Derin Islah Zamanı

Soru: Çalıştaylar sırasında ıslah eden ışığın gücü nereden gelmektedir? Geçmişteki Kabalistler neden çalıştayları kullanmadılar?

Cevap: Geçmişteki Kabalistler farklı bir yöntem kullandılar. Onların da onluları vardı ama aralarındaki bağ üzerine, aktif olarak kendi derinliklerine inme üzerine çalışmadılar.

Ari, Ramhal ve diğerlerinin grupları kural olarak beş ila altı kişiden oluşuyordu ve onlar oturdular ve sessizce çalıştılar.

Bizim zamanımız çok farklı. Bu sadece Kabalistler düzeyinde değil, tüm dünyada da belirgindir. Kıtalar arasında yakınlaşmaya, geçmişte bile düşünemediğimiz kongre ve toplantılar düzenlemeye zorunlu bırakılıyoruz.

Soru: Şimdi zamanların farklı olduğunu söylüyorsun. Sonsuz bir metodoloji ile ilgili olarak bunun önemi nedir?

Cevap: Hayır. Metot değişir.

Kli, – içsel ve daha egoist katmanlarını sürekli keşfederek ıslah ettiğimiz “Adem’in ruhu” olarak adlandırılan bu muazzam alan, yavaş yavaş değişiyor. Bunu dünyamızda da görüyoruz: egoizm daha saldırgan, daha açık ve cesurca tezahür etmekte.

Soru: Buna göre, ıslah eden ışığı çekme ilkesi değişiyor mu?

Cevap: Egoizmin daha derin katmanlarını aydınlatan güçlü bir ışık çekiyoruz. Onu ıslah etmeye, onun üzerinde bağ kurmaya, bir şekilde onu düzenlemeye çalışıyoruz ve buna bağlı olarak, ışığın aydınlatmasını daha da arttırıyoruz. Bu, bir çember içinde olur.

Dünyanın Sonu Değil; İnsan Gelişimine İşaret Etme (Newsmax)

Küresel salgın tarihi boyunca en kötü salgınlardan biri Koronavirüs,  şiddetli hava koşulları, dünyanın farklı bölgelerindeki depremler hepsi kıyamet günü tahminlerini ve alarmı tetikleyen olaylardır.

Kıyamet dönemlerinde yaşadığımıza inanan bazı kişiler, vicdanlarını temizlemek için önlemler alıyor, hatta bir felakete hazırlanıyorlar. Kıyamet korkusundan, yakın zamanda bir İsrail vatandaşı, 15 yıl önce çaldığı 2000 yıllık bir taşı yetkililere geri verdi.  Amerika’da başkaları, dünyanın kaynaklarının tamamen tükeneceğinden korkuyor ve Taş Devri koşullarında yaşamaya hazırlanıyorlar. Ultra zenginler de peygamberlik dönemlerinde yıkımdan kaçmak için saklanıldığı gibi, sığınaklar ediniyor ya da uzak yerlerden tam donanımlı mülkler satın alıyorlar.

Mevcut acılar, toplam yok olma noktasına gelinceye kadar tahmin edilebilecek daha büyük bir acının belirtisi midir? Cevap,  hayır. Dünyanın sonu yoktur.  Madde yok olmaz, sadece daha iyi ve daha gelişmiş bir duruma dönüşür.

Doğadan Islah Edici Önlemler

Doğadan tehdit olarak gördüğümüz şeyler, aslında insanlığı ilerletmek, onu yok etmemek için ciddi eylemlerdir. Dünyada yayılan ve insanlığı korkutan Koronavirüs,  bir süreliğine çılgın hayatımızı durdurmak ve rotamızı yeniden düşünmek için doğadan bir işarettir. Cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinde doğayı kötüye kullandık ve zarar verdik, gezegenin sıkıp suyunu çıkarttık. Koronavirüs rutin olarak hasara yol açarak, yaptığımız her şeyin % 90’ının dünya için gereksiz ve zararlı olduğunu göstermektedir.

Hatalı davrandıklarında çocuklarına karşı, davranışlarını düzeltilinceye kadar onlara bağıran ve baskı yapan bir baba gibi, doğa bize birbirimize ve çevreye karşı egoist ve yıkıcı tutumlarımızı, çevremizin ve diğer insanların kişisel kazanç için sömürülmesine ve manipülasyonuna yol açan tutumlarımızı gözden geçirmemiz gerektiğini anlatıyor.

İnsan egosu, tüm vücudu bozana ve zayıflatana kadar sessizce kuluçkaya yatan bir hastalık gibi gelişir. Dengeyi sağlamak için vücudun günlük rutinini durdurması, yatakta kalması, dinlenmesi ve iyileşmesi, iyileşmek için gelecekteki adımlarını yeniden düşünmesi gerekir. Aynı şekilde, tek bir beden olarak hareket eden gezegen, COVID-19 aracılığıyla kendini koruma sistemini, aşırı şişmiş insan egoizminin hastalığından arındırma ve iyileştirme sürecini aktive etti.

