Category Archives: Birlik

Mısır’a Giriş

Soru: Birleşme için çabalayan bir kişi, doğasını araştırmaya başladığında, onun buna direndiğini görür. Bu koşula Mısır’a giriş mi denir?

Cevap: Evet. Bir yandan birleşmeye doğru gitmesi gerektiğini anlar. Bu niteliğe Yusuf (Yosef) denir. Ama kardeşlerinin temsil ettiği geri kalan nitelikleri bencildir. Onlar bununla kesinlikle aynı fikirde değildir.

Sonuç olarak, herkes Mısır’a (egoizmin içine) düşer ve bir şekilde birbiriyle çalışmaya, birleşmeye, çoğalmaya yani bağlarını artırmaya başlar. Kişi ne kadar bencil olduğunu ve egoist arzularının onu nasıl mahvettiğini anlamaya başlar.

Zohar Kitabı: İnsan Suretinin Yeniden İnşası

Soru: Bizim neslimiz için tasarlanan Zohar Kitabı, neden bizim çağımızdan çok uzun zaman önce, ikinci yüzyılda yazılmıştır?

Cevap: Çünkü o, 2.000 yıl önce, manevi dünyanın en üst seviyede edinimi içinde olan,  ruhun tam ıslahı seviyesinde olan bilgeler tarafından yazılmıştır.

Kabalist Şimon bar Yohai ve her biri özel bir manevi kategoriyi temsil eden dokuz öğrencisi bir araya geldiler ve bu bağın içinde, Yaradan ile tam bir benzerlik olan Adem tasvirini oluşturdular. Dolayısıyla, onlar bizim için, en düşük ruhlar için, en düşük seviyeden en yükseğe yükselme sistemini yaratabildiler.

Bu sistem zaten var. Onlar, yeniden inşası için bir tür plan oluşturdular: üst ışığın etkisiyle onun parçalarını nasıl toplayıp yapıştırabiliriz.

Bu şu şekilde olur: ruhlarının parçalarını bir araya toplamak isteyen insanlar vardır ve bu özlemle Yaradan’ı, üst gücü, ışığın gücünü, onların arasında bir yapıştırıcı oluşturması için çağırırlar. Ve böylelikle kendilerini yavaş yavaş birbirlerine yapıştırırlar.

Bir insan suretinin yeniden inşasının her aşamasında, ruh parçaları ile Yaradan arasındaki doğru etkileşim, Zohar Kitabı’nın etkisidir- birbirimizle nasıl adım adım birleşebiliriz, üst ışığın, bizi birbirine bağlayan üst gücün etkisini nasıl uyandırırız ve kendimizi yeniden inşa eder ve bizi tam, mutlak, mükemmel bir koşula getiririz.

Yakınlaşmanın Tek Yolu

Soru: Kültürlerarası ideoloji, her bireyin kişisel manevi gelişimine nasıl yardımcı olur?

Cevap: Tüm farklılıkların üzerine yükselmemize yardımcı olur. Los Angeles’taki öğrencilerle dersler düzenledim ve birbirleriyle nasıl iletişim kurduklarını merak ettim. Onlardan biri siyah, diğeri sarı, üçüncüsü beyazdı, birisi Müslüman başörtüsüne sarılı ve diğeri Davut Yıldızı ile dolaşıyordu. Sorularıma “Biliyorsunuz, bunu önemsemiyoruz” diyerek cevapladılar.

Bugün artık durum bu olmayabilir. Ancak o yıllarda, “Birbirimize o kadar alıştık ve birbirimizle o kadar yakın iletişim kuruyoruz ki, tüm bu dışsal özellikler bizi rahatsız etmiyor” dediler.

Yorum: Bu tür bir toplumun avantajlarından biri, göçmenlerin bir bilgi kaynağı ve nitelikli bir işgücü olmasıdır. Yeni tatlar, tarzlar, müzik, kültür ve farklı dilleri ve dinleri öğrenme fırsatı getiriyorlar.

