Category Archives: Birlik

Birlik Şovenizme Yol Açtığında

Soru: Kardeşlik ilkesi nedir?

Cevap: Bu ilkeye uymak bize en iyi koşulu sağlar. Birbirimizi düşünürsek, birbirimizi desteklersek ve herkes birbirini önemserse, hiçbirimiz kötü hissetmeyiz.

Yorum: Aşırı birliğin ırkçılığa, şovenizme, köktenciliğe ve dini fanatizme yol açtığı söyleniyor.

Cevabım: Hayır. Bu, bir grup insanı alıp onlara daha dikkatli davranmaya başlarsam olur, çünkü başkalarına yönelik belirli bir hedefimiz vardır. Başkalarına karşı!

Kendimizi özel bireyler gibi hissetmeye başlarız. Bize güç veren egoist bir duygudur. Ve burada elbette amacın ötesine geçeriz. Ancak bu artık basit bir egoizm değil, şovenizmdir.

Soru: Yani birisine karşı birleşmek egoist doğamıza aykırı değil mi?

Cevap: Evet. Bu durumda, sadece ortağa ihtiyacım vardır. Onları bulurum, birbirimizi gözetiriz,  güçlü, sıkı sıkıya bağlı bir ekibizdir ve sadece herkesi alt ederiz.

Soru: Belki de tüm dünyalıların birine karşı, örneğin uzaylılara karşı toplanmasını sağlayacak bir şey bulabilir miyiz? Sanki bir tür tehlike içindeymişiz gibi. Ve o zaman tüm dünyalılar birleşirdi.

Cevap: Her ülke bir tür rakip ortaya atar. Ve bu gerçekten insanları birleştirir. Bu, politikacılar tarafından kullanılmaktadır. Neden tüm gelişmiş ülkeler genellikle muhalefettir? Bu onların birleşmesine yardımcı olur, insanları, kaynakları harekete geçirir ve kitlelerde ek güç sergiler.

“Birçok İsyan, Tek Suçlu” (Linkedin)

 

ABD Başkanı Joe Biden, seçim kampanyası sırasında söz Koronavirüse geldiğinde, “Herhangi bir yerdeki enfeksiyon, her yerde enfeksiyondur” dedi. Bu sadece Koronavirüs için geçerli değil. Yakın zamana kadar Amerika’da yaşanan isyanlara bakın; Rusya’ya geçmiş görünüyorlar. Fransa’da başlayan diğer isyanlar da Hollanda’ya kaydı. Myanmar’da bir darbe oldu; Avrupa’daki diğer ülkelerde ve başka yerlerde hükümetler sallanıyor; ve küresel istikrarsızlık dünyayı ele geçirmiş gibi görünüyor.

Bunda bir rastlantı yok. Küreselleşmenin öncelikle ülkeler arasında ekonomik ve ticari bağlar demek olduğunu düşündük ama yanılıyorduk. Tüm dünya aynı düşüncelerden, aynı eğilimlerden ve aynı zihniyetlerden etkilenir. Herhangi bir yerde sorun olduğunda, her yerde sorun vardır! Yeni normal budur.

Bizler kendimizi hala ayrı bireyler, ayrı toplumlar ve ayrı ülkeler olarak düşünüyoruz, ancak biz bunların hiçbiri değiliz. Hepimiz bağlıyız. Avustralya’da bir kişinin ne düşündüğü, Alaska’da yaşasalar bile dünyadaki tüm diğer insanları etkiliyor. İnternetin fikirleri yaymanın ve insanları isyana kışkırtmanın bir yolu olduğunu düşünüyoruz, ancak bundan çok daha derin: En temel arzularımız ortak bir kaynaktan, bizim egomuzdan çıkar ve şimdi bu arzular birbirleriyle olan bağlarını göstermeye başlıyor. Bundan sonra, hiçbir münferit sıkıntılar, münferit zaferler olmayacak; biz istesek de istemesek de her şey tüm insanlık tarafından paylaşılmış olacak. Kelimenin tam anlamıyla hep birlikte yükseleceğimiz ya da hep birlikte düşeceğimiz, önümüzdeki aylarda ve yıllarda giderek daha net hale gelecektir. Tüm isyanların ve tüm sorunların tek bir suçlusu var – bizim egomuz. Bu bağlı, ortak kök ortaya çıktı ve artık onu daha fazla gizleyemeyeceğiz veya görmezden gelemeyeceğiz. Bu nedenle, bugün, kişinin kendi çıkarını düşünmesi sadece katlanabileceğimiz bir lüks değil, gerçeklikten kopmak ve düpedüz aptallıktır.

