Category Archives: Dünya

Karşılıklı Garanti Olmadan Manevi Edinim Olmaz

Soru: Kişi Yaradan ile bağa ulaştığında artık ortada dost kalmıyor, sadece kendisi ve Yaradan oluyor. Bu durum karşılıklı garanti konusundaki çalışmayla nasıl örtüşüyor?

Cevap: Sıradan, basit, iyi ya da kötü olmayan, bilinmeyen bir şeye karşı arzu geliştirmiş bir egoist, nasıl olur da başkalarıyla bağ kurma, tek bir kap haline gelme, egosunu ıslah etme ihtiyacı hissedebilir?

Kişi bir gruba getirilmiştir. Bu ona bağlı değildir; onun penceresinden tesadüfi görünse bile bu yukarıdan düzenlenmiştir.

Gruba yerleştirilmesi sayesinde yavaş yavaş duymaya başlar. Bazen bu birkaç yıl sürer.

Yıllardır bizimle birlikte olmalarına rağmen hala gerçekten anlamayan pek çok insan var.

Her şey saran ışığa bağlıdır – grubun, her bir üyenin ıslahını ne kadar önemsediği, kişiyi ne kadar etkilediği. Eğer grup, her birinin sadece kendini düşündüğü egoist bireylerden oluşuyorsa ve grup içinde asgari düzeyde bile olsa karşılıklı garanti gerekliliği henüz ateşlenmemişse ki bu koşul olmadan Mahsom’u (bariyer) geçmek mümkün değildir, o zaman her bir kişi, Yaradan’a yönelik kendi özel arzusunda takılıp kalacaktır.

“İhsan ediyorum, çalışıyorum, dağıtım yapıyorum, çeviri yapıyorum, benden istenen her şeyi yapıyorum, peki hakkım olan nerede?!” Ve sormakta da haklı. “Bana sadece ne yapacağımı söyle, ben de yapayım!” Ancak grup tek bir Kli’de birleşmenin gerekliliğini ortaya çıkarmamıştır. Ve bu olmadan, manevi edinim olmaz.

Yüz kişi bir arada oturuyor olabilir ama karşılıklı garanti içinde sadece on beş kişi olabilir. Ancak birkaç kişi içtenlikle bunun olmasını isterse, az sayıda olsalar bile, göreceli bir ifşa elde edeceklerdir.

Öte yandan, meselenin artık sadece bizimle değil, tüm dünyayla ilgili olduğunu ve bir bütün halinde dünyaya uygun olarak nasıl ilerleyeceğimiz konusunda artık farklı koşulların geçerli olduğunu anlamalıyız.

Başka bir deyişle, bu bir dağıtım ve buna ne kadar yatırım yaptığımız meselesi haline geliyor.

Bir Kabalist Ne İster?

Bu dünyada görülebilecek her şeyi görmek ve başarılabilecek her şeyi başarmak istiyorum. Manevi dünyada bu bir sorun değildir. Ama bu dünyada maneviyatı somutlaştırmak, işte asıl görev budur.

Ne kadar yaşayacağım beni ilgilendirmiyor. Dünyanın, Kabala bilgeliğini varoluşunun devamı için bir metot olarak, Dünya’daki geçici yaşamdan başka bir boyuta: manevi olana yükselmek için bir metot olarak kabul ettiğini görmek istiyorum.

İnsanlar bunu hissetmeye başladıklarında, bu teoriyi ve yaşam biçimini kabul ettiklerinde, bir sonraki aşamaya yükselmeleri gerektiğini, şu anda algıladığımız ve deneyimlediğimiz tüm bu dünyanın, sadece onun üzerine yükselmek için var olan bir tür yapı olduğunu gördüklerinde, Baal HaSulam ve öğretmenim, büyük oğlu Rabaş’ın onlar için hazırladıklarını kabul ettiklerinde, o zaman bu gerçekten ışığa giden doğru yol olacaktır.

Ancak o zamana kadar, insanlığın ne gibi acılara katlanmak zorunda kalacağını kim bilebilir? Öyle ya da böyle bu sonuca ulaşacaktır, ancak bunun en az acıyla gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kimse bilemez.

