Yeni Bir Oyun

Soru: Dediniz ki kendinizi  ıslah olmuş bir durumda hayal ediniz. Bunu doğru bir şekilde hayal ettiğimden nasıl emin olabilirim?

Cevap: Islah edilmiş bir durumu hayal etmeniz imkansızdır. Bu resmi bizim için Işık aşamalı olarak yaratacaktır. Bu durum yalnızca Işık tarafından yapılabilir!

Girişimlerimiz çocukların birşeyleri ısrarla yapmalarına benzer ve hatta bu işi beceremese  dahi, çocuk yine de devam etmeye çalışır. Bir çocuğun birşeyleri yapmaya çalıştığının ısrarını görmüşsünüzdür. Sonuçta çocuk hissiyatlar, düşünceler ve bazı tecrübeler edinir ve bu şekilde tecrübeli bir yetişkin olur. Bunun olabileceği tek yol budur.

Bizler burada yeni herhangi birşey ifşa etmiyoruz.  Çocukken yetişkin olmaya çalıştığımızda yaptığımız gibi yine aynı Işıktan yararlanırız. Yine doğanın içinde olan aynı prensiplerden faydalanıyoruz. Bu aynı kesin yasadır ve başka herhangi bir şey yoktur.

Denemelerde bulunuyorsunuz, yapı taşları ile oynuyorsunuz fakat bunlar yıkılıyor. Bir inşaat kurmaya çalışıyorsunuz ancak yapamıyorsunuz. Bir şeyler yapıyorsunuz, atlıyorsunuz, zıplıyorsunuz ve küçük bir maymun gibi etrafta koşuşturuyorsunuz. Oysa ki, bu çabalar gelişiminiz için gerekli olan üst Işığı,doğanın saklı gücünü uyandırıyor.

Bu güç bizleri hayvansal seviyede geliştirdi ve yetişkin olduk. Şimdi ise bizler bilinçli olarak bir sonraki dereceyi oynuyoruz  öyle ki bu aynı güç bizleri geliştirecek ve bizleri bu dereceye yükseltecektir. Her neyi oynarsan ona benzeyeceksin.  Bunun çalıştığı şekil budur.

Bugün bizler “Yaratana Benzer Hale Gelme”nin oyununu oynuyoruz. Eğer bu oyunu oynamaya devam edersek, başaracağız! İnsanlar oyun vasıtasıyla gelişir. Kendinizi orada hayal etmelisiniz. Kendinizi bir yetişkin olarak hayal edin; bu en önemli şeydir. Diyebilirsiniz ki “bir sonraki dereceye yükselmek ne demektir? Herşeyden öte, başarmak istediğimiz şey budur.” Devam edin ve arzunuzu fark edin! Bunun ne anlama geldiğini hayal edin ve bu oyunu oynayın ancak bunu edindiğiniz bilginin üzerine dayandırın.

Birçok makale okudunuz ve dersler seyrettiniz:  Üst derece, ihsan etme niteliği, egonun üzerine çıkmak, perde, Reşimot, Partzufim, Hassadim Işığı, Hohma Işığı ve benzerleri  ne anlama geliyor? Bu dönüşüm nasıl gerçekleşecek? Sürekli orada olduğunuzu hayal etmeye çalışın ve bunu elde edeceksiniz! Tüm doğa bu prensibe göre işler. Eğer bunu bir çocuğun gelişimi ile kıyas ederseniz eklenecek yeni bir şey yoktur.

Vilnus Kongresinden, 23.03.2012 tarihli Workshop 1

Umut, Eğitimdedir

Fikir (B. Dalinger, Profesör, Doğa Tarihi Rus Akademi Üyesi): “İnsanın misyonu doğaya adapte olmak değildir, fakat onu harekete geçirmek, oluşturmak ve değiştirmektir. Eğitimin amacı, bilgiyi, yetenekleri ve pratik becerileri transfer etmek ve öğrencilere “usta’’ görüşleriyle ve sosyal olarak önemli değerlerle yardım etmek değildir; fakat adamın içinde insan görünüşünü geliştirmek için koşulları yaratmaktır. Okullar, öğrencinin, elde ettiği dünyanın resminin, tüm ve anlamlı olacağını garanti etmeye ihtiyaç duyar.’’

