Category Archives: Dünya

Twitter’da Düşüncelerim / 26 Ağustos 2020

 

Modern iletişim araçlarına rağmen, insanlar giderek daha fazla yalnız hissediyor, yeni iletişim duygulardan, kalpten gelen bir bağdan yoksun. O boşluğu doldurmaz, empati kurmaz … Muazzam bir boşluğu ifşa etmek üzereyiz … kara bir delik …

İnsanlar (insanlık), Koronavirüs’ün bir sonunun olmayacağını hala anlamadılar. O, egoya tamamen bağımlı olduğumuzu anladığımızda ve ondan kurtulmayı dilediğimizde sona erecektir. Sadece umutsuzluk bizi doğru karara itebilir: egoyu reddetmeye!

“Bu hayatın kontrolünde olmadığımızı” anlayan insanlıkta, bir devrim yaşanıyor!

Bizler evrensel bağ yasası içinde var olmakta ve ona göre ilerlemekteyiz. Tüm hayatımız onun uygulanmasına bağlıdır. Korona salgınının hızla sona ereceğini ve eski hayatımıza geri döneceğimizi düşünmüştük. Artık kimse bunu düşünmüyor.

Genel Olarak Dünyanın Koronavirüsten Nasıl Ders Alabileceği Konusunda Ne Düşünüyorsunuz? Birlik Bekleyebilir Miyiz? (Quora)

Şimdiye kadar, dünyanın başına gelen acılar, etkili bir çözüm veya anlayışa yol açmadı.

İnsanlar, her zamanki gibi iş yapmaya, kayıplarını nasıl en aza indireceklerini ve hatta daha da ötesi pandemiden nasıl kar elde edeceklerini düşünmek için onun sonunu bekliyorlar.

Bizim için istemsizce çalışan dünyaya karşı, doğuştan gelen egoist tutumumuzun yalnızca beklenen bir sonucu olduğu için bu hiç de şaşırtıcı değil.

Bu nedenle Koronavirüs, dünyada ciddi bir değişim gerçekleştirmek için ortaya çıktığından, çok daha uzun süre kalacak.

Şu anda, gerçekten ihtiyacımız olmayan birçok işletmeyi canlandırmaya ve gelecekte olmayacak işler için bağışlar vermeye çalıştığımız bir aşamadan geçiyoruz.

Yetkililer, girdiğimiz çağın yeniliğini, insanlara yaşamın temellerini sağlamamız gereken bir çağ olduğunu ve tüm odağımızı; bize kendini gösteren bu yeni birbirine bağımlı dünyayı, onun yasalarını ve bu yeni koşullarda birbirimizle nasıl geçinebileceğimizi öğretecek, iyileştirilmiş bir eğitim biçimine yerleştirmemiz gerektiğini anlayamıyorlar. Yani bugün ihtiyaç duyduğumuz, büyüdükçe almadığımız bir eğitim şeklidir.

Bunun yerine, butikler, kuyumcular, pahalı saatler ve arabalardan oluşan alışveriş kültürümüzü koruyacağımızı umarak, geçmiş maddi değerlerimize tutunmaya devam etmeye çalışıyoruz.

Dolayısıyla, doğanın bugün insanlıktan talep ettiği değişimle ilgili olarak, salgın henüz başlamadı bile.

Bu yüzden gözlerimizi açacağımızı ve yeni, birbirine daha bağımlı ve birbirine bağlı bir dünyada olduğumuzu göreceğimizi umuyorum ve bu dünyada yaşamak, nasıl yaşadığımıza dair ciddi ayarlamalar yapmayı gerektirir, bu da, bu yeni dünyanın ne olduğunu, bu noktaya kadar nasıl geliştiğimizi ve günümüzün yeni daha sıkı birbirine bağımlı koşullarında hayatta kalmak ve gelişmek için neler yapabileceğimizi öğrenirken, daha temel konulara odaklanmak anlamına gelir.

Twitter’da Düşüncelerim / 12 Ağustos 2020

Dünya artık bir anlam ifade etmiyor. Onu Koronavirüsten kaynaklanan sorunlar üzerinden görmeyi bırakmalıyız. Tüm doğanın işlevselliği bir değişime uğruyor ve virüs bunun sadece bir ifadesidir. Doğanın değişiminin amacı, insanı daha yüksek manevi duruma doğru değiştirme arzusudur.

