Category Archives: Dünya

Kötü Bir Dünyayı Nasıl Islah Ederiz?

Soru: Manevi dünyadan, bir uyum dünyası olarak ve bizim dünyamızdan da uyumsuzluk olarak bahsediyorsunuz. Hayvansal ya da bitkisel doğadan, dışarıdan bakıldığında onun bir kâbus olduğu ve ıslah edilmesi gerektiğinin hemen anlaşıldığı herhangi bir örnek var mı?

Cevap: Bu dünyada kendimizden başka ıslah edecek hiçbir şeyimiz yok çünkü sadece arzularımızı ıslah edebiliriz. Cansız, bitkisel ve hayvansal doğadaki nesnelerin arzuları yukarıdan verilir ve hepsi içgüdüsel olarak kendi içlerinde var olan yasalara ve kurallara uyarlar. Hiçbir özgür iradeleri yoktur.

Bu yüzden, bir sürüngenin bir insanı yediğini ve bu nedenle bu timsahın kötü olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini söyleyemeyiz. Neden öldürelim ki? Böyle bir programa sahip olduğu gerçeği için mi? O zaman, bu talihsiz timsaha değil, Yaradan’a dönmelisiniz.

Bir keresinde Miami’de bir arkadaşımı ziyaret ettiğimizde şöyle dediğini hatırlıyorum: “Bu, köpeğimi görmediğim ikinci gün.” Evinin çevresinde timsahların yaşadığı küçük göller vardı ve timsahlar serbestçe karaya çıkıyorlardı. Köpeğin sahibi, köpeğinin çitten atladığını ve timsahlar tarafından yenildiğini düşünüyordu. Peki, şimdi bu timsahları vurmak zorunda mıyız? Onların suçu ne?

Bu, büyük bir hayvansal arzu küçük bir hayvansal arzuyu tükettiğinde, bir hayvanın, hayvansal arzuya verdiği doğal tepkidir. Aynı zamanda, onlar karşılıklı olarak tüketilirler, birbirlerinin var oluşunu sağlarlar ve böylece doğanın hareketi devam eder.

Her bir arzu, daima cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinden oluşur. Arzu, sadece insan seviyesinde ıslah edilebilir. Eğer onu ıslah ederseniz, o zaman tüm arzular birbirine bağlanır ve hepsi ıslah olmuş kabul edilir, zira insan seviyesi, deyim yerindeyse, tüm arzuların başıdır.

Bu nedenle, şöyle söylenmektedir;  tam bir ıslaha ulaştığımızda, kurt ile kuzu yeşil çimenler üzerinde dostça birlikte yürüyecek ve küçük bir çocuk onlara rehberlik edecektir.

Bu gerçekten böyledir çünkü tüm bu arzular birbiriyle doğru kombinasyona gelecektir. Yani doğru insan arzusu, cansız, bitkisel ve hayvansal arzuları birbirine bağlayacak ve bu ortak yaşamda beraber çalışmaları için, onlara doğru yönü verecektir.

İnsanlığa Yakışan Bir Hayat

Soru: Günümüzde insanların bilinçleri yavaş yavaş değişmeye başlıyor. İnsanların yakında Kabala’nın söylediklerine inanıp, eylemlerini değiştirmeye başlamaları ne kadar gerçekçi?

Cevap: Bu ihtiyaca bağlıdır. Günümüzde insanların her türlü teknik oyuncakları geliştirmeye, savaşlar çıkarmaya ve tabiri caizse birbirlerini toplarından çekmeye devam ettiklerini görüyoruz. Onlar bu tür bir yaşamdan hala memnunlar.

Kendilerine zarar veren ve dolayısıyla onları gerçek Kabalistik kaynaklarından daha da uzaklaştıran geçici, önemsiz ve değersiz bir şeyle uğraşıyorlar. Ve onlara geri dönmek giderek daha zor olacak.

Başkalarına karşı bencilliğini en iyi şekilde kullanan kişi, bizim dünyamızda başarılı görünebilir. Ama aslında bu onu gerçek kaynağına geri dönmek için çok zor bir yolla ve manevi ıslah yolunda çok acı hislerle tehdit eder.

Dünyamız bu şekilde işliyor ve bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Biz, Kabala’yı yayarak bir şeyler başarmaya çalışıyoruz ama prensipte bunların hepsi dünyanın programında var.

“İçinde Yaşadığımız Sistem Hakkında Ne Biliyorsunuz?” (Quora)


Bizler tek bir küresel-bütünsel sistem içinde yaşıyoruz ve bu sistemin bizden özel bir talebi var.

