Category Archives: Dünya

Neden Dünya Milletleri Kabala’ya Çekiliyor?

Soru: Halakha tarafından Yahudiliğe ait olmayan dünya milletleri neden Kabalistik metoda çekilmektedir ve Yahudiler Kabala dışında her şeyi yapmaya hazırdır?

Cevap: Her şeyden önce, dünya ulusları Kabala’da özel, gizli, temel diyeceğim bir şey olduğunu hissediyorlar.

Temel olarak, tüm dinler, inançlar, bir kişinin maneviyat hakkında hayal edebileceği her şey ondan kaynaklanmıştır. “Dünyamızın dışında, maddi yaşamın dışında, var olduğumuz o kısa yılların dışında, yüzeyinde küçük böcekler gibi döndüğümüz bu küçük kürenin dışında ne var? Başka boyutlarda, başka alanlarda, başka bölümlerde bir şeyler var mı?”

Bu sorular herkesi ilgilendirir. Ve temelde tüm cevaplar Kabala’ya bağlıdır. Bu nedenle, insanlar başka inançlardan veya dinlerden cevap alamazlar, ancak bazı geleneklere inanmaları ve takip etmeleri gerekir. Bundan fazlası değil.

Ve Kabala bunu kişiye açıklamakla kalmaz, aynı zamanda onu alır ve yeni bir boyut görmeye ve hissetmeye başladığı, zamanın, mekanın ve hareketin ötesinde, evrenimizin, dünyamızın ötesinde var olduğu bir düzeye yükseltir.

Doğal olarak, Kabala’ya özellikle insanlığın gelişiminin bir sonucu olarak az ya da çok olgun bir duruma geldiğimiz ve dünyamızın orada bittiğini anladığımız bizim zamanımızda talep artıyor. Peki ya sonra? Kabala bilimi tam olarak bu soruyu cevaplar.

 

“Glasgow İklim Değişikliği Konferansı Hiçbir Şeyi Değiştirmez” (Linkedin)

Dünya 2021 Glasgow İklim Değişikliği Konferansına hazırlanırken, gitgide daha fazla veri gösteriyor ki insan çabaları, eğer çaba gösterişmişse, en iyi ihtimalle yetersiz olmuştur. Dünya liderleri, sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla ilgili bol bol bildiriler yayınlarken, gerçek bunun tam tersidir. BM Üretim Açığı Raporu, hükümetlerin planlanan fosil yakıt üretimi ile gerçek küresel üretim seviyeleri arasındaki farkı takip eder. Bu yılki rapor şunu ortaya koyuyor: “artan iklim hedeflerine ve net sıfır taahhütlerine rağmen, hükümetler hala 2030’da küresel ısınmayı 1,5°C [2.7°F] ile sınırlandırmakla tutarlı olacak olandan iki kat daha fazla fosil yakıt üretmeyi planlıyor.”

Ancak, hükümetler taahhütlerini yerine getirme niyetinde olsalar bile, bu iklim değişikliğini tersine çevirmeyecekti. İnsanlığın ürettiği sera gazı miktarını volkanik patlamalar, orman yangınları ve Alaska, Grönland, Kanada ve Sibirya’daki permafrost’un hızla çözülmesiyle yayılan miktarla karşılaştırırsak, doğanın bizim “yardımımız” olsun ya da olmasın hızlı bir iklim değişikliğine yöneldiği açıkça görülecektir.

İklim değişikliği insanlığın karşı karşıya olduğu tek kriz değil. İnsan katılımının her alanında krizler var: Uluslararası gerilimler artıyor; dini aşırılık artıyor; ırksal ve kültürel gerilimler ülkeleri içeriden bölüyor; ve küresel ekonomi stagflasyonun eşiğinde sendeliyor. Bu yetmezmiş gibi inatçı Koronavirüs, dünya genelinde hala hayatları ve ekonomik iyileşmeyi aksatıyor, tedarik zincirleri kırılıyor, gaz, gıda ve diğer temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa yol açıyor ve iklim değişikliği nedeniyle doğal afetler sıklık ve şiddet açısından yoğunlaşıyor. Açıkçası, belirli sorunlara odaklanmayı bırakmalı ve daha sistematik düşünmeye başlamalıyız.