Güncel gelişmeleri kriz olarak algılamayı bırakmalıyız. Doğa kendi yasalarına göre işler. Ve onları anlamadığımız için onlara uymuyoruz. Bu nedenle, kriz doğada değil, doğayı anlama eksikliğimizdedir.

Yaradan’ı ve başkalarına karşı şikayetlerden ziyade hayatın anlamını önemsiyorsanız, manevi olarak yükselebileceksiniz. Aksi takdirde, hayvansal bir koşulun içinde kalacaksınız.

Koronavirüs Tüketici Davranışını Sonsuza Kadar Nasıl Değiştirecek? (Quora)


Koronavirüs, yakın zamana kadar norm olarak kabul ettiğimiz egoistik rekabetçi yaklaşımın tekerine çomak soktu.

Çünkü insani gelişimde, egoist doğamızın ötesinde, başkalarından kişisel olarak yararlanma eğiliminin ötesinde büyümeye ihtiyaç duyduğumuz bir noktaya geldik.

Başka bir deyişle, şimdiki çağımız, birbirine bağlı ve birbirine bağımlı formuyla dengeye gelmemiz için bizi baskılayan doğa ile karakterize edilir ve bu nedenle artık kötüye kullanımımıza tolerans göstermemektedir.

Bu nedenle, insanların ve doğanın sömürülmesini içeren işletmeler yavaş yavaş ortadan kalkacaktır. İstediğimiz herhangi bir işi açma günleri – ön planda kâr güdüsü ve eğer varsa arka planda sosyal ve ekolojik düşünceler ile – sona erdi.

Dolayısıyla önümüzde büyük bir girişim var. Bu, doğayla dengelenmekten yani doğada var olan her şey arasındaki bütünsel ilişkilerle uyum içinde, birbirimize karşı tutumumuzu ayarlamaktan daha azını gerektirmez.

Doğa, özgecilik ve karşılıklı bağlılık yasalarına göre işlediği için, doğa ile dengeli sağlıklı, güvenli ve mutlu hayatlar yaşamak için ilişkilerimizin niteliğini de – egoistten özgecile, bölücüden iyi bağlara – yükseltmemiz gerekir.

Önümüzde ilginç zamanlar var. Sonunda pandeminin koşullarından kurtulduğumuzda, Koronavirüs hayatlarımıza girmeden önce içinde bulunduğumuz steroid pompalanmış kapitalist çevreye nasıl geri dönüş olmadığını, daha net hissedeceğimizi düşünüyorum.

O aşamada, ayrıca ne ölçüde değiştiğimizi kabul etmeye başladığımızı da görüyorum.

Yakın zamana kadar, insanlar kar marjlarını artırma fikrine saygı duydular, her birinin ilgili banka hesaplarındaki rakamlara diğer insanların refahından daha fazla dikkat ettiler. Bence giderek daha fazla insan böyle bir eğilimi küçümseyecek.

Zor ve kafa karıştırıcı bir döneme gireceğiz. Koronavirüs öncesi dünyayı, bu dünyada artan bir hoşnutsuzlukla birlikte canlandırmaya çalışmak için çok çaba gösterilecek.

İşletmeler ve tüketici alışkanlıkları daha çok temel odaklı olacak ve insanlar daha normal evrensel değerlere sahip olacaklar.

Geleceğe doğru ilerledikçe, iş yapmak isteyen insanların, işletmelerinin insanlara gerçekten onlarsız yapamayacakları bir şey sağlayıp sağlamadıklarını ve nasıl sağlayabileceklerini çok düşünmeleri gerekecek.

Doğanın kendisi, artık fazla boş zamanları savurmamıza izin vermeyecek. Yüksek işsizlik, toplumlara yayılacak ve işsizler gereksiz mal ve hizmetlerle uğraşacak iş bulamayacaklar.

Hükümetler, geniş işsiz nüfuslarıyla ne yapacakları konusunda büyük bir sorunla karşı karşıya kalacaklar.