Talebi nedir?

Onun küresel-bütünsel yasalarına uyum sağlamamızdır.

İçinde yaşadığımız sistem bizi, analog bir sistemin parçaları gibi, uyumlu ve birbirine bağımlı bir şekilde kendisine bağlanmaya teşvik ediyor.

Biz ise tam tersine birbirimize karşı olumsuz davranıyoruz. Kendi çıkarımızı başkalarının ve tüm sistemin yararından üstün tutuyoruz.

Böyle bir tutum yıkıcıdır.

Bu, aramızdaki bağlarda sömürünün, manipülasyonun ve istismarın çoğalmasına ve gezegenimizin kaynaklarının tükenmesine yol açıyor. Başka bir değişle, şu anda içinde var olduğumuz küresel-bütünsel sistemin yasalarına aykırı olarak, istiyor, düşünüyor ve hareket ediyoruz.

Buna bağlı olarak da, sistemden kişisel, sosyal, ekonomik ve ekolojik ölçekte her türlü sorun ve kriz alıyoruz; artan depresyon, stres, kaygı ve yalnızlıktan, çeşitli savaş ve çatışmalara ve ekolojik felaketler ve salgınlara kadar uzanan, sayısız olumsuz tepkiler alıyoruz.

İçinde yaşadığımız küresel-bütünsel sistem, ona karşı tutumlarımıza yani birbirimize ve genel olarak doğaya karşı tutumlarımıza yanıt verir.

Ne istersek onu yapabiliriz, ancak eninde sonunda bu sistemin parçaları arasında tam bir bağ ve karşılıklı bağımlılıkla nasıl işlediğini, ayrılmaz yasalarını öğrenmemiz ve içinde yaşarken nasıl uyumlu ve huzurlu bir hayat sürebileceğimizin anlayışına ulaşmamız gerekecek.

Sistemin yasalarını öğrenmezsek, sistemden gelen olumsuz geri bildirimlerin giderek arttığını hissederiz, zira sistemdeki koruma gücü her zaman üstün gelecektir.

Dünyayı İyileştirmek Mi Kendinizi Değiştirmek Mi?

Yorum: Bir kişinin asıl sorunu, daha yüksek koordinatlara bağlı olmamasıdır. Dünyamızın var olmadığını, bunun sadece bir ilüzyon olduğunu söylediğinizde, şu soru ortaya çıkıyor: “Ben neredeyim?”

Cevabım: Hiçbir şey yapılamaz. Bunun için bir metodoloji var. Bu nedenle, kişiyi yavaş yavaş buna sokmak, bunu açıklamak ve ona niteliklerini nasıl yöneteceğini keşfetme fırsatı vermek gerekir. Bütün bunlar başlangıçta bize verilir. Herkes gerçeğe ulaşabilir ve ulaşmak zorundadır. Bu öğrenilmelidir.

Dünyadaki tüm acılar, bizi tam da bunu yapmaya iter. Bizi içinde bulunduğumuz bu küçük küre olan dünyamızı iyileştirmeye zorlamaz. Buna gerek yoktur.

Kendimizi değiştirmeliyiz ki dış küreye, sonra daha dış bir küreye ve daha da dış bir küreye çıkabilelim. Ancak bunun yerine kendi küçük küremizi geliştirmeye başlarsak ve onun içinde kalmak istersek, bizi kiraz çekirdeği gibi sadece dışarı itmeye çalışan doğanın darbeleriyle karşılaşırız. Bugün dünyadaki tüm eylemlerimizde hissettiğimiz şey budur.

Bu nedenle, dünyayı değiştirmemize ve hatta toplumu iyileştirmemize gerek yok, bunun yerine, kişinin başka bir boyutta, başka bir dünyada tamamen farklı bir görüntüyle bir sonraki varoluş derecesine ulaşmasına yardımcı olmamız gerekiyor.

Başka bir şey yapmanıza gerek yok, sadece bu. Geri kalan her şey yalnızca daha fazla acıya ve sonun ertelenmesine yol açacaktır; iyi yükselişi uzaklaştıracaktır.

Dünyamız sadece bunu arzuluyor ve mutlaka buna geleceğiz. Ama her şey, çekilen ızdırabın miktarına ve nihayetinde mantıklı bir şeyler yapmamız gerektiğini – doğanın bizim için neyi planladığını kavramak gibi, anlamamız için geçen süreye bağlıdır.