Dünyamız bir piramit gibi inşa edilmiştir. Piramidin tabanında mineral seviyesi, üstünde flora, onun üstünde fauna, ve insan piramidin tepesindedir. Bizler hayvanlar aleminin bir parçası değiliz çünkü bedenlerimiz diğer primatlarınkine benzerken, zihnimiz geçmişimizi, geleceğimizi düşünmemizi, kendimiz ve gezegenimiz için uzun vadeli planlar yapmamızı sağlar.

Ancak üstün zekamıza rağmen sistemin “üstünde” değiliz; biz onun bir parçasıyız. Bu şekilde, altımızdaki tüm seviyeleri etkileriz. Bu nedenle, en üstteki, insan seviyesindeki herhangi bir arıza, tüm piramidin içine sızar ve diğer seviyeleri de bozar.

Şimdi sorunun tamamen insanlıkta olduğunu görmek kolaydır. Ayrıca, sorunlar insan katılımının her alanını kapsadığından, gaz emisyonlarını azaltmanın hiçbir şeyi çözmeyeceği açıktır. Dünyayı düzeltmek istiyorsak, insanlığı düzeltmemiz gerekiyor.

İnsanlığı incelediğimizde, her insanın kendine özgü becerileri ve özellikleri vardır. Kendi içlerinde, bu özellikler sorun değil, avantajdır. İnsan düşüncelerinin, yaklaşımlarının, kültürlerinin, fikirlerinin ve inançlarının çeşitliliği, iplikleri teorik olarak her şeyi başarabilecek güçlü bir varlık haline gelen bir duvar halısı yaratır. Dolayısıyla sorun insanlarda değil, birbirleriyle nasıl bağ kurduklarındadır.

Şu anda insanlığın dokusundaki ipler birbirini koparmaya çalışıyor. Birbirimizi güçlendirmek, desteklemek ve cesaretlendirmek yerine, üstünlük ve güç için yarışıyoruz. Kumaşı olabildiğince güçlü ve güzel kılmak için çalışmak yerine, çarşaftaki en güçlü iplik olmaya çalışıyoruz. Yorgun olmamız şaşırtıcı mı? Etrafımızı saran sonsuz mücadeleler ve kötü niyetten midemiz bulanıyor mu? Depresyonun zamanımızın en yaygın hastalığı olması şaşırtıcı mı? Ve son olarak, dünyamızın, tek evimizin mahvolmuş olması şaşırtıcı mı? Şimdi, gezegenimizi kurtarma konusuna geldiğimizde gerçekten neye odaklanmamız gerektiğini bildiğimizi düşünüyorum.

Dünyanın Algısını Değiştirmek

Soru: Dünyamızda gözlerimizle değil beynimizle görüyoruz. Gözler ışığı alır ve optik sinirler aracılığıyla beyne iletir ve tüm görüntüleri çizer. En azından bilim adamlarının inandığı şey budur. Maneviyatta bu nasıl çalışır?

Cevap: Maneviyatta, beyinde değil arzularımızda çalışır. Arzular esasen fiziksel beden boyunca dağılır ve duyularımız (işitme, görme, tat, koku ve dokunma) tarafından kontrol edilir.

Ayrıca arzular gelişebilir, onlar kişiye bağlıdır ve kontrol edilebilir. Bu şekilde kendimizi ve diğer insanları etkileyebiliriz.

Dünyamızda, gözlerimiz aracılığıyla bilgiyi alırız, o arkasında benmerkezci bir dünya algısının olduğu beyne geçer. Bu nedenle, yalnızca egoist arzularımızın bıraktığı görüntüleri görürüz.

