Category Archives: Dünya

Virüs Değil Gelişmiş Bir Yazılım (KabNET)

Gelişmiş bir yazılım gibi, COVID-19 bizi işletmekte ve bizi içten değiştirmektedir. Virüs, insan olarak gelişimimizi öne çıkarıyor ve bizler, bencil insan ilişkilerimizi düzeltene kadar salgının devam eden dalgalarını yaşamaya devam edeceğiz.

Doğanın programı ile uyum sağlayana kadar etrafımızdaki durum değişmeyecek.

Koronavirüsü aracılığıyla doğa bizi insan bağlantısını yeniden tanımlamak için arkadan itiyor. Ancak, bizler henüz karşılıklı düşünceye, desteğe ve sorumluluğa yönelik insan ilişkilerini geliştirerek, salgınlara doğru bir şekilde yanıt vermedik. Toplum içindeki sektörler arasındaki sürtüşmeleri azaltmadık. Bu nedenle virüs bize tekrar ve tekrar vuruyor. Onun için, etkileşimlerimizi integral, tamamlayıcı bir şekilde düzenlemeye kendimizi zorlamalıyız.

Tıpkı doğanın tüm parçalarının birbirine bağlı olduğu bir sistem olması gibi, insan ırkı da tüm üyeleri arasında bütünleşik bir bağlantılar ağı geliştirmelidir. Ancak içgüdüsel olarak hareket eden hayvanların aksine, tek bir insanlığın eşit derecede hayati parçaları olana kadar, bilinçli olarak bağ kurmaya doğru ilerlememiz gerekir.

Virüs davranışımızı nasıl algılıyor ve yanıtlıyor? Biz ve virüs aynı doğa sistemindeyiz, tüm gerçekliği kapsayan ve tepkilerimize ve içinde olan her şeye cevap veren geniş bir sistemiz. Davranışlarımız sistemden beklenenin tersini yapmaya devam ederse, egoist ve dar görüşlü olmaya devam ederse, doğanın güçleri bizi tekrar hizaya sokmak için, sistemin daha güçlü bir şekilde yanıt vermesini gerekecektir. Davranışlarımızı değiştirmezsek, dünyanın hiçbir yeri pandemi için kalıcı bir tedavi bulamayacak çünkü virüs mutasyona uğrayacak ve tekrar tekrar kendisinin yeni versiyonlarını oluşturacaktır.

İlk ve en önemli sorun insanların birbirlerine karşı düşmanca tutumudur. Bu nedenle, virüs tam olarak bu karşılıklı önemseme noktasında baskı uygulamaktadır. Baştan sona tutumumuzu yeniden yapılandırmadıkça, birbirimize yaklaşmamıza veya normale dönmemize bile izin vermez. Doğanın, bizim ayrı, bağımsız birimler olduğumuzu hissetmemize bakmaksızın, bizi onun tek integral sisteminin bir parçası olarak gördüğünü anlamamız gerekir.

Diğer taraftan, aramızda düzgün bağlar kurarsak, dünyayı tamamen farklı bir şekilde şekillendirebiliriz. Aramızdaki yeni davranışlara ve ifadelere yol açacak, birbirimize karşı önemli bir algı, zihniyet ve tutum hissedeceğiz. Süreci fark etsek de etmesek de, çevrenin etkisi ile tüm içsel dünyamız daha iyiye doğru değişecek.

Sonunda virüsün geçtiği zaman gelse de eskisinden farklı insanlar olduğumuzu, değiştiğimizi keşfedeceğiz. Artık dünyanın bir köşesinden diğerine koşmak ya da piyasaya her yeni bir telefon modeli çıktığında alışveriş merkezlerine hücum etmek gibi bir dürtümüz olmayacak. Hayat daha basit, daha doğal olacak ve memnuniyetimiz esas olarak insanlar arasındaki daha yüksek kaliteli ilişkilerden gelecek.

Çevremizdeki her şeyle daha sorumlu bir şekilde bağ kurma ihtiyacını, dünyamızı mahveden boş materyalist hedeflerin peşinde koşma ihtiyacını anlayacağız. Şimdiye kadar, elde etme ve biriktirme fikri bizi kontrol altına aldı: İnsan her şeyin en iyisini kendi için almak, servet kazanmak ve her ne pahasına olursa olsun kontrol etmek istedi. Daha da geliştikçe, bir insan türü olarak en iyi yaşamımızın, ilişkilerimizi doğanın geri kalanında var olan bütünlükle uyumlu hale getirdiğimizde olacağını keşfedeceğiz.

Bütünlük, insan evriminde bir sonraki adımdır. Bu fikrin benimsenmesi ve içselleştirilmesi ve insanlar arasında gerçekleşmesi, bizi doğanın en güçlü içsel gücünü, doğanın tüm seviyelerini ve güçlerini tek bir bütünsel sisteme bağlayan tek gücü keşfetmeye götürecektir.

