Monthly Archives: Şubat 2022

Her Şey Birlik Tarafından Belirlenir

Dostlarla birleşmede özel bir güç vardır. Aralarındaki birlik sebebiyle düşünceler ve fikirler birinden birine geçtiğinden, her biri bir diğerinin gücüyle kaynaşır ve bununla gruptaki herkes tüm grubun gücüne sahip olur. (Rabaş, Makale 14, (1988) “Dost Sevgisi İhtiyacı”).

Dostların sevgisine duyulan ihtiyaç; eğer onlarla bağ kurmazsam ve de iyi, doğru bir bağa sevgi denmekteyse, o zaman manevi Kli’mi (kap) alacak hiçbir yerim olmadığı gerçeğiyle açıklanır.

Doğal olarak Yaradan’ı ve üst dünyayı ifşa edemeyeceğim ve yalnız, kopuk halimde kalacağım ve sadece kişisel içsel egoizmimi yani mevcut dünyamızı hissedeceğim.

Dostlarla birleşmede özel bir güç (özel istisnai bir sonuç)  vardır. Gerçekten, görüş ve düşünceler, birleşmelerinden dolayı birinden diğerine geçer yani onların içinde birleşirler.

Bu nedenle, herkes dostlarıyla birleşmek istediğinde, onların içinde birleşen üst ışığın akışları onların içinden geçer. Ve herkes, küçük egoizmi dışında, herkesten etki alır ve tüm grubun mevcut niteliklerinden ve düşüncelerinden ibaret olur.

Her biri ve hepsi birlikte, Yaradan’ın daha sonra Kendisini ifşa ettiği bir kap olan ortak, birleşmiş, birleşik bir Kli’ye sahiptir.

Her biri bir diğerinin gücüyle kaynaşır ve bununla gruptaki herkes tüm grubun gücüne sahip olur. Yani, ilerlememiz sadece bizim birliğimize dayanır ve birliğimize bağlıdır. Başka bir şeye değil!

Kitaplarda ne yazdığını çok iyi biliyor olabilirsiniz, büyük bir Kabala bilgini-teorisyeni olabilirsiniz, ama bir grubunuz yoksa, herkesle birlik olmazsanız, siz asla bir uygulayıcı olamazsınız. Bu, “Arvut – Karşılıklı Garanti” makalesinde ve Baal HaSulam ve Rabaş’ın diğer makalelerinde belirtilmiştir.

Siz hiç bir şey yapamazsınız. Egoistler olarak yaratıldık, birbirimizden ayrıyız. Şayet bireysel egoizmimizin üzerine çıkarsak, o zaman her birimizin içinde üst dünyayı ifşa edebileceğimiz koşullar yaratırız.

İlerlememiz sadece birliğimize dayanır ve birliğimize bağlıdır. Bağın içinde üst dünyayı ifşa ederiz yani Yaradan’ı ifşa ederiz. Ve bağın büyüklüğü, ortak ruhumuz olan manevi bir Kli oluşturur.

Her şey sadece bizim bağımız tarafından belirlenir. Bu en önemli ve tek şeydir diyebilirim. Ama öte yandan, ana ve belirleyici faktör, bağımızın büyüklüğü, gücü ve kuvvetidir.

“Mevcut Okul Sistemimizin En Büyük Sorunu Nedir?” (Quora)


Mevcut okul sisteminin, kelimenin tam anlamıyla insanları insana dönüştürmek gibi bir amacı yoktur.

İbranice’de “insan” (“Adam”) kelimesi “benzer” (“Domeh”) kelimesinden gelir ve insan, “en yüksek olana benzeyen” (“Domeh le Elyon”) olarak kabul edilir. Başka bir deyişle, insan olmak, doğuştan gelen egoist doğamıza daha yüksek ve zıt olan özgecil doğa gücüne benzer bir duruma ulaşmak demektir.

Kelimenin tam anlamıyla nasıl insan olunacağını öğrenerek, önce başkalarına zarar vermemek için kendimizi nasıl yönlendireceğimizi öğreniriz ve sonra bölücü dürtülerimizin üzerinde olumlu bağın yüce koşullarına ulaşırız.

