Kökten Sonuca

Soru: Baal HaSulam, on Sefirot’un tam ifşasının, Atzilut dünyasında gerçekleştiğini yazar. Ancak on Sefirot’un ifşası yukarıda, örneğin Adam Kadmon dünyasında da gerçekleşmiştir. Öyleyse neden onların ifşasının yalnızca Atzilut dünyasından başladığını söylüyor?

Cevap: Çünkü ondan önce hiçbir şekilde dünya kavramı yoktu.

Adam Kadmon dünyası, henüz tanımlanmamış veya birbirinden uzaklaşmamış köklerden ibarettir. Bu nedenle, Atzilut dünyasının üzerinde gerçekleşen eylemlerden bahsedemeyiz.

Soru: Ancak Talmud Eser Sefirot’un büyük bir kısmı Adam Kadmon dünyasını tanımlamaya ayrılmıştır. Kabalistler bunu nasıl tanımlar?

Cevap: Kabalistler, manevi dünyayı kendilerine ifşa edebildikleri ölçüde ve henüz kendi seviyelerinde olmayanlara aktarabildikleri ölçüde, onu bu şekilde tanımlarlar.

Kabala, kökten sonuca doğru çalışılır.

Üst Kökleri Edinin

Soru: On Sefirot’un ışığını çekmek için onlu, Kli’yi nasıl doğru bir şekilde inşa etmelidir?

Cevap: Bunu pratik çalışma sırasında öğreniyoruz. Birbirimize yaklaşarak ve bütünleşerek birlikte yükselmeye çalışmalıyız.

Bu şekilde, her seferinde daha da yüksek kökleri edinecek ve daha da yukarı doğru yükseleceğiz.

Sefira Ve Kli Arasındaki Fark

Soru: Talmud Eser Sefirot’ta, edinimin başlangıcının on Kelim içinde on Sefirot’un kıyafetlenmesinden geldiği yazılıdır. Sefirot ve Kelim arasındaki ilişki nedir? Bir Kli, on Sefirot mu içerir?

Cevap: Kli, kökü ifşa olmuş ve bu şekilde yukarıdan aldığı belirli bir ışıkla dolan bir Sefira’dır. Biz, ışığın dönüşümünün onun içinde nasıl gerçekleştiğini ve aşağıya doğru nasıl etki ettiğini öğreniyoruz.

Soru: Sefira Keter ve Kli Keter arasındaki fark nedir?

Cevap: Sefira, parlayan şeydir. Keter ise bir Partzuf’u, bir Sefira’yı ve hatta bir Olam’ı ifade edebilen bir addır.

Dostlarınızın Kalplerini Yanınıza Alın

Soru: Kişi, Yaradan’ın, dostları arasında mevcut olduğunu nasıl hissedebilir?

Cevap: Bunu hissetmek için, kişinin, dostlarının arasında yaşayan Yaradan ile birleşme niyetinde olması gerekir.

Önce dostlarınızı tanıyın, sonra onların ortak faaliyet alanlarını, ortak arzularını bulun ve ardından içindeki Yaradan’ı bulmak için, o ortak arzuya bağlanın. Birlikte Yaradan’a doğru ilerleyin, dostlarınızın kalplerini yanınıza alın, o zaman mutlaka yükseleceksiniz.

Tüm Gün Nöbet Tutmak

Soru: Tüm gün nöbet tutmak ne anlama gelir?

Cevap: İçimde her türlü koşullar değişse de (daha fazla ışık, daha az ışık, daha derin veya daha uzak, vb.), dostlarıma mümkün olduğunca yakın olmak için, yine de tek bir birlik içinde olmaya çalışırım.

Her şey benim için netse ve Yaradan’dan ne isteyeceğimi ve O’nunla nasıl bağ kuracağımı biliyorsam, o zaman “gündüz” denen bir koşuldayım demektir.

Soru: “Gündüz” koşulundayken nelere karşı tedbirli olmalıyım?

Cevap: Hiçbir şeye karşı tedbirli olmaya gerek yok. Aramızdaki bağ noktasına tutunmalı ve çabalarımın bu noktada tüm dostlarımın daha da fazla bağ kurmasına nasıl yardımcı olacağını düşünmeliyim.

Soru: “Gece” denen koşulu da Yaradan’a atfettiğimiz söylenir. “Gece” koşulundayken, bunun da Yaradan’dan geldiğini söylerim. Peki, sırada ne var? Benim eylemlerim neler?

Cevap: Bu koşuldayken, dostlarınızla birleşmeye başlarsınız ve bu gece, gündüze dönüşür.

Arzunun Merkezi

Soru: Bir olarak birleşmemiz gerektiğini söylüyorsunuz. Tam olarak nerede birleşmemiz gerekiyor? Aynı fiziksel dünyada değil, yukarıda bir yerde. Nerede?

Cevap: Arzumuzun merkezinde.

Soru: Bu merkez nerede bulunur?

Cevap: Arzumuz her birimizin kalbindedir. Kalplerin bağı, kendimizi hissetmemiz gereken merkezin hissini verir.

Yaradan’ı Düşüncelerinizden Çıkarmayın

Soru: Farklı şehirlerde ayna kongreler düzenlenecek. Yaradan’a dönmek ve gerçekten tek kalp olmak için, tüm arzularımızı tek bir arzuda nasıl birleştirebiliriz?

Cevap: Aynen söylediğiniz gibi. Başaracaksınız çünkü bu arzuyu nasıl tanımlayacağınızı, nasıl hissedeceğinizi, nasıl onunla dolup taşacağınızı sürekli arıyorsunuz. Bunu düşünmeyi bırakmayın. Devam edin.