Bu insanlara, bugünün birbirine bağlı gerçekliğinde uyumlu bir şekilde yaşamayı öğreten, yeni bir eğitim biçimine katılma karşılığında, bu insanlara ihtiyaçlarını karşılayan bir maaş ödenmesini öneren bir model önerdim – bizi yetiştiren eğitim sisteminden yoksun bir eğitim türü.

Nüfusun geri kalanı, başkaları pahasına kâr, zenginlik ve bireysel başarı adına çalışmak için değil, insanlık için gerekli ve hayati işlerle uğraşacak.

İçtenlikle böyle bir düzene er ya da geç ulaşacağımızı umuyorum, çünkü buna bir şekilde ulaşacağız.

Kendimizi,  doğadan ayrı, özgürce düşünebilir ve özgürce hareket edebilirmiş gibi algılarken, doğanın bir parçası olduğumuzu göremiyoruz ve doğa, farkındalığımız olsun ya da olmasın, yasalarına uymamız için bize rehberlik ediyor.

Koronavirüs formunda, doğanın, onun kaynaklarını ve birbirimizi aşırı kullanma konusunda hemfikir olmadığını deneyimlediğimiz, bir gelişme aşamasına ulaştık.Ve bu salgını ilk büyük arınma aşamamız olarak görüyorum.

Dünyadaki İnsanlar Koronavirüs İle Nasıl Başa Çıkıyor? (Quora)


Genel olarak, giderek daha fazla insanın Koronavirüsün getirdiği yeni koşulları daha fazla kabullendiğini ve alıştığını görüyorum.

Tabii ki, bu kabulün sınırında çok fazla isteksizlik ve gerginlik var.

Başkalarının pahasına kişisel menfaatlere öncelik veren “kötü eğilim” olarak adlandırılan- insan doğası, birkaç büyük darbe aldı ve yine de tüm gücüyle geri dönüyor.

Zenginliği, şöhreti ve gücü yücelten, kendimizi birbirimize karşı yarışa soktuğumuz ve birbirimizle ilgili bireysel imparatorluklarımızın zirvesine ulaşmak için rekabet etmekten başka seçeneğimiz olmayan kültürümüze tutunmaya çalışıyoruz.

Ama doğanın evrimsel ezici gücü, bu kötü eğilimin ölüm sancılarını sürekli olarak dümdüz eder.

Doğa, kendi kendimize hizmet eden dünya görüşlerimizin dışında, birbirimize çok daha fazla bağımlı bir gerçekliğin yeni bir hissini uyandırmak için, insanlığı bir virüsle enfekte etti.

Mecbur edildiğimiz yeni kısıtlayıcı koşullarımıza direnmekten yavaş yavaş onlarla uzlaşmaya doğru büyük bir değişim geçirdik zaten.

Bu salgının bizleri savaş gibi, kendimize vereceğimiz çok daha büyük nefret dolu bir darbeden kurtardığını bilseydik, o zaman mevcut durumumuz için mutlu olurduk.

Virüsün çok sayıda insanı öldürdüğünü ve enfekte ettiğini ve daha fazlasının finansal ve kişisel olarak stresli hale geldiğini anlıyorum. Fakat kapsayıcı küresel eğilimin gerçekleştiğini görebilseydik, o zaman şu anki yönün, önceki yollarımıza devam etmiş olmamız durumunda çekeceğimiz acıdan bizi kurtardığını görürdük.

Yetkili makamların, kendilerini uluslararası ölçekte zorlamak yerine, kendi halklarının sağlığı, refahı ve geleceği ile meşgul olmalarını olumlu görüyorum. Aynı şekilde, yönetimdeki insanlar, sürekli olarak tatmin edici bir memnuniyet sağlayamayan çok fazla lüks malların çeşitliliği ile kafalarını karıştırmak yerine, daha fazla temel odaklı olmakla daha iyi ve başarılı olurlar.

Birbirine Bağlı Bir Dünyada İnsan, Bölüm 6

Geleceğin Toplumunda Doyum

Soru: Kişi geleceğin toplumunda ne ile doyum sağlayacak?

