Category Archives: Dünya

Tüm Dünya Sürekli Bir Rahatsızlıktır

Soru: Bedensel seviyedeki tüm rahatsızlıklardan, darbeler olmadan, sadece grup içinde geçmek mümkün mü ve bunu nasıl başarabiliriz?

Cevap: Bu sizin rahatsızlıklarla nasıl ilişki kurduğunuza bağlıdır. Diyelim ki bir rahatsızlık ortaya çıktı. Ama ben bedensel seviyede var olduğum için, eğer bedensel olmasaydı onu nasıl algılayabilirdim? Maddesel duyular dışında başka duyularım yok, dolayısıyla onları bu şekilde deneyimliyorum.

Hayvansal seviyede olduğumuz için, doğal olarak tüm rahatsızlıklar da içimizde aynı seviyede ortaya çıkar.

Bunların bedenlerimizi, ailelerimizi, yaşamlarımızı, işimizi ve başkalarıyla ilişkilerimizi içerdiği açıktır. Bunların hepsi bizim dünyamızı oluşturur ve biz bu dünya içinde çeşitli rahatsızlıklar yaşarız.

Aslında tüm dünya sürekli bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlıkların artık bizim için önemli olmadığı ve bunun yerine yalnızca manevi rahatsızlıkları hissettiğimiz bir seviyeye ulaşırsak, bu dünya yavaş yavaş algımızdan kaybolacak veya yalnızca çok az bir kısmını kaplayacaktır.

Uyum Yolunda

Üzerimizden geçmesi gereken darbeler olmadan ilerleyemeyiz! Bütün sorun, bunların ne tür darbeler olacağı ve hangi düzeyde olacağıdır; kaba hayvansal, maddesel, duygusal veya zihinsel düzeyde mi olacak?

Bu darbeler küçük ve hedefe yönelik olabilir, birbirini takip edebilir ve takip sistemi içerisinde hareket eden bir roket gibi beni doğru bir şekilde düzeltebilir. Şöyle, böyle nabız sistemi çalışır ve beni her zaman ileri götürür.

Ya da bunlar önce bir yanağıma, sonra diğer yanağıma çarpan büyük darbeler olabilir ve ben nereye gideceğimi bilemem.

Her şey içimdeki kötülüğün hassasiyet eşiğine bağlıdır. Bunu o kadar incelikli hissedebilirim ki, dakikada yüz defa bir ıslah yaşarım ve rotadan çok fazla sapmadan, düzgün bir şekilde ilerlerim. Şöyle, böyle, kilometrelerce yan tarafa sapmadan, beni hedefe götüren düz bir eksen etrafında döner ve ardından bum: “Bir hata yaptım. Rotana geri dön!” ve bu böyle devam eder.

Bu nedenle Kabala bilgisini yaymak için elimizden geleni yapmalıyız ki insanlar ellerinde başka hiçbir şey olmadığını görüp, bu konuda ustalaşmaya başlasınlar. Başka çıkış yolu olmadığını anlamalılar. Çevremizdeki dünya ile uyum içinde olmamız gerekiyor.

İhsan Etme Kabını Nasıl Genişletiriz?

Soru: Üst ışığın bizi etkilediğini ve Kelim’imizi, kaplarımızı genişlettiğini söylüyorsunuz.

Ancak benim kaplarım dostlarımın içinde, o zaman ortaya çıkıyor ki ortak dahiliyeti ancak kendimi iptal etme yoluyla talep edebilirim. Kapları genişletmek bu şekilde mi düşünülebilir?

Cevap: Hangi yol sizin için daha uygunsa o şekilde düşünün ve Yaradan her şeyi ayarlayacaktır. Üst ışık, her an binlerce eylem gerçekleştirir, o yüzden bunun nasıl gerçekleştiğine değil de ışığı çekmek istediğiniz gerçeğine odaklanın.

Soru: Onlu, diğer onlular, tüm Bnei Baruch ve tüm dünya için dua etmekten ne elde eder? Bu ihsan etme kaplarının oluşması mıdır?

Cevap: Evet, bu ihsan etme kabını genişletir. Herkes için dua ederek öncelikle kendine yardım edersin.

Sonra Acı ve Istırap Kaybolacak

Soru: Anya’dan:

Sık sık mutlu olmamız gerektiğini söylüyorsunuz. Bugün olanlardan nasıl mutlu olabiliriz? Bugün neşe yok. Bugün, yarından korkuyorsun. Bugün etrafta o kadar çok keder var ki, nasıl mutlu olabilirim? Nasıl mutlu olunur?