Ancak farklı ülkelerdeki tüm bu kültürel ve bilimsel meraklar, çatışma ortaya çıkar çıkmaz ortadan kalkar. Onlara ne engel olmaktadır? Görünüşe göre milyarlarca doların yatırıldığı bir çocuk bakımı ve eğitim dönemi var ve yine de şu anda örneğin Amerika’da neler olduğunu görebiliriz.

Cevabım: Bu yetiştirme tarzı yanlıştır. Hiçbir şey yardımcı olmayacak. Hata, birbirlerine doğru bir şekilde nasıl yakınlaşacaklarının öğretilmemiş olmasıdır. Herkese, her bakımdan özgürlük verilir ve bu yolla birbirlerine yaklaşmanın doğru yolunu bulduklarına inanırlar. Bu yanlıştır.

Doğanın, yakınlaşma ile ilgili tek bir yolu vardır, bu da kişinin doğasının üzerine çıkması ve egoizminin üzerinde, komşusuyla bağ içinde olmayı tercih etmesidir. Bu öğretilmelidir. Bu aşamalı olarak gösterilmelidir.

İnsan doğasını değiştirmeden, her hangi bir şeyi çözmek imkânsızdır. Günümüzde bu olasılığa yaklaşıyoruz. Bizler, insan doğasını anlamalıyız, yoksa hayatta kalamayız.

İbrahim – Büyük Reformcu

Soru: İbrahim’e kim öğretti? Neden bu kadar bilge bir adam oldu?

Cevap: İbrahim, Adem’den başlayarak müritler dizisinde yirminci sıradadır. Adem, 5,781 yıl önce yaşadı ve İbrahim’e ulaşıncaya kadar yirmi nesil boyunca müritleri vasıtasıyla manevi metodu aktarıldı.

İbrahim ile ilgili olarak, kendisini çeşitli kabilelerden oluşan tüm Babil halkının birdenbire egoizm patlaması hissettiği ve insanların birbirinden nefret ettiği bir durumda bulması dışında, özel bir şey yoktur.

Sonra İbrahim bu olguyu araştırmaya başladı ve bunun egoizmdeki keskin bir artıştan kaynaklandığı ve bu konuda bir şeyler yapılması gerektiği sonucuna vardı. Egoizmin üzerinde bir bağ kurma sistemi inşa etmenin gerekli olduğu, ıslah metodunu ortaya çıkardı. Bütün Babillileri buna çağırmaya başladı.

Büyük bir lider olduğu için bazı Babilliler onu dinledi ve takip etti. Daha sonra onları Babil’den İsrail ülkesine götürdü, ancak insanların çoğu orada kaldı ve daha sonra dünyanın dört bir yanına dağıldı.

İbrahim büyük bir reformcuydu. Aralarındaki bağda, doğanın tek gücünü ifşa etmeye çalışan bir grup topladı ve içinde bu ihtiyaç gelişmemiş olan kişiler Babil’de kaldı.

Yaradan’a Dönmek İçin İtici Bir Güç

Soru: Tüm nesnelerin ve olayların arkasında tek bir güç görebilmek için içimde bu fikri destekleyen arzular bulmak zorunda mıyım?

Cevap: Hayır, kendi içinizde böyle arzuları bulamayacaksın. Onları alabileceğiniz uygun bir grup içinde olmalısınız.

Gerçek şu ki hiçbirimiz birleşme için hiçbir arzuya sahip değiliz. İçimizde ihsan etme arzusu da yoktur. Ama bir grupta toplandığımızda ve ne kadar bencil olduğumuzu, bütün bu birliği ne kadar istemediğimizi ve hatta tüm bu birliği küçümsediğimizi gördüğümüzde, manevi nitelikten, Yaradan’ın niteliğinden ne kadar uzak olduğumuzu anlamaya başlarız.

O zaman, Yaradan’dan bizi birleştirmesini isteme koşuluna ulaşmak için, birbirimize yakınlaşmak için, her türlü yapay tekniği denemekten başka seçeneğimiz yoktur.

