Egoizme Karşı Aşıya İhtiyacımız Var Mı?

Soru: İnsanları egoizme karşı aşılama fırsatınız olsaydı, böylelikle tüm insanlar toplumsal bir yaşam tarzı sürmeye başlasaydı ve toplumun, her bireyin daha üstünde olduğuna inansaydı, bu fırsatı değerlendirir miydiniz? Yoksa yine de bir insanın bilinçli olarak buna ulaşmasını bekler miydiniz?

Cevap: Bunu hiçbir durumda yapmazdım çünkü egoizmi öldürmek doğamızı öldürmek demektir. Bir insanı egoizmiyle savaşmak zorunda kalmadan iyi yapmak, onu nazik, saf bir aptal yapmak demektir.

Kişi kendini eğitmeli ve egoizminin üzerine çıkmalıdır. Bu, tek bir dünyevi yaşamda bitmeyen, ancak birçok yaşam döngüsü boyunca devam eden muazzam bir çalışmadır.

Bu nedenle doğaya müdahele etmemeliyiz çünkü bir insandan en değerli şeyi – egoizmi ve irade özgürlüğünün ne olduğuna ve bunu kendi başına nasıl denemesi gerektiğine bağımsız olarak karar verme fırsatını tamamen kaldırmış oluruz.

Hayat Nasıl Ortaya Çıktı?

Soru: Yunancadan çevrilen “Biyoloji”, “hayatın incelenmesi” anlamına gelir. Ancak bu bilimin dünyadaki yaşamın nereden geldiğine dair hiçbir fikri yok. Hayatın nasıl ortaya çıktığını ve ne olduğunu biliyor musunuz?

Cevap: Hayat, bilincin özel bir formudur. Başlangıçta yaratılan arzudan ortaya çıktı.

Yavaş yavaş, bu arzunun gücü o kadar gelişti ki, birçok değişimlerinin içinde kendisinin var olduğunu, geliştiğini ve bir ölçüde öldüğünü hissetmeye başladı.

Soru: Öyleyse yaşam arzusunu yaratan bir tür güç var. O zaman ölüm nereden geldi?

Cevap: Gerçekleşmeyen ya da kendini gerçekleştiremeyen arzu ölmekte olduğunu hisseder. Yani ölüm, bir arzunun gerçekleşmesinin olmamasıdır. Gerçekleşmiş  hissediyorsa, o zaman hayatı hisseder.

Kabala ilminde açıklandığı gibi, ışığın gücü bir arzu yaratır ve onu doldurur. Işığın etkisi altında arzu sürekli değişiyor. Işık birincildir ve arzu ikincil şeydir.

Soru: Prensip olarak, tüm bunlar irdelenebilir mi?

Cevap: Elbette burada sır yok.

Neden Maddesel Dünya Maneviyattan Bu Kadar Farklı?

Maddesel yaşam ile maneviyat arasında neden bu kadar büyük bir mesafe, böylesine bir farklılık vardır? Gerçek şu ki, bunlar iki farklı dünya, varoluşun tamamen farklı formu, farklı bir hedeftir. İçlerinde iki farklı program işler: alma uğruna çalışmak ve ihsan etme uğruna çalışmak.

Bu iki prensipten daha zıt hiçbir şey yoktur. Bu dünyaları aklımızla bir şekilde birleştirmeye çalışıyoruz. Ama aslında onları, bilginin ötesinde yani egoist aklın ötesinde bir inançla anlamak mümkündür.

Kadın Önder

Yorum: Pandemi sırasında araştırmalar yapıldı ve kadınların liderlik ettiği ülkelerin pandemiyle mücadelede erkekler tarafından yönetilenlere göre daha başarılı olduğu ortaya çıktı.