O zaman, toplum genelinde olumsuz olayların (artan depresyon, kaygı, yalnızlık ve stresten şiddet, ırkçılık, boşanma ve intihar artışlarına) yol açan doğuştan gelen egoist doğamızın emirlerini takip etmek yerine, başkaları ve doğa pahasına kendi çıkarlarımızı elde etmek isteyen egoist dürtülerimizin üstesinden nasıl geleceğimizi öğrenir ve nasıl gerçekten mutlu olacağımızı keşfederiz.

Toplum içinde birbirimizle nasıl olumlu bir şekilde bağ kuracağımızı bildiğimizde, artan bir saygı, sorumluluk ve dayanışma atmosferi içinde yaşadığımızda ve başkalarına verme, destekleme, teşvik etme ve genel olarak birbirimizle olumlu bağ kurma değerleri hayatımızı doldurduğunda, gerçekten mutlu oluruz.

Bu nedenle, mevcut okul sisteminin en büyük sorunu, çocukları mutluluk, güven, destek ve teşvikle, onların çiçek açan bir toplumla sonuçlanacak içsel potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmeye yönelik bir amacının olmamasıdır.

Bu nedenle, eğitim sistemini ve bizi etkileyen her şeyi içeren eğitim ve yetiştirilme tarzımızı, toplumdaki belirli değerler, davranışlar ve örneklerle yeniden yapılandırmamız gerektiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. İnsanlara tam potansiyellerine ulaşmaları için rehberlik edecek tek bir neslin bile eğitimini ve yetiştirilmesini değiştirmeyi başarırsak, o zaman yeni, uyumlu ve barışçıl bir dünya için anıtsal bir geçişe tanıklık edeceğiz.

“Amaçsız Bir Hayat Artık Hayat Değildir” (Medium)

“Life Overtakes Me” ile En İyi Kısa Belgesel Konusu dalında Oscar’a aday gösterilen John Haptas ve Kristine Samuelson,  4 Şubat 2020, Beverly Hills, California, ABD’deki Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi’nde bir resepsiyonda poz veriyor.  REUTERS/ Mario Anzuon

 

Bir öğrencim, İsveç’te yasal statülerindeki belirsizlikler nedeniyle “teslimiyet/vazgeçme sendromu” adı verilen, komaya benzeyen bir hastalığa yakalanan mülteci çocukların hikayesini anlatan “Life Overtakes Me” (Hayatın Tutsakları-Türkçe versiyon adı) filmini izlemiş. Öğrenci, ölüm korkusunun en derin, en ilkel duygu olduğu iddia edilse de, çocukların nasıl olup da yaşam yerine ölümü “seçtiklerini” merak etmiş.

Sanırım öğrencimin yanlış anladığı yer burası: En temel korku ölüm korkusu değil, yaşam korkusu ya da daha doğrusu amaçsız yaşam korkusudur!

Yaşamın kendisinden daha yüksek bir yaşama sebebi olmadan yaşadığımız o dakika, yaşamın altında bir duruma ineriz. Hayvanların böyle soruları yoktur; onlar sadece içgüdülerini takip ettikleri için var olurlar. Dolayısıyla onlar için varoluş yaşamdır.

Öte yandan insanlar, yaptıklarını neden yaptıklarını bilmeye ihtiyaç duyarlar. Aksi takdirde harekete geçme motivasyonları kalmaz ve madde bağımlılığından depresyona, teslimiyet/vazgeçme sendromundan intihara kadar her türlü gerileme olgusu ortaya çıkar. İntihar ve diğer kendine zarar verme davranışlarının insanlarda bu kadar yaygın ve hayvanlarda bu kadar ender olmasının nedeni, insanların bir hedefe, hayatta bir amaca ihtiyacı varken hayvanların buna ihtiyacı olmamasıdır. Amaçsız bir yaşam ölümden daha kötüdür, bu yüzden insanlar ölümü amaçsızlığa tercih ederler.

Bununla birlikte, hayatta hiçbir amacımızın olmadığı duygusu güçlü bir motordur. Her şeyi sorgulamamıza neden olur. İnsanlığın en büyük keşifleri, insanlar hayata cevaplar aradığında yapılmıştır.

Bugün insanlar harika bir hayat sürmek için ihtiyaç duydukları her şeye sahip görünüyorlar, ancak yaşamak için hiçbir nedenleri yok. Bu nedenle hayatın ne için olduğunu merak ediyorlar.