Bu arzuların birleşmesi çok ciddi ve derin bir sebepten dolayı gerçekleşiyor. Aynı arzuya sahip olmak, dünyanın her yerindeki insanların davranış ve ifadelerinde gördüğümüz gibi, aynı düşüncelere sahip olmak demektir. Başka bir deyişle, bu insanları bir araya getirir. Onlar bu yakınlığı benimserlerse mutlu olurlar ve toplum zenginleşir. Reddederlerse acı çekerler, çünkü bu bağ herhangi bir şekilde ortaya çıkar ve bizi istenmeyen bir gerçekliğe getirir.

Dünya bize ihtiyacımız olandan çok daha fazlasını sağlar. Kendimizi tek, küresel bir aile olarak düşünürsek, sadece temel düzeyde değil, barınmadan sağlık hizmetlerine ve eğitime kadar, eğlence ve dinlence için bile, hayatımızın her alanında herhangi bir eksikliğin olmadığını görebiliriz.

Değişimlerin hızı sadece artacak ve bizim buna uyum sağlamamızı talep ediyor. Topluma karşı tavrımızı değiştirmezsek ve dünyanın her yerinde ortaya çıkan yakınlık ve karşılıklılığı kucaklamazsak, bir nehirde hızlanan akıntıya karşı yüzdüğümüzü hissedeceğiz. Bir seçeneğimiz var – aşağıya doğru yüzmek ve yolculuğun tadını çıkarmak ya da akıntıya karşı yüzmek, kendimizi tüketmek, nehir tarafından uzaklaştırılmak ve sonunda boğulmak.

“COVID 19 Pandemisinden Sonra Dünya Nasıl Değişecek?” (Quora)


Bizler, birbirine bağlılığımızın ve karşılıklı bağımlılığımızın muazzam boyutunu anlamaya başladığımız büyük bir geçiş döneminin ortasındayız.

Ayrıca, kendimizi de dünyamızı yok ederken buluyoruz. Bunun nedeni ise birbirine bağlı ve birbirine bağımlı sistemlerin önemli bir yönü, tüm parçalarının sistemin yararına hareket etmesi durumunda, sistemin uyumlu bir şekilde çalışması ve parçalarının tüm sistemin sağlığını ve canlılığını deneyimlemesidir. Aksine, eğer parçaları bütüne fayda sağlamaktan ziyade kendi yararına öncelik veriyorsa, o zaman sistemin çöküşüne neden olurlar.

Son egoist eğilim, 2021’de insan toplumunun genel tutumunu ve davranışını tanımladığından, bildiğimiz şekliyle dünyanın parçalanmasını bekleyebiliriz. Bir yandan, finansal ve endüstriyel mekanizmalarımızın artan zayıflığını göreceğiz ve öte yandan, doğal afetlerin bizi gittikçe daha fazla sarsmasını bekleyebiliriz çünkü doğa, temelde bize birbirimizle olan ilişkimize göre tepki verir.

Olumlu, sağlıklı ve dengeli bir hayat yaşamak için, çaresizliğimize uyanana kadar olumsuz bir sarmaldan aşağı doğru ilerlemeye devam edeceğiz. Bu noktada, yaşama şeklimizi değiştirmek için büyük bir ihtiyaç geliştireceğiz. O zaman, nasıl birbirine bağlı ve birbirine bağımlı sistemin işlevinin bir parçası olduğumuza, onun amacının ne olduğuna, sistemdeki rolümüzün ne olduğuna, sistemin doğasının ve insan doğasının ne olduğuna, bunlar arasında nasıl denge kurabileceğine, bu sistemde neden ve nasıl ayrıldığımıza ve daha yakın olmak için birbirimize karşı tavırlarımızda ne yapabileceğimize dair güncellenmiş açıklamalara artan bir ihtiyaç duyacağız.  Başka bir deyişle, birbirimizle olan bağlarımızda bir iyileştirme yapmamız gerekecek ve bu iyileşme kendi başına gerçekleşemeyecek. Bu, bizleri  birbiriyle bağlı ve birbirine bağımlı bir gerçeklikte olumlu bağa, uyuma ve mutluluğa yönlendirebilecek yeni bir metod gerektirecektir.

