Category Archives: Bayramlar

Ölüm Meleğinden Kaçış

Pesah Haggadah bize, kişinin kendi hayatını planlama ve onun efendisi olma fırsatına sahip olduğunu söyler. Kişinin ulaşması gereken hedefi, bunu başarmanın yolunu ve kişinin kendi içinde değişmek için neye ihtiyacı olduğunu açıklar. Bize bütün detayları verir.

Pesah Haggadah’da ilk olarak, kişinin bugün hayatının ne olduğunu ve ne kadar kısıtlı ve ölü olduğunu anlaması için araçlar verir.

O, kişinin bunu nasıl yarıp geçebileceğini, bu ölü dünyadan kaçabileceğini ve özgürlüğün mükemmel seviyesini elde etmek için şimdiki doğamızın üzerinde bir koşula nasıl yükselebileceğimizi gözler önüne serer.

Buna, ölümün üzerine yükseldiğimiz için, ölüm meleğinden kurtuluş denir.

Soru: Ölüm üzerine yükselme ne anlama gelir?

Cevap: Bu sonsuz bir hayat yaşamak anlamına gelir.

Soru: Bu hiç ölmeyeceğim anlamına mı gelir? Sonsuza kadar yaşamış tek bir kişi görmedim.

Cevap: Sadece bedenler ölür. Ama kendi içimizde başka bir varlığı keşfederiz, bu içteki insandır. Bu iç “ben” benimden ayrılır ve ölümü hissetmez.

Özgürlüğü ve sonsuz yaşamı gerçekten elde etmek isteyen herkes, Kabala ilmini kullanarak bunu nasıl gerçekleştireceğini öğrenebilir. Bu tamamen mümkündür, şöyle yazıldığı gibi: “Hayatta iken dünyanızı göreceksiniz”, yani, üst gücü, Yaradan’ı ifşa etmemiz mümkündür. Kapılar herkese açık olduğundan, herkesin bunu başarması mümkündür. Gereken tek şey arzudur.

İyi Ve Kötü Firavun

Soru: Yahudileri kabul eden iyi Firavun nedir?

Cevap: Biz bu kavramı insana ilişkin olarak incelemek zorundayız.

Biz egonun bizleri ileri götürdüğüne inanıyoruz; medeniyet, gelişme ve büyüme. “Biz yıldızlara uçacağız, her şeyi ulaşacağız bileceğiz ve keşfedeceğiz! Biz, biz, biz!” Bu iyi, sağlıklı bir egoizmdir. Bu gereklidir aksi takdirde gelişemezdik.

Örneğin biz bir çocuğa hoşgörülü olmazsak ve sürekli onu sınırlarsak, o gelişemez. Bu nedenle, gelişmesi için ona imkân vermeliyiz, egoistçe bile olsa, nasıl olursa olsun. Belli bir yaşa ulaştığında, 13 yaş diyelim, ona kendini nasıl sınırlayacağını öğretmeye başlarız.

Şimdi bu yaşa kadar kişinin sadece kötü eğilimi içine dalmış olduğunu unutmayalım ve 13 yaşından sonrasında, eğitimin etkisi altında, iyi ortaya çıkabilir. 13 yaş göreceli bir ifadedir. Baal HaSulam “Zohar Kitabına Giriş” te bundan bahseder.

Hatırlıyorum, dini okullarda okuyan oğlum ; “Benden ne istiyorsun? Ben sadece 9 yaşındayım, 13 yaşıma gelinceye kadar bekleyin” derdi.

Bu, ulusun her şey ile hoşnut olduğu, doyumun yedi yılı olarak adlandırılır. Biz birlik olmaya çalışırız ve ilk başta her şey iyi gider. Ego “yardımlaş, her şey iyi, her şey doğru” diyerek bize hoşgörülüdür. Daha sonra aramızda anlaşmazlıklar ve çatışmalar ortaya çıkmaya başlar.

Bu, âşık insanların birlikte yaşamaya başladıklarında ya da uluslar arası ilişkilerde olan şeydir: “Şimdi birlikte çalışacağız ve bazı şeyleri birlikte yapacağız ve elde edeceğiz! Biz, biz, biz, biz!” Her şey yolunda: egoizm iyi, her şey harika ve aniden içeriden negatif bir şeyler sızar. Ne yaparsak yapalım sonunda bir engel ortaya çıkacaktır; kötü Firavun ortaya çıkacaktır.