Zamanımızın krizleriyle başa çıkamamamız (dünyamızı her alanda ve her seviyede dolduran tüm karmaşa, bölünmeler ve yolsuzluk), gerçekliğin geri kalanını yöneten dengeli sisteme ne kadar zıt olduğumuzu keşfetmemize yardımcı olur. Öğrenme iki yoldan biriyle olabilir: Koronavirüs gibi daha küresel felaketlerin, tek bir sistemin parçası olduğumuzu, birbirimize bağımlı ve birbirimizin kaderini etkilememizi göstermek için bize vuracağı hoş olmayan yolla ya da kendimizi tek bir bütünsel sistem kavramına soktuğumuz ve aramızda önemseme, karşılıklılık ve tamamlamaya dayanan, yeni niteliksel ilişkiler geliştirmek için koruyucu önlemler almaya başlayarak, daha kolay bir yoldan öğrenebiliriz.

Gelecek kaderimiz, doğanın bütünsel gücünün elindedir. Yani Birbirimize ne kadar yaklaşırsak ve ilişkilerimizle doğa ile bütünleşmek için ince ayar yaparsak, şimdi bizi rahatsız eden tüm sıkıntılardan daha çabuk ve daha acısız bir şekilde kurtulabiliriz. En derin ve en anlamlı yazılımla uyum sağlamak için insani bağımızı iyileştirerek, yepyeni bir insani gelişim seviyesine yükselmeyi başarabiliriz.

Virüsler Sıraya Giriyor

Soru: Dünyanın yakın geleceğini nasıl görüyorsunuz; örneğin, bu sonbahar?

Cevap: Virüsün gideceğini sanmıyorum. Mutasyona uğrayacak ve değişecek. Doğa bizi rahatsız etmeye başlayacak ve hasta olmamak ve bu darbeleri deneyimlememek için, neye benzememiz gerektiğini düşünmeye zorlayacaktır. Umarım doğadan doğru bir şekilde öğrenir ve ona göre davranırız.

Ve gerçek şu ki şimdi kaç kişinin hastalandığını sayıyor olmamız hiç önemli değil. Tüm sorunlarımızın sadece aramızdaki yanlış karşılıklı ilişkilerden geldiğini açıkça hissetmeliyiz.

Bu nedenle, yaz mı yoksa sonbahar mı olduğu önemli değil. Elbette, mevsimler önemlidir, ancak esas olan şey değildir. Bütün bu virüsler, içimizde ortaya çıkmak için sırada duruyorlar.

“Gelecekteki En Kazançlı Kariyer veya Meslekler Nedir?” (Quora)


Sosyo-ekonomik altyapımız şu anda lüks endüstrilerden uzaklaşmaya ve yaşamın esaslarına daha fazla vurgu yapılmasına vesile oluyor. Ayrıca, daha fazla işin otomasyon ve yapay zeka tarafından ele alınacağı bir geleceğe gidiyoruz.

Benzer şekilde, ileriye baktığımızda, öncelikle insanların temel ihtiyaçlarının – gıda, barınak, giyim, eğitim ve sağlık – karşılanması gerektiğini ve yetkililerin, insanların temel ihtiyaçlarının karşılanmasına öncelik vermesi gerektiğini anlamalıyız.

O zaman, temel ihtiyaçlar yerine getirildikten sonra, insanlar ne yapacaklar sorusu geliyor?

Lüks malların talebinin azalması ve otomasyon ve yapay zekanın yükselmesi nedeniyle daha az işgücüne ihtiyaç duyulduğunda, daha önce hiç görülmemiş sayılara yükselen bir insan nüfusu ile birlikte, doldurmamız gereken yeni bir delik ortaya çıkıyor: sonuçta geleceğe doğru ilerleyen toplum için hangi meslekler ve kariyerler gerekli olacak, katkı sağlayacak ve faydalı olacak?

Materyalist rekabetçi yaşam tarzlarımız, daha temel şeylere odaklanmış olan, daha sakin ve daha dengeli yaşam tarzlarına dönüşeceğinden, toplumlar arasında mutluluk, destek ve güven duygusunu geliştirmek için, zamanımızın büyük bir kısmını öğrenmeye ve olumlu bir insani bağ atmosferi inşa etmeye harcamamız gerekecek.

Nüfusun büyük kesimleri düzenli olarak olumlu sosyal bağların öğretilmesi, öğrenilmesi ve inşasına- yeni kariyerleri veya meslekleri olarak- katıldığı zaman, yeni,  iyi-bağlarla birbirine bağlanmış toplumların çiçek açtığını göreceğiz.