Tüm grup çalışmaları, birbirimiz için birlik yönünde çabalamanın bir örneğini oluşturmaktan ibarettir. Bu, doğal arzumuz olmasa da bunu yapay olarak yaptığımızda dostlarımıza örnek oluruz.

Sonuç olarak, birleşme için çabalıyor gibi göründüğümüz ama aslında buna ulaşamadığımız bir duruma geliriz. Arzulanan durum ile gerçek arasındaki fark burada ortaya çıkar. Bu farklılık, Yaradan’a dönmemiz için itici bir güç yaratır.

“Işığı Karanlıkta Bulmak” (Linkedin)

Günümüzde ıstırap, kutuplaşma ve kafa karışıklığı insanların hayatlarında bolca yer almakta. Etrafımızdaki her şey kasvetli ve korkutucu göründüğünde, toplumun gitmekte olduğu ufku net bir bakış açısı ile görmek zordur, ama umutsuz bir durumda ışığı keşfetmenin de bir yolu vardır. Aslında yeni ve daha iyi bir gerçekliği mümkün kılan tam da bu zıtlıkların karşıtlığıdır.

Karanlık ve ışık arasındaki çatışma hemen hemen tüm hikâyelerimizde ve filmlerimizde tasvir edilmiştir. Her zaman iyi ve kötü karakterler vardır ve kahraman, özel niteliklerini, ihtiyacı olan herkese yardım etmek için kullanan kişidir. Ancak, kendi hikâyemize baktığımız açıya bağlı olarak, başlangıçta iyi olan karakterler kötüye dönüşür ve kötüler iyi olur. Bu, kendi yaşamlarımızdaki karanlık ve ışığın, her birimizin bireysel algısına göre değiştiği anlamına mı gelir?

Bireysel hayatta, cevap evettir. Ancak doğanın kanunları seviyesinden baktığımızda, tutarlı bir yapı fark edebiliriz; iyi, her bir parçanın diğerlerine yarar sağladığı ve tamamladığı yerde, doğanın tüm parçalarının olumlu ve faydalı bir şekilde bağlantı kurmasına yardımcı olandır ve kötü, insanlar arasında ayrılığa ve çatışmaya neden olandır.

Şayet hepimiz ışığa özlem duyuyorsak, neden dünyada karanlık var? Biz iyiyi ondan ayırabilmemiz için bu dünyada kötülük mevcuttur. Bu iki karşıt form her zaman mevcuttur. Eksi olmadan artı yoktur. Sadece zıtlıklar arasına onları etkili bir şekilde birbirine bağlayan bir şey yerleştirerek ikisinin de varlığından haz alabiliriz.

Bizler, başkalarının pahasına onlardan yararlanmaya çalışma eğilimimizin üzerinde her bir kişiye karşı olumlu bir tutum inşa etme sanatını öğrenmeye başlamalıyız ve her üyenin diğerleriyle ilgilendiği bir çevre oluşturmaya başlamalıyız.

Ancak, şu andaki dünya algımızda, birçok farklı, zıt ve hatta çatışan gruplar görüyoruz. Her biri kendi durumunu doğru, diğerlerini yanlış olarak görüyor. Aramızda böylesi bölünmeler çoğalırken insanlık nasıl ortak bir birlik koşuluna ulaşabilir?

Çözüm, onların arasında değil, farklılıkların ve ayrılıkların üzerine inşa edilmesi gereken bir birlik içinde bulunabilir. Böyle bir birlik için şöyle yazılmıştır; “Sevgi tüm günahları örter.”

Farklılıkları ve ayrılıkları kendi başlarına bırakın. Bırakın öyle kalsınlar. Onların farkında olun ve birbirimizden uzak ve zıt olduğumuzu anlayın. Farklılıklarımızın; her birimizin içinde doğup büyüdüğümüz egoist doğamızın birer parçası olduğu anlayışına ulaşmamız gerekiyor. Çünkü doğa her birimizi eşsiz görüş ve deneyimler bütününe sahip eşsiz bireyler yapmaya özen gösterdiğinden, yalnızca farklılıklarımız ve ayrılıklarımız dahilinde düşünmeye ve hareket etmeye çalışırsak, çok çeşitli toplumlar arasından her hangi bir birlikteliğin ortaya çıkmasını bekleyemeyiz.