Cevabım: Kişi hayatın anlamını kavramak için çaba göstermeli ve hayatın anlamının, hayatın kendisinin size açıklaması olduğunu: ne için olduğunu, neden olduğunu ve hayvani ölüm vasıtasıyla nereye varacağını, genel olarak, bizi nereye götürdüğünü ve nereye çektiğini görmelidir. Kişi bu ifşa için çaba göstermelidir.

Soru: Prensip olarak, doğumdan “tabuta” kadar geçen sürenin yaşamımın bir kesiti olduğunu mu anlıyoruz?

Cevap: Bu, genel olarak yaşamdan sayılmayan bir yaşam dönemidir, çünkü burada doğanın bazı açık içgüdüsel talimatlarını takip ediyorsunuz. Hayatta kalma, rahat etme, daha az acı çekme ve benzeri emirlere uygun hareket edersiniz.

Soru: Peki, bu durumdan çıkmak zorunda mıyım?

Cevap: Evet. Varoluşun anlamını hissetmek için bu durumdan çıkmak zorundasınız.

Soru: Burada neşe nerede?

Cevap: Buradaki neşe tüm evreni kavramakta. Neşe, anlamı anlamaktadır.

Soru: Anya soruyor: “Tüm bunlar olurken bugün nasıl mutlu olabiliyorsunuz?”

Cevap: Tüm bunların ne için olduğunu ve cansız, bitkisel, hayvansal ve insan doğasının her hareketinin, her şeyin yaşamın gizemini ortaya çıkarmayı amaçladığını anladığınızda.

Soru: Etrafta olup bitenleri, acıları ve dehşeti bu zincire, yaşamın gizeminin ifşasına bağlamak mümkün mü?

Cevap: Elbette, tüm bunlar bunun içindir.

Soru: Peki acı verdiğinde?

Cevap: Acı verdiğinde, tüm bunların bizi eninde sonunda içsel bir anlam duygusuna götürdüğünü anlamak daha da gereklidir.

Soru: Peki bu bizi neşeye yol açar mı?

Cevap: Evet.

Soru: Peki acıya ne olur?

Cevap: Acı yok olur. Ne için, neden ve neyden ötürü olduğunu tam olarak bilirsek, ona dahil oluruz, o zaman acı olmaz ve her şey anlamlı hale gelir.

Soru: Burada kırılmalar oluyor; bu harekette neyi tekrar kaybediyorum ve tekrar buluyorum?

Cevap: Bunlar o kadar sık oluyor ki böyle olması gerektiğini düşünüyorsun.

Soru: Yani hayatın anlamını kaybedip bulacağım, kaybedip bulacağım öyle mi?

Cevap: Evet.

Soru: Ve bu hala güçlenmem ve yaklaşmam olarak mı kabul ediliyor?

Cevap: Her zaman güçleniyorsunuz ve ilerliyorsunuz.

Soru: Buna doğru ilerlemenin başka bir yolu yok mu?

Cevap: Hayır, hayatın anlamının içine dalmak, Yaradan’ın idrakidir.

Einstein’ın Acımasız Sözü

Yorum: Bir söz vardır: “Eğer tüm çabalar bir sonuç vermezse ve insanlar yine de birbirlerini yok ederse, o zaman Evren onlar için tek bir gözyaşı dökmeyecektir.”

Lütfen evrenin umursamadığını ifade eden bu acımasız alıntıyı açıklayın.

Yanıtım: Hayır, umursamadığından değil, bu sadece evrende var olan bir yasa. Eğer insanlar bunu doğru kullanamazlarsa birbirlerini yok edecekler ve evrenin pişman olacağı bir şey yoktur.

Soru: Birbirimizi yok edeceğimize üzülmeyen bu evren nedir?

Cevap: Kim neden üzülsün ki?

Soru: Ama merhamet yasası yok mu?

Cevap Hayır. Bu nereden çıktı?

Yorum: Merhamet yasasının yukarıdan geldiğini sanıyordum. Her şeyin bu yasaya dayandığını sanıyordum. Bunun genel olarak yaşamın ana yasası olduğunu sanıyordum.

Yanıtım: Neden öyle olsun ki?! Cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya bakıyorum ve onlarda bu tür yasalara uyulduğunu görmüyorum. Bence insanın en kötü özelliği, kendisi için geleceği ya da çevresinde arzu ettiği varoluşu icat etmesidir.

Soru: Yani bu şiddet mi? İnsan doğaya şiddet mi uyguluyor?