Virüsün Bize Gönderdiği Mesaj

Virüs bize net bir mesaj veriyor: İnsan toplumu olarak bizler, bencil tüketim ve zararlı ilişkiler sebebiyle tüm unsurları arasında kesin ve uyumlu bir koordinasyonun hakim olduğu, doğanın senkronize işleyişine karşı başkalarını kontrol etmeye ve aşırıya kaçmamızdan dolayı hastayız. Bu dersi öğrenip kendimizi düzeltmeye başlayabilirsek, doğanın dengeyi geri kazandıran pozitif gücünü aktive edeceğiz.

Bireysel ve toplu olarak, düşüncelerimizin başkalarının yararına olup olmadığını ve buna göre davranıp davranmadığımızı dikkatle incelemeliyiz ve bu sayede mevcut krizi, kendi düşünce yapımızda ve başkalarıyla ilişkilerimizde değişiklikler yaparak tersine çevireceğiz.

Zengin ya da fakir, akıllı ya da saf, güçlü ya da zayıf, asil ya da sıradan bir vatandaş, pandemi aramızda hiçbir ayrım yapmaz.  Amaç, içinde yaşadığımız bütüncül ve dairesel sistemde hepimizin eşit olduğunu hissetmemizi sağlamaktır. Eşitliğimizi kabul etmek, insan toplumunu doğa ile daha uyumlu ve dengeli bir şekilde örgütlemek için önemli bir adımdır.

Olumlu insan ilişkileri kurmaya doğru hareket etmeyi reddeder ve bunun yerine mevcut krize yol açan önceki egoistik koşula dönersek, tamamen yeni talihsiz bir ıstıraba yol açacak üçüncü dünya savaşı gibi insan yapımı önemli bir felakete doğru gitmeyi bekleyebiliriz.

Bununla birlikte, tüm gelişmekte olan olayları birbirimizle daha iyi bir şekilde bağ kurma ve buna göre davranmaya başlama fırsatı olarak görürsek, daha fazla acının gelmesini engelleyebiliriz.

Kaderimiz, ihmalimiz ya da sorumluluğumuz ve olumlu eylemlerimiz ile belirlenecektir.  Bu nedenle, Koronavirüs ile mücadelemizin şimdiki ve hayati aşamasında, bu durumun nedenini açıkça anlamalıyız. Gerçek hastalığın kritik keşfi ve bilgisi – yıkıcı egoist doğamız – bizi ilaca yönlendirecektir: sosyal bağlılık hissini güçlendirmek. Böyle bir farkındalık, bildiğimiz yıkıcı ve dengesiz dünyanın sonuna neden olacak ve iyiliklerle dolu yeni, ahenkli dünyanın başlangıcını işaret edecektir.

Taçlandırılmış Virüs

Hükümetler, bu zor dönemi atlatmamıza yardımcı olmak için ne yapmalıdır? Hükümetler, özel bir rolleri olduğunu anlamalı ve düşüncelerini biraz değiştirmelidirler. Ve onlar, dünyanın geleceğinin tüm insanlar arasında küresel entegrasyonda yattığını bilmelidir ve hükümet bunun için çabalamalıdır.

Doğada, insanın en yıkıcı güç olduğunu herkesin anladığı bir eğitim sistemi kurmak, çocuklar ve yetişkinler için bu şekilde çalışma formları organize etmek gerekir. Ve bizler doğanın tüm parçalarını birbirine bağlayan kuvvet olmalıyız.

Neticede, akıllıyız ve iyi gelişmekteyiz, fakat tüm gelişimimizi kötülüğe dönüştürüyoruz, onu yıkıma yönlendiriyoruz. Bu nedenle, hükümetler değişmek zorunda; insanlar bunu onlara açıklamak zorunda kalacaklar.

Yeni virüsün, “Korona virüs” ismini alması tesadüf değildir; o, gerçekten kraliyet işi yapmakta, tüm dünyaya hükmetmekte ve hayatımızı bir kral gibi organize etmektedir. Onun saltanatının sonuçlarını göreceğimizi umuyorum yani yaşamlarımızdaki değişiklikleri.

Koronavirüs, her birimizi karantina altına aldı. Ama bize yarar sağlayacağını düşünüyorum. Bir araya gelerek bu izolasyonun üstesinden gelmeliyiz ve her şeyin üzerinde, sanal olarak, uzaktan.  Ve birbirimizi nasıl tolere edeceğimizi, içsel, zihinsel olarak nasıl bağ kuracağımızı ve bir araya geleceğimizi öğrendiğimiz ölçüde,  evlerimizden ayrılabileceğiz ve başkalarıyla bağ kurabileceğiz.