Cevap: Gelecek toplumda kişi, sadece doğanın tüm özelliklerinin ve güçlerinin, Şehina’nın parıltısı olarak adlandırılan, bütünleşik resminin şaşırtıcı bağının daha iyi anlaşılması nedeniyle doyum sağlayacaktır. Bu eşsiz, uyumlu eylemin anlayışı, bir kişi için en büyük haz olacaktır.

Soru: Kişi diğer insanlarla bağ kurma sürecinden haz alacak mı ve bu doyum sağlayacak mı?

Cevap: Evet. Diğer insanlarla bağlı olarak, doğanın tek gücünü ifşa etmeye başlayacak ve bu onu dolduracak ve yüceltecektir.

Soru: Buna sevgi denilebilir mi?

Cevap: Sevgi deyin. Aslında bizim görüşümüze göre sevgi, tamamen zıt bir şeydir, bencil bir hazdır.

Karakter Özelliklerini Değiştirmek Mümkün Mü?

Soru: İnsanın temeli DNA’dır, yani her şeyi belirleyen genlerimiz: fizyolojimiz, her türlü eğilimi ve hatta günümüzde söyledikleri gibi politik görüşleri. Buna katılıyor musun?

Cevap: Genler veya diğer bazı parçacıklar, dalgalar veya elementler eğilimlerimizi belirlerse ne fark eder ki? Elbette bize rehberlik eden ve sayesinde insanların karakterlerini, hayata karşı farklı yaklaşımlarını vb. ayırt ettiğimiz özellikler vardır. Buna gen denir.

Yorum: Genlerimiz kendilerini değiştirilebilen veya değiştirilemeyen nitelikler olarak gösterebilirler. Örneğin, bir çocuk para kültünün hüküm sürdüğü egoist bir ailede doğarsa, prensip olarak, onun bir özgecil olarak büyüme şansı yoktur.

Benim Yorumum: Hayır, buna katılmıyorum. Doğada zıt nitelikleri görüyoruz. Öğretmenimiz Baal HaSulam, tersine dönmenin çok sık gözlemlendiğini yazıyor. Rusya’da devrimcilerin soylu ailelerde doğduklarını biliyoruz. Bu, çocuklar ebeveynlerine karşı zıt gittiklerinde, babaların ve çocukların ebedi sorunudur. Bu nedenle, bu çocuklarda tersine dönen, ebeveynlerin özellikleridir.

Soru: Sizce karakter özellikleri değiştirilebilir mi? Kişinin cimrilik için bir tutkusu olduğunu varsayalım.

Cevap: Hiçbir şeyi değiştirmeye gerek yoktur. Bunun yapılamayacağına inanıyorum çünkü içimizdeki veriler, her insanda, her Partzuf’ta, her ruhta ilk dokuz Sefirot olarak adlandırılır. Bizim sadece onları doğru bir şekilde nasıl kullanacağımızı öğrenmemiz gerekiyor.

“Kadın Gücü Zamanı” (BizCatalyst)


BIZCATALYST dergisinde yayınlanan “Kadın Gücü Zamanı” konulu yeni makalem

Realite, eril ve dişil olmak üzere iki güçten oluşur. Aralarındaki dengeli tamamlayıcı etkileşim, çevremizde gördüğümüz her şeyi, tüm evreni yarattı. Ama insanlar farklıdır. İçimizde eril güç bin yıl boyunca baskındı ve acımasız sonuçları aşikardır. Yaşamı yaratan ve onu besleyen dişil güç, sadece birkaç on yıl öncesine kadar insan toplumunda büyük oranda eksikti.

Ama her şey değişiyor. Sadece birkaç on yıl içinde, kadınlar toplum üzerinde neredeyse hiçbir etkisi olmayan işlerden, devlet başkanlıklarına, Uluslararası Para Fonu ve ABD Federal Rezervi gibi en önemli para kurumlarının başkanlıklarına ve diğer önemli pozisyonlara geçtiler.

Bu bir tesadüf değildir.

Tıpkı doğada olduğu gibi, eril ve dişil güçler eşit derecede güçlüdür, ancak belirgin şekilde birbirinden farklıdır ve her biri bütüne kendi yaşamsal katkısını sağlar, insan toplumu şimdi kadınların topluma nasıl olumlu ve yapıcı bir şekilde dahil edileceğini öğrenmelidir.