Cevap: Evet. Ve sonra doğadan talep ediyor: “Onu bana ver!”

Yorum: Yani, sen merhametlisin ve ben etrafımdaki herkesin merhametli olmasını istiyorum.

Yanıtım: Cevap evettir. Eğer doğa hakkında aklıselim bir şekilde düşünecek olsaydık, doğadan değil, kendimizden talep ederdik; kendimize, başkalarına, doğaya, her şeye karşı doğru tutumumuzu talep ederdik. İşte o zaman evrenin nasıl var olduğuna ve bizim onun üzerine nasıl çıkabileceğimize dair bir tahminimiz olabilir.

Yorum: Yani evrenden “Bana karşı merhametli ol” diye bir talepte bulunmuyorum ama kendimden “Başkalarına karşı merhametli ol” diye bir talepte bulunuyorum öyle mi?

Yanıtım: Evet.

Soru: Neden başkalarına karşı merhametli olmalıyım?

Cevap: Kendim için istediğim tüm iyi ve nazik şeyleri, başkaları için yapmalıyım. Ve hiçbir durumda bunun için bir tür ödül alacağımı düşünmemeliyim. Hiçbir şekilde!

Yorum: Bu ikinci kısım çok zor, karşılığında hiçbir şey almamak.

Yanıtım: İlk bölümün bütün amacı budur.

Soru: Dediğiniz şekilde hareket etmeye başlarsam, bu beni evrenle dengeye getirir mi?

Cevap: Eğer öyleyse, evet. Ve o zaman yıkım olmayacak, öz yıkım olmayacak.

Hepsi Parayla Alakalı

Soru: Neden dünyadaki tüm sorunların temelinde para var?

Cevap: Çünkü bu birbirimize yatırım yapmamızla eşdeğerdir. Ben bir şey veriyorum, dolayısıyla bir şey almam gerekiyor.

Soru: Eğer parayı çıkarırsak, sorunlar olmaz mı?

Cevap: Şayet ortak olan her şey kaldırılmışsa, tamamen hiç kimseye ait değilse ve herkes birbiriyle ortak bir bütün olarak ilgilendiğinde: ya ben alacağım, ya da vereceğim, ya da başkası alacak ya da verecek, tüm bunlar benim duygularımda eşdeğer olur, ancak o zaman paranın tamamen ortadan kaldırılmasından bahsedebiliriz.

Para, benim başkalarına karşı tavrımın bir örtüsüdür. Bu konuyla ilgili yapabileceğin bir şey yok.

Soru: Peki bizim dünyamızda para ortadan kalksa, sorunlar da ortadan kalkacak mı?

Cevap: Hayır. Sadece biz ne zaman duygularımızda kendimizin üzerine çıkarsak, o zaman bu dünyanın kendisi basitçe ortadan kaybolacaktır çünkü o yalnızca bizim duyularımızda mevcuttur.

 

Manevi Temas Fiziksel Sınırların Ötesindedir

Soru: Fiziksel temas olmadan, birbirimizin manevi hissine uzaktan ulaşmak mümkün müdür?

Cevap: Bizler çok küçüğüz, çok sınırlıyız ve çok eksiğiz. Bu nedenle şimdilik fiziksel temasa hala ihtiyacımız var. Ancak eğer öğrencilerim gerçekten egoist sınırlamaların ötesine geçebilirlerse, nerede olacağımızın bir önemi kalmayacak.

O zaman, ben ölürsem, yine onlarla birlikte olacağım. Tıpkı ARİ’nin ölmeden önce öğrencilerine söylediği gibi: “Eğer üst dünyaya ulaşırsanız, size öğreteceğim. Bu nedenle çaba gösterin.”

O, tüm öğrencileri arasında yalnızca Chaim Vital’in Kabala çalışmasına devam edebileceğini yazdı. Geriye kalanlar çalışmamalıydı bile, çünkü onu anlamadılar ve bu dünyanın duyularının ötesine geçemediler. Bu nedenle ARİ’nin metodunu bize anlatan ve aktaran tek öğrencisi Chaim Vital’di.

Dolayısıyla en önemli şey, dünyamızın bu çerçevesinin dışına çıkmaktır. Bundan sonra insan diğer algılama metotlarından bahsedebilir.

 

Dünyanın Sınırlı Resminin İçinde

Şu anda sonsuz sayıda imgenin, bağlantının ve her türlü niteliğin bulunduğu bir sonsuzluk dünyasındayız. Ama biz bunu dünyamız olarak algılıyoruz. Bunun içine bir tür “oyuncak” inşa ediyoruz ve bir şeyler yapıyoruz, çünkü ona dair algımızı genişletmek istemiyoruz.

