Sözcükler Olmaksızın Belli Bir Durum

Soru: Baal HaSulam makalelerinde neden kitaplara ve yazarlara bağlı olmamız gerektiğinden ve gruba bağlılığın önemini kapsamadan bu konudan bahseder ?

Cevap: Gruba bağlılık konusunun öneminin bahsi geçmemiştir çünkü bu belli ve açık seçik bir vaziyettir. Birlik, diğerleri ile bağ, pratik açıdan çalışmaya başlanması mümkün olmayan kaptır. Bunun sayesinde egonuz üzerine çıkarsınız ve asgari bir ihsan etme arzusuna erişir, buradan da devam edersiniz.

Eğer bir çevresiniz yok ise; bu delikten çıkabilmenizi ve yükselmenizi sağlayıp yardımcı olan, egonuzdan o zaman konuşabileceğiniz kimse yoktur. Bu bir kişi hakkında, ego üzerinde yükselmemize sebep olan idrakımız hakkındadır ve bu yalnızca dostlar ile bağ içinde olma ile mümkündür. Ta ki bu hareketleri uygulayana kadar, sanki henüz doğmamışsınız gibi ve konuşacak bir kimsenin henüz olmaması durumundaki gibi. Bizler sperm damlası halinde ve henüz doğmamış bir kişinin ne yapması gerektiğinden bahsetmiyoruz.

Bahsi geçen durum zaten varolan bir kişi hakkındadır; kişinin içinde olan, uyandırılmış idrak anlamında olup, egosu üzerinde yükselen kişi demektir. Bu ancak çevre yardımı ile mümkündür. Çevresine olan bağ derecesine göre kişi egosunu terk eder ve onun üzerine yükselir. Onu oradan çıkaracak başka bir güç yoktur.

Daha sonra bizler zaten kişinin diğer manevi hareketleri hakkında, çevrenin gücü olmadan kendi başına hiç bir güce sahip olamayan birey hakkında konuşabiliriz. Kişi bir alma arzusudur ve bizler bunun hakkında hiç birşey söyleyemeyiz. Vurgulanması gereken kısım, ”dost”, egosunun üzerine yükselmiş bir kişi olup, bu sebeple böyle tanımlandırılmıştır.

Ebeveynlerin Kanatları Altında

Manevi öğretmen, beni inşa eden, ayaklarımın üzerine basmamı sağlayan, bana yol gösteren ve hedefime ulaşana kadar bana yol gösteren bir sistemdir. Manevi öğretmen, tıpkı çocuğuna göz kulak olan anne-baba gibidir; zira onlar olmasaydı çocuklar hayatta kalamazdı. Çocuk sadece ebeveynleri sayesinde var olabilir; çünkü onlara iç güdüsel olarak tutunur ve bu sayede gerekli tüm ilgiyi onlardan alır ve başarılı bir şekilde büyüyerek bir yetişkin olur.

Dünyadaki bu rolü gerçekleştiren fiziksel anne babamızken; manevi dünyada bu rolü sağlayan Aba ve İma (üstteki anne-baba) sistemi vardır; kişinin manevi öğretmeni olan En Yüksek Partzuf.

Stresin Yeni Bir Türü: İşten Bıkkınlık

Görüş: Central Lancashire Üniversitesi’nde uzman psikoloji okutmanı Dr. Sandi Mann şöyle diyor:  “Yapılan son araştırmalara göre iş ortamından bıkkınlık artıyor ve bu durum, üst düzey yöneticilerden tutun da en en alt seviyedeki çalışanlara kadar herkesi etkiliyor.”

“….bıkkınlık, işyerinde öfkeden sonra en fazla ifade edilen duygu…” diyor Dr. Mann.

Daha da ötesi, Dr. Mann, pratik bir bakış açısıyla, eski nesiller arasında çok daha az görülen bir şekilde, yaşamlarımızdaki tüm isteklerimizi gerçekleştirmeyi istediğimizden dolayı çok azımızın bıkkınlığa katlanmak konusunda istekli olduğumuza inanıyor.