 

“İnsanlığın Neye İhtiyacı Olduğunu Nasıl Bilebilirim?” (Quora)


İnsanlığın bilmesi gereken şey, doğanın bizi ilerlettiği şeyin bir sonraki tam birlik seviyesi olduğudur ve doğanın isteğimiz dışında bizi birbirimize bağlaması, katlandığımız her türlü ıstırabın nedenidir. Diğer bir deyişle, bizi giderek daha fazla birbirine bağlayan doğa güçleri vardır ve pozitif bağ kurma eğilimini reddederek acı çekiyoruz ve bunun tam tersine bizi birbirimize bağlayan bu güçlerle uyum içinde hareket edersek, hayatı mutlulukla deneyimleriz.

İşte bu yüzden bugün, üzerimizde işleyen doğanın bu güçlerini ve pozitif bağlarımızı fark ederek, bu güçlerle nasıl eşitlenebileceğimizi bize öğreten yepyeni bir eğitim şekline ihtiyacımız var. Daha sonra, doğanın bize rehberlik ettiği, uyumlu bir şekilde birbirine bağlı bir yaşamın bir sonraki aşamasına huzurlu bir şekilde yükselebiliriz.

Küresel bir insanlık haline geldiğimizi görüyoruz. Bu küresel karşılıklı bağımlılığımızdan ve karşılıklı bağlarımızdan kaçacak hiçbir yer yok. Dolayısıyla doğa ile uyum içine girmek demek, kendimizi içinde bulduğumuz bu daralan küresel bağımlılık ve birbirine bağlı olma duruma karşı tutumumuzu yükseltmemiz – hepimizin tek bir teknede olduğumuzu, tüm dünyada tek bir aile olduğumuzu fark etmemiz – ve buna göre birbirimizle ilişki kurmaya başlamamız demektir. Bu, doğanın duymamızı istediği mesajdır ve karşılıklı etkimizi ve bağımlılığımızı düşünmeden, her birimiz için bireysel olarak tatlı ve iyi görünenin peşinden koşmak isteyen aptal çocuklar olarak kalırsak, o zaman doğa ne yapacak? Bize iletmek istediği şeyi dinlemeye başlayana kadar bizi cezalandıracaktır. Doğanın birleştirici eğilimiyle uyumsuzluğumuz bugün çektiğimiz acıların sebebidir ve geleceğe doğru ilerledikçe daha fazla acı çekmemizin de sebebidir.

Bu nedenle, doğanın bize göstermeye başladığı şeyi, küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı tek bir insanlık olduğumuz ve karşılıklı bağımlılığımızı uyumlu ve barışçıl bir şekilde gerçekleştirmek istiyorsak, doğanın kendisi her şeyi kendi içinde barındırdığı gibi, bizim de birbirimize karşı tutumları tersine çevirmemiz gerektiğini dikkate almalıyız.

Yalnızca egoist doğamızla (başkaları ve doğa pahasına kendi çıkarımızla) doğup büyüdüğümüz için bu oldukça karmaşıktır, ancak kendimizi, tüm dünyada bağ kurmayı zenginleştiren yeni bir öğrenmeyi uygulama yoluna sokarsak, başımıza gelecek her türlü kargaşaya olan ihtiyacı azaltarak olumlu bir geçiş yapabileceğiz.

Son Islahtan Sonra Dünya Nasıl Olacak?

Her birey kendi yararı ile topluluğun yararının bir ve aynı olduğunu anlayacak ve bununla dünya tam ıslahına gelecektir (Baal HaSulam, “Barış”).

Birisine burada komünizm veya sosyalizmden bahsediyoruz gibi gelebilir ama aslında Kabala bilgeliği doğanın genel yasasını açıklar, buna göre tüm doğa herkesin herkese bağlı olduğu bütünsel bir biçimde birbirine bağlı ve bağlantılıdır.

Kabala bilgeliği, doğanın her bir unsuruna ve Yaradan olarak adlandırılan, onun genel gücüne fayda sağlamak için genel doğayı nasıl etkileyebileceğimizi açıklar.

Buna ister sosyalizm ister komünizm deyin, fark etmez, ancak bütünsel doğanın genel yasası başlangıçta tüm evrende işler. Hareket eden, her şeyi birbirine bağlayan ve tam bir birliğe götüren tek bir güç vardır. Doğanın tüm parçaları birbirine bağlıdır ve onları doğada başlangıçta yerleşik olan bu bütünsel bağımlılıktan çıkarmaya hakkımız yoktur.

