Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 267

Soru: Akudim’in “bağlanmış” anlamına geldiğini söylüyoruz. Yani nitelikler doğru bir şekilde bağlandığında, doğru Kli’yi oluştururlar. Aşağıdan yukarıya yükselişimizde de doğru bir şekilde bağlanmamız gerektiğini söyleyebilir miyiz?

Cevap: Elbette.

Soru: Peki, onlunun birliği içinde bir kişi, tüm bu nitelikleri Yaradan’ın benzerliği içinde ifşa eder mi?

Cevap: Evet, aramızdaki bağda, Kli’nin doğru formunu ifşa edeceğiz.

Soru: Neden bir tek Kli içindeki onlunun düzeni, yerel bir ölçüt olarak Behina Alef, Bet veya Gimel’e göre değil de Behina Dalet’e göre belirlenir? Yani, belirleyici eksen neden alıcının köküne bağlıdır da ara koşullara bağlı değildir?

Cevap: Başka neye bağı olabilir? En önemlisi Malhut’tur. Malhut yoksa, Kli de yoktur. Malhut, Kli’deki alma arzusudur ve Kli’nin ne tür bir Kli olduğunu, Kli’nin türünü ve gücünü belirleyen tek şeydir. Tüm bunlar yalnızca Malhut tarafından belirlenir.

Soru: Kelim’in kırılması neden Akudim’de değil de Nekudim dünyasında gerçekleşti?

Cevap: Akudim’de, tüm Sefirot, sanki tek bir Kli, tek bir Zivug, tek bir ışık yayılımı içinde birleşmiş gibidir. Dolayısıyla bölünmeye gerek yoktur. Ancak Nekudim dünyasında, ışık ile onu alan Kli arasında zaten bir fark vardır. Bu nedenle Nekudim dünyasında bölünme vardır.

Psikoloji Çıkmazda

Soru: Baal HaSulam neden materyalist psikolojiye özel bir saygı duyuyordu?

Cevap: Çünkü o dünyamız seviyesinde her şeyi doğru bir şekilde açıklıyor, ancak dünyamızın diğer sorunlarıyla birlikte çıkmaza giriyor.

Mevcut psikolojimizle dünyada ne yapabiliriz? İnsanı mümkün olan her şekilde inceliyoruz, milyarlarca kaynak ve emek harcamaya hazırız, ancak yine de bir insanın iç dünyasını hayal etmediğimiz için hiçbir şey başaramıyoruz.

Psikoloji, bir insanı açmak, içine bakmak, bir bilgisayar veya bir motor gibi içine girmek ve nasıl çalıştığını, onu nasıl düzeltebileceğimi, ayarlayabileceğimi, kendime nasıl uyarlayabileceğimi, sorunlarının ne olduğunu vb. öğrenmek istediğim bir araç gibidir.

Ama aslında psikoloji bu konuda bana yardımcı olmuyor. Bu, her türlü elektronik devreden yapılmış modern bir mekanizmanın içine bir tornavida ve çekiçle girip onu anlamaya çalışmak gibidir. Bu şekilde çalışmak imkânsız.

Ancak, başka türlü davranamayız çünkü bir insana bakıp onu incelediğimiz egoizmimiz çok tek taraflı ve bayağıdır. Bu, onların teşviklerini, kaynaklarını, nedenlerini ve sorunlarını anlamamıza izin vermez. Psikolojinin çocuklar, yetişkinler, evli çiftler ve hatta hiç kimse için uygun olmadığını görüyoruz. İnsanları anlamıyor ve çözemiyoruz. Toplumumuzun temel sorunu bu: neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyoruz.

Doğal olarak, Kabala, tamamen psikolojinin yerini alıyor. Psikoloji kendini geliştiremediği için, onu mümkün olan her yerde kullanıyor ve daha da geliştiriyor. Bu nedenle materyalist psikolojiyi memnuniyetle karşılıyoruz, ancak onu oradan Kabala alanına taşımalıyız.

Yorum: Bu arada, psikoloji okumuş veya okumaya devam eden birçok kişi Kabala ile ilgileniyor.

Cevabım: Elbette, gelecekte tüm psikologların ve filozofların Kabala çalışmaya geleceğinden eminim çünkü burada psikolojinin cevaplayamadığı soruların cevaplarını bulacaklar.

Kendini İyi Toprağa Emanet Eden Tohum

Soru: Kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerden kurtulmasına hangi eylemler yardımcı olabilir?

Cevap: Beni kendimle ilgili düşüncelerden gerçekten ayırabilecek tek eylem, gruba dahil olmaktır. Bağlandığım çevrenin içsel gücünü ortaya çıkarana kadar elimden gelen her şeyi yapmalıyım; o zamana kadar başka hiçbir şey yardımcı olmayacaktır.