Bu soru, insanın sorabileceği en temel sorudur çünkü cevap içimizde değil, aramızdadır. Varlığımızın sebebi, insanlığı kapsayan ağdaki değerimizdir. Her birimiz bu ağın eşsiz birer parçasıyız ve birimiz eksik olduğunda oluşan boşluğu kimse dolduramaz. Bu ağın gücüne katkımız ne kadar büyük olursa, birey olarak değerimiz de o kadar büyük olur.

Bu nedenle bugün sosyologlar ve psikologlar mutluluğun anahtarının sosyal bağlarımızın niteliği olduğunu keşfediyorlar. Yalnızca olumlu sosyal bağlara sahip olduğumuzda, her birimiz tüm insan ekosisteminin yararına kendi potansiyelini fark ettiğinde, ancak o zaman gerçekten mutlu oluruz ve aynı zamanda topluluklarımıza, ülkelerimize ve dünyaya katkıda bulunuruz.

Ancak her birimiz başkalarını önemsediğinde, üyelerinin halinden memnun ve mutlu olduğu, diğer insanları veya çevreyi sömürmeyen dengeli bir toplum kurabiliriz ve mutluluğumuzu, toplumun ve tüm dünyanın yararına kişisel potansiyelimizi gerçekleştirebileceğimiz yer olan, başkalarıyla aramızdaki bağda buluruz.

“Dünyamız Neden Daha Tehlikeli Hale Geliyor?” (Quora)


Evrimimizi insan egosu yönlendirir. Egomuz küresel ölçüde birbirine bağlı hale geldikçe, egoist bağlarımız birbirine bağlanır ve kendimizi, herkesin diğer herkesi kendi çıkarına kullanmak istediği bir tür yılan çukurunda buluruz.

Büyüyen ego bizi teknolojik, bilimsel ve sosyal olarak geliştirse de bu hale nasıl geldiğimizi sorguladığımız bir duruma gelmemiz gerekiyor.

Biz geliştikçe kendimizi daha mutlu etmek yerine, egoist gelişimimiz tam tersine yol açar. Bunu kendi lehlerine çevirmeyi başaran birkaç kişi dışında, hiç kimsenin böyle bir gelişme biçiminden gerçekten faydalanmadığını görüyoruz.

Dolayısıyla, sözde “ilerlememizde”, Kabala’nın “kötülüğün farkındalığı” olarak adlandırdığı bir duruma bizi yaklaştırmasından başka olumlu bir şey görmüyorum. Kötülüğün farkındalığı, hedeflerimizin yanlış olduğunu, olumsuz sonuçlara, artan acılara, korkunç bir hayata yol açtığını fark ettiğimizde gerçekleşir ve böyle bir duruma nasıl geldiğimizi sorgulayarak tüm varlığımızı yeniden gözden geçirmekten başka seçeneğimiz yoktur.

Ayrıca, egomuzun bugün küresel olarak birbirine bağlı hale gelmesi ne anlama geliyor ve bu, dünyanın giderek daha tehlikeli hale gelmesine nasıl katkıda bulunuyor?

Kabala’ya göre, gelişimimizi yönlendiren insan egosuna, yalnızca kendi çıkarı için haz alma niyeti nedeniyle “haz alma arzusu” denir. Ne kadar çok gelişirsek, ego o kadar büyük olur ve egoist hedeflerimizin fark edilmesi o kadar güçlü olur. O zaman, bu süreçte dünyayı yok etme anlamına gelse bile, kendimizi dünyadan kazanç sağlamak için giderek daha fazla başkalarını ve doğayı yiyip bitirmek isterken buluruz.

Henüz yolun sonuna gelip topyekün bir savaş başlatmamamızın nedeni, dünyanın sonunu kendi sonumuz olarak görmemizdir. Bununla birlikte, bugün dünyamızda ekonomik, kültürel ve sosyal çeşitli krizler belirmekte ve böylesi bir savaşın patlaması tehdidinde bulunmaktadırlar.