Ve manevi dünya,  zıt, özgecil arzuların dünyasıdır. Egoizmimize zıt bir bağ içinde olabildiğimiz ölçüde, yansıyan ışıkta tamamen farklı bir resim elde ederiz. Bu tamamen algıyı değiştirir.

Soru: Ama bir insan biyolojik bir bedende yaşadığı sürece, dünyaya dair özgecil bir vizyon edinse bile, yine de her şeyi beş bedensel duyuyla görmeye devam eder mi?

Cevap: Evet, manevi duyu, bedensel duyulara bir ilavedir.

Gezegenin Nüfusunu Azaltmak Gerekli Mi?

Soru: Dünya küreselleşmekte. Birçok ekonomist ve bilim adamı bu konuyla ilgili yazmakta. Ama Kabala açısından, bu bilgi bana sıradan bir insan olarak ne verir?

Cevap: Bu bilgi, nereye gittiğimizi anlamıyorsa, kişiye hiçbir şey vermez. Küreselleşme dünyanın yuvarlak olduğunu ve hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu gösterir.

Dahası, burada iki tür ilişki vardır. Ya zayıf, egoist bir şekilde bağlıyızdır ve o zaman kavgalara girip birbirimizden kopmaya başlarız ya da bir şekilde aramızda uygun iletişim yollarını bulabiliriz.

Bu nedenle, bir yandan, ciddi bilimsel hesaplamalara göre, gezegenin nüfusunu %60 ila %70 oranında azaltmak gerekiyor, yoksa gezegen bizi desteklemeyecektir.

Ya da kendimizi doğayla karşı karşıya bırakabilir ve muazzam acılar, salgın hastalıklar veya savaşlarla nüfusumuzu hızla ve acımasız bir şekilde azaltabiliriz.

Veya bu, kendimizi azaltmadan ve hatta belki daha da geliştirerek (bizimle doğa arasında doğru bağlantıyı bulursak) bizim tarafımızdan farklı bir şekilde yapılabilir. Ve doğa bize karşı gelmeyecek, ama bizim ona davrandığımız gibi bize iyi davranacaktır.

 

İnsan Derecesi Ve Geri Kalanı Arasındaki Fark

Soru: İnsanlar uzun zaman ülkelerin kurulmasıyla ilgilendiler. Bu konuda yaygın olarak kabul edilen dokuz teori var. Kabala bu süreci alma arzusunun gelişimi olarak görüyor. Nedir bu süreç?

Cevap: Ben ne siyaset bilimcisiyim ne de devletlerin oluşumunda uzmanım. Ama bilim adamlarını dinlediğimde, ne kadar anlaşılamaz olduklarını görüyorum: her birinin kendi teorileri var ve bu teorilerden bir sürü var, bilim adamları onlarla dolu.

Kabala her şeyi çok daha basit bir şekilde açıklar. Yaratılış özü, haz alma arzusudur yani egoist bir arzudur.

Cansız, bitkisel ve hayvansal dünyada bu arzu, varlığının korunmasında ilkel bir biçimde kendini gösterir.  Kristaller, mineraller ve metaller yapılarını korumaya çalışırlar, kristal kafes, atomlar veya moleküllerin yapısında olduğu gibi.

Bir bitki, doğal olarak, zevk alma, hayatla dolma arzusuna en uygunu ilkesine göre var olabilmek için hayatta kalmaya çalışır. Hayvan organizmaları da hareket etme, belirli bir şekilde çoğalma yeteneğine sahiplerdir, çünkü egoizmleri böyle bir gerçekleşmeyi gerektirir.

İnsana gelince, bu arzu kendini, kişinin kendini başkalarıyla kıyaslamasıyla yeni arzular edinmesiyle kıskançlık, çekememezlik ve acı şeklinde gösterir; başkalarına bakarak yeni arzular çeker. Yani yabancı arzuların akışı nedeniyle gelişmek için sonsuz bir yeteneği vardır. Kıskançlık ve çekememezlik yüzünden her zaman kendisi için yeni hedefler bulur.