Montclair Devlet Üniversitesi ve Güney Florida Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen “iş yerindeki davranış ve bıkkınlık arasındaki negatif korelasyon”a ait çalışmaya göre, sıkılmış çalışanların organizasyonlarına zarar verebileceklerine dair altı tür tanımlandı: Başkalarını rahatsız etmek, Verimlilikte sapma (görevinde kasten başarısız olmak), sabote etme, çekilme, hırsızlık ve uygunsuz şaka yapmalar. En fazla görüleni ise çekilme olarak karşımıza çıkmaktadır.

Cambride Judge Business School Üniversitesi’nden Mark de Rond’a göre ise profesyonellerin canlarını sıkan bir sıkıntı türü daha var: O da yeteri kadar yapacakları işin olmamasından ziyade yapmaya değecek işlerinin olmadığını hissetmeleri..

Benim görüşüm: Daha da fazla büyüyen egoizmin derecesi ve bunun bir çıkmaza girmesi sonucu, bu egoizm global olarak entegre hale ulaştığında, tüm negatif etkiler ve duygular daha fazla baş gösterecektir ve egoizmin kendisini düzeltmesi dışında hiçbir psikolojik çaba işe yaramayacaktır.

Islahı Yarına Kadar Ertelemeyiniz

Egomuz üzerine yükselme arzumuz, doğa ile uyumda olmak için; onun ihsan etme ve sevgi vasıfları için, bizlerin dikkatli olması gerekir ve ıslahımızı ”daha sonraya” ertelememeliyiz. Egomuz bizi buna iter, onun karşı koyması ile azalır. Kim ıslahını bugünden yarına ertelerse, ”bugün değişen şey, yarın sizin için değişir”, hatasını ve ilerleme noksanlığını çok seneler sonra keşfeder, ”ve yarına kadar bekleyen, seneler sonra kaybolur, Allah korusun.”

Böyle bir kayıbın nedeni, dost sevgisi ile alakalı çabalardaki, gerekli ve elverişli metotlarla egomuzun ıslahı ile ilgili ihmalkarlıktandır.

Grubun birliğinde ve her bir dostumuzda saklı olan büyük gücü idrak etmeliyiz. Sonuçta, dostlar veya bir grup ile değil ama doğanın büyük gücü ile alakadarız. Her birimiz onunla birlik içindeyiz; yalnızca bu dünyanın etrafımızdaki aldatıcı görüntüsü ve onun tüm bölümleri aklımızı karıştırır, yüce kuvvetlerin ve doğasal niteliklerin bizi ilgilendiren idare sistemini bizlerden gizler ki her birimiz ihsan etme ve sevgi vasıflarına erişelim.

Doğanın her bir temsilcisi ile gücümüzü birleştirirsek ve daha sonra dostlar toplantısında, sevgi ve dostluk içinde, birbirimize benzememize neden olan, bizi değiştiren kuvveti keşfederiz ve doğanın Üst Kuvveti ile eşdeğer hale geliriz.

Baal HaSulam’dan, Pri Hacham (Bilgenin meyvesi), 13. Mektup, 1925

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 30 Mayıs 2012 tarihinde, saat 11:26’da yayınlanmıştır.

Günlük Ders Bütün Gün İçin

Günlük çalışmamızın bilgi kazanmak için olmadığını, gelişim kazanmak için olduğunu anlamalıyız. Girdiğiniz her ders, bugün, dün veya dünden önceki gün, hepsi gelişiminiz için safhalardır.

Bu herhangi bir makale çalışması veya Talmud Eser Sefirot kitabı bölümlerinin çalışması değildir.  Bu kaynağı çalışarak içinde gelişim sağlayacağınız seviyeleri idrak edersiniz. Bu nedenle,  bunun devamında, günün dersinden sonra, derste çalışmasını yaptığınız konunun içinde kalmak çok önemlidir.

Saatlerin etrafında dönerek derste toplanacağımız zamana kadar günü bu şekilde geçirmelisiniz.  Ders üzerinde çalışma yapmak gerekir ve süreç içine sokmak, süreç içinden çıkmamayı çabalamak ve bloğumu (laitman.info.tr) okumanız  gerekir. Bu kaynaktan yeterince faydalanmalısınız. Bu şekilde bizler düşüncelerimizde bir oluruz ve kendimizi ortak ve belirli gelişim safhalarında buluruz. Bu çok önemlidir çünkü bu yöntem ile bizler bir ortak düşünce üretiriz.

