Grubun Teleskobu Tarafından Yakınlaştırılan Bir Işık

Gücümüzü boş yere harcamamak için alma arzumuzun, Işık’ın etkisi altında nasıl değişebileceğini kesin olarak netleştirmeliyiz. Tüm yapabileceğimiz şey gelişimimizin hızını artırmaktır ve bunu da Işık’ın etkisini getirmek için çevreyi bir mercek gibi kullanarak yaparız. İşte yapabileceğimiz ve ihtiyacımız olan tek şey budur.

Grubun içinde çalışmaya başlayarak, bu teleskoba odaklanmayı öğreniriz: Hep beraber Islah Eden Işık’ın tüm ışınlarını getiririz; böylece bu ışınlar tam olarak grubun merkezinden geçer ve tam olarak almak arzumuzda odaklanırlar. O zaman alma arzusu, Islah Eden Işık tarafından değişecektir.

Bunun nasıl olduğunu öğrenmek istiyoruz: Bu ışık parçalarının, mercekten geçerek nasıl büyüdüğünü ve yoğunlaştığını ve daha sonra alma arzusunun üstüne düştüğünü ve alma arzusunun dört safhasının içinden nasıl geçtiğini.. Daha sonra alma arzusunun içerisinde nasıl yer aldığını ve değişime başladığını ve ilk durumunda olduğu gibi alma arzusunun zıttına nasıl geldiğini göreceğiz. Kişi, kendi benliği içerisinde yaşamamaya başlar; daha ziyade arzusunun üzerine, almak yerine Islah Eden Işık’a yönelik ve ihsan etmeye yönelik olarak kısıtlamanın ve Masah’ın (perde) üzerine çıkar ve böylece ıslaha ulaşır.

Islah Eden Işık tarafından arzumuzun gelişiminin hızlandırılması içindeki çalışma, aslında bizlere anlama gücü ile birlikte tüm sistemi edinmeyi sağlar. Buna rağmen çalışma sadece bir sürecin hızlandırılmasıdır; çalışma, keşfettiğimiz kendi gelişimizin sürecidir ve yaratılışın tüm ayrıntılarının ve ifadelerinin içerisindedir. Zira içinden geçtiğimiz her safhada gruba farklı olarak yönelmeliyiz.

Böylece bu mercek vasıtasıyla odaklanma sürekli değişir ve yeni dışsal ve içsel koşullara bağlı olarak bir önce olduğunun tam zıttı olur. Grubun üzerimizdeki etkisiyle sürekli değişiyoruz ve bu değişim Işık’la, Yaradan’la ilişkili. Nihayetinde içimizde alma arzumuzun üzerinde yeni bir sistem inşa ederiz. Grup benim dünyam haline gelir. Küçük bir arzudan ziyade, tüm dünyayı alırım, muazzam Ein Sof (Sonsuzluk) dünyasının sistemini.

Kendi sonlu formu içerisinde, grup denen bu sistemi, sonsuz sistemi edinmeye başlamaya aracı olduğundan dolayı bu arzuya şükrederiz ve böylece alma arzumuzun üzerine bizleri yükselten ifadeleri alırız.

İhsan etmenin bütünlük olan derecesine ‘kendini feda etme’ denir. Bu demektir ki bir kişi tamamen kendi alma arzusundan kendisini koparır yani ‘kendisini feda eder’. Şüphesiz, tüm ıslah Işık tarafından yapılır ve bizlerin tek yapması gereken şey ise kendimizi çevre vasıtasıyla onun etkisine ayarlamak ve odaklamaktır; bir silahın nişan alması gibi bu üç bileşeni bağlamalıyız ki böylece tüm bunlar tek bir doğrultuda sıralanacaktır.

O zaman Işık’ın doğasına yakınlaşmamız gerektiği konusunda fazla şüphe kalmaz ve bu yüzden toplumu bu şekilde düşünür ve toplum vasıtasıyla üzerimizde Işık’ın etkisini isteriz. En sonunda tüm bu bileşenler tek bir bütün haline gelir.

Sevgi derecesi, kendini feda etme derecesinden sonra ifşa olur: O zaman kişi, ‘yarattıklarına iyilik yapmak’ denen amacın neyi ifade ettiğini anlar.

Bizler sabit bir koşulu tutarak aşama aşama yükseliriz ve Yaradan’ın yaratılışı yaratma niyetini anlamayı biraz daha keşfetmemize şükrederiz. Böylece ilerleriz: Islah Eden Işık tarafından öncelikle kapların ıslahı ve daha sonra yaratılışın düşüncesini edinmek vardır.

