Yaradan Bizden Neden Gizlidir?
İnsanlığın gelişim süreci boyunca, her insanda alma arzusu giderek büyür ve insanlar, bunun nedenini ifşa etmek zorunda kalacakları bir duruma gelene kadar gittikçe daha fazla acı çekerler; fakat bunu yapamazlar. Acıdan kaçmaya çalışırlar, ancak yapamazlar.
Hem içsel hem de dışsal acılar sistematik bir şekilde gelir, onları her taraftan kuşatır; fakat tüm bu acılar aslında kendi nedenine, Yaradan’a yöneliktir ki böylece insan bu nedeni bulur.
Eğer kişi, doğru eylemler aracılığıyla acıyla nasıl başa çıkacağını bilseydi, haz ya da olumlu koşullara ulaşırdı; kötü eylemler yaptığında ise cezalar alırdı. Böylece ödül ve ceza açıkça ifşa olurdu ve kişi neyin faydalı, neyin faydasız olduğunu ayırt etmeyi öğrenirdi; artık başka hiçbir şeye ihtiyaç duymazdı.
Özümüzün kendisi alma arzusu olduğuna göre, onu belirli eylemler aracılığıyla nasıl dolduracağımızı bilseydik, bu bize yeterdi. Başka hiçbir şeyi sorgulamazdık; çünkü insan ancak kendisini ilgilendiren şeyi, kalbinin arzularına göre sorar.
Ancak Yaradan’ın yönetimi gizlidir ve kişi Mahsom’u geçene kadar bu dünyada ona ifşa olmaz. Kişinin nedene ulaşmasına yardım eden şey tam da bu gizliliktir: Hayattaki tüm durumları ona gönderenin kim olduğu, çünkü insan, sadece acıdan nasıl kurtulacağını değil, bunun neden başına geldiğini, nereden geldiğini ve hangi amaçla gönderildiğini bilmeye yönelik büyük bir arzu geliştirir.
Böylece kişi Yaradan’a ulaşır ve O’nun yüceliğini ifşa etmeye başlar. Bu noktada, Yaradan’ın büyüklüğünün önemi ve “ödül ve ceza” kavramları onun için yer değiştirir. Artık ödül ve cezanın esas olmadığını anlamaya başlar; asıl önemli olanın Yaradan ile bağ içinde olmak olduğunu kavrar.
Bu şekilde kişi, nedenin içine — Yaradan’ın içine — dâhil olur; onunla bütünleşmek ister. Bunu başarabildiği ölçüde, içinde ihsan etme kapları oluşur. İşte buna Mahsom’u geçmek denir.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