Benim görüşüm: Dünyanın, eğitimin onun etrafında yarattığı ve insanoğlunun ıslahı için tek yol olduğu  inancı artıyor.

Kongre Dalgaları Bütün Kiri Temizler

Soru: Güney ve Kuzey Amerika’daki kongrelere gelmeden önce amacın önemini nasıl arttırabiliriz? Şimdi ciddi bir şekilde çatışmalar var; bunları nasıl aşabilir, üzerinde yükselebiliriz?

Cevap: Kopuklukların çokça olması iyidir. Bir kişinin iki şeyi idrak etmesi gerekir. Bir taraftan kişi kopukluk hisseder: Nasıl herkese karşı saygı duymaz  ve onlarla beraber olmaktan nefret duyarsa, gururu ile kendini herkesin üstünde hissederse ve onlardan uzaklaşır ise gibi.

Bu durum hem bireyde hem de tüm grupta olabilir ve bu şekilde gruba zarar verir. Soru acaba grubun kendini toparlayıp toparlayamayacağıdır. Kongre böyle bir şansı zor durumda bulunan ve olumlu kuvvetlerden yoksun gruplara bağ kurabilmeleri için sunar.

Olumsuz bir temel üzerinde bağ kuran gruplar vardır: Öğretmene ve ne dediğine karşı veya grubun diğer bölümüne karşı. Onları birlikte tutan şey sadece budur. Kongre tek bir grubun üzerinde, daha büyük ve daha güçlü bir çevreye girebilmek için bir olanaktır. Kongre içinde problemli olan grup eğer kendilerini sıfırlayabilirse ıslah edilebilir: Her üye kendi başına ve grubun tümü.

Mikveh’e (ritüel temizlenme havuzuna) gelmiş gibi kongreye gelirler fakat bunu yapabilmeleri için bir şeyden feragat etmeleri gerektir, feragat ettikleri egolarını beraberinde getirirler. Eğer buna hazır iseler, kongre o grubun yaralarını sarar.

Eğer böyle olmazsa, bizler kongrenin sonucu olarak onların daha da ileriye uzaklaştıklarını ve hatta kendi yollarına doğru ilerlediklerini bile görebiliriz. Benim inancıma göre güçlü bir kongre olmalı ki herkesin idrakı  kesinleşmeli: Yani ya kişi kendisini sıfırlamalı ve amaca doğru çevresinin yardımı ile ilerlemeli ve gelişiminde bir faktör olarak beraber inşa ettiğimiz, açıkça vurgulayarak yoldan ayrılır.

Bizler böyle olacağı hususunu haydi dileyelim. Çocukça oyunlar ve kontrol, şeref üzerine kurulmuş çatışmalar grupları birbirinden ayırıyor. Şimdi ciddi bir ilerleme zamanı ve kum kutusu içinde birbiri ile kavga eden çocuklar gibi davranmayı bırakmanın zamanıdır. Şimdi önemli faaliyetlerin ve insanlığın bizden talep ettiği sorumluluk zamanıdır.

Eğer sizler buna hazır iseniz, bu harika, haydi çalışalım. Eğer değilseniz, sizin ortadan kaybolmanız en iyisi olur. Ya biri ya da diğeri. Böylece kongre herkesin açıklığa kavuşmasında, hangi noktada bulunduğu ve kalan yaşamını neye hazırlıklı bir şekilde adayacağı konusunda herkese yardımcıdır.

Bütün global grup kongre esnasında birleştiği zaman, oluşan bu çok kuvvetli bir çevredir, öyle ki ilerleme için en efektif olanıdır. Bu nedenle bu günlerde buna dahil olmak ve olanlarda bütünüyle yer almak iyi bir fikirdir: Hem fiziksel ve de hem içsellikle kişinin tüm ruhu ile. Bu şekilde kişi kendini, dünyamızdaki ilerleme için, mümkün olabilecek en güçlü etki altına sokar.

18.4.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 1. Bölümü’nden, Rabaş’ın yazıları

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 20.4.2012, saat  11:11’de yayınlanmıştır.