Bu nedenle, insan seviyesi diğerlerinden çok farklıdır. Örneğin, Büyük Patlama’dan ve evrenin daha da genişlemesinden sonra oluşan cansız doğa, belirli yasalara göre gelişir ve bununla ilgili herhangi bir sorun yoktur.

Bitkisel doğa var olur, ölür, yeniden doğar ve böylece milyonlarca yıldır değişmektedir. Canlı doğada da özel bir şey olmaz; hayvanların alışkanlıklarını ve karakterlerini biliyoruz. Doğru, farklı hayvanlar ve hatta çeşitli türleri nispeten farklı karakterlere sahiptir ama hayatı boyunca önemli değişiklikler yaşayan bir insan gibi değil.

İnsanlar kendi aralarında doğal olmayan, anlaşılmaz kombinasyonlar kurarlar. Bu, bir çiftin yavruları doğurduğu, büyüttüğü hayvanlar dünyasında olduğu gibi sadece bir aile değildir,  varlıklarının amacı da budur.

Hayvanlar, belirli gruplar veya daha büyük sürüler kurarak, hiç hata yapmaksızın içgüdüsel doğa yasasına göre yaşarlar. Fakat bütün bunlar içgüdüyle yönetilir ve asla değişmez. Liderler değişir, ancak yaşam tarzının kendisi her hayvan türü için sabittir.

Bir insan için böyle değildir. Egoizmi değiştikçe, kendi etrafında yarattığı şeyler de değişir. Bir zamanlar insanlar da hayvanlar gibi gruplar halinde yaşamışlardı. Belki de ortak çocukları, ortak eşleri ve ortak kocaları vardı.

Daha büyük egoizmin tezahürü ile paylaşılmaya başlandı. Fakat birbirlerini destekleme, kendilerini vahşi hayvanlardan koruma ya da birlikte avlanmaya gitme ihtiyacı ortadan kalktığında, insanlar birbirlerinden ayrılmaya ve kendi hanelerini kurmaya başladılar. Yavaş yavaş, uzmanlıklar bu şekilde oluştu: biri ayakkabıcı, biri demirci vs.

Yani çeşitli gruplar ve klanlar oluşturulmuş, insanlar arasında çok karmaşık bir ilişki sistemi kurulmuş, avukatlara, ekonomistlere ve diğer uzmanlara ihtiyaç duyulmuştur.

Bütün bunlar antik dünyada bile bağlantı sistemini korumak için vardı: mahkemeler, ordu, vergi tahsildarları ve diğer her şey.

İçsel egoizmi nedeniyle sürekli gelişen insan bedeni bizden, sıradan bir insanın anlayamadığı yeni, giderek karmaşıklaşan ve kafa karıştırıcı bir organizasyon talep etmektedir.

Bilgenin Gözleri

Dünyanın siyasi haritasına baktığımızda birbirini yok etmeye çalışan iki çizgi görüyoruz sağ çizgi ve sol çizgi. Onlar hâkimiyette değişiyorlar ve mücadeleleri giderek daha vahşi ve yıkıcı hale geliyor. Fakat doğanın geri kalanına baktığımızda orada savaş yok, tamamlayıcılık var. Mücadeleler bile rakip tarafları güçlendiriyor ve onları daha sağlıklı hale getiriyor. Açıkçası bir şeyleri kaçırıyoruz.

Dengeli ilerleme her zaman iki taraf içermelidir: Sağ ve sol. Sağ taraf, yarını bugünle aynı kılmak için istikrar ve gelenek eğilimidir. Sol taraf devrim yapma, yenilik yapma, geleceği sorgulama eğilimidir. İki taraf birbirini tamamladığı zaman toplum daha iyi sonuçlar çıkarabilir, daha doğru kararlar verebilir ve başarılı bir şekilde ilerleyebilir.