İçinde yaşadığımız bu sonsuz, özel dünyadan kendimizi uzaklaştırdık ve algımızı genişletmek, onun ne olduğunu hissetmek yerine kendimizle oynamakla, konuşmakla, adeta kendimize yalan söylemekle meşgul oluyor ve bu şekilde var oluyoruz.

Bize, hayatımız adı verilen varoluşun bir parçası verildi. Bu çerçevede, bize algımızın sınırlarını, bedensel duyu organlarımızın sınırlarını aşacak kadar genişletme ve etrafımızdaki dünyayı beş duyu organımızla bize gösterilenden farklı algılamaya başlama fırsatı verildi. Görüşümüz ve işitmemiz o kadar sınırlıdır ki, onlar bize dünyamız dediğimiz çok küçük bir resim veriyorlar.

Kabalistler onun var olduğunu hiç düşünmezler. Bunun “hayali bir dünya, uydurma bir dünya” olduğunu söylerler, çünkü aslında bu dünyanın algınızı genişletip gerçek evreni ifşa etmeye başladığınızda ortaya çıkan gerçek resimle hiçbir ilgisi yoktur.

Peki biz ne yapıyoruz? Hayatımız boyunca kendimizi kandırıyoruz. Algıladığımız dünyanın küçük resminin içinde, her türlü oyuncak ve filmle oynamaya başlıyoruz. Ne yazık!

Ancak beş duyumuzla bize gösterilen bu sınırlı dünya resminde, kaçamayacağımız bir yaratılış programı olduğundan, yavaş yavaş şiddetli bir eksiklik hissetmeye başlıyoruz: “Bu yeterli değil. Daha fazlasını istiyoruz. Kendimizi kötü hissediyoruz. Bu durumdan çıkmamız lazım.”

Ama yine de bir şekilde, kendimizi bu durumdan vazgeçirmeye çalışıyoruz, krizi hissetmemek için etrafında dönüp duruyoruz. Aslında bu, evreni algılamamızdaki bir krizdir. Doğa bizi yükselmeye, algımızı genişletmeye ve dışımızda var olan dünyanın sonsuz mükemmel resmini hissetmeye başlamaya itiyor.

Ama biz bunu yapmak istemiyoruz; artık bu tablonun içinde kalmamıza izin vermeyecek acıları yaşayana kadar direnip, acılarımızı algımızın kısıtlılığıyla ilişkilendirmeye başlarız. Öyleyse, kendimizi değiştirmemiz gerekecek.

İnsanlık Olarak, Kum Havuzunda Oyuncaklarla Ve Bebeklerle Oynayan Yetişkinlere Benziyoruz

İnsan gelişimi boyunca, biz egoist bir şekilde evrimleşip kendimiz için alırken, doğa her zaman veriyordu. Bu normaldir çünkü doğanın planı gereği, evrimimizin belirli bir süre boyunca ben-merkezli olması gerekiyordu.

Bu, ebeveynlerinin verdiklerini alarak büyüyen çocukların durumuna benzer. Onlar bundan memnundurlar. Çocuklar büyüdükçe, ebeveynlerin onlara karşı tutumu da değişir: “Buraya kadar, artık tek başınasın. Çalış, hayatının sorumluluğunu üstlen ve yaptığın her hatanın sonuçlarıyla yüzleş.”

Binlerce yıldır, çocuklar gibi büyüdük ama günümüz dünyası bizimle ilgili önemli bir değişimden geçti. Günümüzün dünyası, küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı hale geldi ve aynı şekilde bizden yetişkin tarzında davranışlar talep ediyor, tıpkı birbirimize karşı tutumlarımızın küresel olarak birbirine bağlılığa ve karşılıklı bağımlılığa uygun bir şekilde uyum sağlaması gibi. Tıpkı 20-25 yaşlarındaki bir insanın çalışmaya, bir hayat kurmaya ve dünyayla yeni bir düzeyde ilişki kurmaya başlaması gibi, insanlık da artık yetişkinlik dönemine girmiştir.

Doğamız egoistken, başkalarına ve doğaya fayda sağlamak yerine kişisel çıkarı ön planda tutarken, bu doğadan bağımsız olmamız, bunun üzerine çıkmayı ve doğuştan gelen egoist bağlarımızın ötesinde, kurduğumuz olumlu bağlar üzerine inşa edilmiş yeni bir toplum inşa etmeyi seçmemiz gereken bir aşamaya ulaştık.

