Geçiş Dönemine Dair İşaretler

Soru: Siz bir bireyi doğanın bedeninin içindeki bir kanser hücresine benzettiniz. Bu ne kadar zaman önce gerçekleşti ?

Cevap: Bencilliğimiz yavaş yavaş aşama kaydederek gelişiminde bazı kademelere doğru ilerledi. Milattan önce 5.yüzyılda başlayarak Milattan sonra 5. yüzyıla kadar insanlık kendi  emelini zenginlik edinme yönünde  geliştirdi. 15. Yüzyıldan 20. yüzyıl sonuna doğru ise gelişim bilgi edinme emeli yönünde gerçekleşti. Bunlar hakim olan eğilimlerdi.

20. yüzyılın başında Vernadsky adındaki bir akademisyen, gelişimimizi biten ve yok olmaya ilerleyen küre  veya doğa ile dengede olan şeklinde tanımlamıştır. Daha sonra bu fikir birçok farklı bilim adamı tarafından da benimsenmiştir. Bu araştırma iyi bilinen Roma Kulübü tarafından devam ettirilmiş ve daha sonra başka dallar ortaya çıkmıştır.

Esas itibarıyla bencillik gelişimini 1960’larda gençler arasında yeni kültürün doğuşu ile  tamamlamıştı: Yaşamdan kopuş, “Beatles nesli”, hippiler vs. gibi. Bu içsel bir sorgulamanın başlangıcı idi, boşluk hissi içindeydiler ve devamlı ileriye doğru gayret etmek hissi içinde değillerdi ayrıca da bu çabayı harcamanın önemli olduğunu da düşünmüyorlardı.

Bizler isteklerimizin devamlı bizi yönlendirmesi sonucu gelişiyoruz. Sonuçta, kişi bir arzudur. Servet, şöhret ve bilgi isteklerimiz bitince ne yapacağımızı bilemiyoruz ve bizler bu isteklerimiz karşılanınca da tam tatmin olamadığımızı görüyoruz.

İşte bu genel depresyonun açığa çıkışıdır. Toplumlarımızda gördüklerimiz ise şunlar: İntihar oranının artışı, ailelerin dağılması, aileden kopmuş ve davranış bozukluğu yaşayan çocuklar vs.. Bu çabucak gerçekleşmesi gereken bir geçiş dönemidir. Bizler ciddi bir hız kazanan gelişimin tam ortasındayız.

22.3.2012 tarihli Litvanya Šiauliai Üniversitesi dersinden

Bu Makale Dr. Laitman’ın blogunda 4 Nisan 2012, 10:47’de yayınlanmıştır.

ARI Enstitütüsü Siauliai Üniversitesiyle Ortaklıkta Adım Adım İlerliyor

Šiauliai bölge sitesi ve  Litvanya TV haber portalı kanalı “Šiauliai Üniversitesi, ARI Enstitüsüyle (İsrail) sözleşme imzaladı” başlığıyla bir makale yayımladı

22 Mart tarihinde, Šiauliai Üniversitesi kütüphanesinde, Uluslararası İlişkiler ve Gelişim Rektör Yardımcısı Profesör Teodoras Tamošiūnas ve ARI Enstitüsü Direktörü Profesör  Michael Laitman (İsrail), Litvanya Šiauliai Üniversitesi ve ARI Enstitüsü (İsrail) arasında bir işbirliği anlaşması imzalandı.

Profesör Michael Laitman basın konferansında entegre eğitim ve gelişimin prensiplerini sundu. Profesör Teodoras Tamošiūnas Siauliai Üniversitesi’nin öğretmen eğitimi ile ilgili uzun bir geleneğinin olduğunu ve bu yolla, İsrail’den Michael Laitman tarafından savunulan entegre eğitimin, Siauliai’de geliştirilebileceğini söyledi. Rektör Yardımcısı, Profesör Michael Laitman’ın Šiauliai Üniversitesi’ne olan ziyaretinin ve sözleşmenin ARI Enstitüsü ile imzalanmasının Šiauliai  Üniversitesi’nin tanındığını gösterdiğini söyledi.