Cevabım: Her zaman bundan bahsederim. Erkekler görünüşle ilgilidir. Ve kadın tüm sorumluluğu alır. Bir kadının evde her şeyi yönetmesi gibi, tüm dünyamız bizim evimizdir. Bir kadının evde her şeyi yönetmesi gibi, tüm dünyamız bizim evimizdir. Bu nedenle, bir kadın vekilharç olmalıdır.

Yorum: Stanford Üniversitesi’ndeki psikologlar, bir kadın politikacının, erkek ve kadın siyasi niteliklerini ustaca bir araya getiren “bukalemun” türünden olması gerektiğini söylemekteler.

Cevabım: Tüm sahip olduğu budur. Bir kadının evi nasıl yönettiğine, evde nasıl bir düzeni olduğuna bakın. Kocanızı bir hafta yalnız bırakın – sonra kadın bir ay boyunca daireyi temizliyor olacaktır. Bu herkes için nettir.

Soru: Öyleyse, ülkeyi kadınların yönetmesi size göre haber değil mi?

Cevap: Bu benim için bir gerçek! Bu bize doğa tarafından verilmiştir. Ev, erkek değil kadından sonra adlandırılır. Bu nedenle kadınları ülke yöneticileri, erkekleri de bu görevlerin yürütücüsü yapmalıyız. Kısacası güçlü, güvenilir, iyi, akıllı, bilge bir ele ihtiyacınız var. Hepsi bu. Dünyanın başka hiçbir şeye ihtiyacı yok. Bizler de balık tutmaya gidip domino oynayacağız. 🙂

Soru: Bir kadın savaşı durduracak mı? Bu nefreti durduracak mı?

Cevap: Elbette. Hem devlet içinde hem de devletlerarasındaki iç savaşları. Çağımız tersine dönüyor. Bir kadının yönetebileceği çok farklı bir döneme giriyoruz. Ve dünyanın tersine döndüğünü görüyoruz. Kadınlara yönetme fırsatı vermek gerekiyor. Ve bu çok da iyidir. Ne kadar az erkek icatlarıyla, çocuk oyunlarıyla onlara karışırsa o kadar iyidir.

Yeni Hayat 1149 – Şiddet Olgusu

Dr. Michael Laitman, Oren Levi ve Yael Leshed-Harel ile söyleşide

Realitenin cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelerindeki şiddet ve patlamalar, insan egosu geliştikçe artar. İnsan bir yanardağ gibidir ve artan içsel baskı ve dengesizlikle başa çıkmanın bir yolu olarak patlar. Hepimiz aynı üst güç tarafından harekete geçirildiğimiz ve bu güç aracılığıyla birbirimizle denge sağlayabildiğimiz için, başkalarına karşı şiddet kullanmak için hiçbir neden yoktur. Tüm sıkıntılar bize, bu üst ilahi takdir ile bağ kurmamız gerektiğini öğretmek için gelir. Kabala bilgeliği, her şeyin tüm denge ve barışın kaynağı olan, bu üst güçle nasıl ilişkilendirileceğini öğretir.

 

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1149-siddet-olgusu/

Twitter’da Düşüncelerim / 4 Ekim 2020

İngiltere’nin eski Tıbbi Baş Sorumlusu Sally Davies: Bundan sonra en az beş yılda bir salgın veya sağlıkla ilgili bir acil durumla karşılaşacağız. Benim yorumum: Yalnızca insanlar arasındaki bağ salgınlara karşı bir engel oluşturacaktır!

Hiçbir şeyi kaydedemem veya tutamam çünkü manevi kabım yalnızca bir nokta, bir pikseldir. Onludaki diğer piksellere bağlı olmalıyım. Aksi takdirde başardığımı hemen kaybederim. Maneviyat içimizde değil, sadece aramızdaki bağda tutulabilir.

Bir araya geldiğimizde, başardığımızı kaybetmekten korkmayın. Birliğimizi önemsediğimizde, bir kayıp bile eskisinden daha önemli, yeni bir şey almak için olacaktır. Daha da ilerlemek için önceki başarıları unutmalıyız.