Ancak, aynı zamanda şu da çok nettir ki; hepimizi bir seviyede birleştirmenin bir yolunu keşfedemezsek daha fazla ıstıraba katlanmaya devam edeceğiz. Öyleyse çözüm nedir?

Çözüm, anlaşmazlıklarımızın aynı seviyesinde bir birlik inşa etmek ve buna çabalamak değildir, ama onların üzerine çıkmak ve farklılıklarımızın üzerinde olumlu şekilde bağlanacağımız yeni bir tür realiteyi keşfetmektir.

Doğanın kanunları öyle bir şekilde hareket eder ki, eğer bizi ayıran şeyin üzerine çıkmaya çalışırsak, o zaman bize yardım etmesi için doğanın desteğini alırız. Böylesi bir eğilim ve çaba içinde, farklılıklarımızın üzerinde bağ kurmaya olan ortak çabamız vasıtasıyla onları harekete geçirmemizi bekleyen, doğada mevcut olan olumlu güçleri keşfederiz.

Düzenli hareketleri birlik olmak için eyleme geçirerek, herhangi bir anlaşmazlığın ve karışıklığın üstesinden gelmek için çözümü keşfedeceğiz. Bireysel, doğal karakterlerimizde farklı olsak da, farklılıklarımızın üzerinde olumlu bir şekilde bağ kurma ortak eğiliminin daha büyük önem taşıyabileceğini ifşa edeceğiz ve bu bize birleşmek için güç verecektir.

O zaman, hepimizin birbirimizi desteklediği bir birlik formu yaratacağız. Başkalarına karşı olan olumsuz ve eleştirel duygularımızı kabul edebileceğiz ve onların üzerinde birleşebileceğiz. Bu, her birimizin bir beden içindeki hücreler ve organlar gibi hareket ettiği, birlikte, mutlu, kendinde emin ve güvende insanların olduğu bir topluluğun yaratımına hep birlikte dahil olduğumuz, ahenk içinde, bütün ve dengede bir dünya görmemizi sağlayacaktır.

Kimlerle Birlik Olunur?

Soru: Çok az insan, ebeveynleri, eşleri ve kendi çocukları gibi, kendi aile fertleri ile bağ kurabilir. Kendi çocuklarımla birlik olamazsam, diğer insanların çocukları ile nasıl birlik olabilirim?

Cevap: Bizler, başkalarının çocukları ve aile fertleriyle değil, bizimle aynı amaca sahip benzer düşünen insanlarla birlik oluyoruz: egoist doğamızın üzerine çıkmak ve daha yüksek güçler hissetmeye başlamak için. “Daha yüksek”, mistik güçler anlamına gelmez. Onlar bizim egoizmimizin üstündedir.

Şimdi hissettiğimiz her şey doğadaki cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerindeki egoist güçlerdir. Tüm bunların üstüne çıkmalıyız. Sonra, tüm maddeyi, tüm doğayı ve tüm yaratımı gerçekten hissetmeye başlayacağız.

Bunun için, dışımızda var olan her şeyi hissetmek için, yardımlarıyla kendimizden ve egoizmimizden kurtulabileceğimiz birkaç kişiye daha ihtiyacımız var. Bu, bu şekilde işler.

Soru: Üst güç kendini nasıl gösterecek? Bu his nedir?

Cevap: Bu, bizi her şeye ve herkese bağlayacak olan ihsan etme ve sevginin niteliğidir ve bu şekilde tüm evreni yani tüm dünyaları ve tüm evrenleri dahil edeceğiz. Her şey birdenbire belirli bir sistemde bir araya gelecek ve içimizde hissedilecek.