Basın toplantısına katılan okutman Vida Skačkauskaitė’e göre, entegral eğitim sisteminin yeni bir insan ve toplum yaratmayı hedefliyor. Ona göre, Šiauliai Üniversitesi’nin uygulamaya ve tanıtmaya başladığı entegral eğitim metodu, Litvanya’nın diğer enstitülerine bir model olarak hizmet edebilir.

Sözleşmenin imzalanmasından sonra Šiauliai Üniversitesi kütüphanesi , Profesör Michael Laitman’ın “Neden İntegral Yetiştirme?” başlığında vermiş olduğu bir konferansa ev sahipliği gerçekleştirdi. Aynı zamanda Fransa, Ukrayna ve İsrail’den başka konuşmacılar da vardı.

Profesör Michael Laitman Ontoloji ve Epistemoloji profesörüdür, Bio–Sibernetik Yüksek Mühendisi ve Felsefe Doktorudur. Profesör Michel Laitman, Dünya Bilgelik Konsül üyesi ve ARI Enstitüsü kurucu ve direktörüdür. Modern yetiştirmenin akut problemlerine uygun yaratıcı fikirler kullanmakta, eğitim stratejisinde pozitif değişiklikler aramaktadır. Profesör eğitime birbirine bağlı entegre dünyanın kanunlarını uygulayan yeni bir yaklaşım sunmuştur. .

Michael Laitman yeni dönüm noktaları ileri sürerek yeni global insan köyünde nasıl yaşanılması gerektiğini izah etti. Birbirine bağlı dünyamızda teknolojik olarak birbirine daha bağlı.

Görüşleri insan hayatının farklı alanlarını içeriyor: Sosyal, ekonomik ve çevre. İlave olarak, eğitime özel bir odaklanma verilmiştir, universal değerleri sağlayan bir sistem ve bu sayede  bizim birbirine çok yakın gerçekliğimizde uyumlu bir toplum yaratıyor.

Son otuz yılı aşkın bir süredir, Profesör Michael Laitman 18 dile çevrilen 40’ın üzerinde kitap yayımladı.

Fotoğraf: Sigita Inchyurene

2 Nisan 2012’de yayımlandı

Sadece Herşey İçin Hazır Olan Kişi Egosundan Kaçabilecektir

Rabaş, Dargot HaSulam (Merdivenin Basamakları) 924, ‘‘Ve Yaratan Musa’ya konuştu’’: Aslında bizler Yukarıdan, doğadan hiçbir şey alamayız ta ki kişi doğanın içinde olamayacağı kararına gelene kadar. Kişi doğadan umudunu kaybettikten sonra ancak Cennetten yardım talebinde bulunabilir ve bu anda ona üst doğadan yardım edilecektir.

Bağ kurmaya çalışmalı ve Islah Eden Işığı uyandırmak için aramızda ihsan etme aksiyonlarını yerine getirmeliyiz. Işık bizi etkilediği zaman hissedeceğiz ki aramızda çok ve çok az bağın kıymeti var. Şöyle denir: ‘‘Firavuna Gel, onun kalbini Ben ağırlaştırdım.’’ Yaratana benzemeyi isteyerek, O’na yakınlaşıyoruz ve aynı zamanda O’ndan uzaklaştığımızı hissediyoruz.

Burada kişinin özel bir çaba sarf etmesi gerekmektedir: Kişi savaştan kaçmaz ve kalbinin bu ağırlaştırılmasının sebebinin ihsan etmenin gücünün gerekliliği ifşa etmek için olduğunu anlar, konunun ne olduğu önemli değildir. Nihayetinde kişi herşey için hazırdır, konu ne olursa, koşulların bağlantısız olması, grup, dünya. Öyle veya böyle önemli olan şey ihsan etmenin gücünü, bağın gücünü edinmektir.