Her seferinde sizin için her şey yeni gibi olacak.

Hepimize iyi bir Sukot bayramı diliyorum. Parlak, tatlı, başarılı ve sıcak olsun. Hep birlikte büyük bir çadırda oturalım – tüm insanlık.

Neden Kendimiz Dışında Etrafımızdaki Her Şeyi Değiştirmeye Çalışıyoruz?

Soru: Her zaman çevremizdeki her şeyi değiştirmeye çalışıyoruz, örneğin, iktidar partisinin liderini, eşimizi, ikamet yerimizi, tek bir şey dışında her şeyi – kendimiz! Bir insan neden değiştirebileceği tek şeyin dünyaya karşı tavrı olduğunun farkına varmaz?

Cevap: Egoizmimiz bunu fark etmemize izin vermez.

Kendimi değiştirmek demek, iyi olmadığım, kendimi geliştirmeliyim demektir. Neden bunu yapmalıyım ki? Bu, çok çaba, enerji, yatırım ve kendimi diğerlerinin önünde feshetmeyi gerektiren en zor iştir. Başkalarına eğilmek doğamıza aykırıdır. Bu kolay değildir.

Ancak, kişinin önünde çok büyük bir amacı varsa, kendisini bunu yapmaya zorlayabilir. Örneğin, üniversitede okurken bir hedefe ulaşmak istiyorsak, o zaman bu bizim için kanepede uzanmaktan çok daha önemlidir.

Bizi Daha Çok İlgilendiren Hangisidir: İyi Haber Mi Kötü Haber Mi?

Yorum: Kitle iletişim araçlarının kişisel gelişimi etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte, herhangi bir şiddet eylemi, askeri çatışma veya doğal afet içerikli kötü haberler, birbirine iyi davranan, birbirlerine yardım eden veya vahşeti önlemeye çalışan insanlarla ilgili haberlerden sürekli olarak çok daha fazla ekran süresi alır. Ve izleyici bundan daha çok etkilenir.

Cevabım: Elbette. Televizyonda savaşın dehşetinden, çatışmalardan, hükümetteki veya insanlar arasındaki anlaşmazlıklardan bahseden bir program izlersem, onun hakkında daha çok endişelenirim çünkü bu tür olaylara karışabilir ve zarar görebilirim.

İnsanların toplanması, konuşması, şarkı söylemesi veya birlikte çalışması, hastanelerde yardım etmesi ve benzerlerinden bahseden iyi programlar benim için herhangi bir tehlike oluşturmaz. Bu nedenle, sakin bir şekilde yaklaşırım ve bu konuda biraz ilgisiz bir tavra sahip olabilir.

Yorum: Sadece olumlu haberleri yayınlama girişimlerinin olduğunu, ancak hiç popüler olmadıklarını belirtmeliyim.

Cevabım: Elbette. Bu, insanı rahatsız etmez. Kişi olumsuz haberler, acı ve trajedilerle beslenir. Müzik ve sanatta bile büyük anlamlı işler her zaman trajiktir ve komediler hafife alınır. İnsanlar onları sıradan bir şekilde takdir eder.

Yeni Hayat 1148 – Sağlıklı İlişki

Dr. Michael Laitman, Oren Levi ve Tal Mandelbaum ben Moshe ile söyleşide

Çiftlerin egoizmin üstüne çıkarak sevgi ilişkilerini nasıl inşa edeceklerini, ilham vereceklerini ve yeniden canlandıracaklarını öğrenmeleri gerekir. Egoist insan doğamızı nasıl anlayacağımızı ve neden birbirimize tahammül edemediğimizi öğrenmemiz gerekiyor. Böyle bir süreçten geçmek isteyen çiftler, katılımcıların, partnerlerinin yararı için kendi arzularının ne kadar üstüne çıkmaya çalıştıklarını birbirlerine gösterdikleri, bir grup kursunda rehberliğe ihtiyaçları vardır. Sevgi bir hayvan gibidir ve sürekli beslenmelidir. Egoizmin üzerine çıkmak, “sevgi tüm günahları örter” ilkesine göre yeni ufuklar açar.