Bu tür toplumlardaki insanlar, birbirlerinin ihtiyaçlarına, isteklerine ve duygularına ve ayrıca her bir insanın kendi çıkarları için başkalarını sömürmeye yönelik yıkıcı eğilimlerine karşı artan hassasiyetler geliştirecekler ve sosyal birlik ve dayanışmanın korunmasını sağlayacaklardır.

Bölücü hareketlerinin üzerinde olumlu bir bağ kurmayı amaçlayan bir topluma katkıda bulunmak için sonsuz alan vardır. İnsanların önerdikleri/sundukları beceri ve yeteneklerinin tamamı, olumlu bir toplumun yaratılmasına hizmet ettikleri sürece uygulanabilir.

Bununla birlikte, bağ kurma bilgeliğini öğrenmek için düzenli bir dozaj, daha fazla insanın bağ kurması için, herhangi bir faaliyetin ön koşulu olarak böyle bir sistemde bulunmak zorundadır.

Bağ kurma bilgeliğini öğrenmek; hem olumlu sosyal bağlantının geniş kapsamlı faydaları hakkında düzenli olarak bilgi edinmek, bunun yanı sıra bağ kurmayı geliştirici deneyimlere düzenli olarak katılmak anlamına gelir.

“Kazançlı” ve “yararlı” için tanımlamalarımız, o zaman böyle bir durumda değer vereceğimiz şeye göre değişecektir: kişisel imparatorluğumuzun herkes ve her şey üzerinde kurulmasına öncelik verdiğimiz rekabetçi-bireyci kar biçimleri değil, herkesin olumlu bir şekilde bağlı bir toplum inşa etmeye katkısından dolayı, herkesin nasıl önemli ölçüde sağlık, mutluluk ve güven kazanması açısından kârlılığı görürüz.

O zaman en kazançlı kariyer veya meslek ne olurdu?

İnsanların temel ihtiyaçlarını karşılamada ya da insanların daha anlamlı etkileşim ve memnuniyetleri konusunda daha derin ihtiyaçlarına katkıda bulunmak için topluma hizmet etmek olacaktır.

Ne kadar gelişirsek, birbirimizle olan doğal bağımızın gerçekleşmesine o kadar yakınlaşırız ve bu bağı, giderek daha olumlu bir şekilde gerçekleştirme ihtiyacımız olur.

Bağlarımızı geliştirmek için ne kadar çok çalışırsak, yeni, uyumlu bir realitenin keşfi içinde kendimizi o kadar büyüteceğiz.

Lüks endüstrilerin öneminin düştüğü ve otomasyon ve yapay zekânın günümüzdeki mevcut işlerinin çoğunu üstleneceği bir koşul içinde, biz insanların, bizi insan yapan şey -olumlu bir şekilde bağ kurma ihtiyacımız – üzerinde çalışmamız gerekecektir.

Gitgide daha fazla katılımımız bu yönde artacağı için, o zaman çok daha büyük bir mutluluk ve doyum duygusunun kapıları çok daha fazla insana açılacaktır.

Kapitalizm Bitti, Sırada Ne Var? (Medium)

Uzun zamandır ölüyordu ama biz bilmiyorduk. Onu uyguladığımızı düşündük; insanoğlunun bugüne kadar gördüğü en gelişmiş ekonomik sistem sanıyorduk, aslında uzun zamandır kaputtu ya da Webster Sözlüğü ‘ nün tanımladığı gibi “tamamen bitti, yenildi, yok edildi, işlev göremedi”. Gerçekten de kapitalizm, sermayeleştirmeyi amaçladığı güç tarafından yok edildi: insan egosu.

İnsanlığın üzerine ilk kez doğduğunda, kapitalizm doğru zamanda doğru şeydi. Gelişmeyi, sağlıklı rekabeti ve birçok durumda, insanın çok çalışma isteğine dayalı iyi bir yaşam kurma şansını kolaylaştırdı. Ancak son on yıllardır emek ve gelir arasındaki bağlantı parçalandı ve ezildi, yerine finansal sihirbazlık ve siyasi kazanç için finansal gücün sömürülmesi veya tam tersi konuldu.  Ve sadece bağlantıyı kanıtlamak için kendinize şunu sorun: Eğer ülkedeki her endüstri ve her hizmet şu anda rekor seviyelere düşüyorsa, Wall Street nasıl en yüksek rekoru kırıyor? Emek ve kazanç arasındaki bozuk bir bağlantı böyle bir şeydir. Bu yüzden çok az kazanç elde edilir.