Öğrencilerler Bir “Kafeste”

Soru: 20. Yüzyılın başlangıcında özellikle Rusya’da, cahilliği ortadan kaldırmak için yaygın bir seferberlik vardı. Bugün bu durum kusursuz derece doğal görünürken eskiden düşmanlıkla karşılanıyordu. Birçok insan, çocuklarını okullara yollamayı reddetti ve çocukların kendilerince öğrenmelerini istemediler çünkü bunun gereksiz bir zaman kaybı olduğunu düşünüyorlardı. Biz integral bir eğitim sistemi önerdiğimiz zaman, gereksiz, kullanılmaz bir şey olarak algılanabilir, bugün ona benzer bir durum ortaya çıkabilir. Bu direnişin üstesinden nasıl gelebiliriz?

Cevap: Şunu düşünüyorum ki bugün, eğitmenlerin büyük bir çoğunluğu, psikologlar ve sosyologlar kuvvet kazanmaya hazır olan problemi farkındalar ama bu problemle nasıl başa çıkabileceklerini bilmiyorlar. Gerekli olan şey onlara mümkün olduğu kadar geniş açıklamalar ile yaklaşmaktır.

Öğretmenler, öğrencileriyle empatik olurlar ve üstelik zamanla öğrencilerinden daha fazla ıstırap çekerler. Sonuçta, öğretmenler çocukların devamlı olumsuz baskıları ile sınırsız ve çocukların onlara karşı gelip, kısıtlanamayan şeytanca bencillikleri ile yine de var olmaya zorlanmışlardır. Her öğrenci onlara karşı kendi bağımsızlığını ispat etmek ister ve kendisini teyit edebilmek için gayret eder.

Ben, öğretmenlerin ve eğitmenlerin çocuklarla normal olarak çalışması için onlara izin verecek olan, onların faydası için bir şey, en azından yeni bir metodolojide ayırt edebilmesi için burada bazı eğitime ihtiyaç olduğunu düşünürüm.

Bugün bir eğitmenin işi daha zor ve ciddidir, hatta ben riskli olduğunu bile söyleyebilirim. Bir kişi öyle koşullara maruz kalır ki söz konusu bu manevi baskı içindeki bu çalışmaya ”zararlı” olarak nitelendirilebilir. Çocuklarla birlikte kırk beş dakika sınıfta olmak birçok stres yaratır ve muazzam derecede öğretmeni zorlar.

Eğitmenlerle beraber biz ilk olarak, çocukların anlaması için onlara yardım edecek olan metodolojik bir kaynağı hazırlamaya ihtiyaç duyarız ve her şeyden önce biz henüz sınıfı değiştirmeden sınıftaki atmosferle ilgileniriz.

Öğrenciler henüz gerekli konuşmaya alışamaz çünkü birisiyle herhangi bir şeyi tartışmak imkansızdır. Bu, bağırma, birbirlerini susturma, küfür durumuna yol açar ve kim bilir başka nelere.

Şimdi eğitimci en azından onları oturtur, onları sakince bir arada tutar ve bir şekilde gereklilik getirdiği için onları pasifize eder. Öğrenciler oturur iken, hepsi perişan kendi yerindedir ve tüm bu işkencenin sona ermesini beklerler.

Burada yavaş ve düzgün bir geçişe ihtiyaç duyulur. Ben, eğitmenlerin aşamalı olarak bunu kabul edecek olduğunu düşünürüm. Onlar şimdiden mevcut olan sistemin, yeni nesilde var olmasının pek doğru olmadığını hemen görürler.

Yükselişe Davet, Her Yerde Mevcut

Kişi, bir sonraki seviyeye yükselmesi gerektiğini anlamadığı sürece, ıslah olamaz. Kişi, artık mevcut seviyesinde olmadığını ve bir sonraki seviyeye Islah Eden Işık sayesinde yükselmiş olduğunu, zihninde sürekli olarak resmetmelidir. Çabasına olan bu çözümü, sürekli olarak zihninde resmetmelidir.

Genelde, sürekli olarak bulunduğumuz seviyeyi düzeltmeye çalışırız. Mevcut seviyenin, biz o seviyeyi düzeltelim diye geldiğini düşünürüz. Ancak, bu tutum bizi durdurur!