Kral Süleyman “Bilgenin gözleri kafasındadır” (Vaiz 2:14) demiş. Diğer bir deyişle doğa bizi her zaman ileriye doğru iterken, biz onu anlamaya eğilimli ve hazır olmalıyız. Hazır olmadığımız zaman, şanssızlıklar bizi şaşırtır ve sıkıntılar bizi korunmak için araştırmaya zorlar. Doğa her zaman evrim geçirdiğinden, yarın istikrarı korumak, geleceğe bugünden hazırlanmamızı gerektirir. Bu sağ çizgi ve sol çizgi arasındaki doğru kombinasyondur ve buna “orta çizgide ilerlemek” denir.

İnsan egosu sürekli değiştiği ve geliştiği için orta çizgiyi korumak zordur. Ne kadar gelişirsek, duyularımız o kadar yeni heyecanlar talep eder ve zevk ve tatmin için daha fazla açlık hissederiz. Aynı zamanda, dünyamız giderek daha fazla bağlantılı hale geliyor ve bir kişinin yaptığı herhangi bir hareket diğer tüm insanları etkiliyor. Birbirimize yabancılaşmamız yoğunlaşırken karşılıklı bağımlı hale geldik.

21.yüzyılda hayatta kalmak için, büyüyen egolarımıza hizmet etmek ile başkalarına karşı düşünceli olmak arasındaki orta çizgiyi bize öğretecek küresel eğitim sistemleri kurmaktan başka seçeneğimiz olmayacak. Yapıcı bir orta yol bulmayı öğrenmedikçe, doğa bizi baskı ve acı yoluyla bunu yapmaya zorlayacaktır.

1930’larda, büyük Kabalist ve düşünür Baal HaSulam, “Dünyada Barış” adlı ilham verici makalesinde şunları yazmıştı: “Bizim neslimizde, dünyadaki tüm ülkeler her insana mutluluğu için yardım ettiğinde, birey, bir makinedeki dişli gibi, farkında olmadan tüm dünyanın kölesi olur. Bu aslında bilinmesine ve hissedilmesine rağmen, dünyadaki insanlar hala onu tam olarak kavrayabilmiş değiller. Neden? Çünkü doğadaki gelişme davranışı böyledir: Eylem anlayıştan önce gelir ve ancak eylemler kanıtlayacak ve insanlığı ileriye itecektir.”

Bu nedenle, kaybedecek zamanımız yok. Yarın iyi bir karşılama istiyorsak, bugün üzerinde çalışmalıyız.

Hangisini Seçmeli: 10 Milyon Dolar Mı Yoksa Hayatın Anlamı Mı?

Soru: Zor bir dönemden geçiyoruz, insanlar açıkça olgunlaştı, birçoğu hayatlarını yeniden gözden geçiriyor ve geleceği düşünüyor. Bu çerçevede sosyologlar basit bir soru sordular: “Ne tercih edersiniz: hayatın anlamını aramak mı yoksa piyangoda 10 milyon dolar kazanmak mı?” %85’i parayı seçti.

Yakın gelecekte Kabala kursları açacağız. İnsanlara ne söylerdiniz? Bu kurslarda ne bulacaklar? Hayatın anlamı mı ya da ya da paranın eşdeğeri günümüze, geleceğe ya da başka bir şeye güvenmek mi?

Cevap: Dünyamızın küçük bir küre olduğunu anlıyorsunuz ve üzerinde uçuyoruz, onu Munchausen gibi [Baron Munchausen’in Rusya’daki Muhteşem Seyahatleri ve Kampanyalarının Anlatısında] çekirdekten havasız boşluğa, henüz bizi canlandırmaya, desteklemeye, beslemeye veya sulamaya kesinlikle hazır olmayan, karanlık uzaya, ölü uzaya dek sürüyoruz.

Bu durumda, yalnızca evrenimizin bu küçük parçasında özel koşullar olması nedeniyle yaşıyoruz. Dahası, evrende bu tür koşullar ne kadar aranırsa aransın, asla mevcut değildir!

