Monthly Archives: Eylül 2021

Baal HaSulam—Takip Ettiğimiz Öğretmen

Bugün özel bir gün—öğretmenimiz Baal HaSulam’ın bu dünyadan ayrılışının yıl dönümü. Bu bizi, içinde yaşadığımız son nesil için Kabala bilgeliğinin kapılarını açan Yaradan’a bağlayan ruhtur.

Onun öğretileri olmadan, halihazırda aldığımız ve gelecekte alacağımız şeyleri alamazdık. Bilgi, tüm yaklaşım ve metodoloji, kazanım dereceleri – bunların hepsi bizim için Baal HaSulam tarafından hazırlanmıştır. Elbette her şey bize Yaradan’dan ve bu büyük ruh aracılığıyla gelir.

Kabala (alma) biliminin böyle bir isme sahip olmasının nedenlerinden biri de nesilden nesile aktarılıyor olmasıdır. Her öğrencinin bir öğretmeni olmalıdır.

Sadece istisnai bireyler, yukarıdan gelen özel bir yardımla, Yaradan’ın kendilerine ifşasına doğrudan ulaşabilirler. Bu nedenle, maneviyatı edinmiş bilgelerle, büyük Kabalistlerle her zaman bağlantıda olmalıyız ve böylece nesilden nesile ilerlemeliyiz.

Her şey, kişinin öğretmeni ne kadar takip edebileceğine bağlıdır. Bunda herkesin kendine göre zorlukları vardır ve bu doğaldır çünkü dereceler yukarıdan aşağıya böyle düzenlenir. Aşağıdakilerin egoizmlerini yenmeleri ve üstle bağlantı kurmaları zordur.

Dünyamızda, hayvansal seviyede böyle bir sorun yoktur çünkü doğa çocuğu yetişkinlere bağımlı olmaya zorlar. Ama Kabala bilimini çalışmanın gerekli olduğu insani seviyede, artık böyle yapmak kolay değildir. Ondan bir şeyler öğrenmek için eğilmemiz ve öğretmenin büyüklüğünü maksimuma çıkarmamız gerekiyor.

Elbette bu öğretmeni onurlandırmak için değil, sadece öğrencinin yararınadır. Öğrenci kendini öğretmenden daha küçük hissediyorsa kendini daha fazla alçaltabilecek ve öğretmenden alabilecektir. Bu dünyanın bilimlerinde, bu gereklilik o kadar katı değildir çünkü öğrenci öğretmeni eleştirmeli ve onu kontrol etmelidir.

Ancak Kabala biliminde kişi Yaradan’ın önünde eğilmezse hiçbir şey edinemez.  Ve bu nedenle, tüm kuşakların öğretmenlerinden gelen kaynaklara göre kendisine öğreten öğretmenden aldıklarına boyun eğdiği ölçüde, kişi başarı elde eder. Sadece bu form içinde küçük olan büyük olandan alabilir.

Bu nedenle, Baal HaSulam’ın ne kadar olağanüstü ve büyük bir insan olduğunu anlamamız gerekiyor. Onun tüm eserlerini, tüm mirasını hiçbir eleştiri olmadan kabul etmek zorundayız ve o zaman ruhuyla bağ kurmaya başlayacağımızı ve onun aracılığıyla Yaradan’dan üst gücü alacağımızı umabiliriz.

“Kahramanlarınız Kimler? Size Kim İlham Veriyor?” (Quora)

Benim büyük olarak kabul ettiğim büyük insanlar,  Kabala bilgeliğini geliştiren büyük Kabalistlerdir. Onlar bunu eski Babil’den, yani insanlarda kötülüğün ilk ortaya çıktığı zamanlardan aldılar ve onu 5.000 yıldan fazla bir süredir bir nesilden diğerine taşıdılar.