İlk başta çevreyi kuru kuma düşmüş bir tohum gibi algılarım. Ama sonra bunun, büyümemi besleyebilecek belirli mineraller ve nem içeren bir toprak olduğunu görmeye başlarım. Bu “nem”, egoizmimi yumuşatabilecek ve ihsan etme niteliğini arzulamaya başlamamı sağlayacak niteliktir. Ve “mineraller”, gelişimim için besin sağlayabilecek Hohma ışığıdır. Bu şekilde, çevreden Hassadim ve Hohma ışıklarını almaya başlarım ve kendimi onun önünde yok saydığım ölçüde büyürüm.

O zaman, kendimi çevrenin önünde iptal etmenin egoistçe de olsa faydalı ve doğru bir karar olduğunu anlarım. Şimdilik bu, egoizmimden kaynaklanır. Henüz özverili bir şekilde ihsan etmeye niyetim yoktur. Onların önünde kendimi iptal etmek isterim ki böylece onların çevresinden beslenip büyüyebileyim. Eğer büyüme yalnızca ihsan etme yoluyla mümkünse, o zaman ihsan etmeyi düşünmeye hazırımdır. Ama şimdilik, bu hâlâ kendi çıkarım için bir hesaplamadır.

İhsan etme niteliğini edinmek ve veren olmak isterim. Bu, özel bir egoizm türüdür; manevi dünyaya doğru götüren bir egoizmdir. Kendimiz için hiçbir hesaplama yapmadan, gerçek ihsan etmeye ulaşana kadar, bu tür giysileri yol boyunca birçok kez değiştirmemiz gerekecektir. Bu arada, bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece ıslah eden ışık bize bu şekli verebilir. Ve yol boyunca, her biri bir öncekinden daha kurnaz ve egoist olan ve hepsi nihai forma zıt olan birçok formu değiştireceğiz.

İlk başta iyi ilerliyormuşuz, ihsan etmeye çoktan yaklaşmışız ve neredeyse manevi dünyaya girmişiz gibi görünür. Sonra aniden tüm bunların hâlâ gizli bir kabullenme olduğu ortaya çıkıyor. Bu şekilde gelişmeye devam ederiz. Önemli olan, çevreden sürekli destek almak, kendimizi onun önünde iptal etmek ve yolda olduğumuz için hiçbir durumdan korkmamaktır.

İhtiyaç duyulan şey, kolektif bir duadır; yani düşüncelerim ve arzularım grubun içsel düşünceleri ve arzularıyla aynı olsun, grubun derinliklerine dalayım ve herkesle tek bir akıntıda öyle bir akmak isteyeyim ki, nereye giderlerse gitsinler, kendimden hiçbir eleştiri almadan ben de gideyim. Buna kolektif dua denir. Herkesin istediğini ben de isterim.

Benim için toplum dışsal bir şey değil, grubun içsel arzusudur; ancak daha sonra aynı gücün tüm dışsal insanlarda da etkili olduğunu keşfedeceğim.

Özetle, doğru şekilde ilerlemek istiyorsam, gruba katılmak için elimden gelen her şeyi yapmalı, dış görünüşe değil, içsel düşüncelere ve arzulara bakmalı ve onlarla birleşmeye çalışmalıyım. Kolektif duanın anlamı budur. Bu toplum neyi arzuluyorsa, neyi hedefliyorsa, ben de onlara katılır ve aynısını arzularım.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 266

Soru: Direkt ışığın, yansıyan ışığa kıyafetlenmesi ne anlama geliyor? Malhut bu eylemle direkt ışıkta bir şey keşfeder mi?

Cevap: Üst ışıkta kıyafetlenmiş Malhut, onu almanın ne kadar dayanılmaz olduğunu hissetmeye başlar. Sonuç olarak, bunu yapmaktan kaçınır.

Soru: Başkası için bir şey yapmak istiyorsak, bu arzunun tam kapasiteyle yerine getirilmesi gerektiğini söylediniz. Bu, bizi manevi olarak yükseltebilecek bir kural gibi görünüyor, ancak nedense kullanmıyoruz. Neyimiz eksik?

Cevap: İhsan etmek için yeterli gücünüz eksik.

Soru: İlk Partzuf Galgalta’daki direkt ışık nereden gelir?

Cevap: Her Partzuf’ta direkt ışık (Ohr Yaşar) ve yansıyan ışık (Ohr Hozer) vardır.

Ohr Yaşar, Partzuf’un başındaki sonsuzluk ışığından gelir, yukarıdan aşağıya doğru yayılır.

Soru Sormanın Amacı Nedir?

Soru: Birinin size soru sormasını dinlemenin ne anlamı var? Genel olarak soru sormanın amacı nedir?