Ben şunu gördüm ki, Rabaş da aynı çalışmayı yaptı: Günün dersinden sonra o sabah çalışmasını yaptığı aynı kaynağa tekrar geri dönerdi. Kendisi aynı sözcükleri kullandığından bahseder, okumuş olduğumuz makaleyi dile getirirdi. Bu iyidir çünkü bu demektir ki, kişi onu yaşar ve aklından kalbine doğru yönlendirir.

Her gün Rabaş ve ben gezinmeye çıkardık ve eğer ben birazcık erken geldiysem, onu otururken, okurken veya bir şey yazarken yani sabahki ders ile ilgili bir şey yaparken bulurdum. Daha sonra arabada giderken, bizler yalnızca makale hakkında konuşur veya derste üzerinde çalışma yaptığımız Talmud Eser Sefirot kitap bölümleri konusunda sohbet ederdik.

Eğer doktor randevusuna gitmesi gerekiyorduysa da yanına makaleleri veya Talmud Eser Sefirot kitabını alırdı ve bekleme odasında otururken biz onlar hakkında konuşur, çalışırdık. Genelde sabah dersinde üzerinde çalışmış olduğumuz kaynakların aynısı olurdu.

7.1.2011 tarihli Talmud Eser Sefirot dersinden

Bu makale Dr. Laitman’ın blogunda 17 Ocak 2011, saat 11:13’te yayınlanmıştır.

Sadece İleri, Tek Bir Adım Bile Geriye Dönmek Yok

Soru: Yaradan’la yapmış olduğum anlaşma ile dostumla yapmış olduğum anlaşma arasında fark var mıdır?

Cevap: Hiçbir fark yoktur, ancak Yaradan’la olan anlaşma yalnızca gerçekçi ve sonsuz olma koşulunda mümkündür. Fakat bu durum bir dostla şimdilik bir oyun gibi olabilir. Bu bütünüyle zordur zira maneviyatta sadece kusursuz bir arzu kabul edilir, yani mutlak ve sonsuz ve kesinlikle geri adım atmayacağın bir arzu.

Eğer bir kişi bir sonraki dereceye yükselirse bu demektir ki bu kişinin talebi veya isteği bu durum için mükemmel kabul edilmiştir yani kişi gerçekten bunu istiyor.

Anlaşmamızı sürekli yeniliyoruz sanki yeni bir anlaşma yapıyor gibi. Ancak bir kişi anlaşmanın belli bir derecesine yükselirse o zaman artık bu kişi buradan düşmeyecektir. Bana düşüyormuşum gibi göründüğü zaman bu demektir ki daha zor şartlarda bir anlaşmayı, sanki yeni bir kontratı alıyorum. Ve bu kontratı devam ettirmek için olan yerde kayıbım.

Yaradan sürekli koşulları ağırlaştırırken bizler bu yeni koşullarda yenilenmiş kontrata adapte olmalıyız. Bununla beraber eğer kişi grubu, çalışmayı ve dağıtımı doğru bir şekilde kullanırsa o zaman bu kişi yeni güçler ve arzular bulur, kişi bu yeni koşula daha yüce bir durum olarak değer verir ve böylece zorlukların üstesinden gelir.

Hayatta olan her şeye bu noktadan bakmalıyız. Tüm en kötü ve en salakça olan durumlar bize bir amaç için gelir: Bizlere bir şeyler öğretmek ve ileriye doğru ilerlemek.

29.05.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. bölümünden, Rabaş’ın Yazıları

Duyguların Hassasiyetine Saldırı

Soru: Seminer esnasında nasıl bir çabaya ihtiyacımız var? Bu sanki saldırı esnasındaki bir patlama gibi mi olmalı veya muntazam içsel bir araştırma gibi mi?

Cevap: Seminer ve genel anlamda yolumuz, tamamıyla duyguları baz alır nitekim biz, içimizdeki bizi ilgilendiren kaynağın herşeyini tasfiye ediyoruz, haz alma arzusunu. Arzu, his ile kendini algılar fakat tecrübe edinilen değişik durumları fark edebilmemiz için idraka ihtiyacımız vardır. İdrak bizlerde yalnızca yükseldiğimiz seviyelerde; ıslah edilmiş kaba ulaşmak isteğimizi birleştirmeye başladığımızda ortaya çıkar. İşte bu, bizlerde manevi idrakı oluşturmaya başladığımız zamandır.