Bunlar arasında 2. yüzyılda yaşamış olan Zohar Kitabı’nın yazarı Rabbi Shimon Bar Yochai; modern Kabala biliminin kurucusu—15. yüzyılda yaşayan Haham Isaac Luria (Ari); ve zamanımızı göz önünde bulundurarak Kabala bilgeliğini geliştiren son Kabalist – 20. yüzyılda yaşamış olan Kabalist Yehuda Aşlag (Baal HaSulam) yer almaktadır. Özünde, tam olarak o bizim kuşağımıza Kabala bilgeliğini ifşa etti ve onun yardımıyla şimdi gerçekliğin, doğanın ve insanlığın karşı karşıya olduğu temel sorunun anlaşılmasına ilerliyoruz.

Ayrıca, bu bilgeliği bana aktaran öğretmenim Baal HaSulam’ın büyük oğlu Rav Baruch Shalom HaLevi Aşlag’a (Rabash) büyük saygı duyuyorum. O, bunu bana teslim etti ve onu insanlığa yaymam için beni görevlendirdi – ki ben de tüm gücümle bunu yapmaya çalışıyorum.

Bu yüzden büyük kabalistler – Rashbi, Ari, Baal HaSulam ve Rabaş – benim örnek olarak gördüğüm insanlardır. Bana göre onlar dünyanın kahramanlarıdır.

Doğanın İçsel Nabzını Hissedin

İnsanın Doğası: İyimser Felsefe Çalışmaları, Elie Metchnikoff:

İnsan yapısını değiştirmek için önce ideali çerçevelemek ve ardından bilimin tüm kaynaklarıyla çalışmaya başlamak gerekecektir.

İnsanları geleceğin bir tür dininde birleştirebilecek bir ideal oluşturulabilirse, bu idealin bilimsel ilkelere dayanması gerekir. Ve eğer, sık sık iddia edildiği gibi, insanın yalnızca inançla yaşayabileceği doğruysa, inanç bilimin gücünde olmalıdır. İnsan doğasını değiştirmek için, öncelikle kişinin çabalaması gereken idealin farkında olması ve ardından bunun gerçekleşmesi için bilimin sağladığı tüm araçları kullanması gerekir.

İnsanları geleceğin bir tür dininde birleştirebilecek bir ideal düşünürsek, o zaman bu, bilimsel verilerden başka bir yere dayandırılamaz. Ve eğer sık sık söylendiği gibi, kişinin inançsız yaşayamayacağı doğruysa, o zaman ikincisi, bilginin her şeye kadir olduğuna inanmaktan başka bir şey olamaz.

Cevabım: Elbette insan kendini değiştirdiğinde doğaya daha yakın olması için, mutlak bilgi olan gerçek inanç yönünde çabalamalıyız. O zaman içinde bir dönüşüm gerçekleşir ve uyumlu bir genel bütün gibi, doğanın içsel nabzını, hareketini ve onun içinde kendini hissetmeye başlar.

Soru: Yaptığı şey kişiyi doğaya bir damla bile yaklaştırıyorsa o zaman bu doğru yön, eğer uzaklaştırıyorsa yanlış yön müdür?

Cevap: Evet. Ve ayrıca “sağlam bir vücutta sağlam bir maneviyat” sloganına göre, ne kadar sağlıklı olursanız, doğaya o kadar yakın olursunuz çünkü onun bir parçasısınız.

Perde – İnsanın Yaradan İle Kişisel Etkileşimi

Soru: Perdeye sahip olan bir kişi topluma ne gibi faydalar sağlar? Onun kendini düşünmeme yeteneği bir şekilde diğer insanları etkiler mi? Yoksa bunlar tamamen içsel hesaplamalar mı ve kimse bununla ilgili bir şey bilmiyor mu?

Cevap: Aslında, insanlar böyle bir özelliğe sahip olmadıkları ve maneviyatı hissetmedikleri için perdenin varlığından tamamen habersiz olabilirler. Bu birincisi.

İkincisi, kişi bir perde edinmek istiyorsa, derslere gelmeli ve gruptaki alma ve ihsan etme niteliklerini incelemelidir.

Soru: Ve eğer zaten benzer düşünen bir grup insan içindeyse ve orada egoizminin üzerine çıkıyorsa, bu onunla birlikte çalışanlar tarafından bir şekilde hissedilir mi?

Cevap: Hayır. Neden? Bu sadece onları bozabilir. Perdeyle çalışmak, kişinin Yaradan ile bireysel etkileşimidir.