İlerideki ıstırabı hafifletmek ve gidişatı olumlu bir yola çevirmek istiyorsak, o zaman egoist ilişkilerimizi özgecil ilişkilere dönüştürebilecek yeni bir eğitim biçimine ihtiyacımız var. Günlük olarak karşılaştığımız eğitimsel, medya ve kültürel etkileri, bize gerçek doğamızın nasıl işlediğini, bölücülük yerine pozitif ilişkileri takdir etme ihtiyacını ve özgecilik ve pozitif bağın nasıl doğanın temel yasaları olduğunu öğretenlerle değiştirirsek ve sonrasında bunları düzenli örnekler ve alıştırmalar ile uygularsak, o zaman tarihte şimdiye kadarki en büyük geçişe doğru – artan tehlike, belirsizlik, boşluk ve kaygıdan, herkes için uyumlu, dengeli, huzurlu ve mutlu bir yaşam durumuna geçiş yolunda olacağız.

Yaşamaya Devam Etmeliyiz

Yorum: Sevilen birinin kaybıyla ilgili video kliplerden birinde, yaşamaya devam etmeniz ve bunu kabul etmeniz gerektiğini, hatta sevilen birinin kaybedilmiş olmasına rağmen hayattan keyif alabileceğinizi söylediniz.

Tanya size şöyle yazıyor: “25 yaşında bir oğlumu kaybettim, bir anne olarak yaşamaya, hayatın tadını çıkarmaya devam edebilir miyim? Şahsen benim için hayat bitti – ben sadece varım, neşe yok. Daha önce tüm arkadaşlarım ne kadar neşeli olduğumu kıskanırdı her zaman gülümser ve gülerdim. Her şey beş yıl önce sona erdi. Yaşıyorum ve kıymetli oğlumla buluşmak için zamanımı bekliyorum.”

Cevap: Bence böyle yaşamamalısınız. Onu şu anda bile, içinde bulunduğun durumda hissetmeye çalışabilirsiniz. Ayrı dünyalarda olmanızın bir önemi yok. Bu, biraz kendi üzerinize yükselmeye çalışmanız gerektiği anlamına gelir ve bu sevginizin ve oğlunuza karşı tutumunuzun sizi onu hissedebileceğiniz seviyeye getirdiğini hissetmeye başlayacaksınız. Bu doğaüstüdür ama genel olarak normaldir. Sadece algımızın sınırlarını biraz zorlamamız gerekiyor.

Ayrıca insanlara daha önce davrandığınız gibi ve şimdi oğlunuza nasıl davranmak istiyorsanız öyle davranmaya çalışmanızı tavsiye ederim. Size ne kadar yardımcı olduğunu ve sahipsiz anne sevginizi ne kadar gerçeğe dönüştürdüğünü göreceksiniz.

Başkalarına yardım etmekle meşgul olmalısınız. Böylece hem kendinize hem de oğlunuza yardımcı olacak, aranızda var olduğu varsayılan bu engeli aşacaksınız.

Soru: Engel olmadığını mı söylüyorsunuz?

Cevap: Engel yok. Bu sadece sizin hislerinizde.

Soru: Bir kişiye verilirse, isterse bu engeli aşabileceği anlamına mı gelir?

Cevap: Şüphesiz, yapabilir.

Soru: Başka bir deyişle, üstesinden gelemeyeceğimiz engeller bize verilmez mi?

Cevap: Doğru. İnsan, hiçbir engelin olmadığı ve tüm arzularının olumlu bir şekilde gerçekleştiği en yüksek manevi gelişimine ulaşabilmesi için yaratılmıştır.

 

Komşunuza Kendiniz Gibi Davranın

Soru: Komşunu kendin gibi sevmek, önce kendimi nasıl sevdiğimi incelemem gerektiğini ve sonra komşumu ve Yaradan’ı sevebileceğimi mi ima ediyor. ? Bu böyle mi çalışıyor?

Cevap: Komşunuzu sevmeyi arzulayarak, komşunuzu değil, sadece kendinizi ne kadar sevdiğinizi görmeye başlarsınız. İşte tam da bu noktada kendinizi, komşunuza kendiniz gibi davranacak kadar ıslah etmeniz gerekiyor.

Kendinizi nasıl sevdiğinizi keşfetmek zorunda değilsiniz. Bu sizi sadece kendi egoizminize gömer. Komşunuzu sevmeye çalışmalısınız. Ona doğru bir şekilde davranmak için çaba sarf ettiğiniz ölçüde kendinizi ne kadar sevdiğinizi anlayacaksınız. Bu böyle çalışır.