Şimdi Koronavirüs sayesinde, kapitalizmin normal seyrini sürdürdüğü belli oluyor. COVID-19’un ilk vurduğu, ilk düşüşten sonra gördüğümüz stoklardaki dalgaların kapitalizmin Son Gösterisi olduğuna inanıyorum. Son çöküşten önce ölmekte olan bir adamın ani iyileşmesi gibi, Wall Street de şu anda kutlama yapıyor. Ama kısa ömürlü olacak. Çok yakında, son düşüşüne başlayacak. Bu daha uzun bir süreç ya da daha kısa bir süreç olabilir, ancak her iki durumda da kapitalizm kendi yolunu çizmiştir.

Bana göre daha rahatsız edici soru “Sırada ne var?” Çünkü eğer dikkatli olmazsak, işaretler yeni bir karanlık dönemi gösteriyor. Radikal güçler giderek daha sertleşiyor ve demokrasiyi ve kapitalizmi devirmeye ve totaliterliği kurmaya çalışıyor. Komünizm, Faşizm veya Nazizm biçimini alabilir, ancak hangisi olursa olsun, normal halktan yararlanamayacaktır.

Ancak, bu sadece boşta kalırsak olur. Bugün dünyanın, parçaları birbirine bağlı olan ayrılmaz bir sistem olduğu herkes için nettir. Her birimizin yaptığı her şey tüm insanlığı etkiler. Böyle bir sistemde sadece kendimizi önemsemek, göze alamayacağımız bir ayrıcalıktır. Hareketlerimizi sadece kendimize göre değil, topluluklarımız, şehirlerimiz, ülkelerimiz ve nihayetinde dünyanın yararına göre hesapladığımız, daha kapsayıcı bir düşünce geliştirmeliyiz. Eğer bunun farkındaysak, o zaman oturup olayların kendi başlarına gelişmesine izin vermek için hiçbir mazeretimiz yoktur. Birbirimizden sorumlu olduğumuz sözünü yaymamız gerekiyor.

Şu anda gördüğümüz şiddetli mücadeleler, sadece nefret ve ayrılığı artırdıkları için, karşılıklı sorumluluk amacına zarar vericidir. Birbirine bağlı ve birbirine bağımlı olmak, birbirimizi önemsediğimiz anlamına gelir. Ve aynı fikirde olmadığım ailemin bir ferdine karşı şiddet gösteremeyeceğim gibi, her ne sebeple olursa olsun hoşlanmasam da başkalarına karşı şiddetten kaçınmalıyım.

Sosyalizmi desteklemiyorum ve kesinlikle herhangi bir komünizmi de desteklemiyorum. Özel bir siyasi bağlantım da yok. Benim ilgim, insanlığın refahı. Buna göre, önemseme, karşılıklı düşünme ve karşılıklı sorumluluğu destekliyorum.

Kapitalizmin yıkılışından sonra ortaya çıkan ekonomik sistem, daha önce hiç denemediğimiz bir şey olacak çünkü aile olmadıkça, birbirimize hiç değer vermedik. Bu yeni ekonominin net bir taslağı yok çünkü henüz birbirimizi önemsemeye başlamadık ama önemsemeye başlar başlamaz, ne yapmamız gerektiğini bileceğiz.

Bu biraz ilk defa anne olmak gibi. İlk çocuğuna sahip olana kadar nasıl anne olacağı hakkında hiçbir fikri yoktur. Ama çocuk doğar doğmaz aniden öğrenir. Yapması gerekeni hisseder çünkü sevgisi, anneliğine rehberlik eder.

Aynı şey önemsemeye dayalı bir toplum için de geçerlidir. İnşa etmeye başlayana kadar nasıl olması gerektiğini bilemeyiz. Ama ilk adımımızı attıktan sonra bilgi, birbirimize olan ilgimizden gelecektir.

Bu mümkün ve acildir. Eğer beklersek radikal, totaliter güçler çok fazla çekiş kazanacak ve toplumu tam tersi yola sokacaktır.

Birbirine Bağlı Bir Dünyada İnsan, Bölüm 2

Doğanın Deneyi

Soru: Doğanın bizi zorla bütünleşmeye doğru nasıl ittiğini görüyoruz. İlk başta, insanlar hayatta kalmak için birleştiklerinde bu, kabile, toplumsal bütünleşmesiydi, daha sonra zorla imparatorluk bütünleşmesi, sömürgeleştirme ve ardından kültürel, dini, ulusal ve sınıf bütünleşmesi geldi. Bugün ekonomik ve bilgisel bir bütünleşme var.

Bütün bunlar bizim katılımımız olmadan, doğanın etkisi altında gelişti ve hiç kimse bunu özellikler istemiyordu. Ve aniden bizi ayıran, tüm bağları durdurmamıza neden olan bir virüs var.

Bu neye yol açıyor? Bu doğaya aykırı gibi gözükmüyor mu?

Cevap: Prensip olarak, birbirimizden yavaş yavaş uzaklaşmaya doğru ilerliyoruz. Bir zamanlar topluluklarda, köylerde ve çiftliklerde yaşadık, ama şimdi herkesin kendi dairesi var.