26.07.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati 219

“Çocuklar, Ebeveynlerinden Yaşadıklarını Öğrenirler”


Görüş (Dorothy Law Nolte, Ph.D. ; Amerikalı yazar ve aile danışmanı):

Eğer çocuklar eleştiriyle yaşarlarsa, suçlamayı öğrenirler.

Eğer çocuklar düşmanlıkla yaşarlarsa, kavga etmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar korkuyla yaşarlarsa, endişeli olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar acınarak yaşarlarsa, kendileri için üzgün hissetmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar alayla yaşarlarsa, utangaç olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar kıskançlıkla yaşarlarsa, haseti hissetmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar utanma ile yaşarlarsa, suçlu hissetmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar yüreklendirilerek yaşarlarsa, kendine güvenmeyi öğrenirler

Eğer çocuklar hoşgörü ile yaşarlarsa, sabırlı olmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar övgü ile yaşarlarsa, takdir etmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar kabul edilme ile yaşarlarsa, sevmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar onaylanma ile yaşarlarsa, kendilerini sevmeyi öğrenirler.

Eğer çocuklar tanınma ile yaşarlarsa, bir hedefinin olmasının iyi olduğunu öğrenirler.

Eğer çocuklar paylaşma ile yaşarlarsa, cömertliği öğrenirler.

Eğer çocuklar dürüstlükle yaşarlarsa, doğruculuğu öğrenirler.

Eğer çocuklar adalet ile yaşarlarsa, adaleti öğrenirler.

Eğer çocuklar şefkat ve önem verilerek yaşarlarsa, saygı duymayı öğrenirler.

Eğer çocuklar güvende yaşarlarsa, kendilerine ve kendileri hakkında olanlara inanmayı öğrenirler.

Eğer çocuklar dostlukla yaşarlarsa, dünyanın yaşamak için güzel bir yer olduğunu öğrenirler.

Yorumum : Tüm bu araştırma, bin yıllık Kabala’nın, kişinin oluşumunun, tamamen içinde yetişmiş olduğu çevre tarafından belirlendiği yönündeki bulgularını onaylamaktadır.

30 Temmuz 2012’de yayımlandı.

Tüm Farklılıkların Üzerindeki Bağ

Soru: Yuvarlak masa tartışmalarına katıldığımızda, bunun tüm farklılıkların üzerinde bir bağlantıya ulaşmaya değer olduğunu nasıl açıklayabiliriz?

Cevap: İnsanlar tartışmayı genellikle severler; fakat ben onlara argümanlar yerine bağın, her şeyin üzerinde olduğunu ifade etmek istiyorum. Artık tartışmayı bir kenara bırakalım; onun içine dalmayalım ama onun üzerinde yükselelim. Açık konuşmak gerekirse, eğer bağ kurarsak, her şeyi düzelten Üst Işık’ı üzerimize çekeriz. Ama tüm varoluşun bu olduğunu bile daha bilmeyen birine bunu nasıl açıklarım?

Bunun izahı çok basittir. Dünyada mutlak bolluk bulunmaktadır. İnsanların bir bağ içinde olmadığı ve bu şekilde devam edemeyeceği gerçeği olan sorun dışında başka bir sorun yoktur. Onlar aralarında olması gereken zenginlik ve bolluğu bölemezler; aksi olduğunda, böylelikle herkesin arasında öyle büyük bir sürtünme olur ki tüm dünya bunun acısını çeker.

Bizler sadece insan egosundan dolayı acı çekeriz. Ama bağ kurduğumuz zaman her şeyi düzelteceğimiz yolu aniden keşfedeceğiz; öyle ki herkes, herkesle birlikte ve eşit olarak verdiği kadar almaya layık olacaktır. Bu nedenledir ki bağ, tüm problemlerin çözümüdür.

Bir taraftan doğadan tüm bolluğu alıyorsak ve diğer taraftan dünya hala daha böyle kötü ve acı dolu bir yerse, bunun nedeni insanın bunu düzeltememesidir. Bağ kurduklarında gerçek refaha ulaşacaklardır.