Bir şeye başladığınızda bilmelisiniz ki eğer bir eylemde bulunduğunuzda sevgi ve karşılıklı bağın yardımını ile Kabala bilgeliği metodunu kullanarak iyi ve kötü arasında dengeleme yapmazsanız, ilk başta çekici ve büyüleyici görünen daha sonra sizi öldürecektir. Ölüm meleği seni cezp eder ve baştan çıkarır, sana bir damla zehir verir ve sen ölüsün.

Her yerde ve her eylemde iyi ve kötü iki gücün arasındaki denge noktasını bulamaya çalışmak bu nedenle gereklidir.

Dört Oğul

Soru: Pesah Haggadah’ın değindiği dört oğul nelerdir: biri bilge, biri kötü, biri saf ve birisi de nasıl soru soracağını bilmeyen biri?

Cevap: Dört oğul da aynı soru üzerine düşünmekte: “Egoizmimizin üzerine nasıl çıkabiliriz?” Bilge oğul filozofça düşünür ve bu yasaların öyle ya da böyle açıklanabileceğini ama bizim Mısır’dan çıkmamıza yani egoizmimizin üzerine yükselmemize bir çözümün olmadığını söyler.

Kötü oğul: “Ama neden onun üzerinde yükselmemiz gerekiyor ki?” der. O bunu yapmayı hiç istemez ve “Egoizme karşı bu çalışmanın yararı nedir? Ben iyiyim, beni rahat bırakın.” der. Bu nedenle bizim gözümüzde kötüdür çünkü kötü olmasına rağmen, bu şimdiki koşulunun üzerine yükselmeyi istememektedir. O Mısır’dan çıkmak istemez ve her şeyi olduğu gibi alır.

Saf oğul, bizim Mısır’dan neden çıktığımızın net olmadığını ve bu yasaların anlaşılır olmadığını söyler. O, köle olduğunun ve bu kölelikten nasıl çıkacağının farkında değildir.

Biz bayram masasının etrafında oturuyoruz. Birisi bilge oğul gibi hisseder, diğeri saf oğul gibi, üçüncüsü de kötü oğul gibi ve dördüncüsü bir soruyu nasıl soracağını bilmeyen oğul gibi. Ve bu dördüncü, nasıl soru soracağını bilmeyen oğul, o gün şunu söyleme ihtiyacı duyar: “Bu Yaradan’ın bizim için yaptıklarının, Mısır’dan çıkarması olayının onurunadır.”

Aptal, saçmalayan ya da kötü olduğundan değil, bu oğul soru sormasını bilmiyor. Orada bir şeylerin olduğunu, algılayamadığımız ve fark edemediğimiz, doğamızdan çıkmak için bir çeşit yolun olduğunu anlamaktadır.

Masadaki bütün misafirler de merak etmektedir. “Nerede ve niçin çıkmamız gerekiyor? Egonuzdan kurtulabileceğinizi nerede gördünüz? Bu doğada yoktur.” Bilge, saf ve kötü hepsi bu soruları soruyor.

Fakat o, nasıl soru soracağını bilmeyen oğul, bizim için tamamen ulaşılmaz olduğu için hakkında hiçbir şey sorulamayan, saklı gizli bir şeyin olduğunu bilmektedir. Hayatımızın ötesinde, egoizmimizin ötesinde ve onun ellerinde olduğumuz bir şey var.

Bu sefil şekilde var oluşumuzun ve yaratılışımızın bir amacı var. Ama bununla ne yapılabilir, bu net değil; çıkışı göremeyiz. Bu nedenle, bunun açıklanmasının gerekli olduğu söylenir. Gerçekten, eğer kişi egoizmini haklı çıkarmak için söyleyeceği hiç bir şeyin kalmadığı bir duruma yükselirse, o zaman bir çözüm bulur.

Herkes sonunda, nasıl soru soracağını bilmeyen oğul haline gelir. Bu insanlık gelişiminin dört safhasıdır. Her birimiz kendi gelişim safhamızdayız ve böylece kişi kendini dört oğuldan birinin içinde fark edebilir, sorduğu soruya göre.

Birliğe Kaçış

Soru: Pesah Bayramı yaklaşıyor. Şimdi bizler neye odaklanmalıyız? Bu zamanı birlik için nasıl kullanabiliriz?