Bugün, yeni evliler ebeveynleri ile yaşamıyor ve bu bir zamanlar doğaldı. Şu anda, her küçük çocuğun kendi odası, kendi kişisel alanı olmalı. Çocuğun egoizmi o kadar büyük oluyor ki, sadece 5-10 yaşında olmasına rağmen, kendisi için hala ayrı bir alana ihtiyaç duyuyor: “Bu benim ve girmeyin!” Başka bir deyişle, kişinin egoizminin büyüdüğünü görüyoruz.

Ve şimdi doğanın kendisinin bize gösterdiği, onun bir sonraki seviyesi ifşa oluyor. Birbirinize yakınsanız, ilişkileriniz sizi hastalığa ve ölüme götürür. Yani, birbirinizden iki ila 10 metre mesafede olmalısınız. Bunun nereye gideceğini kim bilebilir?

Temelde, bu oldukça doğaldır. Bu şekilde birbirimize daha az zarar verebiliriz.

Soru: Sanki doğa, egoistçe olduğu için, birbirimizle bağda olmamızı yasaklıyor mu?

Cevap: Burada başka bir şey öğreniyoruz. Bir yandan, ister istemez çalışmayı bıraktık ve bir süre kendimizi aile çemberinin içinde bulduk. Bu nedenle, insan bu yaşam tarzına alışık olmadığından, bazı problemler yüzeye çıktı.

Öte yandan, problemler sadece eşler arasında değil, aynı zamanda ebeveynler ve çocuklar arasında, çocukların kendileri arasında vb.de ortaya çıkmaktadır. Onlar, doğası gereği sosyaldir ve bunun çok büyük sonuçları olacaktır.

Doğa bizi belli bir deneyden geçiriyor; ben böyle görüyorum. Doğaya, bizleri, nasıl davranmamız gerektiğini anlayacağımız belirli bir duruma getiren, üstün bir zeka olarak bakıyorum.

Üst akıl, gerçekte nasıl davrandığımızı, koşullarımızı nasıl belirlediğimizi ve onların nasıl farkında olduğumuzu, hoş olanı hoş olmayanla karşılaştırarak, gelişimle, çeşitli hareketlerle bir çıkış yolu bulabileceğimizi bilir. Alışkanlıklarımızın, geleneklerimizin ve sosyal sorunlarımızın ve çözümlerinin nasıl değiştiğini görür.

Şimdi tüm ülkeler aynı anda farklı kültürlerde, farklı derecelerde bu tür bir yeniden yapılanmaya maruz kalıyorlar ve bu her şeye rağmen gerçekleşiyor.

Koronavirüs Sonrası Dönem, Hangi Hazları Hazırlıyor?

Soru: Bir kişi haz olmadan yaşayabilir mi?

Cevap: Hayır. Varlığının her dakikasında, kişi haz ister.

Soru: Sizce Koronavirüs döneminde ne gibi yeni hazlar ortaya çıkacak? Kafe ve restoranlarda bulunmaktan ve yurtdışı gezilerinden alınan eski haz biçimlerinin büyük olasılıkla ortadan kalkacağını görüyoruz.

Cevap:  Bunlar yavaş yavaş terk ediliyor ama istediğimiz veya istemediğimiz için değil. Doğa öyle bir şekilde programlanmış ki, içimizdeki tüm bu hazlar giderek değişiyor. Bu nedenle, 20. yüzyılda keyif aldığımız hazlar, 21. yüzyılda yavaş yavaş kayboluyor. Bunun yerine hangi hazlar geliyor? Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

İnanıyorum ki bunlar; içinde varoluşun bir sonraki seviyesini ifşa edeceğimiz, aklı ve kalbi, üst bir yaşamın hissi ile doldurmaya başlayacağımız, birbirimizle doğru iletişimin hazları olacaktır.

Soru: Birlikte oturmanın, iletişim kurmanın ve birbirimize bağlılığımızın daha derin katmanlarını ifşa etmenin en büyük haz olduğunu düşünüyor musunuz?

Cevap: Sade bir dille konuşmak gerekirse, bu,  doğanın üzerimizde nasıl çalıştığını, bizimle nasıl etkileşime girdiğini, onu nasıl etkilediğimizi ve bizi nasıl etkilediğini hissetmemiz gerçeğinden gelen psikolojik bir hazdır.

Soru: Yani tüm problemler ancak insanlar arasındaki ilişkiyi değiştirerek mi çözülebilir? Ve bunu kanıtlayabilir miyiz?

Cevap: Hiçbir şeyi kanıtlamaya gerek yok, onu hayattan göreceğiz. Ama bugün de böyle değil mi? İnsanlar arasında bir sorun olmasaydı, dünyamız ne kadar iyi olurdu?