Bu nedenle tüm kararlarda hazır bulunmak ve insanlığın Kabala’yı nihai gelişimi için bir yöntem olarak kabul etme yolunda ilk adımlarını atmasına yardımcı olmak istiyorum.

Ortak Yasa

Bireysel ve kolektif olan eşittir. Bir kişinin kendini ıslah etmesi ile tüm dünyanın ıslaha tabi tutulması arasında hiçbir fark yoktur. Yasa aynıdır çünkü parçalanma her bir parçanın diğerleriyle karışmasına neden olmuştur. Dolayısıyla, kişinin geçirdiği süreç tüm dünyanın geçirdiği süreçten farklı değildir.

Gerçekte, bu konuda karmaşık hiçbir şey yoktur. Eğer bu açıklığa kavuşursa, eğer bunu dünyaya açıklayabilirsek, bu da dünyadaki pek çok şeyi açıklığa kavuşturacak ve aydınlatacaktır.

Bu fikre bağlananlar gerçekten de “manevi İsrail” olarak adlandırılacaktır. Ve içsel bir zorunluluk duygusuyla, ıslahtan geçmeleri gerektiğini hissedeceklerdir.

Dünyaya Ne Anlatmamız Gerekiyor?

Zamanımızda, Kabalistik bilgiyi yaymak en büyük ve en önemli koşul haline gelmiştir. Yaradan tüm Kli’nin, kesinlikle tümünün ıslahını beklemektedir.

Ve sadece başkalarına vermek, başkalarını yakınlaştırmak için çabaladığınız ölçüde, ihsan için çalıştığınızı söyleyebilirsiniz. Dağıtım dışındaki tüm diğer eylemleriniz, nereden bakarsanız bakın, yine de egoistçedir.

Biz sadece insanlara birlik olmaları gerektiğini söylemek için dağıtım yapıyoruz.

İnsanlar için birlik daha iyi, daha güvenli, daha keyifli bir yaşam anlamına gelir. Ama bizim için birlik, ortak Kli’nin parçalanmış parçalarını Yaradan’a yaklaştırmak anlamına gelir. Mekanik birlik ölçüsünde, üst ışık onları etkiler ve böylece daha da fazla birleşmelerine yardımcı olur.

İnsanlar için bunun bir önemi yoktur. Onlar için önemli olan bunun iyi geleceklerini garanti altına almasıdır. Dünyaya aktarmamız gereken şey de budur. Bugün dünyanın umutsuzca birliğe ihtiyacı var! Küresel dünya tamamen bölünmüş ve parçalanmış durumda. Bu korkunç bir durum!

Size tek bir şey söyleyeceğim: şu anda bunu hafife alıyorsunuz, ancak inişler, çıkışlar ve bunların her birinin alacağı zaman, yalnızca halka, kitlelere ulaşma gücümüze bağlıdır.

Hayat Pahasına Bir Oyun

Soru: İnsanlar bir oyun oynarken çılgına dönebiliyorlar çünkü oyuna kendilerini o kadar kaptırıyorlar ki günlerce oyundan kopamıyorlar. Bu durum özellikle de neredeyse internette yaşayan şimdiki nesil için geçerlidir.

Manevi gelişimde aynı düzeyde bir bağlılığı nasıl yaratabiliriz? Kendimizi zorlayarak değil ama onu sizi içe çeken lezzetli bir şeker olarak sunarak.

Cevap: Manevi gelişime girin ve bunun en büyüleyici oyun olduğunu göreceksiniz. Bu bir yaşam oyunudur, Yaradan ile oynanan bir oyundur! Onu siz yaratabilirsiniz!

Herhangi bir oyun, Kabala’nın size sunduğu şeyin zayıf bir taklididir: yaratma, değiştirme ve bir şeyleri kendiniz şekillendirme yeteneği. İşte bu yüzden oyunlara bu kadar kapılıyoruz. Çünkü bir yaratım eylemi içerirler, hatta yıkım, fark etmez. Ama bu bir yaratım; yeni bir şey yapıyorsunuz. Bir bakıma efendi sizsiniz, elinizde güç var, seçim, gerilim, neşe, çözüm, bir tür coşku.