“İnsanlar Neden İnançlarında Radikalleşme Eğilimindedir?” (Quora)

Bu bir sorundur, ki bizler doğanın bizden ne istediğini öğrenme gerekliliğini anlayamıyoruz, bu da tüm dünyanın başlıca dinlerinin temelinde yer alan aynı yasadır: “Komşunu kendin gibi sev” (Levililer 19:18).

Bizler tüm farklılıklarımızın, bölünmelerimizin, reddedişlerimizin ve birbirimize olan nefretimizin ötesinde sevgiye ulaşma gerekliliğinde eşitiz, çünkü “sevgi tüm günahları örter” (Özdeyişler 10:12). Ancak, başkaları pahasına haz almayı isteyerek, doğanın olumlu bir şekilde bağlanma talebini reddeden egoist insan doğamız, bizi birbirimize karşı konumlandırır ve bu tüm radikalleşmenin temel nedenidir.

İnsan egosu her kişinin ve grubun içinde işler. Bu, her birimizin kendimizi ve ait olduğumuz grupları diğerlerinden daha iyi olarak görmemize neden olur, inançlarını aşırılıklara götürmeye istekli radikallerde artışa yol açar. Nihayetinde ego, dünyamızı yok etmeye hizmet eder ve radikalleşme onun doğal sonuçlarından biridir.

Tüm bölünmemizin, nefretimizin ve radikalleşmemizin arkasındaki temel nedenin insan egosu olduğunu anladığımızda, o zaman egonun üzerine nasıl yükseleceğimize odaklanmak akıllıca olur. O zaman kendimizi herhangi bir yönelime bağlamaya gerek kalmaz, doğanın temelini oluşturan tek bir eğilime bağlanırız: İnsan egosunun üzerine çıkma, tüm farklılıkların üzerinde başkalarıyla birleşme ve ayrıca bunu yapmak için metodu öğretme ve paylaşma ihtiyacı.

Kabala’da Bireysellik İçin Yer Yoktur

Soru: Bir yandan her şeyin bir insanın içinde olduğu söyleniyor, diğer yandan da siz, başka insanlarla çalışmaya başlamam gerektiğini söylüyorsunuz. Çalışmak, meditasyon yapmak ve dua etmek benim için yeterli değil mi? Yine de başkalarıyla iletişime geçmem mi gerekiyor?

Cevap: Bir kişinin tek başına Yaradan’ın ifşasına ulaşması imkânsızdır. Kişi, bunun yalnızca bir grupta başarıldığını ve başka yolu olmadığını anlamalıdır. Bireyselliğin, münzevinin, Kabala’da yeri yoktur.

Diğer insanlarla bir şekilde birleşmeye çalışarak, “Mısır’a girmeye” (egoizm) başlarsınız. Birlikte, birbirinizle bağ içinde, Yaradan’a benzer olacak niteliklerde toplanmaya çalışan onluyu geliştirirsiniz.

Benzerlik yasasına göre, siz ve Yaradan’ın nitelikleri arasında var olan şeyi, karşılıklı ihsan etme, sevgi, bağ, birlik niteliklerini, Yaradan’ı kendi içinizde hissetmeye başlayacaksınız.

 

Kabala’da Kadının Görevi

Soru: Günümüzde, Kabala’da bir kadının ana görevi nedir?

Cevap: Erkeklerle aynıdır: egoizminin üzerine çıkmak, başkalarıyla birleşmek ve Yaradan’a ulaşmak.

Soru: Bir kadın, kendisiyle Kabala çalışan diğer kadınlarla birleşmeli midir?

Cevap: Evet buna değer. Eğer ciddi bir öğretmen tarafından yönlendirilen ciddi bir grup varsa o zaman buna değer. Bu tek başına çok zordur. Ya da internet üzerinden çalışabilirsiniz.

 

Manevi Yolu Hızlandırmak

Soru: Manevi yolu hızlandırmak ne anlama geliyor ve buna neden ihtiyacımız var?

Cevap: Manevi hızlanma, gelişimi hızlandırmak demektir. Bu, bunu kendim için değil, sadece grup için, Yaradan için, insanlık için yani egoizmimin çerçevesinin ötesine geçen her şey için yaptığım ölçüde gerçekleşebilir.