Bu mavi gezegen çok özeldir. Ve eğer ona özen göstermezsek, o zaman orada varlığımızı sonlandıracağız. Dolayısıyla bizim için en önemli şeyin para olmadığını düşünüyorum. Bizim için en önemli şey gezegenimizi korumaktır.

Fakat onu korumak için, var olan ve onun bağlı olduğu güçleri bilmemiz gerekir. İşte bu yüzden Dünya denen bu küçük canlı organizma gerçek canlı bir organizmadır! Onun sayesinde varız, o da var olmalı. O yüzden, her şeyden önce bunu düşünmeliyiz.

Dünyada her yıl kitle imha silahlarına trilyonlarca dolar harcandığını duyduğumda kendimi çok kötü hissediyorum. Çünkü bugün bu dünyanın yanlış yöne sürüklenmesi için güçlü, modern bir atom bombası yeterli. Bariz bir şekilde yanlış yola!

Yörüngesi azıcık kaysa, bir şey olsa, bittik! Hayat, yaşadığımız küçük bir pandemi yüzünden değil, çevresel koşulların bu kadar çok bozuluyor olmasından değişiyor, nefes bile alamıyoruz, bu kadar radyasyonla var olamayız vb.

Bence bu en önemli şeydir. Dünyanın sürdürülebilir gelişiminin gerekliliği ve içinde bulunduğumuz koşullar gereği, öncelikle atmosfere, içinde yaşadığımız çevreye özen göstermeliyiz. Kabala tam olarak bundan, geleceğimize nasıl düzgün bir şekilde bakmamız gerektiğinden bahseder.

Soru: Ve bu mavi küreyi her şeyin temeli olarak mı koydunuz?

Cevap: Evet. Mavi çünkü hala üzerinde küçük bir oksijen bloğu var. Ama uzanması için oksijen bloğu kalmadığında, o zaman işler değişecek! Mars gibi kırmızıya, Venüs gibi maviye ya da başka bir şeye dönüşecek. Kırmızıya, maviye dönecek ve bitecek.

Soru: Ya sonra? Kabalistler ekolojist değiller, hadi “Ekolojiyi kurtaralım” demezler.

Cevap: Hayır. Ancak ben sadece var olmaya devam etmek isteyen, bu Dünya’da yaşmaya devam etmek isteyen insanlara sesleniyorum. Bu yüzden diyorum ki, 10 milyon dolar yerine hayatınız, güvenliğiniz ve gelişiminiz için çok daha fazlasını yapabilirsiniz.

Soru: Peki hayatın anlamını bunun içinde bulacaklar mı?

Cevap: Kabala ilmine iyice dalmadıkça hayatın anlamını hiçbir şeyde bulamazlar. Daldıklarındaysa sadece hayatın anlamını değil, hayatın kaynağı ile de bir bağ kuracaklar. Ve onun aracılığıyla, genel olarak var olan her şeyin, evrenin, Dünya’nın, kendilerinin, her dakika başlarına gelen her şeyin, olmuş ve olacak her şeyin anlamını zaten bulacaklar. Bütün bunları ancak dünyayı doğru anlamaya başlarlarsa bulacaklardır.

Soru: Sizce Kabala kurslarımızda buna gelecekler mi?

Cevap: Evet. Bunu başka hiç bir yerde bulamazlar. Bence bu zaten kanıtlanabilir ve başka bir yerde bir şey bulmaya çalışmanıza gerek yok. Kabala bilimi, diğer tüm bilimler, teoriler, felsefeler vb. ile karşılaştırıldığında, böyle pratik bir metodoloji ortaya koyar ve cinsiyeti veya dini ne olursa olsun herkesi bu konuda ustalaşmaya ve hayatın anlamı sorusunun ötesine, yani hayatın kaynağına davet ediyor.

Ve o zaman kesinlikle kişinin içinde ortaya çıkan tüm sorular, soruyu sormadan önce bile ona net hale gelir.

Sizleri dersleri almaya davet ediyorum. Günümüzde bir kişi bu soruları kendisi için cevaplayamıyorsa, o zaman kendini düzgün bir şekilde donatamayacağına inanıyorum.