Cevap: “Çekingen kişi öğrenemez” diye yazılmıştır. Soru sormak gerekir, ancak aynı zamanda cevapları takip edip, tamamen açıklığa kavuşuncaya kadar yani cevaplar içinize işleyene kadar, derinlemesine incelemelisiniz. Bir dostunuzu dinlediğinizde, onun hedefe yönelik arzusuyla bağ kurarsınız; bu da grup içindeki birleşme açısından çok önemlidir.

Sonuçta, tek başına sizin arzunuz, hedefe ulaşmak ve Ohr Makif’in diğerlerinin iyiliği uğruna yeni bir niyet uyandırması için asla yeterli değildir. Dünyalar, yalnızca başkalarıyla olan bu bağ uğruna ortaya çıktı, Âdem’in ruhu yaratıldı ve parçalandı; bu dünya da insanın özgür iradesi için bir yer oluşturmak adına bu kadar düşük bir seviyede yaratıldı; bu bizim yapabileceğimiz tek şeydir ve bu özgür irade, yalnızca dünya grubundaki dostlarımızın arzularını ve hedeflerini kendimize dahil etmeye çalışmakla gerçekleşir.

Aynı şekilde, tüm insanlık da ortak sorununu çözmek zorunda kalacaktır. Kriz ve karşılıklı nefretin açığa çıkışı, boş, değersiz ancak benzersiz ve dolayısıyla kıymetli olan yaşamın yok oluş tehdidinin nedeni olarak ortaya çıkacaktır. İnsanlar birbirlerinin sorularını, yani arzularını dinlemeye başlayacaklardır ve hepsi tek bir soruda birleşecek: “Varlığımızın anlamı nedir?” (On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş) diyecekler ve Kabala’ya gelecekler!

Soru: Sıklıkla, maneviyatın zamanın, hareketin ve mekânın ötesinde olduğunu söylüyorsunuz. Bununla ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Bunu açıklığa kavuşturmalısınız. Yapabileceğiniz başka hiçbir şey yok, çalışmalısınız. Soru sorarak bundan kaçınmak isteyenler şunu anlamıyor: yalnızca Baal HaSulam’ın yazılarını (hangi dilde olursa olsun) çalışmak, ıslah eden üst ışığı çeker. Sorular ve cevaplar yalnızca yeni başlayanlar için bir ön hazırlıktır. Bu konuyu On Sefirot’un Çalışılması kitabındaki “İç Gözlemler” bölümünde netleştirin ya da en azından bu blogun tamamını baştan sona okuyun. Belki de öğrenmenin bu şekli şu anda sizin için daha uygundur.

Doğru Grup

Soru: İhsan etme niteliği grupta nasıl veya ne şekilde tezahür eder ve ifşa olur? Bu düşüncelerde mi, eylemlerde mi, ortak çalışmada mı, yoksa hislerde mi olur? İhsan etme niteliğinin ifşa olduğu, ıslah olmuş bir grupta bulunan bir kişinin hissiyatını tarif edebilir misiniz?

Cevap: Bir grup, her an, kendini ihsan etme niteliğine doğru düzeltecek gücü içinde bulabiliyorsa, doğru koşuldadır. Bu demektir ki, grupta her zaman düşüşler ve yükselişler olur – farklı kişilerde, farklı zamanlarda – ama her zaman dostlardan birine tutunma, kendini yukarı çekme fırsatı vardır ve böylece iki ya da üç kişi, diğerlerini de yukarı çeker.

Tekneniz mi battı? Ama eğer bu yarı kırık teknede bir kişi bile kalırsa, o diğer herkesin kurtuluşunu sağlar. İşte bu, doğru grup olarak adlandırılır.

Bu şekilde hareket ederseniz, açıkça hedefe doğru ilerliyorsunuz demektir ve o zaman her şey sizin için yolunda gider.

Işığın Ve Kabın Karşılıklı Etkisi

Soru: Perdeden yansıyan ışık, direkt ışığın dokuz Sefirot’unda nasıl kıyafetlenir?

Cevap: Işığın, altındaki kapları (Kelim) doldurmak ve onlara girmek için duyduğu arzunun yoğunluğu, içsel ve saran ışıkların çarpıştığı noktadan yansır, yukarı doğru yükselir ve ondan önce bulunan ilk dokuz Sefirot’u sarar. Bu şekilde, ışığın kap üzerindeki ve kabın ışık üzerindeki karşılıklı etkisi başlar.

Soru: Kısıtlama yapan ve ışığı yansıtan bir Kabalist, bu kıyafetlenmeyi etkileyebilir mi?

Cevap: Elbette, o bunu hisseder, onun içinde yaşar ve onu inşa eder. Her şey ona bağlıdır.