Bu durumdan önceki zamanda dünyasal düzen ile meşguldük, hayvansal akıl ile, yani bencilliğimize daha iyi hizmet eden ile idik. Akıl bu dünyanın seviyesinin üzerine yükselemedi çünkü bir sözde olduğu gibi, kölenin nasibi efendisine göre ayarlanır. İşte bu sebepten dolayı varolduğumuz duygular ve aklımız bu dünyanın seviyesi ile kısıtlıdır ve manevi şeylerle ilgisi yoktur. Burada insanın ne kadar zeki olduğu da önemli değildir. Bunun sadece manevi şeylerle bağıntısı yoktur.

Yeni hissiyatımız ve idrakımız ile manevi bağ içinde, bizler ortak noktamızı arayış konusunda gelişme sağlarız. Bu hassasiyet birbirimiz ile bağ içinde olduğumuz alanda belirgin olmalıdır, grubun merkezinde. Zekamız buradaki çeşitli kurnazlığı ortadan kaldırmak için belirir ve bağ kurabilmemiz için yardımcı olur. Bunlar zaten manevi duygular ve idraktır, manevi merdivene aittir.

İşte bu sebepten dolayı seminerde ilham, özellikle birlik konusunda hakim olmalı; yalnızca basit, yeni bir bilgi almak için sevinç içinde ve kendini geliştirme arzusunda ise olunmamalı. Eğer ben bu çalışmaya, uyanışımı ve seminere hazırlığımı dahil etmek istiyorsam o zaman en başından itibaren sadece birliğe doğru odaklanmalıyım. Bu birliğin önemine odaklanmak, grubun ve dostların önemine odaklanmak demek ve yalnızca kendim için birşeylere erişmek umuduna kapılmamam anlamına gelir. Bahsedilen şekilde boş çaba harcayan kimselere yazıktır ki, nitekim onlar grubun dışında kalacaklardır.

21.5.2012 tarihli Günlük Kabala Dersi’nin 1. Bölümü’nden, ”Seminer hakkında konuşma”

Eksi ve Artı’nın Birleşimi

Soru: Derslerde birlik hakkında çok düşünüyorum ancak bunu hissetmem çok zor ise ne yapmalıyım?

Cevap: Bizim işimiz mantık ve duyguların arasında gerçekleşir, orta çizgide. Kişi bu orta çizgiyi, düşüncelerinde, arzularında, niyetlerinde ve ilişkilerinde yani her şeyin içinde tutmalı. Tek bir yola sapmak hangi yön olursa olsun kabul edilemez. Zira bütün bunlar yaratılışın içinde Yaratana zıt ifşa oluyor, bu orta çizgide ifşa olmalıdır.

Tüm doğa sadece orta çizgide var olmanın gerçeğine şükreder, orta durumlar mutlak eksi ve mutlak artı arasındadır, uç durumlar arasındaki dengenin içindedir.

Ancak insan seviyesindeki dengeye cansız, bitkisel veya hayvansal seviyelerdeki gibi ortalama suretiyle ulaşılmaz daha ziyade artı ve eksinin bir araya gelmesi sonucu gerçekleşir!  Sağ ve sol çizgiler ortanın dışında kendi başlarına dengeye gelmezler onlar ancak merkezde birleşirler ve işte bu yüzden orta çizgi onların (sağ ve solun) basit toplamlarından çok daha yüksek bir seviyede ortaya çıkar. İşte bizim dünyamızdaki ve manevi dünyadaki orta çizginin farkı budur.

Kendi üzerimizde çalışıyor olduğumuz tüm bu konseptlerin bir dengede varacakları ve her çeşit problemin çözümünde bize doğru yaklaşımı sağlayacakları anlaşılmalıdır.

20.05.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, ‘Daha Önceki Kongreler Hakkındaki Konuşma’

Hislerin Yenilenmesi

Soru: Birkaç çalıştaydan sonra ortaya çıkan şey artık her şeyin söylenmiş olduğu, konuşacak daha fazla bir şey kalmadığı, sadece aynı kelimelerin tekrarı. Bu normal bir durum mu?