Yeni bir koşul geldiğinde, ne yapmamız gerektiği konusunda aklımız karışır. Oysa, gelen tüm koşullar, o koşulların üstüne yükselelim diye gelir; o koşulların üstüne yükselip bir sonraki koşullara ulaşalım diye gelir.  Bulunduğumuz koşullarda düzeltecek hiçbir şey yoktur! Islah dediğimiz şey, mevcut seviyemizin üstüne yükselmektir!

Bunu kabul etmek çok zordur, çünkü bu tarz bir yaklaşım, dünyamızda yoktur; ancak maneviyatta işler bu şekilde işler. Bunun sebebi ise şudur: Gelen tüm koşullar, kişi bu koşulları düzeltsin diye verilmez; tüm koşullar, kişi kendisini düzeltsin diye verilir! Kendimizi düzeltmenin yolu ise, yalnızca her bir koşulun üstüne yükselmekten geçer ve buna, “mantık ötesi inanç” yoluyla ilerlemek denir.

Her ne zaman bir muhakeme yapmamın gerektiğini hisseder, hatalı veya gerçekçi olmayan bir nitelik keşfedersem, bunu, bu izlenimimin üstüne yükselmem için bir davetiye olarak görmeliyim. Bu sayede, yaşadıklarımın, yalnızca bana eksikliklerimi göstermesi için geldiğini anlarım. Bu eksikliklerimin tamamlanması ve düzeltilmesi, yani ıslahı, ancak bir sonraki seviyede gerçekleşir; asla mevcut seviyemde gerçekleşmez!

Kendimle ilgili, bu dünya ile ilgili, dostlarla ilgili ve Yaratan’la ilgili olaraktan bana kötü ve mükemmel değilmiş gibi görünen her şey, daha da büyük bir ihsan etme niteliğine kavuşmam için yapmam gereken muhakemeleri ve üstüne yükselmem gereken yerleri gösterir bana. Bütünü ile ihsan etme niteliğini edinene kadar, ancak bu şekilde ilerleyebilirim.

Rabaş’ın Yazıları konulu, 18.04.2012 tarihli Günlük Kabal Dersi’nin 1. Bölümünden

Sabah Dersi’nin Anlamı

Soru: Kongre’den bu yana, benim için şimdilik sabah dersine konsantre olmamız gerektiği hissi, birlik hissi oluştu. Yoksa daha fazla dağıtım mı yapmalıyız? Bir şey bana tam net değil yani bugüne kadar yaptığımız her şey yeterli değil gibi geliyor; bizlerin bir şeyler daha eklemesi gerek.

Cevap: Eklememiz gerekenin sabah dersinde yapılması lazım! Sabah dersinin dışında ilerleme sağlamak mümkün değildir! Onsuz hareket olamaz! Sabah dersi her şeydir-alfa (başlangıç) ve omega (bitiş) -başka söylenecek bir şey yoktur.

Fakat sabah dersinin yanı sıra, yaptığımız her şeyin bütünsellik ruhu içinde yapılması gerekir, nitekim bizler sürekli sabah dersinde bu ruhu uyandırıyoruz.

Güne ders ile başlamak ana husustur. Bunu bir nedenden dolayı yapamazsanız bile, yine de uyanma zamanınız ne olursa olsun gününüzü ders ile başlatın: Derse en azından yarım saatinizi adayın, eğer yapmazsanız, tüm günün kalanı düşüştür, bir kayıp ve bunu karşılamak için çok uzun bir zaman harcamanız gerekecektir.

Sanal Ders’ten 26.2.2012
Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 20 Nisan 2012’de, saat 09:24’te yayınlanmıştır.

Çıkış Yolunu Bulmalıyız

Grup içerisinde bağ kurarak ve bunun vasıtasıyla üst realiteyi edinmenin metodu 5000 yıldan daha fazla bir zamandır  var olmasına rağmen, bu durum kaynakların hiçbirisinde tarif edilmemiştir. İnsanların bugüne kadar buna ihtiyaçları olmamıştır ta ki ego kendi içimizden kendimiz için bir değişim talep etmek için yeterince  gelişene kadar. Egoizm kendi acizliğini kendisi keşfetmeliydi; kendi gelişiminin ölüm noktasına ulaşmış olduğunun farkına kendisi varmalıydı öyle ki artık bizler tüm gezegende küresel ve birarada bu hayatı bu şekilde sürdürmenin imkansız olduğunu hissetmeye başladık.