  • Ne için? Bundan kazancın ne?
  • Hiçbir şey, ihsan etmenin kendisinin gücünün dışında hiçbir şey.

Bunun hakkında sadece konuşmak yeterli değildir. Dağıtımda ve grup içinde çalışarak diğerlerine yönelik bu yaklaşımı edinmeye çalışmalıyız. Dışsal olarak açıklanmak zorunda değil fakat kişi diğerlerine ulaşmak için çaba harcarsa işte o zaman gerçek anlamda Mısır’ın kralı ile yüzyüze gelir ve görür ki kişinin egosu hiç bir şey yapmasına müsaade etmeyecektir.

Daha sonra kişi ‘‘Mısır’ın On Vebasından’’ geçer ve ne kadar çok Yukarının özel bir gücünün etkisi altında olduğunu görür, kişinin egosu aşama aşama kendisini bırakır. Her defasında ‘‘Firavun’’ başını kaldırır ve ısrar eder ve bir diğer darbeyi alır. Bu durum kişiyi egosundan ayırır ve sonunda egosundan kaçmasını sağlar.

Nereye kaçar? Kişi Firavundan kaçar yani kendini diğerlerinden ayıran bu güçten kaçar. İlkönce bu sadece bir kaçış, bunun üzerine yükselmek ve daha sonra kişi bağ kurmak üzerine pratik olarak çalışmaya başlar. Mısır’da, kendi arzusu içinde, kişi bunu yapamazdı. İşte bu şekilde ‘‘Işığın Alınmasına’’ ulaşırız yani ortak sorumluluk ve ‘‘çölde kırk yıl’’ın süreci başlar.

04.04.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 4. Bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Dünya’nın Tek Şansı

Soru: Bizim çalışmalarımızın etkisi, bilim insanları ve araştırmacıların sağduyuları üzerinde ne zaman bir etkiye sahip olacak?

Cevap: Onların resmin bütününü görmelerine yardım etmemiz gerekir. Onlar da şimdiden integral bir dünyanın emareleri üzerine konuşmaktadırlar; ancak kişisel gözlemlerini tek bir sistem, tek bir metodoloji içinde bir araya getiremiyorlar.

Bir de bu konunun daha da derinine girmekten korkuyorlar çünkü integral bir dünya düşüncesi onları iktidarlarla yüzleştirmeye götürmektedir. Mevcut hükümetler kendi kendilerine zarar verdiklerini kavramada o kadar başarısızlar ki egoistçe ve bireysel bir şekilde davranmaktalar. Politikacılar bütünleyici bir sezgiden yoksunlar. Onların aksine bilim insanları doğayı gözlemleyip ne gördükleri hakkında konuşuyorlar. Onların sesine kimlerin kulak verdiği ise ayrı bir konu.

Bir başka sorun da şu: Çeşitli uzman ve bilim insanı tarafından söylenen harikulade sözler olmakla birlikte aramızdaki bağlantıdan ve birliğe ne kadar ihtiyaç olduğuyla ilgili söz ettikleri konu yok; uygulama konusunda isteksizler. Para ve ordu burada yardım edemez. Dünyadaki tüm insanlar “Evet, biz global bir köy olmak istiyoruz” diye haykırsa bile, bu ittifak halindeki iradelerin bildirilmesinden sonra ne olacak? Bir dünya savaşı haricinde hiçbir şey. Onları birbirine bağlayan bağı çok şiddetli biçimde hissettikten sonra bile bu bağı kesmek için bir dünya savaşı çıkaracaklar.