Soru: Yaradan için çalışmakla başka biri için çalışmak arasında neden bir fark yoktur? Bu nasıl olabilir?

Cevap: Çünkü insan egoizminin ötesine geçen her şey, adeta bir insanın dışındadır. İster yabancı, ister cansız, bitkisel ve canlı nesneler, ister Yaradan, tüm bunlar bizim dışımızdadır. Bu nedenle, eğer onlara sevgi, sempati ve onlara yaklaşma arzusu hissedersem, aynısını Yaradan için de yaparım.

Yorum: Ama bence herkes Yaradan’ı sevmeyi kabul eder.

Cevabım: Bencilce, başkasının yararına değil, kendi yararına. Bunun üzerine, genel olarak, bir kişinin üst güce karşı tutumu inşa edilir.

 

Küresel Bağımlılığın Kısır Döngüsünde

Yaradan, her birimizin çevresine bağımlılığını yarattı. İnsanlığın evriminde bile insanların nasıl yavaş yavaş birleştiklerini ve birbirlerine bağımlı hissettiklerini görüyoruz. Fetihler yoluyla, birbirleri arasındaki olumsuz ilişkiler yoluyla olabilir, ancak insanlar giderek daha fazla kültürel, bilimsel olarak birleşmeye başlıyorlar.

Günümüzde turizmin kazandığı öneme bir bakın. İnsanların içindeki bu bir yere gitme arzusu nereden geliyor? Bu yüz yıl öncesine kadar böyle değildi. İnsanların böyle arzuları yoktu. Ama içimizde yavaş yavaş gelişiyorlar.

Yaradan neden insanın, küçük çevresinden, evinden, ailesinden, şehrinden, ülkesinden başlayarak, tüm gezegeni, tüm insanlığı hissettiğim ve prensip olarak onlara bağımlı olduğumu anladığım devasa bir çevreye bağımlılığı yarattı?

Özellikle son zamanlarda bunu hissetmeye başlıyoruz. Petrol ve gaz kaynaklarına, bir yerde ne tür bir hasat olacağına vb. bağlıyız. Sonra tüm gezegene bağımlılık hissedeceğimiz şekilde hareket edeceğiz.

Ve bu bizi birbirimizle iyi ilişkiler kurma ihtiyacına götürecektir. Aramızdaki bağımlılığı ortadan kaldıramayacağız ama onu olumsuzdan olumluya çevirmek zorunda kalacağız. Ve o zaman tüm salgın hastalıklardan, bize zarar veren tüm sorunlardan ve virüslerden — her şeyden kurtulacağız.

Sonuç olarak, milyarlarca insana ihtiyacımız olacak noktaya geleceğiz ve tüm bunlar aslında benim kişisel ruhumun, sizin kişisel ruhunuzun, onun kişisel ruhunun ve ortak ruhumuzun yapısıdır çünkü o herkes için birdir.

Sürekli Kendini İptal Etme Arzusu

Soru: Egoizmde yeni bir aşama ortaya çıktığında kendini iptal etme nasıl yenilenebilir?

Cevap: Kendinizi her zaman dostlarınızın önünde iptal etmeye çalışmalısınız. Sürekli olarak onların önünde kendinizi iptal edip etmediğinizi, ne kadar ettiğinizi ve nelerde edebileceğinizi kontrol edin. Ve o zaman karşılıklı olarak birbirimize dahil olmaya ve böylece Yaradan’ın ifşasına sahip olacağız.

Ancak dostların önünde iptal olma ilkesi temel olmalıdır. Çok hızlı bir şekilde bunu anlamaya ve kabul etmeye başlayan insanlar var ve bunu duymayacak kadar büyük egoizmi olan insanlar da var.

Ben de çok zor bir yoldan geçtim,  egoizmin gücü altında olduğumu hissetmeye başlayana kadar, dostlarımın önünde kendimi iptal etmekle ilgili sözleri duymadım. Bu, birçokları için bir sorundur. Ama aslında bu bir sorun değil; sadece üstesinden gelmemiz gereken ilk adımdır ve bundan kurtulamayız.