Bu gerçeğin yanısıra birçok insan ve toplumlar halen bizlerin bir geleceğe doğru istek içinde olduğumuza ve gelişimimiz içerisinde birşeyleri edinmeye arzumuz olduğuna inanıyorlar, hiç kimse bu durum hakkında ciddi olarak düşünmüyor. Bu esnada durgunluk devam ediyor. Hükümetler ve ekonomistler çaresizler ancak yine de herşeyin yakında iyileşeceğini ve hayatın yine eskisi gibi tekrar normalleşeceğini savunuyorlar. Fakat işin aslı, herkes biliyor ki hiç bir çıkış yok.

Bu çıkış yolunu bulmalıyız, bu çıkışı realize etmeliyiz ve herkes için örnek olmalıyız. Çünkü günümüzde buna çok büyük ihtiyaç var, günümüze kadar her nesilde bireyler vasıtasıyla sadece hocadan öğrenciye aktarılmış olan metot da ifşa oluyor. Öyle ki tarihte makalelerinde grup hakkında yazan ilk kişi hocamdı. Ondan önce grup içinde çalışma hakkında yazan hiç kimse olmadı. 300, 500 ve hatta 1000 yıl öncesinin otantik kaynaklarının çok az bölüm ve paragraflarında bunu bulmak mümkündür, ancak çok kısa yorumlardır ve daha fazla değil.

Hocam Rabaş, grup içinde sistematik çalışmayı, üst konumu hisseden bir organ yaratmak için kendi aramızda nasıl bağ kuracağımıza açıklık getiren ilk kişidir. Herşey bir sigara paketindeki gümüş folyo kağıdına yazmış olduğu o meşhur ilk makalesiyle başlar: ‘Bizler Baal HaSulam’ın metodunu ve yolunu takip etmek isteyenler için bir toplum oluşturmak için bir araya geldik, bu şekilde insan seviyesine yükselmek için ve bir hayvan olarak kalmamak için…’ . Ve işte bizim yaptığımız budur.

Vilnus Kongresinin 23.03.2012 tarihli 2. dersinden

Öfke ve Nefret Benim Yardımcılarımdır

Soru: Olumsuz düşünceler, öfke veya nefret bizler bağ kurmaya başladığımızda içimizde belirir. Bunlar ile beraber doğru şekilde çalışmak nasıl olur?

Cevap: Bizler dünyayı iki parçaya bölmeliyiz: Bana göründüğü şekilde, bencilliğime göre ve gerçekte aslında nasıl olduğu şeklinde. Gerçekte dünya neye benzer?

Bizler ortak arzumuza göre bunu ifşa edersek, bizler dünyanın Işık ile dolu olduğunu ve tamamıyla mükemmel olduğunu görürüz. İçinde düzeltmemiz gereken bir şey yoktur. Başka bir deyişle, bizler sadece kendimizi ıslah etmeliyiz, sadece dünyaya karşı kişisel bakış açımızı, davranış açımızı, kişisel algılamamızı düzeltmeliyiz.

İşte bu nedenle, dünyayı dikkatle bencillik prizması içinden hem bize göründüğü şekil ile ayırmalıyız ve hem de aslında dışımızda var olan bir dünya şeklinde de ayırabilmeliyiz. Basitçe, üstteki Işık tam istirahat durumundadır ve tümüyle ihsan etme ve sevgi şeklinde bir özelliği vardır.

Bu nedenledir ki, bizlerin içimizdeki bu iki hissiyatı ayırt etmeye ihtiyacımız vardır. Bir hissiyat gerçek öfke hissiyatı ve itirazlardır, bunlar bir amaç sebebiyle belirir ve öyle ki bizler onların üzerine yükselelim ve grubu tam ve mükemmel bir şekilde algılayalım; bu grup yani dünyadaki tüm muhteşem dostların içinde bulunduğu ve tamamıyla ıslah edilmiş olan dostlar şeklinde. Ben, yalnız, kendimi bu dostlara dahil etmeliyim ve annenin içerisindeki embriyo misali gibi olmalıyım.