Bilim insanlarının bir çözümü yok; insanı nasıl değiştireceklerini bilmiyorlar. Bir ilacınız yoksa egoizmin ne kadar da zararlı olduğunu haykırsanız ne yazar? Geçmişte, doktorlar ölümcül hastalarına bu durumu söylemezlerdi. Hastalığın ilerlemesini yavaşlatma konusunda bile bir niyet yoktu ve bu nedenle kişi karanlıkta bırakılırdı ki daha az acı çeksin. Tora: “Kör bir adamın önüne engel koymayın” der. Bir insanla ilgilenemeyecek kadar acizseniz gerçeğin ifşasına ne gerek var?

Yani Kabala Bilgeliği olmaksızın, bizlerden karşılıklı davranış güvencesi mesajı çıkmaksızın, insanlığın herhangi bir şeyi düzeltmek için tek başına şansı yok! Ve şimdi problemimiz şu ki: İnsanlarla bağlantıyı nasıl sağlayabiliriz ve egoizmi düzeltmenin, dolayısıyla dünyayı düzeltmenin mümkün olduğunu onlara nasıl izah edebiliriz?

Biz insanın düzelmesi gerekliliği hakkında çok açık konuşuyoruz. Başka hiçbir şey yardımcı olamayacak. Birçokları tüm kötülüğün insanın doğası içinde var olduğunu anlamış durumda. Bununla birlikte ellerini havaya kaldırıyor: “İnsan egoistik bir varlıktır ve bunun hakkında yapılacak hiçbirşey yok” diyorlar. Eğer bizler egoizmin düzeltilmesi yöntemini insanlara sunmazsak, eğer bunun gerçekten de mümkün olunabilirliğini açıklamazsak, dünyanın hiçbir şansı yok. Bununla beraber, şimdiye dek yarı-gönüllü olarak çalışmış durumdayız.

Tüm Dünya ile Brezilya’ya

SORU : Brezilya’daki kongreye mümkün olabilecek en iyi şekilde nasıl hazırlık yapabiliriz ?

CEVAP : Öncelikle şunu söylemeliyim ki, başta Kolombiya ve Şili’deki gruplar ile toplantıda bulunacağım. Fakat bu gerçekleşecek kongreyi herhangi bir şekilde değiştirmez. Bu nedenle Güney Amerika’daki tüm dostlarımızı ve dünyadaki tüm dostlarımızı bu kongreye davet ediyorum. Brezilya’ya gelmenizi önemle tavsiye ediyorum. Bizler için orada harika bir “karnaval” olacağını düşünüyorum.

Bir kongreye en azından bir kere katılmak önemlidir. Bir daha ne zaman Güney Amerika’yı ziyaret edeceğimi bilmiyorum ve bu yüzden haydi toplanalım. Bu herhangi bir toplantı değil fakat farklı bir tarzda iletişim, internet yoluyla olduğu gibi değil. Eğer mümkün olmazsa Kolombiya ve Şili’de buluşuruz fakat gelebilirseniz Brezilya’ya geliniz.

Bu kongre çok dilde gerçekleşecektir. Belki de Avustralya veya Uzak Doğu’da yaşayanlar için Brezilya’ya gelmek diğer kongrelere gelmekten daha kolay olur ve buna değerdir. Eğer kişi bir kongreye “fiziksel” olarak hiç katılmamış ise bu bir problemdir. Sonuçta, dünyamızda tek bir bedende varız ve bu şekildeki etkileşime ihtiyacımız vardır. Henüz kuvvetli tesir bırakan sanal bir bağ oluşturamayız.

İşadamları tüm dünyadaki toplantılara tesadüfen uçak ile uçup katılmıyorlar nitekim birbirlerini arayabilirler veya Skype da kullanabilirler. Bizler, neden insanlar uçuşlar ile bu kadar vakit kaybediyorlar diye merak edebiliriz. Eğer ofiste otursaydı  iyi olurdu; daha fazla iş yapardı. Fakat insanların, duygudan ve sıcaklıktan yoksun olsalar bile, doğrudan  iletişime gereksinimi var. Kuru, hileli şekilde ve dürüst olmaktan uzak olan bu iletişimler, kişisel ve açık toplantıların olması gereksinimini açığa çıkarır.