20 Haziran 2012 tarihli Toronto’daki Çalıştay’dan.

Arzuya Karşı Başarısız Olan Savaş

Yaratılış süreci boyunca arzu ve Işık arasında değişmez ve sabit bir bağlantı vardır. Işık arzuyu yarattı; arzuyu kendisine bağladı ve işte bu yüzden arzu sonsuza dek Işık’a bağlanmış oldu. Bizler bu bağı kıramayız.

Yaratılan varlık kendisini kısıtlayabilir ve bu şekilde yaparak sanki Işık’ın alımını durdurur; her şeyi yapabilir ancak Işık’ı arzulamayı durdurmayı isteyemez! Yaratılışın temeli budur;  bu, Yaradan tarafından yaratılmış olan almak arzusunun doğasıdır.

Böylelikle alma arzumuzla ilişkili olarak, Işık her zaman mutlak sükûnet içerisindedir ve bizler daima bu Işık’ı istiyoruzdur! Kendimizi ne kadar kısıtladığımız, ne kadar Masahim (perdeler) sahibi olduğumuz önemli değildir; bizler tüm bunları alma arzumuzun üzerinde yaparız. Arzu asla yok olmaz ve sürekli Işık’ı özlemler. Hiçbir gizlilik ve ifşa, kısımlar veya dereceler bunu değiştiremez; arzu sadece Işık’ı hissederse ve onu özlemlerse ancak var olur. Eğer Işık yoksa arzu da yoktur.

Böylelikle arzunun üzerinde farklı aksiyonlar icra edebiliriz zira arzu bizim doğamızdır ve ondan kaçmak imkânsızdır. Arzumuzla beraber hiçbir şey yapamayız; sadece onun üzerinde farklı düzeltmeler ve örtülerle yapabiliriz. Arzu sabit olarak kalır zira arzu yaratılışın maddesine bağlanmıştır. Bunu anlamalıyız böylelikle arzu ile kavga etmez ve acemice dünyayı düzeltmeye çalışmayız. Bunun yerine arzunun üzerine çıkmalı ve arzuyu farklı kullanmalıyız.

12.07.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 3. Bölümünden, On Sefirot’un Çalışılması

Emirler Birliğin Basamaklarıdır

Soru: İkinci doğayı, yani dost sevgisini edinme yolunda, bize yardımcı olacak emirleri ve yasayı uygulamak için kişinin kendisini alıştıracağı, kitapların işaret ettiği talebin anlamı nedir?

Cevap: Gerçekleştirmek istediğim ıslah aksiyonlarına “emirler” denir. İlk önce neyi ıslah etmeye ihtiyacım olduğunu içimde ifşa etmeliyim; yazıldığı gibi: “Eğer kişi ilk başta o emri kirletmemişse, onu gerçekleştirmesi imkânsızdır.” Yani her şeyden önce eksikliği, içimizdeki kötü eğilimi ifşa ederiz ve ondan sonra ıslah için neye ihtiyacımızın olduğunu görürüz.

İhsan etmek için haz alma arzusunun ıslah edilmesine, “emri yerine getirmek” denir. Çünkü bu Yaradan’ın hükmüdür. Bunu gerçekleştirmek ancak Işıkla, yani Tora denen güç ile mümkündür.

Şöyle ki egoistik başlangıcımın ifşası için bana tüm koşullar verilir; dostlara ilişkili olarak çalışmak ve ilişkimi onlara yönelik olarak arındırmak. Ve egomu ifşa ettiğim zaman neyi ıslah etmem gerektiğini anlarım zira gerçek kötülük budur. Çünkü ego, beni Yaradan’dan, Üst Güç’ten ayırır.

Daha sonra grubun gücünü kullanırım. Islahın, Işık’ın gücünü almak için birleşmeyi arzularsak o zaman Işık’ı yukarıdan alırız ve bu bizi birleştirir. Birliğimizin basamaklarına, “yerine getirmemiz gereken emirler” denir. Şöyle ki ben bu birbirini izleyen Yaradan’ın hükümlerini uyguluyorum; O’nun arzusu benimle ilişkili ve sonunda alma arzum ihsan etmekten zevk almaya dönüşür ve niteliklerin benzerliğine göre, ihsan etme gücü, Yaradan, bunun içinde ifşa olur. Ve tüm bunlar bize cennet gibi bahsedilen bir yerde değil bu dünyada tam da olduğum noktada gerçekleşir.