Tüm bunlar, kendi içinizdeki dünyaları değiştirme becerisini kazandığınızda Kabala’nın size bahşettiği sürecin küçük parçalarıdır. Bu, hiçbir bilgisayarın asla kıyaslayamayacağı bir oyundur!

Az önce dikkatimi dağıttığınız, Zohar Kitabı metninin önünde otururum ve tek bir şey beklerim – benimle konuşmaktan yorulmanızı ve böylece ona geri dönebilmeyi. Ve günde 20 saat böyle devam eder.

Sadece kendimi ayakta tutmak adına yürümek, yemek yemek, gerektiğinde bir şeyler yapmak için kısa molalar veriyorum. Ama geri kalan tüm zamanlarda içinde olmaya hazırım. Bu çok büyüleyici bir süreç, başka hiçbir şeyin yerini tutamayacağı büyüleyici ve beklenmedik bir yol!

Gençliğimde Leningrad’da yaşıyordum ve diğer öğrenciler gibiydim: kızlar, Preference (bir kart oyunu), partiler, şarkılar ve geziler. Nomads adlı bir rock grubu için gönüllü olarak ses mühendisi olarak çalıştım. Bir keresinde şehrimizde birincilik bile kazandık.

Ancak manevi edinim hiçbir şeyle kıyaslanamaz! Bir bilgisayar oyununda, size normal, gerçek hayattakinden daha fazla olanak tanınır. Bir yere gitmeli, sürünmeli, bir şeyler yapmalısınız. Sonunda, bir şey elde etmeden önce her şey zor ve oldukça zaman alıcıdır.

Bu, her şeyi hemen, anında, mümkün olan en kısa sürede, çok daha parlak ve kontrollü bir şekilde isteyen egoizmimiz için değildir. İşte bu yüzden, her şey sanal bilgisayar dünyasına kaymıştır.

Ama burada, manevi dünyada, her şey milyarlarca kat daha parlaktır. Ve bu bir oyun değil, bir illüzyon değil – bilgisayarı kapatın ve yok olsun. Sanal dünya birileri tarafından ya ondan para kazanmak için ya da kendileri oynamaktan haz aldıkları için yaratılmıştır.

Ama maneviyatta oyun oynamazsınız. İnşa ediyorsunuz, yaratıyorsunuz! Siz bunun için yaratıldınız! Bu sahip olabileceğiniz en doğal tatmin, en canlı deneyimdir! Hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Dünyamız, tüm cazibesiyle? Ben sadece…

Bu nedenle, bilgisayarlarla ilgili tüm takıntılardan sonra, bir sonraki seviye sadece Kabala’dır, sadece kişinin gerçek manevi dünyaya girmesidir. Aksi takdirde, gerçek olmayan, sanal bir dünyada boğulacaklar ve kendilerini bilgisayarlarının içine sokmak için narkotik bir haptan başka bir şeye ihtiyaçları olmayacak, hepsi bu. Ve bu tam olarak böyle olacaktır – kötülüğün farkına varılmasıyla, bu arayışların aldatıcılığının farkına varılmasıyla.

Korku Salgını

Yorum: Dünyayı bir korku salgını sarmış durumda. İnsanlar güvenlerini kaybediyor ve artık birbirlerini dinlemiyorlar. Sonuç olarak, eskiden bir şeyler elde etmek istediğimizde olduğu gibi açgözlülükle değil, gerçek nedenleri olan korkuyla hareket ediyorlar. Bundan nasıl kurtulabiliriz? Sonuçta, aktif olarak bir çıkmaza doğru ilerliyoruz.

Yanıtım: Bunun çok iyi olduğunu düşünüyorum. Bu bir çıkmaz sokak değil. Bir çıkmaz sokağa yaklaştığınızda, birdenbire içinde bir kapı olduğunu ve bu kapının sizi öbür dünyaya götüreceğini görürsünüz.

Bir zamanlar bu inançla örtülüydü. İnsan çeşitli tanrılara inanırdı, ne olduğu önemli değildi ve bu onun için daha kolaydı. Bugün bu inanç kayboluyor, devam ettirilmiyor ve bu nedenle kişi korkularını, endişelerini ve çeşitli sorunlu duygularını telafi edemiyor. Bunları üst olanın arzusuyla ve yönetimiyle, üst güçle ilişkilendiremiyor ve her şey onun üzerine yıkılıyor. Bu onun için çok zordur!