Binlerce yıl boyunca bencilce geliştik ve bugün ilişkilerimizde karşılıklı destek, sorumluluk ve anlayış göstererek yeni bir temel üzerinde bağ kurmamız gerekiyor. Tutumlarımızı doğanın bizim için yeni taleplerine göre ayarlama konusunda isteksiz kalırsak, o zaman kişisel, sosyal, küresel ve ekolojik ölçeklerde hayatımıza giren sayısız acı biçimiyle, bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kalacağız.

Yetişkinliğe geçtik ama bu geçişe direniyoruz. Çocukken hiçbir yükümlülüğümüz yoktu ama yetişkinler olarak hayatımızın sorumluluğunu alma yüküyle karşı karşıyayız. Ancak yine de çocukluğumuzun oyuncaklarına ve oyunlarına tutunmak istiyoruz ve birbirimize karşı tutumlarımızı geliştirme konusunda hiçbir ilerleme kaydedemiyoruz. Bu durum aslında oldukça rahatsız edici görünüyor; sanki hala kum havuzunda oturup oyuncak kamyonlar ve bebeklerle oynayan yetişkinlermiş gibiyiz.

Üstelik bu sadece sıradan insanlarla sınırlı değil; dünyanın önde gelen ve saygın isimleri de bu evreyi geride bırakma konusunda aynı derecede isteksiz. Oynanacak yeterince şey olduğunu iddia ediyorlar: Hisse senetleri, para, arabalar, şarap ve sinema bunlardan birkaçı: “Oynayacak yeterince oyuncağımız varken, neden karşılıklı sorumlulukla uğraşalım ki?”

Bu büyük bir problem. Günümüzün yeni küresel olarak bağlı ve bağımlı koşullarına uyum sağlama ve birbirimize karşı tutumlarımızı iyileştirme konusundaki isteksizliğimiz nedeniyle, aksini yaparak hafifletebileceğimiz birçok darbeye katlanıyoruz. Bu geçişi görmezden gelmeye devam ettikçe, artan acılar, eninde sonunda kum havuzundan çıkmamız gerekeceğinin sürekli bir hatırlatıcısı olarak hareket edecek. Dileğim bunu en kısa zamanda başarmaktır.

Dünyayı İyiliğe Yöneltelim

Her günün, savaşın son günü olması umuduyla bir savaş zamanında yaşıyoruz. Aramızdaki bağı güçlendirmeliyiz çünkü ancak birleşmemiz sayesinde, Yaradan’ı bize yakınlaştırabiliriz ki O’nun gücü bizi korusun ve herkese barış getirsin.

Cephedeki dostlarımız, diğer askerler ve esir düşenler için dua ediyor, herkesin bir an önce huzur, güven ve sağlıkla evlerine dönmesini umuyoruz. Yaradan’a dönmemize ve O’ndan yardım istememize yardımcı olan Kabalistik makaleleri çalışmaya devam edelim.

Yaşanan her şeyin, yalnızca Yaradan’dan geldiğine ve O’nun bizi Kendisine yakınlaştırmak için, her şeyi en uygun şekilde yaptığına inanmalıyız. Eğer bize Yaradan’ın etkisi iyi değil gibi geliyorsa, bunum sebebi farklı bir yola hazır olmadığımız içindir. Tek yolumuz var; birbirimizle bağ kurmak ve Yaradan’ın bize sağladığı koşullarla Yaradan’la iletişime geçmek.

Yaradan’dan mümkün olduğunca çabuk O’na bağlanmamıza yardım etmesini isteyelim ki hepimiz yukarıdaki hükmünün gücünü üzerimizde ve tüm dünya üzerinde hissedelim ve böylece iyi ve iyi olan “O’ndan başka hiçbir şeyin olmadığını” anlayalım. Yaradan sadece bizim iyiliğimizi dilediği için, bize bu tür eylemlerde bulunur. Ve eğer daha da birleşirsek, Yaradan’ın yakında olduğunu ve bizi ıslah yoluna yönlendirdiğini hissedeceğiz.

Yanında hiçbir şeyin olmadığı her dostun arkasında, tek üst güç olan Yaradan vardır. Bu güç bizi ve bizden nefret edenler ve düşmanlarımız da dahil olmak üzere, genel olarak tüm dünyayı kontrol eder. Bu nedenle Yaradan’ın etkisini anlamalı ve O’nun bize karşı tutumunun iyiliğe dönüşmesi için her şeyi yapmalıyız.