Cevap: Pesah, sürgünde olduğumu fark ettiğim, çok özel bir zamandır. Bu Mısır’daki köleliğin başlangıcıdır. Ben sürgünde olduğumu hissedene kadar, hala Mısır’da değilim, henüz Firavun’un kölesi değilim. Başka bir değişle, birlik için çabam yoksa henüz süreci başlatmamışımdır. Ama ne zaman birliğe çekilirim işte o zaman egomun beni durdurduğu ve yolumu engellediği için birlik olamadığımı hissederim, ego bana Firavun olarak ifşa olur. O beni kontrol eder ve birliğe ulaşmama ve Yaradan’ı keşfetmeme izin vermez.

Sürgün, Yaradan’ı hissetmek değildir. Ben O’nu özlediğimi hissederim, böylece birliğe yönelmeye devam ederim ve ego, Firavun daha sert ve zor olarak ortaya çıkar. Sonunda ne yapacağımı bilemem, çıkış yolu göremem ve ardından “Musa” olarak adlandırılan nokta içimde ortaya çıkar. Kafam karışmış ve bu noktanın Firavundan ne şekilde farklı olduğunu bilmiyor olmama rağmen, o beni dışarıya, bilinmeyene çekmeye başlar. Böylece Musa; Firavun’un sarayında, egonun içinde, kendimi Firavun’dan ayırsam veya onunla birleşsem bile büyür. O doğrudan Yaradan’ı arzular, fakat kendini sevmekten beslenir.

Ve bu yüzden ben ilerlerim: Bir kap inşa etmek isterim ama bunun yerine “yoksul şehirler” inşa ederim, Pithom ve Ramses. Her zaman başkalarına yakın olmak, birlik olmak istediğimde yeni problemler ortaya çıkar: anlaşmazlıklar ve bölünmeler, ayırma ve kayıtsızlık. Ego gücü elinde tutar ve beni özgür bırakmaz, hiçbir şey yapmama izin vermez. Ne kadar çok çaba gösterirsem göstereyim, bağ mevcut değildir. Benim çabalarım “Firavun” içindir ve “İsrail” e zarar verir.

Ve bu yüzden Mısır’ın on vebasına ulaşırım, bencil arzularım dostlarımla birleşmeme izin vermediği için acı çekerim. Tüm çabalarıma karşın, o içimde büyük acılar yaratır ve beni farklı yönlere çeker. “Hayvan”ıma istediği her şeyi verir, ancak aksi halde Mısır’dan kaçacağım için birliğin yolunu kapar.

Sonra Musa, Firavun’a gider, talep eder : “Halkımı bırak gitsin.” Daha fazla birlik olmayı deneriz ve Firavun’un kontrolünden kaçmak isteriz. Bu zaten gerçek bir ifşadır. Peki, öyleyse ne yapabiliriz ki? Sonuçta, Yaradan sürekli kalbimi sertleştirmektedir.

Böylece ben, egomdan tamamen kurtulmayı başarana kadar, on vebadan geçerim. Karanlıkta, birliğe kaçarım; bana ifşa olan nefret dağına (Sina) ve egoya karşı karşılıklı garanti zorunlu bir araçtır. Nefreti baskılamam, onu iptal etmem, aksine onun etrafında karşılıklı garanti inşa ederim. Sonuçta, bu nefret paha biçilmez bir kazanımdır: karşılıklı garanti sayesinde, bu nefret dağını Kutsallığın zirvesine, Yaradan’ın dağına çevirebileceğiz.

Bugün bu sadece bizimle ilgili değildir. Bütün dünyada, egonun yıkıcı kontrolünü ve bunun bütün insanlığın yeryüzünden silinmesi için bir tehdit olduğunun keşfedilmesi süreci başladı.

Pesah Ve Göç Gecesi

Bireyin ve ulusun içinde Musa niteliğinin olgunlaşması, bizi Firavun’la doğrudan çatışmaya götürür. Tora bu koşulları Mısır’ın on vebası olarak tanımlar, egonun on vebası ve “İnsanlarımı serbest bırak” talebi. İnsanlar, güçsüzlük arka planı içinde geliştiler ve aynı zamanda da özgürlük fırsatına umutsuzca bir ihtiyaç geliştirdiler.