Başkalarına yardım etmek için manevi gelişimimi hızlandırmayı arzularsam, ek güç kazanacağım ve gelişimimi hızlandırarak tüm Kli’yi, tüm ruhu ardımdan çekeceğim.

 

Musa-Kalpteki Noktanın Tezahürü

Soru: Moshe (Musa), kişinin içindeki bir güç müdür?

Cevap: Evet. Bu, bir kişinin içinde veya bir grubun içinde, bir aşamada ortaya çıkan kalpteki noktanın bir tezahürüdür.

Soru: Musa ile İbrahim arasındaki fark nedir?

Cevap: Bu, Yaradan için aynı çabadır, ancak farklı seviyelerde.

Kalpteki nokta, egoizm pahasına gelişmeye, büyümeye başlar. Tüm egoist nitelikleri ve biçimleri üzerine alır. Aksi takdirde, egoizmin içine batmazsak, Yaradan’a karşı harekete geçmek imkansızdır. Bu nedenle Musa egonun içine dalmalıdır, Firavun ‘un sarayında Firavun ‘un kızı Batya tarafından büyütülmesine şaşmamalı. Bundan sonra görevine hazırdır.

Ancak bunu yerine getirmek için, manevi büyükbabasından ve analığından tamamen kopması gerekir. Bir de prens olmasına rağmen Mısır’dan kaçmak zorunda kaldığı bir durum vardır. O, kaçar.

Dedikleri gibi, Jethro’ nun kızı, gelecekteki eşi Zipporah ile tanıştığı yurtdışına kaçar. İki çocukları vardır. Ancak bir süre sonra karısını ve çocuklarını bırakarak tekrar Mısır’a döner.

Soru: Bunu anlatırken, bir yere giden, gelen, çocuk doğuran tüm bu insanları hayal etmiyor musunuz?

Cevap: Hayır, elbette hayır. Ancak bu şekilde yazılıdır. Çok kolay!

Soru: Bu olayları onlu açısından ele alırsak, onludan nereye kaçıyorum? İçinde neler oluyor?

Cevap: Onludan kaçmıyorsun. Onludaki insanlar, Yaradan’a ulaşamayacaklarını anlamaya başladıklarında, o zaman özlerinin, manevi köklerinin ne olduğuna dair kesin bir tanıma sahip olurlar.

Kendi aralarında daha fazla birleşmeye başlarlar. Musa denen, kalpteki noktaya ulaşırlar ve onun etrafında çalışmaya başlarlar. Sonunda, bu noktanın, Firavun ‘un otoritesi altında, egoizmlerinin otoritesi altında olduğunu keşfederler ve bu nedenle, egonun kullanımından tamamen vazgeçmeye zorlandıkları noktaya kadar ancak mekanik, yapay bir şekilde, onun üzerine çıkma ümidi yoktur.

Soru: Musa kaçar ve  40 yıl çölde yaşar, bu ne anlama geliyor:?

Cevap: Bu, egoizminden koptuğu ve onu kullanmak istemediği anlamına gelir. Bu henüz Mısır’dan bir çıkış değildir ama şimdiden bir ayrılmadır.

Musa (kalpteki-nokta) egoizmden bağımsız, ayrı olarak var olur. Bu nedenle Mısır’a döndüğünde kesinlikle Firavun’un tam tersidir. Ona büyükbabasıymış gibi bakmaz. Bu, gelen yepyeni bir kişiliktir ve “Halkımın gitmesine izin vermelisin.” diye talep eder.

Toplum Yönetebilir Mi? (Linkedin)

 

Bugünün toplumu bölünmüş durumdadır çünkü bölünmek politikacıların çıkarındır. Irkçılığı hiç duymadıysanız ve siz ve aileniz farklı bir inanç, etnik köken veya ten rengine sahip bir ailenin yanında yaşıyor olsaydınız, bu farklılıklar yüzünden onların ahlakından şüphe etmek aklınıza gelir miydi yoksa onlarla, oldukları insanlar olarak mı ilişki kurardınız?