Bu nedenle, bu yasayı çalışmalı ve bize daha uygun ve faydalı görünen herhangi bir değişiklik yapmadan, onu nasıl uygulayacağımızı bilmeliyiz. Görevimiz doğa kanunlarını çalışmak ve onlara uymaktır. Bu tavsiye bize Kabala bilgeliği tarafından verilmektedir ve bu tavsiyeye uyanlar kesinlikle başarılı olacaktır.

Son ıslahtan sonra, tüm insanlık öyle bir şekilde birleşecek ki herkes kendi kaderini anlayacak ve tüm gerçeklik bize başından sonuna açıkça ifşa edilecek yani Yaradan herkese ifşa olacaktır. Açık, şeffaf bir dünyada yaşayacağız ve karşılıklı işbirliği ve birlik içinde, sadece insanlarla değil, genel olarak tüm cansız doğa, bitkiler ve hayvanlarla kucaklaşarak nasıl doğru bir şekilde var olacağımızı bileceğiz.

Manevi Bir Bakış Açısından Dünya Coğrafyası

Soru: Tüm realitenin on Sefirot’a bölündüğü, bunların da yine on Sefirot’a bölündüğü ve bu şekilde devam ettiği bilinmektedir. Bu, dünyanın her yerinde Kudüs, Kinneret Gölü ve Celile’ye benzer bazı yerler olduğu anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır. Kabalistler tüm dünyayı yalnızca İsrail topraklarına, ardından Ürdün, Lübnan, Suriye ve Babil olarak ayırırlar.

Bu topraklar özel bir manevi etki altındadırlar ve bahsettiğim gibi aşağıya doğru inerler: İsrail, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Babil yani bugünkü Irak.

Dünyanın diğer tüm bölgeleri, hemen hemen aynı seviyededir ve manevi olarak kesinlikle cansızdır. Ama oradan insanlar manevi köklerine yükselmeye başladıkları zaman, söylendiği gibi, İsrail toprakları ham bir deri gibi dünyanın tüm topraklarına yayılmaya başlayacaktır.

Yorum: “Ürdün, Suriye…” diyorsunuz, ki bunlar İsrail’in şu andaki düşmanları, bizi yok etmek isteyen ülkeler, İsrail’e en yakın ülkeler. Dünyamızda her şey alt üst olmuş durumda.

Cevabım: Çünkü bizler baş aşağı durumdayız. Köklerimize döndüğümüz ve kendimizi tersine ıslah ettiğimiz anda, komşularımızın ıslahı hemen gerçekleşecektir. Biz, kendimizi değiştirmeden onlardan herhangi bir değişim beklememeliyiz.

Umalım ki ilk önce bunu fark edelim, hissedelim ve uygulayalım.

Duyguların Hizmetindeki Akıl

Soru: Kabalistik bilgiyi yayarken, kişinin alınan materyali anlamayabileceğini, ancak içinde bazı mekanizmaların tetiklendiğini ve bunun, açıklamayı aklıyla anlamasından daha önemli olduğunu söylüyorsunuz.

Bu nasıl çalışıyor?

Cevap: Evet, asıl mesele bunun önce duygularda gerçekleşmesi ve sonra aklın anlamasıdır.

Öyleyse neden aklı önemsemem gerekiyor ki? O sadece duygulara hizmet eder. Önce bir resim görüyorum, onu hissediyorum ve sonra onun hakkında düşünmeye başlıyorum. Dünyadaki her şeyde ve algımızdaki her şeyde bu böyledir. Akıl sadece duygularımın hizmetkârıdır. Duyguları tanımlar, ölçer, sıralar, karşılaştırır, analiz eder ve bana bir fikir verir.

Bu nedenle, eğer duygularım hakkındaki fikrimi değiştirmem gerekirse, bu bir iştir ve eğer duygularımı aklın yardımıyla değiştirmem gerekirse, bu farklı bir iştir.

Soru: Fakat Kabalistik bilginin fiziksel olarak yayılması nasıl gerçekleşiyor?

Cevap: Sadece yukarıdan. Işığın daha da geniş bir alana yayılması, daha da derinlere nüfuz etmesi için bir koşul sağlıyoruz.

Diğer insanlarla dışsal olarak bağ kurduğumuz için, ışığın bizim aracılığımızla onlar üzerinde etki etmesini sağlıyoruz. Bu şekilde onlar da yavaş yavaş fikirlerini, bize, dünyaya, her şeye karşı tutumlarını değiştiriyorlar.