Uzakta kalmamızı zorunlu kılan bu durum, bizim avantajımıza çalışacak, yaklaşmamıza seçici bir şekilde yardımcı olacaktır. Komşumla iyi ilişki kurabildiğim kadar, ona yakınlaşabileceğim- ondan para kazanmak için değil, iyi ilişkiler kurmak için.

Hep birlikte yeni bir insanlık inşa edebilmek için bunun herkese öğretilmesi gerekir. Ve sonra gerçekten iyi, sonsuz ve yaşamaya değer mükemmel bir dünya önümüzde açılacak.

Bana bir yıl içinde dünyayı nasıl gördüğümü, ona ne olacağını soruyorlar? Her zamanki gibi iki alternatifimiz var: ya dünya Kabala İlminin neden bahsettiğini,  birleşme sağlama ihtiyacını dinlemez, dünyayı yıkıma sürükleriz ya da değişiklikler yine olacaktır.

Eğer dünyaya Kabala İlmi aracılığıyla bakarsanız, dünyanın ıslaha nasıl yaklaştığını görebilirsiniz.

Fakat ondan soyut olarak bakarsanız, dünyanın nasıl değişemediğini görebilirsiniz. Ama birlikte çalışmaya çalışacağız; aksi takdirde çok kötü olacak. Umarım yine de doğru birleşme metodolojisini tüm insanlığa aktarabiliriz.

Nefretin Üstünde, Sevgiyle

Soru: Kabala’daki ilerlememizin hızını ne belirler? Hızın ne olduğunu bilmeli ve nasıl ilerlediğimizi hissetmeli miyiz?

Cevap: Birbirimize ne kadar yakınlaşırsak ve aramızdaki bağı, bizi ayıran egoist güçlerin üzerine kurarsak o kadar hızlı ilerleriz. İçimizdeki egoizm, büyümeye, bölmeye ve birbirimizden uzaklaştırmaya devam edecektir, bizler de üst ışığı çekmeli ve bu ışıkta, egoizmin üstünde, ihsan etme niteliği ile aramızda bağ kurmalıyız.

Görünüşe göre aşağıda, nefret dolu bir alanda ve yukarıda, bağ ve sevginin alanında olacağız. Bu iki zıt alan, Yaradan’ın içimizdeki ifşasının yoğunluğunu yaratacaktır.

Bu iki sistemi, iki alanı, iki seviyeyi inşa ettiğimiz koşula yakınlaşmalıyız.

Alt seviye,  egoist ilişkilerimiz ve arzularımız ve birbirimize duyduğumuz nefrete ait her şeyken, üst seviyede ilişkilerimizi farklı şekilde geliştiririz: birbirimize karşı sevgi ve özlem şeklinde.

Bu iki seviye arasında, onları birbiri üzerine doğru bir şekilde yerleştirerek, aralarındaki ortak kaynağı, Yaradan’ı ifşa etmeye başlarız.

Yapmamız gereken şey budur. Bizler şimdi buna yaklaşıyoruz.

Yaradan Tüm Duaları Duyar

Soru: Yaradan’ın tüm duaları duyduğu söylenir. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Yaradan, bir kişinin hangi seviyede olduğuna veya kendini nasıl değerlendirdiğine bakmaksızın tüm duaları duyar: daha yüksek, daha düşük, ortada olması önemli değildir. Talebi Yaradan’ın niteliğine yaklaşmaksa, o zaman onu ıslah eden üst ışığı çağırır ve kişi yükselir.

Not: Bazı mutlak daha yüksek bir gücün, birincil bir kaynağın, enerjinin olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu enerjiyi, ona benzer olmayı arzularken uyandırabilirim. Ancak, bu gücün ne olduğunu bilmiyorum.

Benim Yorumum: Bunun için dua etmelisin; yani kim olduğunuzu ve onun ne tür bir enerji olduğunu, ne kadar farklı olduğunuzu ve ona nasıl dönüşeceğinizi, sizi etkilesin ve sizi ıslah etsin diye ona benzer olma arzunuzu nasıl artırabileceğinizi bulmanız gerekir.

Neden Çalışmayı Sevmiyoruz?

Soru: Bu dünyada herkes öğretmeyi sever, ama hiç kimse çalışmayı sevmez. Bu olgunun manevi kökü nedir?

Cevap: Vaaz vermeyi seven egodur çünkü başkalarını bu şekilde kontrol eder. Bizler ondan kurtulmaya çalışmalıyız.

Soru: Peki, çalışırken kendimi biraz iptal edebilir miyim?