Ruh Ebedi Bir Varlıktır

Soru: Bir ruhun bir ömür boyunca yeniden doğması mümkün müdür?Ruh aynı bedende ölüp yeniden doğabilir mi?

Cevap: Ruh doğmaz ve ölmez. O ölümsüzdür çünkü ihsan etme niteliğidir.

Bu nedenle, ruhunuza ne olacağı konusunda endişelenmenize gerek yok. Elbette o ancak siz onu geliştirirseniz gelişebilir. Ona başka bir şey olmaz. O, her birimizin içinde ve aramızda olan sonsuz bir varlıktır ve onu sadece kendimize ifşa etmemiz gerekir.

Perde Manevi Dünyayı Hissetmek İçin Bir Fırsattır

Soru: Perde, kişinin Kabala çalışma sürecinde edindiği anti-egoist bir güçtür. Bunu nasıl tanımlarsınız? Bu bir nitelik mi, bir duygu mu, bir güç mü, bir koşul mu?

Cevap: Perde dışarıdaki dünyayı bencilliğimizin üzerinde hissetme yeteneğidir. Egoist arzumuzda hissettiğimiz şeye dünyamız denir. Onun üzerinde hissedebildiğimiz şeye üst dünya veya manevi dünya denir.

Kişi perdeyi edinerek, kendi “Ben”inden, kişisel yararından soyutlama yeteneği kazanır. Etrafındaki her şeyi tamamen farklı bir biçimde, kendisiyle ilgili değil, gerçekte olduğu gibi algılamaya başlar. Bu onun avantajıdır.

Yani artık arzu ve özlemlerinin kölesi değildir ve kendi menfaati için bilinçli ve hatta bilinçaltı hesaplara girmez. Dünyanın nesnel resmini tam olarak görür.

Ben Hala Gencim

Soru: Yakında 75 yaşında olacaksınız. Her zaman çok neşeli, pozitif ve keyifli bir insansınız. İnsan, iyi bir içsel enerjiye sahip olduğunuzu görebilir. Nasıl neşeli ve iyi bir ruh hali içinde uyanılacağına dair ipuçlarınız var mı?

Cevap: Tavsiye veremem çünkü özel bir işe sahibim. Sabah bir buçukta uyanıyorum ve sabahın üçünden başlayarak dünyanın her yerindeki binlerce öğrenciye resmi olarak internet üzerinden ders veriyorum.

Soru: Bu neden geceleri oluyor?

Cevap: Böylelikle kimse insanları derslerde rahatsız etmez ve dikkatini dağıtmaz. Ayrıca, her yerde gece değil. Öğrencilerim kelimenin tam anlamıyla tüm kıtalarda yaşıyor ve hepsi bizimle bağlantı kuruyor. Belki bazıları için uygundur ve diğerleri için çok uygun değildir. Fakat Kabala’nın geceleri öğretimi nesilden nesile bu şekilde yerleşmiştir.

Soru: Ne zaman dinleniyorsun? Uyku fizyolojik bir ihtiyaçtır ve bunu yapmak zorundasınız.

Cevap: Dersten sonra, sabah altıdan yediye kadar yaklaşık bir saat, hatta bazen bir buçuk saat uyuyorum. Ve sonra akşam sekiz ile dokuz arasında yatarım. Yıllar sonra böyle bir programa adapte oldum ve başka türlü yapamam.

Yorum: Örneğiniz, birisi bir şey yapmaya başlarsa ve bunu neden yaptığını anlarsa, herhangi bir uyku düzenine uyum sağlayabileceğini gösteriyor. Ve kişi sağlığını kaybetmez ve mükemmel fiziksel ve zihinsel formda kalır.

Cevabım: Ben hala gencim. Sadece 75 yaşındayım.