Krizlerden Nasıl Yararlanabiliriz?

Soru: Krizlerden nasıl yararlanabiliriz?

Cevap: Bir krizden ancak krizin ne olduğunu, gerçek sebebinin ne olduğunu ve dünyayı nasıl iyileştireceğinizi anlarsanız yararlanabilirsiniz. Aksi halde bunun cevabı yoktur.

Krizlerin tamamen insanlar arasındaki kötü ilişkilerden kaynaklandığına, bunun da savaşlara ve diğer sorunlara yol açtığına inanıyorum. Benim uğraştığım Kabala ilmi bu soruyu bu şekilde yanıtlıyor ve herkesi birbirine yakınlaşmaya teşvik ediyor. Ancak birbirimize yakınlaştığımız ölçüde, dünyada olumlu değişiklikler görebiliriz.

Birbirine yakınlaşmak, insanların birbirine daha çok güvenmesi, daha çok yardım etmesi ve daha az zarar vermesi demektir.

Ayrı Düşen Dünyalar

Haz alma arzusu bir insan için her şeyi belirler: ne hissedeceğini, etrafındaki alanı ne kadar uzakta hissedeceğini ve hissettiği her şeyi nasıl adlandıracağını. Yani insanın arzusu onun dünyasını belirler çünkü arzunun ötesinde olduğunu hissedemez ve bu nedenle arzu onun için varmış gibi görünmez.

Dolayısıyla, eğer kişinin içinde arzu gelişmemişse, cansız derecesindeyse, o zaman dünyası cansız derecenin çerçevesiyle sınırlıdır. Bu tıpkı dünyası küçücük olan ve kreşin ötesine geçmeyen bir bebek gibidir ama bu onun için yeterlidir ve tatmin olur.

Dolayısıyla, sınırları niteliklerimizin sınırlarıyla belirlenen bir dünyada yaşıyoruz ve bunun ötesinde hiçbir şey olmadığına ikna olmuş durumdayız. Bir zamanlar insanlar dünyanın düz bir disk, evrenin de katı bir küre olduğunu ve bu dünyanın sınırlarının onu üzerinde hiçbir şey olmayan bir kapak gibi kapladığını düşünüyorlardı.

Ve şimdiye kadar, dünya hakkındaki bilgimiz, elde ettiğimiz kazanımlarla sınırlıydı. Umalım ki yakında onun sınırlarını genişletebilelim ve o zaman gerçekten nasıl bir dünyada olduğumuzu anlayabilelim.

Haz alma arzumuz sürekli gelişiyor, her seferinde hissettiğimiz gerçekliğin sınırlarını yeni sınırlara doğru zorluyor. Biz bu sınırlara dünya diyoruz. Ve arzumuz 1-2-3-4 şeklinde dört derece halinde geliştiğinden, etrafımızda varmış gibi görünen dünyayı da 1-2-3-4 şeklinde dört seviyede algılarız.

Bir zamanlar tüm insanlık tek bir beden, tek bir bütün olarak varken, daha sonra pek çok küçük bedene bölündük. İşte bu yüzden her birimiz farklı bir gerçeklik hissediyor ve algılıyoruz.

Amaç, oyun hamuru parçaları gibi birbirine yapışmış tek bir bedene geri dönmektir. Ve bu formda, gerçek gibi görünen yeni, tek bir gerçekliği hissetmeye başlarız. Bu, gerçekliği kontrol eden ve onu destekleyen tek bir üst güç tarafından yönetilir. Ve her bir parçanın hissettiği gibi, büyük bir güçler çeşitliliği yoktur. Bu bağa ulaşmak, çalışmamızın ve gelişimimizin hedefidir.

Bizler, Büyük Patlama sonucunda pek çok parçaya ayrılan, tek bir ortak beden olarak var olduk. Ve eğer bu birlik haline geri dönmek için çabalarsak, o zaman tek ve giderek artan birleşik bir güç hissetmeye ve anlayış, kazanım elde etmeye başlarız. Sorunları ve savaşlarıyla tüm insanlık tarihi ve modern gerçeklik, yalnızca bizi birleşme ihtiyacının farkına vardırmak içindir. Doğa bizi buna zorluyor.

Ve hepimiz birbirimize yaklaştıkça ve bağ kurma yükümlülüğümüzü giderek daha net bir şekilde hissettikçe, bizi kontrol eden, yakınlaştıran, dolduran ve sonunda gerçek realiteye ulaşmamıza yol açan içsel gücü anlamaya başlarız.