Rusya ve Belarus’taki siyasi protestolar, Batı Avrupa’da Covid-19 isyanları, ABD’deki tartışmalı başkanlık seçimleri ve Myanmar’daki darbe, tüm dünyanın yaşadığı yönetim krizini yansıtıyor. İnsanlar hükümetlerine olan güvenlerini yitirdiler, bu yüzden sokaklara çıkıyorlar, silahlanıyorlar ve ülkeleri üzerinde fikirlerini zorlamaya çalışıyorlar. Ancak güçlü yönetim günleri sona eriyor. İnsanlar hükümetlere güvenemiyorsa, hükümetler yönetemeyecektir. Birbirine bağlı toplumların kendilerini yöneteceği yeni bir çağın eşiğindeyiz. Elbette yöneticiler olmadan olmaz, ama toplum kararları verecek ve bir şeyi telkin edip başka bir şey yapan seçkin manipülatör grupları değil.

Bugünün toplumu bölünmüş durumdadır çünkü bölünmek politikacıların çıkarınadır. Onlara ses veren her mikrofona bölücü laflar söylüyorlar ve saçtıkları nefret, insanları hiçbir sebep olmaksızın birbirlerine düşürüyor.

Bir dakikalığına şunu düşünün: Irkçılığı hiç duymadıysanız ve siz ve aileniz farklı bir inanç, etnik köken veya ten rengine sahip bir ailenin yanında yaşıyor olsaydınız, bu farklılıklar yüzünden onların ahlakından şüphe etmek aklınıza gelir miydi yoksa onlarla, oldukları insanlar olarak mı ilişki kurardınız? Nefret siyasetinin saygısızlığının artık işe yaramayacağı bir eşiğe yaklaşıyoruz. İnsanlar yavaş yavaş etnik kökenleri, inançları, siyasi görüşleri, renkleri veya kültürleri nedeniyle diğer insanlardan nefret etmenin onlara iyi gelmediğini görmeye başlayacaklar. Bu onlara zarar verir ve bu yöntemi kullanan politikacılara fayda sağlar. Bu olduğunda, insanlar gerçekten bağ kurmaya istekli olacak ve gerçek popüler liderler yükselecektir.

Onlar politikacı olmayacaklar; onlar, halkın gerçek hizmetkârları olan, her şeyin sorunsuz yürümesini sağlayan, ancak insanların kendilerini gerçekten mutlu eden şeylerle (birlikte olmak, sosyalleşmek, bağ kurmak ve birleşmek)  meşgul olmasını sağlayan insanlar olacaklar.

Bağ kendi başına bir güçtür. Bağ, gerçekliğin motorudur. Çevremizde gördüğümüz her şey, birlikte kusursuz bir şekilde çalışmalarını sağlayan, mükemmel bir uyum içinde karmaşık bir şekilde birbirine bağlanmış sayısız parça ve öğeden oluşur. Her hayvan topluluğu da yaşadıkları ekosistemin genelindeki hayvan toplulukları gibi bu şekilde çalışır. Yalnızca biz insanlar, nefret politikamız aracılığıyla, ayrılamayacak olanı ayırmaya, kırılamayacak olanı kırmaya çalışırız ve kendi ellerimizle kendimiz için inşa ettiğimiz toplum işlemediğinde ve ihtiyaçlarımızı karşılamadığında hayal kırıklığına uğrarız.

Nefret söylemi ve boykot kültürü çılgınlığından vazgeçtiğimizde ve toplum olarak kimliğimizi oluşturan farklı unsurları kucakladığımızda, herkes için ve katılmak isteyen herkes için bolluk olduğunu göreceğiz. İyi bir yaşam için tek kriter, bir toplumu oluşturan bireyler arasındaki bağdır. Bizim bölünmemizden kar elde etmek isteyen oportünist politikacılar sayesinde, artık nefretin işe yaramadığını öğrendik. Her şeyi yıktık ve mutlu değiliz. Bu nedenle, şimdi inşa etmeye başlayabiliriz. Şimdi tek ve bir ilkeyi; bağ kurmayı izleyen bir toplum tesis etmeye başlayabiliriz. Diğer her şey doğal olarak yerine oturacaktır. Ve bu bağ yönetimi, toplumun gerçek yöneticisi olacaktır.

Egonun Direnci

Yorum: Uzun yıllardır sizinle çalışıyorum, ancak içimdeki bir şey tamamen gruba girmeye direniyor.

Cevap: O “bir şey” değildir. O sizin egonuz, gururunuzdur. Kendiniz için bir hedef belirlemeye çalışın ve grup içinde en az bir kez kendinizi feshedin.

“Ben yokum” un ne anlama geldiğini hissedecek ve anlayacaksınız. Var olmadığınız an, Üst dünyayı ve Yaradan’ı hissetmeye başlayacaksınız.