Şu anda, yönetim pozisyonlarına ulaşan birçok kadın, çoğu durumda eril tutumları benimseyerek bunu yapmıştır. Bu ters etki yaratır çünkü tam olarak ihtiyacımız olan besleyici ve önemseyen dişil niteliktir.

Toplum hala bir öğrenme sürecindedir; dişil unsuru kamusal yaşama katmanın ne anlama geldiğini henüz keşfetmedik. Bununla birlikte, aslında bir örneğimiz vardır: kendi ailelerimiz. Ailede, erkek geleneksel olarak ailenin başı olarak kabul edilir; ancak şimdiye kadar evli olan her erkek, ailedeki gerçek patronun kadın olduğunu itiraf edecektir. Bir kadın, tüm aileyi tek bir birim olarak görme konusunda doğal bir yeteneğe sahip olduğu ve herhangi bir erkekten çok daha iyi görev yapabildiği için, ne yapılması gerektiği ve ne zaman yapılması gerektiğini doğru bir şekilde önceliklendirebilir.

Hane halkında olduğu gibi, iş ve kamu yaşamında da kadınların doğuştan gelen yeteneklerine gereken saygı gösterilmelidir. Durum, bugün onlarca yıl öncesine göre çok daha iyidir, ancak hala iyileştirilmesi gereken çok şey vardır. Kadınlara onları erkek gibi davranmaya zorlamadan, liderlik içindeki haklı yerlerini nasıl vereceğimizi öğrenmemiz gerekiyor – o zaman onların katkıda bulunabilecekleri niteliği kaçırıyoruz- ve eril niteliğin de gerekli olduğu gibi, sadece ikisi birlikte uyumlu bir şekilde çalıştığında refah sürdürebilir.

Gerçekten de, dünya giderek kadının daha fazla başrol oynadığı bir döneme doğru ilerlemektedir ve insanlık sadece bununla kazanabilir. Bununla birlikte, her şeyde olduğu gibi, ona doğru bir şekilde geçiş yapmalıyız ve eril olanları kaybetmek yerine dişil nitelikler de kazandığımızı görmeliyiz, böylece ikisi birlikte insanlık ve tüm yaşam için aile benzeri bir dünya inşa edecektir.

COVID-19 Günlerinde Bilmemiz Gereken 5 Şey (Linkedin)

Kimse onu anlamıyor. Nereden geldiğini, nasıl yapıldığını, amacının ne olduğunu, bizi nasıl etkilediğini, neden bu şekilde etkilediğini, hatta bir yolu varsa ondan nasıl kurtuluruz, gerçekten kimse bilmiyor. COVID-19 bizi köşeye sıkıştırdı, kendi merhametine göre ve bizler sadece birinin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz.

Ama gerçekte, bu az önce belirtilen soruları cevaplamaktan daha büyük bir sorunumuz var. Bizim sorunumuz virüse karşı tutumumuzdur, çünkü tavrımızı değiştirirsek, tehlikeyi bir lütuf haline getiririz. Aşağıda tutumumuzu değiştirmek ve bunu bir nimet haline getirmek için bilmemiz gereken beş şey var.

1. Bilmemiz gereken ilk şey virüsün vücudumuzdan daha da fazlasını etkilediğidir. Belirgin fiziksel etkilerinin yanı sıra, bizi duygusal ve zihinsel olarak da etkiliyor. Virüs, psikolojimizi değiştiriyor. Bizi karantinaya zorladı ve doğru kabul ettiğimiz birçok değeri yeniden değerlendirmemizi sağladı. Her an bir şeyler satın almamanın ya da alışveriş fırsatlarını aramamanın sorun olmadığını gösterdi. Çevremizdeki insanlara, anne babamıza, çocuklarımıza, eşlerimize ve dostlarımıza karşı gözlerimizi açtı. Ne kadar sabırsız olduğumuzu, ne kadar yardımsever olup olmadığımızı ve akrabalarımızı ne kadar önemseyip önemsemediğimizi gösterdi.