01.07.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, ‘‘Matan Tora (Tora’nın Verilmesi)’’

Ruh, Yaradan’ın İfşası için Bir Araçtır

Yaradan’ın ifşasına olan hassasiyetimiz, O’nun büyüklüğünün ifşasına olan özlemimize bağlıdır. Bu tıpkı bir dedektörün hassasiyetini on kez, yüz kez, bin kez ve hatta on bin kez daha fazla büyütmek gibidir.

Dedektörün hassasiyet seviyesini arttırarak onu ayarlarım ve böylece bu bana aradığımı keşfetmeme yardımcı olur. Hassasiyeti yükseltmek demek; böyle bir olağanüstü olayın önemini, başka bir olaya göre yükseltmek demektir.

Diyelim ki ben farklı bir olağanüstü olayın yer aldığı, belli bir yerdeyim: Elektrik alanlarının, manyetik alanların ve birçok radyo ve televizyon dalgalarının, farklı frekanslarda yayıldığı bir yerde. Kendimi özel bir olaya ayarlarım ve hassasiyetim özellikle buna yükselir, buna odaklanır ve bunu tüm diğer süreçler arasından seçerim.

Dünyamız farklı frekanslarda, farklı seslerle doludur. Varsayın ki ben belli bir cep telefonunda ne konuşulduğunu öğrenmek istiyorsam dedektörümü özellikle bu frekansa ayarlamak zorundayım. Aynı şekilde tüm dikkatimi Yaradan’ın büyüklüğüne ve önemine odaklamalıyım ve ne kadar yapabiliyorsam şekilde hassasiyetimi o kadar buna yükseltmeliyim. Bunda ısrarcı olmak, dünyada aktif olan, Yaradan denen genel gücü  “genel frekansı” , olağanüstü olayı keşfetmeme müsaade eder.

Bu tıpkı temel taşıyıcı frekans ya da kök hücreler gibidir ki bu dünyamızdaki temel olağanüstü olaydır. Tüm gerçekliğin temelinde olan gücü keşfetmem gereklidir.

Büyüklük, önem ve saygı hakkında konuştuğumuz zaman özellikle bu olağanüstü olaya olan yükseltilmiş hassasiyetimizi ifade etmek isteriz ve böylece onu ifşa ederiz. Bu şekilde “O’ndan Başkası Yok”u; sahne arkasından hareket eden ve genellikle arkadaşların ve grubun arkasında gizlenen, iyi ve iyiliksever Yaradan’ı  hissetmeye çalışan kişi, dedektörün, ruhunun hassasiyetini sürekli olarak yükseltecek ve bu şekilde gelişecektir.

Bunun nedeni , ruhun, Yaratan’ın İfşası için Bir Araç olmasıdır.

6 Temmuz 2012’de yayımlandı

Daily Kabbalah Lesson 7/3/12, Baal HaSulam’ın Yazıları Dersinin İlk Bölümü

Krizler Eğitim Üzerindeki Harcamaları Kamçılıyor

Euronews’in haberinde yer aldığı üzere: “Tüm dünyada ekonomik krizin eğitim üzerinde olumsuz etkisi var. Kamu harcamaları kamçılanıyor ve okullar bundan kaçınmıyor. Şu an öğrencilerin sokaklarda yer almasıyla beraber hükümetler eğitimi temel bir hak olarak sürdürmeye çabalıyorlar.”

Benim Görüşüm: Eğitim sistemi, yetiştirme sistemi ile bağlantılı olmadığından dolayı meyve veremez ve bu olmaksızın krizler toplumun tüm katmanlarında daha derinden hissedilir.

Artık işletmelerin bile çalışanlarını karşılıklı sorumluluk içinde tüm çalışanlarını bir ekipte birleştirmeksizin çalıştırabilmesinin mümkün olmadığı zaman gelecek.

Birleşmenin bir dokuma metodu tüm meslekler içinde her geçen gün daha belirgin hale geliyor.  Tüm eylemlerin başarı için gerekli bir şart olacağı, bireyselliğin yanı sıra bir grup olunacağı ve birliğin sağlanacağı bir zaman gelecek ve bu yöndeki eylemler öne çıkacak.

Böylece üst otorite insanlığı eylemlerden önce niyetleri öğrenmeleri için zorlayacak ve buna ulaşmada herkese yol gösterecektir.

Japonya’ya Ne olacak?