Cevap: Çalışırken, bir şeyler öğrenmek için kendinizi iptal etmeli, kendinizi zorlamalısınız.

Birisi Gruptan Ayrıldığında

Soru: Birisi gruba coşkuyla gelip, bir süre sonra bir sebepten dolayı ayrılırsa, kalpteki noktaya ne olur? Kalpteki noktasına ne olduğunu görmek mümkün müdür?

Cevap: Elbette. Ne yazık ki, böyle durumlar var. Birisi gruptan ayrılırsa, bu en düşük dünyaya geri döndüğü ve manevi ilerlemeyi reddettiği anlamına gelir. Kural olarak bu,  gururunun, dostlarının önünde kendisini alçaltmasına ve gruba katılmasına izin vermemesinden kaynaklanmaktadır.

Grup ona ne kadar düşük, küçük veya önemsiz görünse de, kendini alçaltması, içine girmesi ve eşit veya daha düşük bir seviyede herkesle birlikte olması gerektiğini anlamalıdır.

Rabaş’ın gruba dahil olma hakkında yazdıklarını okuyun.

İnsanlar Arasındaki İlişkilerin Özü Olarak Babil Kulesi

Yorum: Genesis kitabı, insanların Babil kulesini nasıl inşa ettiklerini anlatmaktadır: Onu yüksek inşa ettiler. Tuğla taşıyanlar kulenin doğu tarafından yukarı çıktılar ve aşağı inenler kulenin batı tarafından aşağıya indiler.  Ve eğer biri düşüp öldüyse, ona aldırış etmediler. Ancak bir tuğla düştüyse, “Bunun yerine başkası ne zaman çıkacak” diye oturdular ve ağladılar.

Benim Cevabım: Burada alegorik olarak Babillilerin egoizminin, insan yaşamlarına saygı duymayacak kadar artmış olduğundan, sadece kişinin çalışmasına değer verildiğinden bahsedilmektedir.

Bir kişi fayda sağlayamazsa ve verimliliği düşerse, sadece ölmesi, ortadan kaybolması daha iyiydi, bu tür insanlara ihtiyaç yoktu. Yani, birbirlerine karşı tamamen pragmatiktiler.

Yaradan’ın Adamla Oyunu

Soru: Yaradan’ın Leviathan (balina) ile oynadığından bahsediliyor mu? Bunun anlamı nedir?

Cevap: Leviathan, tüm yaratılışı, milyarlarca insanı simgelemektedir.

Soru: Yani, tüm olaylar, içimden geçen her şey, hissettiğim her şey, Yaradan’ın benimle olan oyunu gibi mi?

Cevap: Elbette. Dünyayı, sizi Yaradan’a bağlayan bir şey olarak görmeye başlayabilmeniz için.

Soru: Ama neden insan, onunla oynayanın bu güç olduğunu, Yaradan olduğunu hissetmiyor?

Cevap: İnsan henüz bu seviyeye ulaşmadı. Bu koşula ulaşması gerekir. Bu arada dünyadan kendisine gelen her şeyden, var olmak için sadece en gerekli şeyleri kabul eder yani o, dünyamızdaki sıradan insanlar gibi normal bir şekilde yaşar.

Peki “normal” ne anlama gelmektedir? Eğer tüm istekleri üst dünyayı ve Yaradan’ı ifşa etmeyi amaçlıyorsa, o zaman farkında olmadan her şeyi doğal bir şekilde alır. Kendini sınırlamaz ancak sadece daha fazlasını istemez çünkü tüm düşünceleri fiziksel bedeninden daha yüksektir. Ve sonra Yaradan’a koşar ve O’nu hisseder

Yaradan’ın Önüne Nasıl Geçilir?

Soru: Her gün yeni bir hissiyat içindeyiz ve dünün edinimi, bugünün bilgisi haline geliyor. Bir sonraki koşula,  Yaradan beni zorlamaya başlamadan önce, birlikte çalışabileceğim yeni bir şeye nasıl ulaşabilirim?

Cevap: Sadece dostlarla bağ kurarak. O zaman yeni bir Kli, ortak arzularınızı birleştirmek ve böylece ilerlemek için yeni bir arzu geliştirirsiniz. Sadece bilgi ile ilerleyemezsiniz çünkü materyalin basmakalıp çalışılması, uygulamada hiçbir şey vermez.

Aranızdaki bağın yararı için hareket etmeniz gerekiyor ve o zaman Yaradan sizi, sizin karşılıklı bağınızı etkileyecektir. Böylece, dostlarla bağdan, Yaradan ile bağa geleceksiniz ve O’nu ifşa etmeye başlayacaksınız. Ve eğer bunu yalnız yaparsanız, o zaman hiçbir şey elde edemezsiniz.

Bu binlerce Kabalistik kaynakta yazılmıştır.