2. COVID-19 karşılıklı sorumluluğun öğretmenidir. Hasta hissetmesem, genç, güçlü ve sağlıklı olsam bile, taşıyıcı olabilirim ve virüsü o kadar genç, güçlü, sağlıklı olmayan ebeveynlerime veya büyükanne ve büyükbabalarıma iletebilirim. Bu nedenle, onlara sarılıp öpmekten veya bazı işleri yapmak istediğimde çocukları onlarla birlikte olmaya göndermekten kaçınmalıyım. Ve bunu virüsü yakalamak istemediğim için değil, onlara iletmemek için yapmalıyım. Yetkililer virüsü başkalarına, tüm yabancılara iletmemek için, dışarı çıktığımda bu yaklaşımı uygulamam gerektiğini söylüyor! Bu tamamen yeni bir sosyal yaklaşımdır, ancak yine de aşırı bulaşıcı virüsler günümüzde hayati önem taşımaktadır.

3. Bilinmesi gereken bir diğer önemli şey de virüsün ekonomiyi yeniden yapılandırdığıdır. İster beğenin ister beğenmeyin, o, tüketimciliği öldürüyor, kapitalizmi yok ediyor ve NY Times köşe yazarı Thomas Friedman’ın “kalplerle ve kalpler arasında daha fazla değer yaratan” işler dediği şeyi tanıtıyor. Bu, 20 yüzyıl komünizmi veya sosyalizm değildir. Herkesi aynı şekilde gören bir ekonomi değildir.  Aksine, herkesi benzersiz olarak görmekte ve herkesin benzersiz becerilerinden ve yeteneklerinden faydalanmaya çalışmaktadır. Buna göre, toplum,  her bireyin katkısını tanır ve toplumu yaşamak için daha iyi bir yer yapma çabalarından ötürü takdir ederken, her bireyin kabiliyetlerini ve yeteneklerinin gelişimini destekler ki  kişi, o zaman toplumu bir bütün olarak geliştirmek için mutlu bir şekilde çalışır. Böylece toplum, hem insanların katkılarından faydalanır, hem de insanlar mutlu bir şekilde katkıda bulunur çünkü bu onları güçlendirir, hayallerini gerçekleştirir ve onları insan olarak değerli ve faydalı hissettirir.

4. Koronavirüsü bizi iş piyasasında radikal değişiklikler yapmaya götürecektir. Maddi düzeyde toplum, insanların temel ihtiyaçları ile ilgilenecek; yiyecek, su, barınak, sağlık, eğitim, hatta eğlence için endişelenmelerine gerek kalmayacaktır. Topluma katkısı, herkese hammadde üretimi ve temini olacak insanlar olacaktır. Halkın geri kalanı boş oturmayacak, Friedman’ın söylediği gibi, sosyal dayanışmayı ve uyumu arttırarak “kalpleriyle değer” yaratmakla meşgul olacaklardır.

5. Yeni Koronavirüs pandemisinin nihai sonucu, insanlarının temel ihtiyaçlarını zahmetsizce alan, gün boyu birbirleriyle sosyalleşen, birbirleriyle ve doğa ile barış içinde yaşayan bir toplum olacaktır. Aşırı alışveriş artık insanları memnun etmeyeceğinden, ihtiyaç duyduklarından fazlasını tüketemeyecekler ve gezegenin kaynaklarını yok etmeyecekler. Doğa iyileşecek, iklim dengeye dönecek ve insanlar kendi aralarında ve tüm doğayla birleşmiş hissedecekler.

Twitter’da Düşüncelerim / 24 Temmuz 2020

Dünya ısrarla küresel bir toplumsal eşitlik talep ediyor. Bu talep artan eşitsizlik karşısında büyüyor. Eski toplumsal eşitsizlik teorilerinin hiçbiri bugün geçerli değil. Dünya toplumunun barışa, ancak doğal egomuzun bağlarından kademeli bir kurtuluşu ile geleceğini anlamalıyız.

İnce eleyip sık dokumak ve inşa etmek, Kabala’nın önerdiği gibi, kırmak değildir! Fakat doğanın yasalarına uygun olarak inşa etmektir.

Yeni nesil, geçmişe yönelik nefretin üzerine değil, doğa ile uyum içinde olmanın gerekliliğinin anlaşılması üzerine inşa ediliyor. Aksi takdirde acı çekmek bizi inşa ettiğimiz kusurlu toplumu düzeltmeye zorlar.