Cevap: Hayır normal değil. Tamamen farklı yeni hissiyatları görmek için sürekli çaba harcamalıyız, aynı kelimelerin içinde yeni bir anlam. Buradaki gerçek on Sefirot daima tekrarlanır fakat koşulların değişmesiyle, tamamıyla yeni seviyeleri deneyimliyoruz, şöyle ki yeni doyumlar, tecrübeler, olaylar ve tüm bunun arasındaki içsel bağlantılar. Sabit olarak aynı konu hakkında konuşuyor olsam bile bu aynı olmamalı. Durum tamamen farklı olmalı çünkü ben sürekli değişiyorum. Eğer bu durum bana sanki değişmiyor görünüyorsa sorun benim içimdedir. Eğer bir kişi değişmiyorsa, kişi kendisine sormalı, sorun nedir?

20.05.2012 Tarihli Sanal Dersten, Kabala’nın Temelleri

Dostum Yaratan’ın Bir Temsilcisidir

Soru: Bir çalıştay esnasında nasıl çalışırız, bir diğerini nasıl dinleriz?

Cevap: Dostum anlayabileceğim veya anlayamayacağım bir şeyler söyleyebilir. Benim çok yüce veya salakça olarak düşündüğüm şeyler söyleyebilir. Her ne durum olursa olsun, ben şimdi onu Yaratan’ın bir temsilcisinin tecellisi olarak algılarım. Yaradan beni onun vasıtasıyla etkiler.

Eğer ben dostumun davranışı, tavrı tarafından bir itilme hissedersem onun sözlerinin veya herhangi başka bir şeyinin gerçek anlamı, benim onu algılayamadığım veya istemediğimdir. Ve işte bu muhteşem bir eksersizdir! Bunun üzerine yükselmem gerekir! Eğer o Yaratan’ın temsilcisi ise, zira “O’ndan başkası yok”, özellikle böylesi bir olayı paylaştığımızda, o zaman dostumu yüceltmeliyim ve bana sunulan her şeyin temsilcisi olan onun vasıtasıyla manevi özü idrak etmeye çalışırım ki bunların tümü bana bu şekilde sunulur ve aynı zamanda kendisini de bu yolla sunar. Her şeyi mutlak kutsallık, mutlak ihsan etme, mutlak manevi nitelikte algılayacağım bir durumda kendi üzerime yükselmeliyim – içimde hissettiğime, sahip olmadığım gerçeğe rağmen.

İçimde bu iki niteliğin ortaya çıkması çok iyi bir durumdur: Dostumda gördüğüm her şeyi hiç bir surette dikkate almadığım zaman dostuma karşı göstermiş olduğum egoistik yaklaşımım ve diğer bakımdan, tam zıttı, dostuma Yaradan’ın temsilcisi olarak mantık ötesi davrandığım zaman çünkü dünyada kötü, fena, kusurlu olabilecek birinden hiçbir şey gelmeyecektir. Ve eğer bu içimde var olursa, o zaman o benimdir; ona kendimin gibi bakarım.

İşte bu yüzden, eğer bu iki durumu kendi içimde fark edebilirsem o zaman belli bir manevi çalışma yapmışımdır. En üst ve en düşük tüm kritik koşulları birbiriyle ilişkili olarak beraber tutmalıyız ve ortak bir kaba sahip olacağız – Malhut ki temeldedir ve sadece hoş olmayan şeyleri kapsar – ve bu içimizde daha net kötüyü görmeye başlayacağız ve Keter’e doğru bunun üzerine yükselebileceğiz. O zaman bunlar arasında öylesine bir mesafe ve gerilime ulaşacağız ki Saran Işık İç Işığa dönecek ve oraya yansıyacaktır. Ve bizler ilk manevi seviyeyi edineceğiz.

Bu ne yapar? Bizleri birbirimizle bağlayan Atzilut dünyasının Malhut’una doğru MAN yükseltiriz ve orada kendimizi yeni doğumlar olarak ilk kez için tesis ederiz. Ve bir kişi tek başına doğmaz ancak en az on kişi olarak doğar.