Soru: Kongre aralarında, Yaradan’ın düşüncelerimizden, birliğimizden çıkıp gitmesine nasıl engel olabiliriz?

Cevap: Bu konuyu sürekli gündemde tutun.

Başkalarından manevi çalışmayla ilgili bir şey duyduğunuzda, onları desteklemeli ve bu konuyu daha da ileriye taşımalısınız. Baal HaSulam ve RABAŞ’tan aldığımız tüm alıntıları sonuna kadar okuyun. Bu şekilde, amaçlanan hedefe mutlaka ulaşacaksınız.

Yaradan Kalplerimizdedir

Soru: Bağımızdan dolayı, Yaradan’ı içimizde mi yoksa dışımızda mı hissediyoruz? Yoksa dua koşulundan önce mi, sonra mı? Şu anda Yaradan nerede?

Cevap: Yaradan’ın nerede olduğunu söyleyemeyiz. O’nun olduğu veya olmadığı bir yer yoktur. Her şey, hisseden ve ifşa eden biriyle ilişkilidir.

İşte bu yüzden Yaradan kalplerimizdedir ve O’nu edinme ve O’na bağlanma arzusuyla herkesin kalbinde Kendini ifşa eder.

Soru: Öyleyse bu, Yaradan için çabalamanın ve birleşme arzusunun ortak bir koşulu mudur?

Cevap: Evet.

Cevabı Anlayın

Soru: İnsanlar, Yaradan’dan bir karşılık alamıyorlarsa, dualarının başkaları için mi yoksa kendileri için mi olduğunu nasıl anlayabilirler?

Cevap: Yaradan’dan, duanın başkaları için mi yoksa kendileri için mi olduğunu anlamalarına yardım etmesini istemelidirler. Öyle ya da böyle, sadece isteyin, Yaradan cevap verecektir.

Soru: Öyleyse kişi Yaradan’dan bir cevap beklemeli mi?

Cevap: Bunu doğrudan alamayabilirsiniz, ancak sizin için daha önemli olan başka bir şey bulabilirsiniz. Genel olarak, cevabı anlamayı öğrenmelisiniz.

Bir Melek Nasıl İnsan Oldu?

İlk insan (Adam HaRishon), küçük ve gelişmemiş bir koşul içinde, bir melek olarak yaratıldı. Ancak iyi ve kötünün bilgi ağacıyla işlediği günahtan sonra insan olmaya başladı.

İşte o zaman, aralarında bir mücadelenin başladığı iki güç ortaya çıktı: alma ve ihsan etme, küçülme ve büyüme. Sonuç olarak, doğanın tüm seviyeleri gelişti: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan.

Nihayetinde, bu varlık -insan-, iyi ile kötü, İhsan etme ve alma, ışık ve karanlık arasında durarak ortaya çıktı, kendini onlara göre bağımsız bir yaratılan olarak hissediyordu. İşte bu biziz!

Ondan önce, “üçüncü” yoktu; yalnızca doğanın bu iki gücü tek bir üst güç olarak birlikte hareket ediyordu. Ancak gelişimlerinin zirvesine ulaştıklarında, içlerinden, cansız seviyeden başlayarak, bitkisel, hayvansal ve nihayetinde kendinin ve Yaradan’ın farkındalığına, yani insan olma bilincine ulaşan, var olma ve evrimleşme yeteneğine sahip üçüncü bir varlık ortaya çıktı.

Tüm bunlar, bu iki zıt, parçalanmış gücün etkileşime girip bütünleşmeye başladığı günahın sonucudur.

Baal HaSulam, gezegenimiz Dünya oluşurken, yaklaşık 30 milyon yıllık dönüşümlü dönemlerden geçtiğini, içeriden ateşli lavlarla ısınıp püskürdüğünü, ardından dışarıdan soğuyup katılaştığını yazar. Bu, bir sonraki seviyelerin -önce bitkilerin, sonra hayvanların- gelişimini mümkün kılan istikrarlı bir duruma ulaşana kadar devam etti.

Tüm bu evrim, bu iki gücün mücadelesi sonucunda gerçekleşti. Dolayısıyla, ancak şimdi bu sürecin tamamlanmasına ve insanın gerçek işine başlıyoruz. Bizden önceki tüm nesiller “melek” olarak var oldular. Ancak zamanımızda, İsrail halkının diğer tüm uluslarla parçalanıp birleşmesinin bir sonucu olarak hareket ediyoruz. Şimdi ıslahı başlatan ilk biziz.

İlk insan Adam HaRishon, insanın bir damla tohumdan geliştiği manevi bir Partzuf’tu. Ve tüm bu gelişimimizin ve çalışmalarımızın bir sonucu olarak, kişi, Yaradan’a benzer bir yaratılan olmaya mahkûmdur. Bu, gelecek koşulu için ona “Adem” (Yaradan’a benzer anlamına gelen “Domeh” kelimesinden) denir.

Ondan önce, o yalnızca bir melekti; kendi başına hiçbir bağımsızlığı olmayan, Yaradan’ın elleriyle yaratılmış bir varlıktı.

Bu nedenle, insan yaratılırken melekler Yaradan’a “Neden bu kötü eğilimi yaratıyorsun?” diye sordular. Ancak Yaradan, kötülüğün gerekli olduğunu, çünkü nefret ve sevgi gibi iki gücün birleşeceğini ve böylece Yaradan’ı edineceğini söyledi. Yazıldığı gibi: “En küçüğünden en büyüğüne kadar hepsi Beni bilecek.” Zira Yaradan’ın memnuniyeti, yarattıklarının O’nun mükemmelliğine, bütünlüğüne ve yüceliğine ulaşmasındadır.