Yorum: Bir yandan öyle görünüyor, ancak öte yandan, bir araya gelen insanlar için net değil, bir şekilde doğanın alt katmanlarını etkileyebileceğiz.

Cevabım: Bu açıklanmalıdır. Ve bütünsel bir doğada bulunduğumuz için açıklamak o kadar da zor değildir. Bütün evren ve biz, vücudumuz, toplumumuz, her şey parçaların bütünleşik etkileşimi ilkesine göre düzenlenmiştir.

Küresel, bütünsel sistemin çerçevesinde isyan çıkaran tek şey insandır, fiziksel değil ama ahlaki bir yolla, başkalarına karşı tutumuyla. Kişi başkalarına, “kendinin dışına” karşı bu tutumu düzene sokmak zorundadır.

Soru: Sizce insanlar şimdi birleşirlerse, doğanın üzerimizde bir tür yararlı etkisini hemen göreceklerini ve bunun tersine, eğer bağlarını keserlerse, bazı felaketlerin başlayacağını kanıtlamanın mümkün olacağını düşünüyor musunuz? Yoksa hala çok açık bir şekilde gerçekleşmeyecek mi?

Cevap: Bu çok açık bir şekilde gerçekleşmeyecek, ancak açıklamalarımızla bu süreci hızlandırabiliriz. Sonuçta, temelde böyle bir fırsatımız var. Ve her türlü virüs bize yardımcı olacaktır.

Birbirine Bağlı Bir Dünyada İnsan, Bölüm 1

Küresel Egoizmde Tuzağa Düşmek

Soru: Büyük fizikçi Albert Einstein şöyle söyledi: “İnsan, bizim tarafımızdan “Evren” olarak adlandırılan, zaman ve mekanla sınırlı bütünün bir parçasıdır. Kendisini, düşüncelerini ve duygularını diğerlerinden ayrı bir şey olarak deneyimliyor – bilincinin bir tür optik yanılsaması olarak. Bu yanılsama, bizim için kişisel arzularımıza ve bize en yakın birkaç kişiyi karşı sevgiyle sınırlanan bir tür hapishanedir. Görevimiz, tüm canlıları ve doğayı onun tüm güzellikleriyle kucaklamak için merhamet/sevgi çevremizi genişleterek, kendimizi bu hapishaneden kurtarmak olmalıdır. Hiç kimse bunu tam olarak başaramaz, ancak böyle bir başarı için çabalamak başlı başına özgürlüğün bir parçasıdır ve içsel güvenlik için bir temeldir. ”

Bu ifadeye katılıyor musunuz?

Cevap: İfadeler güzel. Fakat öyle düzenlenmişler ki, onları anlamaya başladığınızda, tamamen farklı şeyler, olaylar, nedenler ve çözümler hakkında düşündüğünüz sonucuna varıyorsunuz. Ve her şeyin olması gerektiği gibi doğru olduğu anlaşılıyor, herkes kabul ediyor, ama sonunda farklı yönlere koştukları noktaya geliyorlar.

Soru: Gerçekten, başkaları için sevgi hakkında, birlik hakkında konuşuyoruz ama bunun daha da kötüye gittiğini görüyoruz.

Fakat birlik ve sevgi binlerce yıl önce de konuşuldu. Bütün dinler bunun üzerine inşa edildi. Bugün bile bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Kişi, çok pragmatik olmasına rağmen, birliğin bize fayda sağlayabileceğini görür. Ama biz neredeyiz, bu birlik nerede, başkalarına olan sevgi nerede?

Cevap: Egoizmimiz birbirimize boyun eğmemize izin vermez. Bir anda size boyun eğersem, bir sonrakinde boyun eğmek istemediğimde, ondan uzaklaşmaya çalışırım, kendim için bir şeyler koparmaya çalışırım.

Ülkeler, hükümetler ve hükümetler arasında yapılan anlaşmalara bakın. Her ülkede, her bir hareket için, bir kişinin her hareketi için kaç yasa vardır? Ve onların uygulamalarını kim izliyor? Ve bu yasalar dahilinde ne yapabiliriz?

İnsanlar yeni yasalar icat etmekten başka bir şey yapmıyorlar, yazıyorlar ve raflara koyuyorlar. Ve sonra, gerektiğinde, onları her türlü tuzak kurma yöntemini kullanarak çıkarırlar ve bu yasanın var olduğunu ve etkinleştirilmesi gerektiğini kanıtlamaya başlarlar. Bu şekilde başkalarını bastırmak isterler.