Korku insanı bloke eder. Sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi gözlerini kapatıp, küçük bir çocuk gibi battaniyenin altına girmek ister.

Soru: Oradan nasıl çıkabilir?

Cevap: Eğitilmesi gerekiyor. Ancak bilim insanlarının yapmaya çalıştığı gibi mekanik oyuncaklar aracılığıyla değil.

Yorum: Bilim insanları hala sorular soruyor.

Yanıtım: Soru sormak iyidir. Ancak bu, hayatın anlamı ile bağlantılıdır. Bu tür sorular zaten bizim anlayışımızın ötesindedir. Nasıl var oluyoruz? Hangi amaç için? Hayat nedir? Nasıl başlar ve nasıl sona erer? Doğanın kendisinin varoluşunun anlamı nedir?

Ancak her şeyi yalnızca Tanrı’ya bağlamak modern insanı sakinleştirmez. Aydınlanma çağından önce bu yeterince iyiydi, ancak 17. ve 18. yüzyıllardan itibaren bu yaklaşım artık işe yaramıyor.

Kişi hala varoluşun anlamı sorusuyla karşı karşıya olduğunu görmek zorunda kalacaktır: ne için, neden, anlamı nedir?

Hayatımızın temelinde korku vardır çünkü korku olmasaydı neden yaşayalım ki? Tüm bunlara neden ihtiyacım var?

Bir insanın gelecekteki tüm yaşamını gözden geçirin – zaten var, başka bir şey yok – ve yaşamak istemez.

Yaşadıklarını görse ve tüm bunları bir şeyden haz almak için yapsa ve hemen depresyona girse veya acı çekse ve ayrıca çok çalışsa. Yılda iki hafta tatili var, tabii iyi geçirirse, ondan faydalanan çocukları, eğlenmesine izin vermeyen bir eşi, kaybeden bir futbol takımı, artık var olmayan balık avı çünkü bu yerler artık yok ve bu böyle devam eder…

Eski kaynaklarda bile, eğer bir insan hayatını önceden görebilseydi, doğal olarak doğmak ve yaşamak istemeyeceği yazılıdır.

Kendimizi unutuyoruz, dolayısıyla tüm hayatımız bu unutuş üzerine inşa edilir. Bugün hayatlarımızla ne yaptığımıza bir bakın! Kendimizi sürekli daha fazla, daha fazla aptallaştırmaya çalışıyoruz. Reklam, rekabet… Ne için?

Sonuçta, bir insanı düşünceleriyle baş başa bırakırsanız, ya terörist olur, ya katil olur, ya kendini öldürür, ya da uyuşturucu kullanmaya başlar ki bu da aynı şeydir.

Soru: Ama insanın bir amacı olması gerektiğini ve bunun için çabalayarak her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğini söylüyorlar. Kişi için doğru amaç nedir?

Cevap: Bu soru insanlarda uyandırılmamalıdır. Bunun için önce kendinizi iyi hazırlamalısınız. Kör bir insanın önüne bir engel koyarsanız, bunu yaparak korkunç bir suç işlemiş olursunuz. Kör bir kişinin önüne bir taş ya da ağaç koyarsanız, o kişi tökezler ve düşer. Bu nasıl mümkün olabilir? Ve insanların hepsi kördür. Onlarla hayatın anlamı hakkında nasıl konuşabilirsiniz?

Buna verecek bir cevapları yoktur ve sadece depresyona gireceklerdir. Bu nedenle, yaşamın anlamıyla ilgili soruyu yavaş yavaş ortaya koyarken, aynı anda onlar için kabul edilebilir ve arzu edilir olacak doğru yanıtı nasıl vereceğinizi önceden bilmelisiniz. O zaman onlar için karanlık değil, neşeli ufukların genişlediğini göreceklerdir.

Yorum: Anlaşılan o ki, eğitim, doğumdan itibaren iletişime kademeli olarak entegre edilmeli.

Yanıtım: Eğitimin amacı budur. Ve geri kalan her şey bir insanı tamamen gereksiz bilgilerle doldurur.

Soru: Hayatını yaşamış yetişkin bir insan hayatın anlamı sorusuna nasıl ulaşabilir?