Bu nedenle birbirimize yardım etmemiz, örnek olmamız ve ilgili makaleleri okumamız gerekiyor. Özellikle Rabaş, bir grubun önünde kendini iptal etmek için onur, güç ve şerefin  kişinin kendini aşmasına nasıl yardımcı olduğunu yazıyor.

Erkekler ve Kadınlar Arasındaki Doğru Bağ

Erkekler ve kadınlar arasındaki doğru bağ, kadının erkeğe arzusunu vermesi ve erkeğin bunu doğru bir şekilde yerine getirebilmesi anlamına gelir.

Birlikte bir aile kurduklarında kadın tarafı yani yaratma, yönetme ve soyu devam ettirme arzusu, erkekte harekete geçme ihtiyacına neden olur. Maneviyatta da durum aynıdır; dişi kısım, erkeğe tutunur, ona ilerleme fırsatı verir çünkü o sadece bunun için çalışmaya ve bir şeyler yapmaya arzu duyar.

Bizim dünyamızda bu biraz bencilce ve biçimi bozulmuş formlarda olur. Ama kadınlar olmasaydı, erkekler tüm yaşamları boyunca oyun oynuyor ya da savaş yapıyor olurdu, başka da bir şey değil. Ve kadınlar sayesinde dünya bir şekilde daha akıllıca gelişebiliyor.

Dolayısıyla erkeklere veya kadınlara karşı herhangi bir şikâyette bulunmaya ya da kadın erkekte güvenilirlik, gelecek vs. ararken erkekleri kadında dışsal, hayvani bir taraf aramakla suçlamaya gerek yoktur. Aralarındaki bu ilişkiler doğadan gelmektedir.

Biyologlar, genetikçiler ve psikologlar bunun hakkında konuşuyorlar. Yani kadın kısmı daha mantıklı, erkek kısmı ise hayattan daha kopuktur. Ve onların doğru dengesi ancak Kabala’yı anlarsak mümkün olur.

 

Zohar Kitabı ve Değişme Arzusu

Soru: Zohar Kitabı, her şeyi yöneten üst gücün derecesinden yazılmıştır. Bu yüzden mi insanı değiştirir? Her şeyi yapabilir mi?

Cevap: Her şeyi yapabilir. Ama Kitabın kendisinde, sayfalarında veya sembollerinde hiçbir şey yoktur. Çin’de veya dünyanın başka bir yerinde basılmış olabilir ve dünyadaki herkese okuması için verilebilir.

Her şey, bu kitap aracılığıyla, onun tarif ettiği dünyaya ne kadar nüfuz etmek istediğinize bağlıdır. İşte o zaman onu çok katmanlı bir anlatı olarak görmeye başlarsınız.

Her şey sadece arzuya bağlıdır! Kitabın kendisi hiçbir şey yapmaz. Arzunuzla, üst dünya ile olan bağı, onun aracılığıyla ortaya çıkarmaya başlarsınız.

Ve sonra bu bağ yavaş yavaş kişiyi değiştirir. Dış dünyayı, üst gücü, hayvan seviyemizin üzerinde var olduğumuz durumu ifşa eder. Daha yüksek bir seviyeye yani cansızdan bitkisele, bitkiselden hayvana, hayvandan insana yükselirsek, o zaman önceki seviyenin açıkça var olduğunu hissetmeyi bırakırız.

Örneğin saçım veya tırnaklarım kesildiğinde acı hissetmem, vücudumdan bir şey kaybettiğimi de düşünmem çünkü bu bir hayvandan daha düşük olan bitki seviyesidir. Üst dünyayı bulduğumuzda ve maddi dünyamıza baktığımızda da tamamen aynı duyguya sahip oluruz: “Ondan ayrılırız!” Her şeyi belirleyen üst güçle birlikte mükemmellik içinde sonsuza kadar var olmaya devam ederiz. Bizler bunun için varız.

Kişi üst gücün kaynağını ifşa eder. Yaradan ile buluşma, insanların birbirleriyle olan bağlarında gerçekleşir. Zohar Kitabı tam olarak buna yardımcı olur.

Umarım bunu doğru şekilde yaparak insanlık egoizmden kurtulmaya ve tüm sorunlarını çözmeye gelir.