Biz, ışığın tüm kaplara nasıl yayıldığını etkileriz. Bu sayede kaplar birbirleriyle bağ kurar ve ışık ileriye doğru akmaya devam eder.

“Akudim” Niteliği İle Akudim Dünyası Arasındaki Fark

Soru: Akudim’in niteliği ile Akudim dünyası arasında bir fark var mıdır?

Cevap: Elbette vardır. Akudim dünyası var olan, küresel ve kendi kendine yeten bir şeydir. Onu diğerlerinden ayıran özel niteliklere sahiptir.

Soru: Akudim niteliğine neden ihtiyacımız var? Bize nasıl yardımcı olur?

Cevap: Yardımcı olmaz. Bizler sadece Yaradan tarafından ne tür arzuların yaratıldığını öğreniyoruz ve bu da büyümemize yardımcı oluyor.

Onların nerede başladıklarını ve onları neyin tanımladığını anlamamız gerekir. Bu arzuların seviyesine ulaştığımızda, onlarla bağ kurabilir ve onlara benzeyebiliriz.

Her Şey Roş’ta Kararlaştırılır

Partzuf’un Roş’u (başı), Keter’i temsil eder. Bu, Roş’un en yüksek Sefira olduğu ve ışığın Kli’nin içine ne ölçüde ve nasıl yayılacağını belirlediği anlamına gelir.

Roş her zaman ilktir. Hangi ışıkların, ne kadar ve nereye gireceğini belirler.

Soru: Roş, neye dayanarak, ne kadar ışığın geçmesine izin verebileceğini hesaplar? Bu anlayışı nereden edinir?

Cevap: Bunların hepsi zaten Roş’un içinde mevcuttur. Işığın alma arzusunu doldurduğu ölçüde, buna bağlı olarak Kli de ihsan etme uğruna alır.

Grup, Merkezinde Yaradan’ın Olduğu Bir Çemberdir

Soru: Grubun ortak merkezine doğru %100 çaba gösterip göstermediğinizi ve böylece uygun bir çember oluşturup oluşturmadığınızı nasıl kontrol edebilirsiniz?

Cevap: Grup içinde yüzde yüz çaba gösterip göstermediğinizi, kendiniz hakkında tek bir düşünce bile duymadan kalıp kalmadığınızla kontrol edebilirsiniz; çünkü tüm başarılarınızın, egoist (Lo Lishma) olanlar bile, yalnızca grubun merkezinde var olduğunu anlarsınız.

Dünyevi, maddesel yaşamdan daha büyük bir şeyi, grubun merkez noktası dışında ifşa edebileceğiniz başka bir yer yoktur. Ve şimdi, hep birlikte, tıpkı bir anaokulundaki çocuklar gibi, bir çember oluşturmaya çalışın!

Ama o merkez nerede? Onu nasıl bulursunuz? Bir merkez yoktur; bu, hayali bir noktadır. Önce çemberi oluşturmalısınız, sonra merkezini bulursunuz. Bu yaklaşım, manevi dünyada kabul görür.

Maddesel dünyada önce merkezi seçersiniz ve ardından bir pergelle etrafına bir çember çizersiniz. Manevi dünyada ise Yaradan’ın bulunduğu merkezi noktayı, tamamen çemberi inşa ederek ifşa ederiz. Ve sonra O’nu ifşa ederiz. İfşalarımızda aşağıdan yukarıya doğru ilerleriz.

Tek bir kişiyle yapılacak hiçbir şey yoktur; hayvansal arzu derecesinde kalacaktır. Fakat kişi diğer insanlarla bir çember inşa ederse, bir insan formu yani Adem oluşur, yani Yaradan’a benzer bir form. Herkes dengede, uyum içinde, birbirine bağlıysa, Yaradan’a benzeyen o forma Adem yani insan denir.

Öyleyse ortak çabalarımızla, aramızda çemberi nasıl inşa ederiz? RABAŞ’ın grup hakkındaki tüm yazıları bunu açıklar. Hedefin yüceliğini onlardan alabilmek için her birimiz, diğerlerine göre kendini iptal etmelidir. Ve hedef, karşılıklı ihsan etmeyi edinmektir.

Hepimiz birbirimize ve hep birlikte Yaradan’a doğru tek bir ortak çaba gösteririz. Buna “İsrail, Tora ve Yaradan birdir” denir. Sonuçta hepimiz, inşa ettiğimiz çemberin tamamını kaplayan ve dolduran karşılıklı bağlardan oluşan bir ağ kurmak isteriz. Ve bunu tamamladığımızda, inşa ettiğimiz çemberin merkezindeki Yaradan’ı ifşa ederiz.

Onu, bu çemberi kaplayan ve aramızda uzanan tüm ağ boyunca hissederiz, ancak O’nun kökü tam merkezdedir.