Bu durumda bana güveniniz, bu önemlidir. Bu şekilde oluşturulabilen iletişim ile devamı sürdürebiliriz ve bu olmadan ilerlemek çok zordur.

Kollektif  hazırlık da  bu derecede önemlidir. Bu bir kollektif kongredir ve bunu hissetmeliyiz. Bunu görmemezlikten gelmek hepimiz için bir zarar oluşturur. Başkalarının birşeyleri organize etmeleri için oturup beklememeliyiz. Eğer bu şekilde düşünürseniz zaten kongreden hiçbir fayda sağlamazsınız. Hazırlık yapmadan internet üzerinden bağlanmanın faydası yoktur, bu çalmak, gerçek anlamda çalmak anlamına gelir. Çaba harcamalısınız ve çaba karşılığında fayda sağlarsınız. Eğer kimse bunu düşünmez ise, kimse kaygı duymazsa, kongre sadece zarar getirir.

Herkes aktif bir rol, bir pay almalıdır, en azından bir şekilde, kişinin yapabilecekleri doğrultusunda. Kişi en azından kalpten endişe duymalıdır : ‘Kongre için ne yaptım?’. Katılım olmadan kanal oluşmaz. Yani ne şekilde ulaşabileceksiniz ? Ne içinde ona ulaşabileceksiniz ? Açıkça, sadece birleştirilmiş bağ içindeki çalışmamız sayesinde bu kanalımızı yaratacağız, oluşturabileceğiz.

4.2.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 4. Bölümü’nden, ‘TES’e  (Talmud HaSefirot kitabına) giriş’

Bu makale Dr. Laitman’ın bloğunda  3 Nisan 2012, saat 13:33’de yayınlanmıştır.

Öteki Boyuta Geçmek

Soru: Beden olmaksızın ya da onun dışında bir başka formda var olmanın anlamı nedir?
Cevap: Bilgi var; bilgi taşıyıcıdır ve bu bilgiyi hisseden insan var.  Ve onların hepsi değişebilir. Bilgi (zihin ve daha üzeri) sadece bir proteinde, silikonda veya diğer bir taşıyıcıda, bir materyalde bile ve hatta beyinde bile var olmaz.
Bilgi kendi özünde bir materyal değildir. Bilgi, bir materyal taşıyıcıdan geçmesi suretiyle onu algılayan bizleriz. Biz halihazırda bir proteinden, bir canlı taşıyıcıdan (beyinden) cansız olana bilgi aktarabiliyoruz. Bütün evrimimiz, bize aşamalı değişimlerle, ilk doğal formundan aşamalı uzaklaşarak bilgi taşıyıcısının içinde yol göstermektedir: Konuşmadan geçip, değişik taşıyıcılar üzerinde yazmaya ve ardından sanal uzayda bilgiyi kaydetmeye ve programlamaya.
Bugün, vücudun önemini kaybedeceği, hislerin başka bir boyuta aktarım yapacağı (verme niteliği) başka bir duruma açılan bir eşikte duruyoruz; şöyle ki bilgiyi beynin taşıyıcısından daha mükemmel olmak için alma niteliğinden daha başka bir niteliğe; verme niteliğine doğru değiştireceğiz.

Basitliğe Doğru

Soru: Günümüzde, bilim adamları hepimizin var olduklarını bile hiçbir zaman bilmediğimiz sayılamayacak kadar çok konuda aramızdaki mesaiyi arttıracak şekilde birbirimize bağlı olduğumuzu keşfediyorlar. Bir Kabalist bunu nasıl yorumlar? Gerçekten bu muazzam karışık hareketlerin sürekli olarak gözlerinin önünde gerçekleşmesi mümkün müdür?