“Mesih Ne Zaman Gelecek?” (Quora)

Kabala bilgeliği, Mesih’in (İbranice Maşiah) bir kurtuluş gücü olduğunu açıklar. Bizi egomuzdan çıkarır ve bizi sevgiye ve karşılıklı bağa getirir. Mesih anlamındaki İbranice kelime Maşiah, “çekmek” anlamındaki Limşoh kelimesinden gelir. Bizi kötüden iyiye (kendine faydaya öncelik veren egoist bir gerçeklikten, sevgiye ve aramızdaki pozitif bağa öncelik veren özgecil bir gerçekliğe) çeken bu güç, biz istediğimiz zaman ortaya çıkacaktır ve henüz ortaya çıkmamasının nedeni de henüz onu arzulamamış olmamızdır.

Mesih’in beyaz bir eşek üzerinde geleceği yazılıdır. İbranice “eşek” (“Hamor”) kelimesi, “madde” veya “öz” (“Homer”) kelimesinden gelir. Yaratılışın maddesi veya özü, haz alma arzusudur. Bu madde beyazlaşınca Mesih gelecektir. Bu hiçbir şekilde fiziksel anlamda renklerle ilgili değildir, ancak içsel olarak, siyah ile temsil edilen egoist niteliğimizden kurtulmak ve onu insanlığa ihsan etmenin beyaz maddesine dönüştürmek istersek, o zaman Mesih gelecektir.

Mesih bir kişi veya hayali bir figür değildir. Mesih, egomuzdan kaynaklanan bu kötülükten  (aramızdaki rekabet ve temelsiz nefretten) kendimizi çıkarmak isteyeceğimiz biçimde içimizde uyanan içsel arzudur. Bizi yönetmesini istediğimizde, bu güce “Mesih” denir.

Doğal olarak, bizler Mesih’i bekliyoruz.

Roş HaŞanah – Covid Ayrılığını Yenmek İçin Bir Şans

Birkaç gün önce bir komşusu öğrencilerimden biriyle, kızlarının Covid aşıları konusunda tartışmalarından çok üzgün olduğunu paylaşmış. Sonuç olarak, aşıya karşı olan, ailesiyle birlikte Roş HaŞanah kutlamasına katılmayacaktı. Öğrencimin komşusunu en çok üzen şey kızının aşıya karşı olması ya da kutlama yemeğine katılmayacak olması değildi. Onu asıl üzen çocukları arasında patlak veren nefretti. Anlaşmazlıklar ve kavgalar tüm ailelerde olur, ancak oluşan kin dolu nefret patlaması onu mahvetti.

Nefret, gerçekten de bizim neslimizin en büyük belasıdır. Her şeyi yok eder, toplumları ve aileleri parçalar. Bu nedenle, ailelerimizi ve topluluklarımızı bir arada tutmak için ilişkilerimiz üzerinde çalışmalı ve nefreti yenmeliyiz.

Hepimizin farklı görüşlere sahibiz. Sorun, farklı görüşlerin şimdiye kadar gizlenmiş olan daha derin çatlakları ortaya çıkarmasıyla başlar.

Ailenin bir üyesi, bu durumda olduğu gibi, aşı olmak istemiyorsa ve bu nedenle başkalarını riske atmamak için bir Roş HaŞanah yemeğine katılamıyorsa, o kişiden nefret etmemeliyiz.

Anlaşmazlıklara nefret nedeni olarak değil, bağ kurma fırsatları olarak yaklaşmalıyız. Farklılıkların ve anlaşmazlıkların üzerine çıktığımızda, bağlarımızı güçlendirir, sevgi ve birliğimizi anlaşmazlık oluşmadan öncesine göre daha da arttırırız. Birleşmeye yönelik bilinçli çabamız ilişkilerimizi sağlamlaştırıp güçlendirir.

Ayrılığı yenmekten bahsettiğimizde, onu yokmuş gibi bastırmaktan bahsetmiyoruz. Ayrılığı yenmek, onu tanımak, kabul etmek ve her şeye rağmen onun üzerinde birleşmek demektir. Bölünme üzerinden oluşması gereken bu yeni birlik, hiçbir zaman meydan okunmamış olan birlikten her daim daha güçlü olacaktır.