Haggadah bize içsel geceyi anlatır: “Bu gecenin diğer bütün gecelerden ne farkı vardır?” Mısır’da, biz özseverlik bataklığından çıkmak zorunda kaldık ve döndük ve henüz birlik olmak için gücümüz yokken ama yalnız kaçmak için olan gücümüzle hızlıca yukarı hareket ettik.

Herkes zulümden, iç çatışmalar ve anlaşmazlıklardan kaçmaya çalışır. Böylece başladığımız şeyi tamamlayabileceğimiz Sina Dağı’na varana dek, kendimizi giderek Mısır’dan daha uzaklaşır buluruz.

Bu Firavun’un, egonun, bizi sevginin yeni bir seviyesine doğru itişidir. Sonunda insanlığın tamamı bu seviyeye yükselmek zorunda kalacak, ama bunu yapan ilk bizleriz. Bu İsrail ulusunun laboratuvarıdır, onun varoluşunda önemli bir safhadır.

Nefret Kelepçelerinden Özgürlük Bayramına

Kısa süre önce Purim’i kutladık ve şimdi Pesah yaklaşıyor bile.

İsrail halkının bütün bayramları, aramızda olması gereken birleşme ve bağı sembolize eder; onlar sadece bunun farklı düzeylerini, farklı güçlerini belirtmiştir.

İsrail’in bütün tarihinde en güçlü bağa, Purim’de ulaşılmiştır. Ve biz aramızdaki bağa ilk kez Pesah’da ulaşırız, Mısır’da kölelikten, özgürlüğün varışın bayramı.

Özgürlük; egomuzdan, başkalarına karşı duyulan asılsız nefretten, reddetmekten, birbirimizi sokakta kesmek ya da çıkarlarımızın çatıştığı başka durumlarda aramızda ortaya çıkan böyle çirkin tutumlardan kurtulmak olarak bilinir.

Birliğe ulaşmayı ve kötü doğamıza hükmetmeyi başardığımız zaman, tüm hayatımızı da düzeltebileceğimizi anlarız. Konutun ve gıdanın fiyatlarını düşürebiliriz, ailesel ilişkilerde düzeltebiliriz, şehirlerimizi temiz bir hale getirebiliriz ve okullarımızdaki şiddeti durdurabiliriz.

Buna Mısır’dan göç, sürgünden çıkış denir. Egomuzun içinde boğuluruz ve daha fazla bir şey duymak istemeyiz. Ama aniden anlarız ki aramızda iyi ilişkiler kurmak, yakın olmak mümkündür. Sadece mümkün değil açıkça gereklidir, çünkü artık böyle devam etmek imkânsızdır.

Geçen seçimden önce bütün partiler, her alanda hayatlarımıza özen göstereceklerine söz verdiler. Ama aslında, Kabala İlmine göre, bütün farklılıkların üzerine yükselmedikçe ve biz onların üzerinde bağa gelmedikçe, hiç kimse başarılı olamayacaktır. Atasözünde şöyle yazılmıştır: “…sevgi bütün günahları örter.” Kişisel çıkarlarımızla ilgilenmez, birlik olmaya başlarsak, o zaman birliğin bu yeni formu hayatlarımızı etkilemeye başlayacaktır.

Pesah Bayramı ve Mısır’dan göçün hikâyesi mecazidir; insanlar arasındaki bencil tutum ve davranışlardan ayrılmayı ve daha yüce bir tutum ve davranışların oluşmasına işaret eder. Bu durum içimizdeki Firavun’dan, bize hâkim olan egodan özgürleşmemizdir. Eğer biz onun kontrolünden çıkar ve başkalarını sevebilirsek, buna özgürlük, kurtuluş denir. Ve Mısır’dan göçten sonra ve çölde dolaşırken, İsrail halkı Sina Dağı’na ulaşır ve Tora’yı alır. Onlara, tek kalp tek adam olmaya, Arvut (karşılıklı garanti) içinde, birlik içinde, “dostunu kendin gibi sev” koşulunda yaşamaya hazır olup olmadıklarını soruldu. Buna kurtuluş denir, bizim bağ ve birliğimizin içinde keşfettiğimiz, doğadaki gizli, benzersiz güç ile kurtuluruz.