Bir Görüş (Takeshi Fujumaki, milyarder yatırımcı George Soros’ın eski danışmanı)

Dün yapılan bir röportajda Tokyo’da bulunan bir yatırım danışmanlığı şirketinin başkanı olan Takeshi Fujumaki, “Japonya, önümüzdeki beş yıl içerisinde muhtemelen Avrupa’dan önce yükümlülüklerini yerine getiremeyecek” dedi. Fujumaki, Japonların, ABD,  Avustralya ve Kanada Doları, İsviçre Frangı ve Sterlin cinsi döviz ürünlerini saklamaları gerektiğini belirtti.

Fujumaki’ye göre Japon hükümeti yükümlülüklerini yerine getirmediği takdirde Yen, Dolar karşısında 450-500 Yen civarı zayıflayabilir ve 10 yıllık gösterge tahvillerinin getirileri üzerinde yüzde seksenden fazla dalgalanma olabilir.

“Uluslar arası Para Fonu (İMF)’un gösterdiğine göre 1984’te yüzde 67.3 olan Japon halkının borçları 2014 yılında dünyanın en büyük borçlu toplumu olacak şekilde yüzde 245,6’ya fırlayacak…

“Japonya krizinden kaçış yok” diyen Fujumaki, Japonya için kalan tek seçeneğin bir başka yükümlülükten kaçınma veya hiper-enflasyona sebep olacak para basmak olduğunu ekledi.

Görüşüm: Bunun nedeninin yöneticilerin hiper egoizmi olduğunu anlarsak, düşmanlıktan kardeşliğe doğru bir dünya toplumuna dönüşmeye başlarsak ve gerçekçi bir yaklaşımla aşırı tüketim ekonomisinin altyapısını makul bir tüketim ekonomisine aktarmayı başlatırsak her ülke ve tüm dünya için krizden bir çıkış yolu mevcut. Aksi takdirde kriz bizi tüm altyapısıyla bir imhanın eşiğine getirecektir.

Karanlık Bir Geceye Doğan İnanç

Eğer Yaradan ifşa olursa veya en azından kişinin edindiği form eşitliğine göre kişinin biraz da olsa yakınına gelirse, kişi bu yükseliş esnasında kendisini bu hazza kaptırmamalı ve bu sarhoşluğa müsaade etmemelidir. Bilakis yükseliş zamanı, çalışmaya, gruba, kitaplara ve dağıtıma daha sıkı tutunmak için eklememiz gereken maksimum çaba açısından en uygun çalışma yeridir.

Bu zamanı maksimize etmeye çalışmalı ve bir sonraki an, bunun durmayacağının hiç bir garantisi olmadığını anlamalıyız. Bu yüzden, şimdi sahip olduğun tüm araçları kullanarak, kendini yükseliş durumuna öyle bir bağla ki bu iyi koşul, zıt bir duruma girse ve – bulanıklık, kafa karışıklığı, çaresizlik ve güçsüzlük –  gibi hoş olmayan karanlık bir durum haline gelse dahi; hatta tamamen umutsuzluğa düşsen bile yine de Yaradan’a bağlı kalmayı isteyebilesin.

Bu yakınlık, hoş durumları sürdürmeyecektir; bu hoş durumların yanında, alma arzunun içerisinde kötü hissedebilirsin; böyle durumlarda da Yaradan’a sadık olmayı ve O’na bağlı kalmayı dile. Böylelikle alma kaplarında doyum hissedip hissetmemene bağlı olmaksızın,  yükselişler ya da düşüşler seni etkilemeyecektir. Bilakis, hiçbir doyum olmadığı zamanlarda, kendin için herhangi bir ödül söz konusu olmaksızın ihsan etmek için çalışıyor olduğundan emin olabilirsin.

Bunu yapabilmen için bir ‘antlaşmaya’ ihtiyacın vardır. Eğer ihsan etmek için özlem duyarsan; Yaradan’la bu yönde bir antlaşmayı tutabileceğini keşfedersin. Öyle ki Yaradan’ın bu antlaşmayı tutacağından emin olabilirsin. Böylece düşüşler geldiğinde, kendini tamamen boşlukta hissettiğinde ve ihsan etmeyi beceremediğinde, daha önce gerçekleştirdiğin çalışma sayesinde, ‘karanlığın’ içerisinde dahi amaca bağlı kalabileceğine emin olabilirsin.

Aslında bizim tüm çalışmamız, ihsan etmenin ve inancın var olduğu ‘gece’ vaktinde olur. Denir ki: “Görkemini gündüzleri; inancını ise geceleri söyle”. Zira inancın ve ihsan etmenin ifşa olduğu yer ‘gece’dir.