“Doğum Sancılarında İnsanlık” (Medium)

Açıkça görülüyor ki alışılmadık bir yıla doğru gidiyoruz. Amerika’da alışılmadık bir yıla, İsrail’de alışılmadık bir yıla, Rusya’da alışılmadık bir yıla, tüm dünyada alışılmadık bir yıla doğru gidiyoruz. Bir yıldır doğum sancılarına doğru gidiyoruz. Yeni bir dünya ortaya çıkıyor ve onun doğma çabalarını görüyoruz. Bizim açımızdan, bunun daha geç yerine daha çabuk, daha yavaş yerine daha hızlı ve daha zor yerine daha kolay gerçekleşmesine yardım etmeliyiz.

Doğmak için her taraftan baskı var, öyleyse birlikte doğalım; Bölünme ve yabancılaşma durumundan ilk bağ durumuna, yapabileceğimiz en hızlı ve en sorunsuz şekilde geçelim.

Öncelikle, her yönden bize baskı yapan güçlerin gerekli olduğunu anlamalıyız. Aksi takdirde, yeni dünyaya doğmayacağız. İkincisi, bebeğin doğum kanalından daha kolay çıkmasına yardımcı olmalıyız. Şu anda geçirdiğimiz doğum çok özel. Bizler sadece bir gerçeklikten diğerine, kölelikten özgürlüğe doğru ortaya çıkmıyoruz. Egomuz yeni bir şekilde yeniden doğuyor; tersine dönüyor.

Doğum kanalının diğer tarafında yeni bir insanlık, yeni bir anlayış, yeni bir his, aramızda doğacak olan bağın gücünün birliği yatıyor. Ego içinde verme niteliği doğacaktır; bu embriyodur! Doğumu yaptıran Doğadır ve içimizde ve aramızda oluşan bütünsel, birbirine bağlı gerçekliği açıklayarak onun yenidoğanı dünyaya getirmesine yardımcı olmalıyız.

Bağ kurma fikrini anlamalı ve başkalarının anlamasına yardımcı olmalıyız. Bu, takımların diğer takımlara karşı takım oluşturduğu ve (metaforik) ölümüne kadar birbirleriyle savaştığı, kurumsal dünyadaki şirketlerde veya spor takımlarında gördüğünüzle aynı bağ türü değildir. Bağın başlı başına bir değer olduğunu, başka bir amaç için bir araç değil, hedefin kendisi olduğunu anlamaktan bahsediyorlar.

Sadece amaç değil, mümkün olan en yüksek değerdir, insanın başarılarının zirvesidir; kişi, kollektifi, sanki vücudu tüm dünyaya yayılmış gibi, bireyin bir parçasıymış gibi algılayacağı şekilde başkalarıyla birleşebilir, tüm insanlık ve tüm doğa vücudumdaki hücreler ve organlardır. Rav Kuk’un bu kapsayıcılık hakkında bazı güzel ifadeleri vardır. Orot [Işıklar] adlı kitabında, “Ruhumuz herkese yayılacak, herkesi kucaklayacak, herkesi besleyecek ve cesaretlendirecek ve herkesi yaşam evimize geri getirecek” diye yazmıştır.

2020, tüm dünyada aynı anda her şeyin dağıldığı ilk yıl oldu. Ancak şaşırtıcı olan, insanlığı yok etmemiş olmasıdır; bizi aniden durdurdu; işlerde çalışmayı durdurdu. Covid-19 küresel ekonomiyi ve Doğa’nın yıkımını durdurdu ve başkanlık seçimleri, insanların hükümete ve birbirlerine olan azıcık inançlarını paramparça etti.

Sonuç olarak, ne güvenebileceğimiz bir hükümete ne de güvenebileceğimiz bir ekonomiye sahip değiliz ve sağlığımız, varlığımız (varsa) ve esas olarak geleceğimiz konusunda kendimizi güvensiz hissediyoruz. Bu bir krizdir.