Soru: Hangi sorular?

Cevap: Hayatın anlamı. Neden bunlar oluyor? Her şeyi nasıl düzeltebilirim? Bunlar varoluşun en temel sorularıdır.

O halde bu bilimde ustalaşmak zorundayız. Zor değil. Laboratuardaki bir bilim adamı vb. gibi içinde olmaktan, içinde çalışmaya başlamaktan bahsetmiyorum. Hayır.

Bu, bir insanın kendi kaderinin yaratıcısı olabileceği ölçüde, formdadır.

Soru: Yani kendi kaderinizin yaratıcısı olabilir misiniz?

Cevap: Elbette! Yaratıcı olun!

Soru: Kendi kaderinizin yaratıcısı olmak mükemmel bir şey mi?

Cevap: Evet. Olmalıyız da. Yaradan her şeyi yaptı, hazırladı, yarattı ve bize ihtiyaç duyulan her şeyi bilme, anlama, değiştirme ve düzeltme fırsatı verdi ve böylece kendimiz için mümkün olduğunca rahat hale getirebileceğimiz bir dünyada yaşamamızı sağladı.

Yaradan’ın Kontrolü Altında Bir Kişi

Soru: Dünyada Hitler ve Stalin gibi büyük kötü adamlar var. Arkalarında sanki Yaradanmış gibi yenilmez bir güç olduğu hissi vardır ve sonra bu gücü kaybederler. Neden işler bu şekilde olur?

Cevap: Şayet bir kişi Yaradan ile bağa yönlendirilmezse, özellikle Hitler ve Stalin gibi büyük olumsuz insanlar veya büyük olumlu insanlar, sadece üst güç tarafından yönetilirler.

Kişinin bunun üzerinde hiçbir kontrolü yoktur. Kabala ilminin perspektifinden bakıldığında, Yaradan ile bağa ulaşanlar veya bu bağı amaçlamayı isteyenler hariç, tüm insanlık köleleştirilmiştir, onlar hayvan egoizmi tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla onlardan bir şey talep edemeyiz. Ne de olsa nasıl hareket edeceklerini, üst takdirin onları nasıl yönettiğini ve neden bir şeyleri şu ya da bu şekilde yapmaya zorlandıklarını bilmiyorlar.

Elbette dünyaya yapabilecekleri kötülük sınırlı olmalı, ama bunun için onları kınayamayız. Doğanın bizi yöneten gerçek gücünü nasıl doğru bir şekilde ortaya çıkarabileceğimizi onlara göstermemiz ve açıklamamız gerekiyor ki onu ifşa edelim.

Onlarla farklı ilişki kuramayız. Maddesel düzeyde onlardan nefret edebileceğinizi ve onları yok etmeye hazır olabileceğinizi ve onlara iyi bir şey dileyemeyeceğinizi anlıyorum. Ama öte yandan, kişinin içinde onu işletmesi için Yaradan’ın ona koyduğu güçler tarafından köleleştirildiğini ve kontrol edildiğini anlamamız gerekir. İnsan Yaradan’ın yarattığı bir varlıktır.

Ancak Yaradan’ın kişiye verdiği korkunç niteliklere ek olarak, bu nitelikleri ıslah etme yöntemini, yani onları düzeltme yeteneği edinirse, böyle bir kişiye şu soruyu sormak ve talep etmek mümkündür: “Aldıklarınla mı yaptın? Islah yöntemini uyguluyor musunuz? Sana verilen koşullarda bunu doğru kullanıyor musun?”

Ama kişiye kendini ıslah etmesi için şartlar verilmemişse, ondan bir şeyi nasıl talep edebilirsiniz?

Dünyaya Kabala bilgeliği açısından bakarsak, bu kişiyle farklı bir şekilde ilişki kurmamız gerekir. Böyle insanları Yaradan’ın yaratılanı olarak görmemiz gerekir. Hepimiz seçmediğimiz temel niteliklere sahibiz. Nerede doğacağımızı, nasıl yetiştireceğimizi vs. biz seçmedik. Belki ben de farklı bir ailede, farklı bir toplumda, farklı bir ülkede, farklı bir zamanda doğup büyümek isterdim.