17.06.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin 1. Bölümünden, Şamati 76

Sevgi: Nefretin Üzerinde Bir Köprü

Tüm realite üçe ayrılmıştır: Diğer realiteyi keşfetmek isteyen ben, benim sükûnete gelmeme izin vermeyen içimdeki kıvılcım ve beni saran dünya.

Çevremdeki dünya, cansız, bitkisel, hayvansal seviyeler ve bana yakın ve uzak olan insanlar olarak bölünmüştür. Oysa ki tüm bunların hepsinin arkasında daha yüksek bir güç bulunur. Ne var ki tüm bunların hepsi benim parçam olmasına rağmen hissiyatımda ve bilincimde oluşan ayrılıktan dolayı bunu algılamıyorum.

Bu durum, sanki koluma ağrı kesici bir iğne yapıldıktan sonra duyularımı tamamen kaybettiğimi sanmam ve kolumun bana olduğunu hissetmemem gibidir. Öylesine güçlü bir anestezi ki kolum kesilse bile hiç hissetmiyorum.

Tüm dünyayı algılayışım bu şekilde; yani sanki bana ait değilmiş gibi. Manevi çalışma ise bu anesteziye ve bu anestezinin verdiği bu hissiyata karşı savaşmaktır.

Bu niyetsel bir durumdur; şöyle ki eğer ben uyuşturulmuş olmamın sonucu olarak bu dünyanın bana ait olmadığını anlarsam, egoizmimden kurtulabilirim ve bu durumu bir diğerine karşı özgecil davranmayla ve ihsan etmeye ilişkilendirebilirim. Bunu sevmeyi öğrenebilirim.

Kendime yönelik sevgiyi geliştirmeye ihtiyacım yok; zaten kendimi egoistik olarak seviyorum. Ancak şimdi, bu anestezi ve yanılsama sebebiyle uyuşturulmuş olmamın sonucu olarak benden ayrılmış olarak gördüğüm diğerlerini sevmeyi öğrenebilirim. Unutulmamalıdır ki, sevgi Yaradan’ın niteliğidir; yaratılanın değil.

Bu ayrılık sonucu Yaradan, bize ait olmayan ve doğal olarak bize uymayan bir niteliği alma fırsatını bize verir. Esas olarak sevginin ne olduğunu hiçbir şekilde anlamıyoruz. Fakat kendimi sevdiğim gibi dışımdakileri de sevmeyi öğrenmeye çaba sarf ettiğim zaman; yani dostuma kendim gibi yaklaştığım zaman, buna sevgi denir.

Bunun üzerinde egoma karşı çalışırım. Ego, içimde buna sürekli direnç gösteren özel bir güçtür. Böylece, iki farklı yönde hareket eden iki zıt güç bulunur. Arzu, hazzı kendisi için çeker ancak bu hazzı iten ve bunu yukarıya vermeye hazır olan ve bu hazzın üzerinde olan bir perde vardır.

İşte o zaman, bu iki güç arasındaki etkileşimden dolayı, kendi bedenimden, köpeğimden, çocuğumdan bir başkasını daha fazla sevmenin ne demek olduğunu gerçekten anlayabilirim.

Ben geliştikçe, dostlarıma olan nefretim de artar ancak bunun üzerinde sevginin gücünü geliştiririm. Nefretin üzerine çıkabildiğim sürece buna sevgi denir. Denildiği gibi: ‘Sevgi tüm günahları örter’. Bu iki zıt niteliğin çarpışması sonucu, yaratılan, Yaradan’ın niteliğini kazanır. Aksi halde, bunu sağlamak imkânsız olarak kalır ve yaratılmış olduğumuz biçimdeki doğamızın içerisinde kalmaya devam ederiz.

Hâlbuki eğer bizler, yani yaratılanlar (Nivraim) hem Yaradan’ın dışında bağımsız kişilikler olmak ve hem de O’nun niteliklerine ve bu yüksek koşula ulaşmak istiyorsak o zaman içimizde böylesi bir dirence sahip mekanizma inşa etmekle yükümlüyüz. Bunun içerisinde sürekli işleyen iki zıt güç olacaktır: Haz alma arzusu ve kendi egoizmimizin üzerinde, nefretimizin üzerinde inşa edeceğimiz sevgi; yani ihsan etme arzusu.

01.06.2012 Tarihli Günlük Kabala Dersinin birinci bölümünden, Rabaş’ın Yazıları