Egoizmimizin herkesi boyun eğdirmek isteyen bu hareketlerini anlıyoruz. Bu egoistler, böyle bir gururla hükümetlerde dururlar ve parlamenter yöntemlerle başkalarını bastırmaya çalışırlar. Ancak bu şeyler ne kadar tolere edilebilir ve ne kadar süre var olabilirler?

Korona – Bizi Yeniden Programlayan Virüs (Thrive Global)

Bizleri sağlığımız için birbirine güvenmeye zorlayarak, virüs bize birbirimize güvenebileceğimizi, destekleyici topluluklar kurabileceğimizi ve insanlarda, zevkten daha fazla şey bulabileceğimizi öğretiyor.

Kim olduğumuzun farkına varamayabiliriz ama yaşam hakkında düşünme şeklimiz, istediğimiz şeyler, değerler, tercihler, arzularımız, davranışlarımız, korkularımız, tepkilerimiz, tüm bunlar içinde yaşadığımız sosyal ortam aracılığıyla ruhumuza “programlanmıştır”. COVID-19 kendini hayatımıza sokup onları karantinaya zorladığında, bu hepimizi etkiledi. Bazıları için etki fizikseldi ama herkes için duygusaldı. Koronavirüs’ün yaptığı sosyal ve davranışsal etkiler daha yeni başlıyor ancak onların etki alanı geniş ve kalıcı olacak. Bizler yeni bir döneme girdik. Ne kadar erken adapte olursak, hepimiz için o kadar iyi.

Önceki yaşam biçimimize dönmek istesek bile virüsün varlığı bunu çok zorlaştıracaktır. Nereye gidersek gidelim virüse yakalanma ya da başka bir kişiye bulaştırma ihtimali var, maske takıp mesafemizi korusak bile. Yavaş yavaş, virüs bizi barlara ve restoranlara gitmek, tatile çıkmak için uçağa atlamak, sadece yeni oldukları için veya arkadaşlarımızda olduğu için yeni aletler almak gibi,  alışkın olduğumuz şeyleri tekrar gözden geçirmeye zorluyor.

Bizi farklı davranmaya zorlayarak, virüs aslında ′′ bizi yeniden programlıyor.” Sadece birkaç ay önce, anlık hazların peşinde olmayan bir hayatı zihnimize canlandırabileceğimizi, kim düşünebilirdi ki? Ama şimdi, eğer temel gıdamızı garantilemiş olsaydık, pek çok kişi memnuniyetle çoğunluğa uymaktan vazgeçer ve Leslie Bricusse’ nin müzikalindeki yorumu gibi “durdurun dünyayı, inmek istiyorum ′′ derdi.

Koronavirüsü yine de başka bir salgın değildir. Tıpkı bir bilgisayar virüsü gibi işletim sistemimizi yeniden programlıyor ve özümüzü değiştiriyor. Ama kötü yönde değil; aksine hayatımızı yavaşlatıyor, böylece daha önce kaçırmış olduğumuz gizli hazları keşfedebiliriz. Bizleri sağlığımız için birbirine güvenmeye zorlayarak, virüs bize birbirimize güvenebileceğimizi, destekleyici topluluklar kurabileceğimizi ve insanlarda zevkten daha fazla şey bulabileceğimizi öğretiyor.

Koronavirüs, önüne geçilemez tüketiciliğe, gezegenin ve birbirimizin kontrolsüz sömürüsüne dönmemize izin vermeyecek. Bizlere, kendimiz ve çocuklarımız için iyi, sürdürülebilir bir yaşam kurmayı öğretecek. Direktiflerini isteyerek takip edersek, geçişi hızlı ve kolay bir şekilde tamamlayacağız.  İnadı sürdürürsek, bunu acılı bir şekilde ve yavaş yavaş tamamlayacağız. Her halükarda COVID-19 kazanacaktır. Yaşam için gerekli olmayan şeyleri kilitlemeye ve mutluluk için gerekli şeyleri açmaya zorlayacaktır.

Hükümetlerin Güçsüzlüğü ve Toplumun Pasifliği

Soru: Daha önce, İtalya’nın neredeyse tüm güney kısmı turizm sayesinde hayatta kaldı.  İşsizlik varsa, insanlar ailelerini nasıl besleyecekler?

Cevap: Artık birçok mesleğin, pozisyonun, kuruluş ve işletmenin önceki durumuna geri dönemeyeceğini anlıyorum.

Gerçek şu ki, kesinlikle açık bir devlet programı uygulamak gerekiyor.  Bu sadece bir sadaka şeklinde değil, tüm toplumun bu sorunun çözümünde planlı olarak katılımı olmalıdır.

Bu, gerekli olmayan iş gücünü azaltarak çözülür.  En azından şimdilik.  İnsanları eve göndermek ve onlara asgari normal bir  gelir sağlamak daha iyidir.