Bunu kimse seçemez, öyleyse neden biri bana: “Neden işleri bu şekilde yapıyorsun da başka türlü yapmıyorsun?” diye şikâyet etsin. Bunu yapıyorum çünkü ben böyle yetiştirildim ve Yaradan’ın bana verdiği nitelikler bu şekilde gelişti, hepsi bu.

Kabala bilgeliğinin bizi tamamen farklı bir gerçeklik algısına yönlendirmesinin nedeni budur, böylece kendimizden başka hiç kimseye şikâyetimiz olmaz. Dünyayı ıslah etmek mi istiyorsunuz? Yaradan’ı hedefleyin ve dünyayı ıslah etmesi için talep edin, isteyin, deneyin ve O’na doğru harekete geçin.

 

Dünya Savaşlarını Önlemek

Soru: Bir Kabalist, Yaradan’ın dünya savaşları ve felaketler gibi eylemlerini haklı çıkarmalı mı yoksa onları engellemeye mi çalışmalı?

Cevap: Bunları önlemek veya haklı çıkarmak farklı şeylerdir. Bir Kabalist her durumda bu eylemleri engellemeye çalışmalı ve ayrıca onları haklı çıkarmalıdır.

Soru: Bnei Baruch bir üçüncü dünya savaşını önleyebilir mi? Yoksa Yaradan’ın bu eylemini haklı mı çıkarmalıyız?

Cevap: Bu bize bağlıdır: Birliğimizin dünya çapında ne kadar ifşa olacağına, dünyayı kendi egoizminden koruyan bir koruyucu haline ne kadar geleceğine bağlıdır. Sorun şu ki, egoizm durmaksızın büyüyor ve dünya savaşları gibi sorunları tetikleyip bunlara davetiye çıkarıyor. Burada yapacak bir şey yok. Baal HaSulam’ın üçüncü ve hatta dördüncü dünya savaşı olasılığı hakkında yazdığını görüyorsunuz. Yine de eylemlerimizin bunu engelleyeceğini ve birlik metodunu tüm dünyaya yaymamızı mümkün kılacağımızı umuyoruz. Eylem! Kendi aranızda ve çevrenizde harekete geçin.

Bizim Islahımız Nedir?

Baal HaSulam, “Dünyada Barış”: Nesiller boyunca, dünya yenilikçilerinin zayıflığını anlamanın anahtarı budur. Onlar; insanı düzgün işlemeyen ve tamire ihtiyacı olan bir makine gibi, yani bozuk parçalarını çıkarmak ve onları iyi parçalarla değiştirmek olarak gördüler.

Gerçek şu ki, insanda hiçbir kusur yoktur ve onda hiçbir şeyin değiştirilmesi gerekmez. Her şey ona doğa tarafından verildi, birbirinden çok farklı olumsuz nitelikler ve hatta öldürme, soygun yapma arzusu vb. hepsi ona Yaradan tarafından verildi.

Islah, kişiyi hapse atmak ya da asmak değil, içselliğini düzeltmesi gerektiğini anlayabileceği çerçevelere entegre etmektir, böylece başkalarıyla ilgili en olumsuz dürtülerinin ötesinde başkalarıyla bağ kurma dürtüsü hissedebilir.

Kişinin olumsuz niteliklerini yok etmeden bir sonraki seviyeye yükselmesi ve diğerleriyle ilgili olumsuz dürtüleri yerine olumlu dürtüleri edinmesi gerekir.

Negatif ve pozitif dürtülerini bu şekilde sergilediğinde, aynı alanın negatif ve pozitif kutupları arasında olduğu gibi, aralarındaki manevi durumu hissetmeye başlayacaktır. O zaman üst dünyayı hissetmeye başlayacaktır.