Cevap: Eğer hayatını yaşamışsa, bunun bir anlamı yoktur. Eğer bu yaşam sırasında yaşamın anlamı hakkında bilgi edinir ve edindiği anlam doğrultusunda yaşamını değiştirmeye başlarsa, o zaman bir sonraki varoluş düzeyine yükselir. Hayatının anlamına ilişkin soruyu yanıtlayabildiği ölçüde insan olur.

Üst Bolluğun İnişi

Bu nedenle, İsrail ihsan etme eylemleriyle meşgul olduğunda, kökü yalnızca kendileri için haz almak olan dünya uluslarında bir gerileme olur. (Rabaş, Çeşitli Notlar, 371, “Yeryüzüne Konulmuş Bir Merdiven”.

Soru: Dünya ulusları için faydası nedir?

Cevap: Tüm ulusların birbirlerine daha yakın olmaları, birbirlerini daha iyi anlamaları, birlik için çabalamaları ve aynı zamanda Yaradan’ı edinebilmeleri.

Soru: Dünyanın durumu ile ilgili olarak kendimi nasıl test edebilirim?

Cevap: Sadece bunun gerçekleşmesini dileyin. Hepsi bu kadar.

Soru: Dünya grubumuzda iki ya da üç milyon öğrenci var. Sekiz milyar insanı ışığa doğru çevirebilir miyiz?

Cevap: Elbette yapabiliriz. Başaracağımıza eminim; aksi takdirde bu konuda zaman kaybetmezdim.

Yolumuz Programlı Mı?

Soru: Yaradan’ın yerine geçebilseydiniz, bu çocukların sorularına nasıl cevap verirdiniz? 4. sınıf öğrencisi Oleg soruyor: “Neden insanları Dünya’daki ana varlıklar yaptın?”

Cevap: Bu karmaşık bir konu. İnsanları zeki yarattım ve onlara kendilerini ıslah etme yeteneği verdim. Eğer bunu yapmayı reddeder ve aptalca davranmaya devam ederlerse, sadece kabul edebilir, sessiz kalabilir ve bekleyebilirim.

Yorum: İnsanlara zeka verildi ve bu Dünya’ya yerleştirildi. Dünya gerçekten çok güzel, doğa ve her şey çok güzel. Yine de biz onu mahvediyoruz.

Yanıtım: Evet.

Soru: Biz bir hata mıyız, değil miyiz?

Cevap: Doğanın mı?

Yorum: Yaradan’ın diyelim.

Cevap: Yaradan’ın, bence biz bir hata değiliz. Ama bunu ancak kendimizi ıslah etmeye başladığımızda fark edeceğiz. Şimdilik bunu yapmak istemiyoruz.

Soru: Yolumuz programlanmış mı ve bir gün kaçınılmaz olarak ıslaha doğru bir dönüm noktası mı olacak?

Cevap: Evet, bunun gerçekleşmesi gerektiğinden eminim ve oldukça yakında.

Soru: Bu bir şok mu olacak, ani bir düşünce mi, yoksa yeni bir zihin türünün keşfi mi?

Cevap: Bu bizim içimizden çıkacak. Diğer dünyanın, yenidünyanın, daha yüksek dünyanın ne olması gerektiğini hissetmeye başlayacağız.

Soru: Ve ona ulaşmak isteyeceğiz?

Cevap: Evet, kesinlikle!

İki Tür Dünya Görüşü

Yorum: Sıradan bir insan, bu dünyada her şeyi kendisinin yaptığını düşünür: “Ben çok muhteşemim, çok mükemmelim, çok harikayım.” Ancak Kabala’da kişi bir sistem tarafından etkilendiğini fark eder. Bu sistemi hissetmeye başlarlar ve onun kendileri olmadığını anlarlar. Bu şekilde, kendilerine erişmeye başlarlar.

Bu iki katman arasındaki büyük farktır: dünyanın dışsal algısı ve Kabala çalışan bir kişinin doğasında olan içsel algı.

Cevabım: Evet, bu doğru. Ancak bu konuda konuşmak benim için zor çünkü dünyayı diğerlerinden biraz daha farklı algılıyorum. Bazen sadece algıladıklarını hisseden bir kişiyle bağ kurmak benim için zor oluyor. Artık böyle bir koşulu hayal bile edemiyorum.