Yanıt: Gerçekte, herşey çok basittir. Ve bizler daha da geliştikçe bu daha da basitleşir. İnsan basittir ve egoizm, ihsan etme arzusuna karıştığından birden çok hesaplar ortaya çıktığında Işık da basittir.

İnsan daha fazla geliştikçe, dünyanın resmini daha doğal olarak algılar. Alışkanlık, ikinci doğası haline gelir. Aynı şekilde ailenizi ve sevdiklerinizi görürsünüz: Hayatınız, doğanız haline gelir ve sevdiklerinizle olan ilişkilerinizde ya da tam olarak kim olduklarını bilmediğiniz kişilerde daha fazla çaba sarfetmezsiniz. Hepsini bilirsiniz ve tüm bağlantıları anlarsınız.

Şu anda size sanki bir problemmiş gibi gözüküyor çünkü bir çaba gerektiriyor. Fakat ihsan etme arzusu içinizde hükmettiğinde, problemler ortadan kaybolur. Manevi dünyayı tanımaya gelmek ve onun içinde yaşamaktan daha basit hiçbir şey yoktur.

“Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Tüm atomların ve dünyaların hareketini kontrol edebilmek için, herşeye nasıl dikkat edebilirim?

Herşey kendi sisteminizde, içinizde ifşa olacağından hiçbirşeyi kontrol etmenize gerek yoktur. Ve bu yüzden arka arkaya gelen her derece baskıdan ve ne olduğunu anlamanın gereksiniminden daha da bağımsız olacaktır. Her adımla, herşey sadece daha açık hale gelecektir.

31 Mart 2012’de yayımlandı.

Bir Kadın, Bir Arzudur

Soru: Hepimiz, kadınlar ve erkekler, bir üst dereceye yükselmek için yollar arıyoruz. Peki, bir kadın doğru anlayışa nasıl gelebilir? Her şeyden öte, bir kadın bu sürece katılmazken, erkekler gruplar içinde bu soruları nasıl tartışır ve birliğe gelir?

Cevap: Bir erkeğin, Yaratan’a yönelik eylemleriyle doldurmaya ihtiyacı olduğu kap, bir kadındır. Erkek, bu kabı neyle doldurur? Yaratan’la. Burada erkek sadece bir niyet şeklinde davranır. Biz buna “perde” ve “yansıyan ışık” diyoruz. Bu, erkeğin işi. Kadının işi ise Yaratan’ın ifşa edilmesi için muazzam bir arzudur.

Bir erkeğin yapacak hiçbir şeyi olmaksızın, kadın gerçekten de büyük bir arzu ise, kadının küçük bir rolü olduğunu nerede görüyorsunuz ki?  Bu, evlenmemiş erkeklerin asla Kabala’ya kabul edilmemesinin sebebidir.  Eğer bir eşe sahip değilse bu adamın orada ne işi var? Buna “yarım beden” denir. Kabala’da şöyle bir kavram vardır: Evlenmemiş bir adam yarım bedendir. Yarım bir bedenle çalışmaya gelmemelisin.

Bir kadının rolüne neden ihtiyacımız olduğunun nedeni budur.

Lokal Kişi Başı Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) Yaşam Standardını Yansıtmamaktadır

Mignews.com’um haberinde, Avrupa için yayınlanmış Birleşmiş Milletler Ekonomik Komisyon raporuna göre istihdam ve dünya nüfusunun büyüklüğü arasındaki oran dengesizdir ve doğrudan doğruya yöresel GSYH’ya dayanmaktadır.

“Kişi başı GSYH, Türkiye’de çalışan nüfus sadece % 29 iken çok yüksektir. Bir sonraki yüksek olan ülke ise % 77 ile Kazakistan’dır.

Kırgızistan ve Moldova’da ise kişi başı GSYH oranları en düşük olanlardır ve istihdam oranları % 59 ve % 39’dur.

