürler – karşılıklı ihsan etme ve sevgi niteliği.

Kabalistik İfşalar Tesadüfî Midir?

Soru: Bilimde birçok keşif tesadüfen yapılır. Yani, onlar bir şeyi keşfetmeyi beklerler ve bunun yerine tamamen farklı bir şey keşfederler. Örneğin Kolomb Asya’yı keşfetmek istedi ve Amerika’yı keşfetti. Penisilin, karanlık madde vb. de tesadüfen keşfedildi.

Kabala’daki ifşaların da tesadüfi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Bir yandan, Kabala çalışan bir kişi sürekli olarak yeni, beklenmedik ve tahmin edilemez bir şey ifşa eder. Diğer taraftan, bunun ifşa edildiği gerçek yöntem bilinmektedir.  Onun içinde tek bir koşul vardır – kişinin kendi egoizminin üzerine çıkması.

Dahası, sadece bu yükselişi gerçekleştiren kişi ifşa yapar. Onun edindiği her şey, diğer kişi de aynısını yapmadıkça başkası tarafından görülemez ve anlaşılamaz.

Neden Yaradan’ı Doğrudan İfşa Edemiyoruz?

Soru: Sadece Yaradan’ı değil, dünyadaki birçok olguyu bir aracı olmadan doğrudan ifşa etmek neden mümkün değil?

Cevap: Bu aracıyla ilgili değil, kendi içimde bu güce nasıl bir benzerlik yaratabileceğimle ilgilidir. Bu durumları neyden yaratabilirim ki?

Bu nedenle Kabala, Yaradan’ı algılamak için en güvenilir şeyin kendi içinizde bir dedektör oluşturmak olduğunu söyler. Bu, ancak birkaç kişiyle bağ kurduğunuzda ve onlarla O’nun her birimizle olan ilişkisiyle aynı ilişkiyi kurduğunuzda mümkündür.

O’nu hissedemeyiz, ihsan etme, etkileme veya yayma niteliğine sahip değiliz. Ancak, küçük bir çember içinde aramızda böyle bir nitelik yaratırsak, o zaman onların içinde, Yaradan’ın üzerimizdeki etkisini ifşa etmeye başlarız.

Ters Dünya Sevginin Dünyasıdır

Soru: “Ters bir dünya gördüm” ne anlama geliyor?

Cevap: Ters dünya, bir sevgi dünyasıdır ki bu dünyamızın zıttı olan niteliklerle yani ihsan etme, sevgi, sempati ve kişinin egoizmi üzerinde çalışma niteliklerinde yaşamaktır.

Dünyamız sadece egoizmle, onu doldurmayla çalışır. Bu nedenle üst dünyaya bizim dünyamızın zıttı denir.

Kabala’da, egoist niteliklerimden çaba sarf ettiğimde ve sanki zıt dünyayı edindiğimde, Lo Lişma’dan (kendim için) Lişma’ya (başkaları için) bir geçiş olur.

Bu çabaları uygulayarak, hala egoist enerji alırım, hala Yaradan’ı kendim için, kendi iyiliğim için ifşa etmeye çalışırım. Daha sonra, bir noktada, Yaradan bana bunu kendimle hiçbir bağım olmadan tamamen özgecil olarak yapma gücü verir. Bu benim ödülümdür.

 

İyi Niyetler Neden Herhangi Bir İyiliğe Yol Açmaz?

Yorum: Bir Kabalistin düşünce ve arzularıyla dünya için ıslahlar yapabileceği ve genel evren üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği söylenmiştir. Ve bunu anlamayan diğer insanlar, yaptıkları iyilik ve hayır işleriyle her şeyi sadece mahvederler.

Cehenneme giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olduğunu duymak, insan için yeterince tuhaftır.

Cevabım: Tüm bu iyi niyet ve dürtülerin herhangi bir iyiliğe yol açmadığını gerçekten görmüyor muyuz?

Esasen, ıslah olmamışken yaptığımız her eylem, ne kadar güzel, asil, anlayışla, sevgiyle, başkalarına vererek yapılmış olursa olsun; hâlâ bencilce, hâlâ kendimiz için bir tür fayda içerir görünmektedir.

Dışarıdan her şey çok olumlu görünür: İnsanlar hastanelere gidiyor, hastalara yardım ediyor; emeklilere, hayır kurumlarına çok para bağışlıyor; temizlik için, çevre için savaşıyor; hatta vatanları için canlarını veriyorlar. Buna rağmen bu tür eylemler daha iyi bir dünyaya götürmez.

Soru şu: Biz onu bu şekilde düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışırken dünyamız daha mı hızlı bozuluyor, yoksa eylemlerimizin kendisi herhangi bir iyiliğe yol açmıyor mu?

Diyelim ki Afrika’ya yardım ediyoruz ve böylece, istatistiklere göre orada açlık ve işsizlik artıyor ve  artık hiçbir şey düşünmeyen, oturup hiçbir şey yapmayan, refah içinde yaşayan insan sayısı artıyor.

Birincisi, insan azla yetinir ve gelişmek istemez. İkincisi, bu görünüşte iyi işler, aslında bizi bozar. Çünkü bizler benciliz! Bu tür kamu yardımı sistemlerini geliştirerek, aslında insanlarda gelişme arzusunu, harekete geçme arzusunu öldürüyoruz.

Dinler, Üst Dünyanın Gizlenmesinin Bir Sonucudur

Bütün dinler Kabala’nın gizlenmesiyle ortaya çıkmıştır.

Bir zamanlar, İbrahim’in zamanından İkinci Tapınağın yıkılmasına kadar, İsrail halkı yani tüm insanlıktan küçük bir grup, en yüksek yasaya benzeme metodunu öğrenmek ve daha sonra bunu kendi üzerlerinde göstermek ve tüm insanlığa iletmek için Kabalistik ilkelere göre yaşadılar.

Bu, esasen bir ulus olmayan, ancak Kabalistik metodolojiyi kendileri için öğrenmek ve başkalarına aktarmak için Babil’den gelen küçük bir grup insan olan İsrail ulusunun misyonudur.

İlk başta bu grup manevi koşullar içinde yaşadı: karşılıklı ihsan ve sevgi içinde, üst dünyanın idrakinde, tek bir yasanın (Yaradan’ın) en yüksek gücü içinde. Sonra, 2000 yıl önce bu seviyeden düştüğünde, egoizm İsrail halkını ele geçirdi, o zaman Kabala bilimi yerine din ortaya çıktı; Yahudilik, Hıristiyanlık ve ardından İslam ondan kaynaklandı.

Yani, üç din de üst dünyanın anlaşılmasının değil, gizlenmesinin sonucudur. Onlar, küreselleşme yasası, tüm insanların birleşmesi, insanlık içinde tamamen tezahür edene kadar var olacaktır.

Şimdi, bu kendini göstermeye başladığında, dinler yavaş yavaş dünya sahnesini terk etmek zorunda kalacak ve onların yerine, Kabala gerçek evrenin 2.000 yıllık gizlenmesi sırasında ihtiyaç duyduğu genel ahlaki desteği olarak değil, kişiyi ıslah etmenin bir metodu olarak yeniden yükselecektir.