Bununla birlikte, bir kriz aynı zamanda yeni doğan bebeklerin doğum yeridir. Bu arada, İbranice’de mashber kelimesi hem “kriz” hem de antik dönemde doğum yapan kadınların, doğum yapmalarına yardımcı olmak için üzerine oturtuldukları sandalye anlamına geliyor. Bugün, tüm insanlık bu mashber’in üzerinde oturuyor.

Biz, insanlığın içinden geçtiği değişimin farkında olan, birçok farklılığımızın ötesinde yalnızca bağ kurmanın bizi yeni bir barış ve dostluk gerçekliğine götüreceğini anlayan insanlar, dünyanın geri kalanının mesajı işlemesine yardımcı olmalıyız. İnsanlığın, en az kan dökülerek doğumu yapmasına yardım etmeliyiz.

Her doğum sancılıdır. Ancak, zaten doğum sancısı içinde olduğumuz için, en az acıyla da atlatabiliriz. Doğa Ana zaten bizi dışarı itiyor, nerede olduğumuzu anlamamızı, büyümemizi talep ediyor ve biz de evrendeki konumumuz ve rolümüzden habersiz kalmak istemiyoruz.

“Neden İki Milyon Covid Ölümüne Karşı Metanetliyiz?” (Linkedin)

Geçen yıl, yaklaşık iki milyon insan Koronavirüs hastalığından öldü. Buna rağmen, ne kadar paniğe kapıldık? Kabul edelim; kapılmadık. İşletmelerin, sinema salonlarının, spor salonlarının, okulların ve diğer benzerlerinin kapatılması ve eğlenceden yoksun bırakılma konusunda çok endişeliyiz, peki ya virüsün iki milyon kurbanı hakkında? Bu konuda oldukça tahammüllüyüz.

Nitekim küresel nüfusu düşünürseniz, Covid-19’dan iki milyon ölüm çok fazla değil. Bunu doğal bir olgu, tabiri caizse bir mücbir sebep gibi ele alıyoruz, bu yüzden bu konuda oldukça sakiniz.

Ancak, burada daha büyük bir sorun vardır: salgının amacından habersiziz ve bu nedenle, Koronavirüsten bile daha acı verici ve daha yaygın olacak bir sonraki darbeyi şimdiden hazırlıyoruz. Tek umursadığımız barlara ve sinemalara gidememekse, o zaman kendimize virüsten daha kötü bir felaket getiriyoruz, bizi bu felaketlerin kökenini aramaya zorlayacak ve umutlarımızı sadece bir sonraki dirençli mutasyon gelene kadar iyi olan aşılara bağlamayacağız.

Salgının temel nedeni, birbirimizle olan yozlaşmış ilişkilerimizdir. Bu ilişkiler, şu anda ABD’nin her yerinde gördüğümüz gibi, yalnızca toplumun dokusunu parçalamıyor. Sömürü ve kötü niyet tüm dünyamızın dokusunu yok ediyor. Onlar toplumumuza, gezegenimize, sağlığımıza ve tüm hayvan türlerine zararlıdır. Tüm insanlığın yararına işbirliği yapmamızı engeller; gezegenimizi kurtarmak için omuz omuza çalışmamıza izin vermezler. Güvensizlik, toplumumuzun şiddete, saldırganlığa, bağnazlığa, yoksulluğa, depresyona, madde bağımlılığına ve savaşlara yol açan yaralarını iyileştirmemize izin vermez.

Birbirimize kötü davranmamız çevremizdeki her şeye kötü davranmamıza neden olur: toprak, su, hava, bitkiler, hayvanlar ve insanlar. Onların hepsi birbirimizden nefret ettiğimiz için acı çekiyor ve buna göre tepki veriyorlar. Bu nedenle, fırtınalar daha şiddetli gelişir, yangınlar yaygın ve daha geniş alana yayılır ve salgınlar daha hızlı yayılır ve her zamankinden daha erken ortaya çıkar. Hepsinden gelen mesaj nettir: İlişkilerinizi düzeltin yoksa ilişkileriniz sizi yok edecek.