Gelişmiş ülkelerde, nüfusun büyüklüğü ile istihdam arasındaki oran refahı ve adaletli dengeyi işaret eden %50 % 60’lar düzeyindedir.

Görüşüm: Hepimizin bildiği gibi, ekonomideki rakamlar nüfusun durumunu yansıtmamakta ve istatistiklerin onlara uygun şekilde gösterdiği üzere fakirlerin giderleri üzerinde, zenginin daha da zengin olmasına yardım etmektedir. Ekonomi, bilim değildir; ancak manipulasyon yapanların kazandığı öngörülerin bir sonucudur.

Bununla birlikte, diktatörlük dönemlerinin fazla olduğunu ve toplumla doğa arasındaki ekonomik dengelerin yer değiştireceğini gözler önüne sermektedir. Biz istesek de istemesek de. Sadece dengenin formülü bizim sosyal ve ekonomik ilişkilerimizi belirleyecek ve etkileyecektir.

Kendi İçinde Saklı Olana Doğru Seyahat Etmek

Zohar kitabını okurken sanki en yüksek seviyeye ulaşmışız gibi hayal etmeliyiz- buna ulaşmak için istek duymalıyız. En yüksek seviye, bağ içinde bulunduğumuz seviyedir.

Zohar bize ihsan etme kuvvetinin bize nasıl ulaştığını ve bizim üzerimizde nasıl bir çalışma gerçekleştirdiğini anlatır. Ruhun bazı parçaları yükselir ve diğerlerinde ise his, anlayış ve bizde oluşan değişikliklerin algılayışı düşer. Bu kitabı okudukça ve tekrar okudukça içimizdeki manevi hareketlerin ihsan etme kuvveti ile bizleri etkilemesini bekleriz.

Eğer bizler manevi dünyanın açığa ifşası durumunda isek, o zaman okuma esnasında okuduğumuz herşey içimizde açıklığa kavuşur. Fakat bizler eğer manevi dünyanın saklı kaldığı durumunda isek ve içimizde ifşanın gerçekleşmesini istememiz bile içimizde fark edilir. Fakat saklı bir durum içinde olup öyle bir derecededir ki henüz manevi dünyaya ulaşmamışızdır.

Bu bir çocuğun oyuncak bir araba içinde oturmasına benzer, sanki arabayı kullanıyormuş gibi pedalı çevirir. Gerçekten kullanıyormuş gibi ve bir bakımdan da onbeş-yirmi sene sonrasında gelecekte olacağı gerçek şöföre benzer. Kendisi sürecin içindedir fakat yalnızca hazırlayıcı dereceler ve durumdadır ki nitekim aktüel gerçekleşmeye henüz erişmemiştir. Fakat bu bahsedilen durumlar erişime ilişkin yolda faydalıdır.

Buna benzer şekilde, Zohar’ı okuyarak ve içinde olduğumuzu farz ederek, Işığın, hakkında özellikle okuduğumuz niteliklere doğru hareket etmesine imkan veriyoruz. Yazılanı anlayıp anlamadığımız fark etmez fakat bu esnada Işık bizi etkiler ve ilerlememizi sağlar.

Sefirot ve meleklerin isimleri arkasında saklı olanın ne olduğunu bilmiyorum ve birşeyi gözümde canlandıramıyorum fakat bu fark etmez. Ben sadece bir şeyi hayal ediyorum: Şimdi ben Işığın etkisi altındayım, ihsan etme gücü, bana bu kuvveti bahşedecek ve dolayısıyla benim içimdeki alma arzumun üzerinde beni yönetecek. Böylece Işık benimle sürekli birlikte kalıncaya kadar ben bu şekilde devam edeceğim.

28.3.2012 tarihli günlük Kabala dersinin 3. bölümünden, Zohar

Bu makale 28 Mart 2012, saat 19:15’te Dr. Laitman’ın blogunda yayınlanmıştır.