Felsefemi, dünya görüşümü ve duygularımı açıklamak için onlara yaklaşmaya çalışıyorum. Ancak, kural olarak, bunda pek başarılı olamıyorum. Bu çok zor. Bunu tüm Kabalistlerde görüyoruz.

Sonuçta, dünyamızdaki bir kişi manevi bir algılama organından yoksundur. Bu nedenle, onları bir çocuk gibi “oyuncaklarla” ve “şekerlemelerle” çekeriz, ta ki onlar kendi gelişim süreçlerine katılmaya başlayana ve üst dünyayı kendi içlerinde hissetmeye başlayana kadar.

İnsanın Süper Güçleri Nasıl Geliştirilir?

Yorum: Çeşitli bilim insanları ve araştırmacılarla görüşen popüler fütürist ve fizikçi Michio Kaku, teknoloji sayesinde yeni cihaz ve makinelerin daha iyi olmamıza yardımcı olabileceği bir süper geleceğe doğru ilerlediğimiz sonucuna varmıştır.

Yanıtım: Herkese telefon yerine bizi sürekli daha iyi hale getirecek cihazlar dağıtabilseydik, bu harika olurdu.

Yorum: Bir insanın dijitalleştirilmesi, anılarının dijitalleştirilmesi olasılığından bahsediyoruz.

Yanıtım: İstediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Ancak insanları geliştirmezseniz, insanlığa korkunç bir gelecek getirirsiniz.

Bugün öyle bir eşikteyiz ki, eğer teknik imkânlarımız doğrultusunda kendimizi geliştirmeye başlamazsak, herkesin bir hap alıp ölmek isteyeceği bir dünyaya doğru yol alacağız.

Üzerimizde çalışan muazzam bir süper bilgisayar var. O sonsuzdur; gerçektir! O en yüksek zekâdır. O, Yaradan’dır ve biz burada hiçbir şey ve hiç kimse değiliz! Başımıza gelen her şey, önemsizliğimizin farkına varalım ve O’nunla bağ kurmak isteyelim ve O’nun seviyesinden hayatlarımızı görelim diye O’nun tarafından yapılır.

Soru: Süper insan nedir?

Cevap: Süper insan, Yaradan’ın niteliklerini özümseyen kişidir.

Eğer kendimi dünyanın tüm bilgilerinin bir koleksiyonuna dönüştürürsem, sadece bir aptal olurum. Bu Dünya’dan manevi olarak yükselelim! Şimdilik geçici olarak bedenlerimizde kalacağız, ama manen ve anlayış olarak yükselmeye başlayalım! Başka bir bilgi ve eylem düzeyi göreceğiz, dünyevi meselelerimizle ilgili olmayan bir düzey. Bugün bunu şimdiden hayal edebiliyoruz.

Yönetim seviyemize, yönetildiğimiz yere yükselelim ve her şeyi tamamen farklı tanımlarda, farklı hacimlerde, farklı sınırlamalarla görmeye başlayalım. Orada dünyevi hiçbir şey yoktur. Ve oradan nereye kadar gidebileceğimizi göreceğiz. Ama bu tamamen farklı bir boyuttur! Bu dört boyutlu değil, başka bir şey.

Yorum: Makalelerinizden birinde, sonsuzluğun yaratılış ve Yaradan arasındaki sonsuz sayıda bağ olduğunu yazıyorsunuz.

Yanıtım: O sınırsızdır, Yaradan ve yaratılanlar arasında ayrı bağların olmadığı, her kim ve nasıl olursa olsun, hepsinin tek bir bütün halinde birleştiği yerdir. Kablolar olmadan, her şey tek bir sistemde birleşir.

Soru: Nöronlarda aksonlar bağlayıcı görevi görür. Fakat sınırsız bağlarda bağlantı unsuru nedir?

Cevap: Hiçbiri yoktur; ortadan kaybolurlar. Koşul, kontrol eden ve kontrol edilen arasında hiçbir farkın olmadığı bir kaynaşma haline gelir; birbirlerini o kadar tam olarak tamamlarlar ki tek bir bütüne dönüşürler. Buna “Bir” denir.