Covid-19 kurbanları ile ilgili metanetli olma ayrıcalığına sahip değiliz çünkü böyle yapmak geleceğimizi yok eder. İlişkilerimizi düzeltirsek bu, az önce bahsettiğim sıkıntıları dindirecektir ve bizler barışı ve içsel huzuru bulacağız. Aksi takdirde, çok kötü bir yıl ve daha da kötü bir on yıl geçireceğiz.

2020 Yeni Bir İnsanlığın Doğum Yılı

İnsanlık 2020’yi çok garip ve sıra dışı olarak hatırlayacak. Üstümüze bir darbe gibi düştü ve tüm hayatımızı tamamen durdurdu. Yaşam, insan egoizminin azami kullanımı ile iş, eğlence ve seyahatle ilgili yerleşik rutinlere göre devam ediyordu.

Birdenbire Koronavirüs gibi bir darbe geldi ve evden çıkmamıza, dünyayı dolaşmamıza veya eğlenmemize izin vermedi. Tiyatrolar, sinemalar, parklar, restoranlar ve barlar kapalıydı. Koronavirüs, birbirimizi izlediğimiz ve ayak uydurmaya çalıştığımız yaşam yarışını kesintiye uğrattı.

Bu, bir bara, sinemaya, tiyatroya ya da seyahat etmeye doğal bir arzu duyduğum anlamına gelmez. Bununla birlikte, başkalarının ne yaptığına baktım ve başkalarından daha kötü olmama doğal arzum gereğince, onları kopyaladım – sürü hissi bu. Ama bu sürüyü kim yönetiyordu? Parası ve gücü olan, bizden para kazanmak için bizi konserlere, barlara, restoranlara ve dünyanın farklı yerlerine gezilere göndermek isteyen insanlar.

Artık her şey bitti ve bir daha asla eskisi gibi olamayacağız. Eski yaşam biçimine dönmek mümkün gibi görünse bile, işe yaramayacaktır. Bir yolculuğa çıksak bile, daha önce yaptığımız gibi tadını çıkaramayız. Bir restorana ya da bara gitsek ve hepsinin artık aynı olmadığını, bir şekilde sefil ve anlamsız olduğunu görürüz.

Ve dahası, her yerde bu şekilde olacak. Doğa bizi yetiştiriyor ve yaşama, doğal kaynaklara ve insan toplumuna karşı farklı bir tavır sergilemeyi öğretiyor. Yavaş yavaş, 2020’deki Koronavirüs salgınının yeni bir insanlık türünü doğuran eşsiz bir dönem olduğunu fark ediyoruz.

2020 yılı, direksiyonsuz veya frensiz bir araba sürüyormuş gibi geçti. Direksiyonun kontrolünü nasıl tekrar ele alabiliriz? Öncelikle Koronavirüsün insanın elinde olmadığını, yukarıdan geldiğini anlamalıyız. Bu yüzden, her şey bize sormadan aniden oluştu. Üst güç ve doğanın gücü bize her yönden baskı uyguladı ve tüm insan yaşamını yeni bir şekilde yeniden düzenledi.

2020, içinde yeni değerlere göre yaşayacağımız, yeni bir dünyanın kapısı oldu. Birbirimize nasıl yakınlaşacağımızı öğrenmek, yakınlaşmak, hayatımızın amacını ve anlamlarını bulmak bizim için önemlisi olacaktır. Bu dersleri geçmeli ve gerçekleştirmeliyiz. Aramızda ortaya çıkan özel bağı henüz hissetmiyoruz. Bu hem birbirleriyle hem de doğayla, yeni ilişkilerle bağ kuracak yeni bir insanlık türü olacaktır.

Güzel bir hayat olacak. Bu darbeyi ilaç olarak algılamak gerekiyor çünkü yazıldığı gibi “Yaradan’ın darbeleri iyileşir”. Bu iyileşme zaten oluyor ve çok başarılı.