Oğlunuza Ve Herkese Anlatın

Soru: Pesah’ın başlaması onuruna, bayram yemeği sırasında çocuklarımıza, Yahudilerin Mısır’dan göçü hakkında bahsetmemiz gerektiği söylendi. Tam olarak onlara ne anlatmalıyız? Bilmeleri gereken en önemli şey nedir?

Cevap: Her şeyden önce, çocuklarla büyükler arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. “Oğluna anlat” denmiştir, bu kim bu şeyleri bilmiyor ve onları öğrenmek istiyorsa bizim oğlumuz gibidir anlamındadır.

Herkes anlamalıdır, “göç” ne anlama gelir ve o kurtuluştan nasıl farklıdır. Biz hala sürgün koşulunda olduğumuzu ve kurtuluşu aramaya devam edip etmediğimizi bilmeliyiz.

Sürgün, kurutuluşun zıttı olan bir durumdur. Onlar iki karşıt içsel duyguyu temsil eder, şimdiye dek, bizler içimizdeki bu duyguları tanımlamaktan bile aciziz.

Mısır’dan bahsederken… O, Yahudiler için çok kötü müydü? İlk başta, onlar yiyeceklerin bolluğundan ve “kral hayatı” sürmekten zevk aldılar. Firavun onlara çok iyi davrandı, o gerçek bir cennetti. Neden hepsi birden bire yedi yıllık doymayla, yedi yıllık kıtlık yer değiştirince, Yahudiler sürgünde olduklarını kabul ettiler?

İnsanlar yaşam amacını kaybettiler. Kişi neden yaşadığını anlamaz oldu. Bugün pek çok insan aynı şeyi itiraf edebilir; “ Neden yaşadığımı bilmiyorum. Bu yaşamımı o derece zehirliyor ki ben hayatta kalmak istemiyorum.”

İnsanlar umutsuzluktan, terörist olmayı seçiyor, hayatlarındaki ışığın arayışı içinde. Yaşamaya değer bir ideal arıyorlar. İdealleriyle uyuşmayan şeylerle mücadele etmek, kendilerini düşmanı yenen kahramanlar olarak hissetmelerini sağlıyor. Bu his onların hayatlarını anlamlı hale getirir; aksi takdirde kendilerini ölü hissederler.

Günümüzde birçok kişi hayatın anlamını bulma ile ilgileniyor. Yaşamsal amaç olmadan, varoluşumuz tadını kaybeder ve ölüm bile bize böyle bir hayattan daha iyi görünür. Mısır’ın et ve sarımsak bolluğu artık tatmin etmez.

Mısır insan arzularının her türünü karşıladı; yemek, seks, aile, para, güç ve bilgi. O herkes için bir cennet oldu ve Yahudiler tüm Mısır nüfusunun en saygını ve zengini idi. Peki, neleri eksikti? Sadece, hayatın amacı! Bu tür sorular kişinin içinde uyandığı zaman, yaşam hissini zehirler. Altın bir kafeste yaşıyor ve onun dışına çıkmamız mümkün değil gibi hissederiz.

Bu “kölelik” denen şeydir. Müreffeh hayatımız bizi boğar ve öldürür. Eğer varoluşumuz “doyumlu” olmazsa, bundan kaçma arzumuz da haklı olur. Ancak egoizmimiz, rahat bir hayatı reddetmemiz için bize izin vermez.

Egomuz Mısır’a ait hayattan zevk alır. Aynı zamanda şu soruyla da tahrik ediliriz: “Neden yaşıyoruz? Biz insan mıyız yoksa sadece hayvan mı?” Günümüzde, dünyada olup biten budur.

İyi bir hayat yaşamak için gereken her şeyi sağlayabiliriz ama sahip olduğumuz her şey acı ile ıslanmıştır. Hayatın özüne dair soru, sıradan maddi çıkarlardan çok daha önemlidir. Bu bizi dağın tepesinden uçuruma atar. Böylece bizim bütün karanlığımızı tanımamızı sağlar.

Modern dünyada ve bilhassa daha genç kuşaklar arasında çok yaygındır. Bizi kendi egemenliği altında tutan ve gitmemize izin vermeyen egoizmimizin içinde, sürgünde olduğumuzu algılamaya başlarız. Bu koşul “Mısırlı köle” olarak adlandırılır. Kendimizi ondan kurtarmamız gerekir.