 

Söyleşinin tamamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

http://www.kabala.info.tr/kutuphane/michael-laitman/dr-laitman-ile-yeni-hayat/yeni-hayat-1148-saglikli-iliski/

 

Hepimiz Aynı Düşmanla Savaşıyoruz

07/09/2020 Michael Laitman Facebook Sayfamdan

Hepimizin aynı düşmanla savaştığımız, her geçen gün daha da netleşiyor.  Bu düşman, bazılarımızı Demokratların kötü olduğuna ve diğerlerini de Cumhuriyetçilerin insanlık dışı olduğuna ikna etmekte. Bazılarının kulağına Koronavirüsün olmadığını ve maske takmaya gerek olmadığını fısıldarken, diğerlerinin kulaklarına maske takmayanların sorumsuz ve bencil olduğunu ve başkalarının hayatını riske attığını fısıldıyor. Bu düşman bize, Siyahların anarşist ve bir sürü başka “iltifat” olduğunu söylüyor ve yine diğerlerine Beyazların ahlaksız ırkçılar olduğunu söylüyor.  Ama hepsinden önemlisi, bize “Ben senin arkadaşınım, senin yanındayım” diyor.

Böyle değil.  O, bir toplum olarak hepimize ve birey olarak her birimize karşıdır. O sadece kendisini önemser ve köleliğimizden başka bir şey istemez.  Bu bizim egomuzdur ve “böl ve fethet” tekniğinde ustalaşmıştır.  Hepimizi, birbirimizi öldürmeye sevk etmeden önce, bir araya gelip onu tahttan indirmenin zamanı geldi.

Ego, karşılıklı bağımlılığımıza karşı bizi kör eder.  Sadece karşı taraf olmasaydı, çok daha iyi durumda olacağımızı düşündürür.  Ama birbirimiz olmadan, karşıtlarımız olmadan kendimiz var olamazdık.  Biz aynı madalyonun iki yüzüyüz;  madalyonun bir tarafını çıkarıp, sadece diğer tarafını bırakamazsınız.  Eğer denersen, geriye hiçbir şey kalmayacaktır.

Realitenin tüm seviyelerinde, zıttına bağlı olmayan tek bir sistem olmadığı gibi, insanlarda da böyledir.  Ölüm olmasaydı hayatı bile düşünemeyecektik.  Karanlık olmasaydı ışığın anlamını bilemezdik, nefret olmasaydı sevgiyi deneyimleyemezdik ya da zalimlik hissetmeseydik şefkat hissedemezdik.

Dahası, kendimizi kıyaslayabileceğimiz başka insanlar olmasaydı görüşlerimizi, niteliklerimizi, sevdiğimiz ve hoşlanmadığımız şeyleri bilemezdik.  Dünyamızdaki zıtlıklar onu sadece sürdürmekle kalmaz, aynı zamanda onu olduğu gibi, zengin ve güzel kılar.  Doğadaki çeşitliliği ve çelişkileri seviyoruz, öyleyse neden kendi toplumumuzda onlardan nefret ediyoruz?  Çünkü farklılıklarımızdan zevk almak ve onları takdir etmek egomuza aykırıdır, bu da bize sadece bizim önemli olduğumuzu, başka kimsenin olmadığını söyler.

Sonuç olarak, egomuz görüşlerin, bakışların ve inançların zıtlığını olumsuz olarak yorumlamamızı sağlar.  O dünyamızı bu şekilde yok eder.  Dikkatli olmazsak yakında ego dışında kimsenin kazanmayacağı bir savaşa, bizi birbirimize düşürerek, bizi yok edecektir.