Nasıl yeni bir toplum yaratılacağını anlamalıyız.  Bunu yapmak için sürekli olarak görüşmeler, konuşmalar yapmalısınız, ancak şimdi çeşitli hükümet yetkililerinin davet edildiği televizyonda yapıldığı ve ihtiyaç duyduklarını öğütledikleri gibi değil.

Uzmanları, bilim adamlarını davet etmek gerekir, ancak başbakan olmayı hayal eden her türlü kamu figürünü değil.  Ve o zaman aydınlanmış olacağız ve gerçekten hangi koşula gelmemiz gerektiğini göreceğiz.  Bizim için daha da parlayacak ve ben bunu görüyorum.

Soru: Sadece devlet sistemlerinin istihdam sorunlarını çözebileceğini söylüyorsunuz. Eğer böyleyse, o zaman Kabalist’in manevi gelişim yerine Koronavirüs temasını ele alma sebebi nedir?

Cevap: Devletlerin bu sorunu çözebileceğini söylemiyorum.  Bu, toplum ve üreticiler için bir sorundur.  Toplum neye ihtiyacı olduğuna ve artık neye ihtiyacı olmadığına karar vermelidir ve devletin her şeyi yönetmek için ondan aldığı işlevleri üstlenmelidir.

Gerçek şu ki, hükümetlerde hüküm süren bu tür rekabet yasaları ile bu sorunları çözemeyebilirler.  Onları suçlamıyorum çünkü insan doğası bizi böyle bir duruma getirdi.

Hiçbir şekilde bunun hükümetlere bırakılması gerektiğine inanmıyorum.  Eğer toplum, gösteriler ve protesto yürüyüşleri düzenleyerek onları protesto ederse belki bir şey yapabilirler, en azından şimdilik. Gerçekten de, birçok firma ve işletme normal faaliyetlerine geri dönemeyebilir.

“Düşüncelerimizle Covid- 19 İle Savaşabiliriz” (Linkedin)

Pencerenin dışında gördüğümüz hayat, birbirimizle olan bağlantımızın bir yansımasıdır. Amerikan şehirlerinde şiddet gösterileri ve dünya çapında yeni bir Koronavirüs dalgası, her şeyden önce sosyal sorunlardır. Sadece birbirimize karşı tutumumuzu değiştirmeyi kabul edersek ikisini de çözebiliriz.

Koronavirüs bize, sadece karşılıklı sorumluluk koşulu altında sağlıklı olabileceğiniz, ayrılmaz bir dünyada yaşadığımızı öğretti.

Koronavirüs, birbirimizin sağlığından sorumlu olduğumuz için hepimizin birbirimize bağımlı olduğunu gösterdi.  Ancak bu karşılıklı sorumluluğun bizi sağlıklı tutmasını istiyorsak, kendi sağlığımızı değil, başkalarının sağlığını düşünmeliyiz. Sadece herkesi sağlıklı tutmak için çaba gösterirsek, çevremizdeki hiç kimse hasta olmayacağından kendi sağlığımızı garanti ederiz.

Şu anda maske takıyoruz çünkü çevremizdeki diğer insanlardan virüse yakalanmak istemiyoruz.  Bu doğal, egoist düşüncedir. Ancak bu tür bir düşünce virüsün yayılmasını durdurmaz, çünkü birçok insan ondan korkmaz; güçlü ve sağlıklı hissediyorlar ve maske olmadan dolaşmayı umursamıyorlar, aslında başkalarına bulaşabilecek asemtomatik taşıyıcılar olabilirler. Kendimizi korumak için değil, virüsü başkalarına geçirmekten kaçınmak için, düşüncelerimizi tersine çevirmeli ve maske takmalıyız.

Bu şekilde korona virüs, başkalarına karşı tutumumuzu değiştirmemize yol açacaktır. Bunu yapana kadar kaybolmayacak.

Korona virüs bize sadece karşılıklı sorumluluk koşulu altında sağlıklı olabileceğiniz ayrılmaz bir dünyada yaşadığımızı öğretti. Eğer bizler karşılıklı sorumluluk geliştirirsek, hükümetin herhangi bir kural ve düzenleme getirmesine ihtiyacımız olmayacaktır; kendi duygularımız bize ne yapmamız ya da yapmamamız gerektiğini gösterecektir. COVID- 19, düşünce yapımızı başkalarına doğru değiştirmeye başladı ve bizler bu süreci tamamlayıp, düşüncelerimizi tamamen kendine hizmet eden bir zihniyetten, sadece başkalarını düşünmeye kaydırıncaya kadar gitmeyecek. İlk başta bu, sadece kendimi sağlıklı tutmak için olacaktır ama yavaş yavaş herkesi kendimizden önce koyma alışkanlığı ikinci doğamız olacak ve sonra virüsü yeneceğiz ve o yok olacaktır.