Bu nedenle, bölünme ne zaman ortaya çıkarsa, bizimle çelişen kişiyle olan ilişkimize ne kadar değer verdiğimizi incelemeliyiz. Öğrencimin bana bahsettiği durumda, Annenin acısı, kızlarıyla olan bağına ve onların birbirleriyle olan bağlarına, Covid-19 aşıları hakkındaki herhangi birinin görüşüne değer verdiğinden daha fazla değer verdiğini açıkça göstermektedir. Eğer duygularını kızlarına aktarabilirse, bölünmelerinin üzerine çıkabilir ve ilişkilerini güçlendirebilirler. Yapamazsa, ilişkileri bozulacak ve herkes pişman olacak.

Günümüz toplumu, insanlarla aynı fikirde olmadığımız sayısız durum sunar. Onlarla olan ilişkilerimize önem veriyorsak, bu koşullara bağlarımızı güçlendirecek fırsatlar olarak yaklaşmalıyız. Eğer bunu yaparsak, nefreti karşılıklı sevgi ve yakınlık nimetine dönüştürebiliriz.

“Küresel Farkındalık İçin Eğitim” (Linkedin)

Bugün çocuk yetiştirdiğimiz bütünsel gerçeklik, büyüdüğümüz yerden çok farklı. Birbirine bağlı bir dünyada gelişebilmeleri için, bizim ne kadar birbirimize bağlı olduğumuzun bilincinde olmalılar ve onlara bunu ne kadar erken öğretmeye başlarsak o kadar iyi.

Onlara Dünya gezegeninde yaşadığımızı açıklamalı ve onlara Dünya’nın nasıl olduğunu göstermeliyiz. Onun sadece yuvarlak şeklini değil, aynı zamanda toprak, bitkiler, hayvanlar ve insanlar ve hepimizin tek bir sistemde nasıl bağlı olduğumuzu göstermeliyiz.

Daha sonra onlara güneş sistemimizi, güneşin ve ayın Dünya’yı nasıl etkilediğini, mevsimlerin nasıl değiştiğini ve doğal güçlerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini anlatmalıyız. Ayrıca, medeniyetlerin ve milletlerin birbirinden koptuğunda düşman olduklarını, kendilerini yakın hissettiklerinde de birbirlerine yardım ettiklerini göstermeliyiz.

Göstermemiz gereken asıl nokta, doğanın tüm güçlerinin tek bir bütünsel mekanizmadaki birlikteliği ve bunun bizi nasıl etkilediğidir. Bir mobil cihaz veya bilgisayar aracılığıyla bağlı olsak ve sanal alemde yaşıyor olsak bile, fiziksel dünyada sadece diğer insanlarla değil, her şeyle bağlı olduğumuzu görmemiz gerekiyor.

Sonuç olarak, çocuklar çevreleriyle – çevrelerindeki insanlarla ve tüm doğayla, iyi ilişkiler geliştirmenin ne kadar önemli olduğunu bilerek büyüyecekler. Hem sosyal hem de doğal olarak çevreyi önemsemezlerse, onun da kendilerine kötü davranacağını hissedecekler. Bu şekilde, bugün bizim başımıza geldiği gibi, cehaletin sonuçlarına katlanmak zorunda kalmayacaklar.

Başkalarına ve Dünya’ya yönelik davranışlarımızı daha çok bir ilişki açısından düşündüğümüzde, karşılıklılığın gerekli olduğunu görmek kolaydır. Başarılı bir ilişkinin her yönden dikkate alınması gerektiği ve arkadaşlara ve sevdiklerinize sahip olmanın faydalarının, çabalardan çok daha ağır bastığı açıktır. Hepimizin birbirine bağlı olduğunu göremediğimizde, düşünceli olmak için bir dürtümüz olmaz.

Başkalarına kasten zarar vermek istemeyen hayvanlardan farklı olarak, insanlar “insanın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür” örneğinde olduğu gibi doğasında olan kötü niyetle doğarlar. Bu nedenle, şu anda olduğu gibi karşılıklılığı ve karşılıklı önemsemeyi geliştirmeden çocukların büyümesine izin veremeyiz. Her şeyin birbirine bağlı ve iki taraftan bağımlı olduğunu görmek için, onları ve kendimizi eğitmeli ve buna göre davranmalıyız.