Gerçekte ne söyledikleri ve bana olan etkileri de benim için fark etmez. Bir sebepten dolayı bana bu zorluklar verilmiştir ve böylece ben bu zorlukların içinden geçmeyi başararak ve dostlarımın içinde var olarak onların tamamıyla mükemmel olduklarını zihnimde canlandırır, benimle birlikte tam istirahat halinde, ben de onların içinde var olduğumu hissederim.

23.3.2012 tarihli Vilna Kongresi’nden, 2. Ders

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 16 Nisan 2012 tarihinde, saat 12:51’de yayınlanmıştır.

Manevi Merdivenin Kuruluşu

Soru: Eğer bağ sadece manevi seviyede oluşursa, neden kongreye gelmek ihtiyacını duyuyoruz ve yüzyüze buluşmalıyız?

Cevap: Sizler herhalde internetten tamamıyla kopmanın mümkün olamayacağını ve ders yerine gözlerinizi kapatıp bizlerle içsel kanallar vasıtası ile bağ kurmak istiyorsunuz, değil mi? Anlaşılan sizler bu tarz bir içsel bağa hazırlıklı değilsiniz ve hayal kurar ve meditasyon yaparsınız.

Bizler buluştuğumuzda birbirimizi daha iyi anlarız. En azından bir kere buluşmak ve ne olduğunu görmek gereklidir. Bizler dünya hakkında izlenimleri beş duyumuz ile algılayarak ediniyoruz ve bu nedenle bizler birbirimizi malum duyularımız yolu ile hissedebilmeliyiz. Bizler hayvanız,  melek değiliz.

Beynimiz kokuları algılayan büyük hücrelerden oluşur ve onlar denizin dibini saran yosunlar gibi çoğalır. Bizlerin bütün modern sanal ağlarına karşın, bizler bu dünyada kendi hayvansal içgüdülerimize göre hareket ederiz. İşte bu sebepten dolayı bizlerin birebir yüzyüze irtibat kurmaya ihtiyacımız vardır; aksi takdirde, bilinçaltı seviyemizde daha yüksek bağ kurabilmemiz için ihtiyaç olan veri hacminde büyük bir eksiklik oluşur.

Bizlerin buluşmasına ihtiyaç var çünkü bizler bu dünyada yaşıyoruz ve bizler merdiven basamakları doğrultusunda maneviyata yükselişe bu dünyadan başlıyoruz.

9.4.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 2. Bölümü’nden, ”Brezilya Kongresi ile ilgili sorular ve cevaplar”
Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 15 Nisan 2012 tarihinde, saat 11:52’de yayınlanmıştır.

Üst Bilgiyi Almanın Koşulları

Kabala kitaplarında ne yazıldığını bilmek demek, ‘‘Ve Adem Havva’yı bilirdi’’ sözü ile bağ kurmaktır. Bizler üst derecelere yükselerek ve bunlarla bağ kurarak bilgiyi ediniriz. Bu durum  manevi dolumu, bilgiyi alabileceğimiz yere bizleri bağlayan aramızdaki bağlantı vasıtasıyla sadece mümkündür.

Bu yüzden Kabala kitaplarında ne yazıldığını özlemlesek bile kendimizi üst bilgiyi bunun vasıtasıyla alabileceğimiz yer, koşullardan koparmamalıyız. Bağ kurduğumuz yer ifşanın olduğu yerdir. Aksi halde üst dünya ile ilgili olan bilgiyi kendi hayvani, dünyevi aklın vasıtasıyla istiyor olacaksın ki bu da mümkün değildir.

Maneviyat sadece bağlantıda çalışır ve bağın yoğunluğunda temel alır. Daha sonra herşey tek bir noktada bir araya gelir ve tüm yaratılışın başlamış olduğu kıvılcıma döner. Eğer bizler doğru yönde amaca yönelemezsek Kabala kitaplarında yazılanları asla anlamayacak, sonu gelmeyen yorumlara yakınlaşacak fakat gerçeğe bu şekilde gelmeyeceğiz.

08.04.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 2. Bölümünden, Zohar