Özgürlük Geni

Soru: Pesah kutlaması, kendimiz hakkında, toplumumuz hakkında, halkımız hakkında yeni bir şey öğrenmek ve birbirimizle ilişkilerimizde niteliksel bir değişiklik yapmak için özel bir fırsattır.

Rav Kuk eğer İsrail halkı bir zamanlar kölelikten özgürlüğe bu geçişi yapmamış olsaydı, bütün dünyanın böyle bir değişikliği yapmasının mümkün olamayacağını yazmış. İsrail halkının bütün dünyayı bu kadar çok etkilediği doğru mu?

Cevap: İsrail halkı, tüm dünyadan seçilmiş ve birleşmek için antik Babil’den çıkan özel bir insan grubudur.

Bugün, bütün dünya bir zamanlar Tapınağın yıkılması esnasında sadece Yahudiler arasında ortaya çıkan, aynı karşılıklı nefretin içindedir. Bu nefret nedeniyle, Yahudiler birlik olma yüksek seviyesinden bu dünyanın seviyesine düştüler ve bunun anlamı sürgüne gitmektir.

Bugün Yahudi halkı tüm dünya ile karışmıştır ve biz hepimiz, Mısır ya da karşılıklı nefretin kölesi denilen aynı koşulun içindeyiz.

Yahudiler bu kölelikten çıkmış oldukları için, biz anılara, bir önceki koşulun genlerine (reşimot) sahibiz. Bu nedenle, bizler “dünya ulusları için bir ışık olma” anlamına gelen, herkese örnek olma konusunda ve bütün insanlığın şu an içinde bulunduğu bu korkunç durumdan çıkmasına rehberlik etmeliyiz.

Şimdi bu görev İsrail topraklarında yaşayan İsrail halkı içindir. Bu yüzden biz buraya geri gelebildik. Bizler tüm dünyanın yararı için misyonumuzu gerçekleştirmeliyiz. Sonuçta, yaratılışın amacı tüm insanların bir ulus, bir aile olmasıdır.

Pesah Herkese Bir Örnektir

Biz bütün dünyaya yardımcı olabilecek bir araca sahibiz. Mısır’dan, karşılıklı kin ve nefretten çıktığımızda insanlar arasındaki doğru karşılıklı bağın, tüm sorunları çözdüğünü göreceğiz.

Bu nedenle bugün, İbrahim’in yöntemine her yerde ihtiyaç vardır. Var olan ihtiyaç budur ve eğer biz, İsrail ulusu, bunu yerine getirmez ve insanlığa sunmazsak, bizim üstümüzdeki baskı artacaktır. Çünkü dünya bilinçaltında, mutluluğun anahtarını onlardan gizlediğimizi hissediyor

Ama biz yapmamız gerekeni yapar ve iyi örnek oluşturursak, dünya bunu minnet ve saygıyla alacaktır. Genel olarak, dünyanın bizden beklediği tam da budur.

Ben tüm arkadaşlarıma birliğin ve bağın bayramını diliyorum!

Pesah Bayramı’nın Anlamı

Pesah (Hamursuz) Bayramı, Pe-sach (atlama veya seçim) anlamına gelir. Kişinin tüm egoizminden sadece düzeltilebilir ve başkalarının yararına ihsan etmek için kullanılabilir niteliklerin seçilmesidir.

Kişi bütün dünyada tek kötü şeyin kendi doğası olduğuna ve bunun kendini ve başkalarını yok ettiğine ikna olduğu zaman sadece tek bir şey istediği sonucuna varır: Kendi içindeki bu kötülükten kurtulmak!

O bunu yapmaya çalıştığında (kötülüğün üzerine yükselmeye gayret eden bir grupla birlikte, sadece bu konudan söz eden Kabalistik metinler üzerinde çalışarak) egoizminin üzerine yükselemeyeceğini anlar. Egoizminden çıkması gerektiği ancak bunun gerçekleşmesinin umutsuz olduğunu ve kendi başına bunu yapamayacağını idrak etmesinin ve Yaradan’a, bunu yaratan Tek’e bir iç haykırışta bulunmasının gerektiğini anlar. Ve o zaman egoizmden kurtuluş gelir!

Böylece, bu kurtuluşun, bu bayram boyunca onu isteyen herkese verilmesine izin verir!