Manevi Hayat Nasıl Edinilir?

Sadece alma arzumdan çıkmaya çabaladığımda, bunu yapmayacağımı ifşa ederim. Egoizmimin tüm hayatımı belirlemesini istemem, çünkü bu, beni sonsuzluğa, mükemmelliğe ve yaratılışın amacına ulaşmaktan alıkoyan kötü bir eğilimdir; başkalarıyla olan bağımı engeller ve böyle bir bağın içinde yatan iyiliği görmemi körleştirir.

Egoizm benden her şeyi gizler, sahte değerler aşılar ve beni geçici, fani bir hayata mahkûm eder. Bu yüzden onu düşmanım ilan ederim.

Egoizm, Adam HaRishon’un ruhu kırıldığında, onun arzuları arasındaki bağ koptuğunda ortaya çıktı. On tam Sefirot’tan oluşan bir kap vardı ve bu kap parçalandı. Artık tüm bu parçalar arasında birlik yerine reddetme ve nefret ortaya çıktı.

Bu, “kötü eğilim” denen şeydir; her insanın yalnızca kendisinin hükmetmesi ve kendi çıkarını düşünmesi gerektiğini, başkalarının ise ona hizmet etmesi gerektiğini düşündüğü zamandır. Bu yüzden egoizme “ölüm meleği” denir; çünkü başkalarından kopuksam, yalnızca bu dünyada şu anda hissettiğim yaşamı hissederim: varoluşun zayıf bir kıvılcımı.

Ancak başkalarına bağlı olursam, herkesin içinden geçen ortak yaşam akışını hissederim. Manevi yaşamın anlamı budur. Ya bugün olduğu gibi bir yaşam hissederiz ya da her biri bir öncekinden daha yüksek olan 125 derecenin olduğu kolektif yaşam hissine ulaşırız. Yine de bunların hepsi, aramızda ışığın akması sayesinde hissettiğimiz ebedi yaşama aittir.

Şu anda, kendim için bir şey istememin basit gerçeğinde ölüm meleğini hissedemiyorum; çünkü bu anlayış yukarıdan, üst ışıktan gelmelidir. Bunun için en azından hafif bir aydınlanmaya ihtiyacım var fakat henüz buna sahip değilim. Bu nedenle, arzuma karşı, inançsız bir şekilde gruba girerim ve dostlarla bağ kurmak için çaba gösteririm. Ne ben bağ kurmak istiyorum ne de onlar, fakat Kabalistlerin tavsiyesine göre hareket ediyoruz.

Çünkü isteksizliğimizin üzerinde birleşmeye çabaladığımızda, üst ışığı zorla kendimize çekeriz. Ve o üzerimize parladığında, manevi yaşam ile maddi yaşam arasındaki farkı hissetmeye başlarız ve yavaş yavaş ilerleriz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 274

Soru: Yaradan’ın önünde korku nedir?

Cevap: Korku, Yaradan’ın önünde yapmam gereken şeyi yerine getiremeyeceğim korkusudur.

Soru: Işığa alışmak ne demektir?

Cevap: Işığa alışmak, kendi aramızda ve Yaradan ile aramızda açık ve doğrudan bir bağ olduğuna alışmak demektir.

Kabala İlminde Başarı

Soru: TES’de (On Sefirot’un Çalışılması) şöyle yazılmıştır: “Ve tüm zamanını Kabala ilmine – başarıya ulaşmanın gerçek aracına – versin.” Burada ne tür bir başarı kastediliyor?

Cevap: Kabala’da başarı, Yaradan’ın ifşasını ifade eder.

Soru: Baal HaSulam’ın bahsettiği, kişinin manevi yolda mutlaka alması gereken iyi işaret nedir?

Cevap: İyi bir işaret, kişinin kendi çabalarına güvenmek yerine, Yaradan’dan beklediği şeyin anahtarını almasıdır.

Her Şey Edinimden Gelir

Soru: Kabala biliminin, Yaradan’ın adlarında kıyafetlenmiş olması ne anlama geliyor?

Cevap: Bu, Kabala’da öğrendiğiniz her şeyin sadece dışsal bir şey olduğu, edinmenin ise daha derin bir katman olduğu anlamına gelir. Sonuçta, Kabalistler’in yazdığı her şey, edinimlerinden, yansıyan ışıkta ifşa ettiklerinden gelir.

Soru: Tora’nın tüm bilgeliği, yansıyan ışıkta ifşa olduğuna göre, yansıyan ışığın sol çizgi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, tam olarak değil.

Baal HaSulam’ın Yüceliğini Tanıyın

Soru: Bize, Baal HaSulam’ın yolunu ve metodunu nasıl izleyip hedefe en hızlı şekilde ulaşabileceğimiz konusunda tavsiyelerde bulunabilir misiniz?

Cevap: Baal HaSulam’ın yazdığı her şeyi ve onun metodunu genel olarak zaten çalıştık. Şimdi sadece bunu uygulamamız gerekiyor. Bu kişiyle, bu ruhla, onun hayatının eseriyle tanışmakla onurlandırıldık. Onun düşünceleriyle yaşıyoruz; onun inşa ettiği “binada” var oluyoruz.

Kabala bilgeliği gelişiyor çünkü ruhlar gelişiyor. Giderek daha fazla ruh, son ıslah aşamasına geliyor; kendi farkındalıklarına yaklaşıyorlar.

Son sürgün sona erdi ve şimdi bizler, bu son sürgünden tam kurtuluşa, Yaradan’ın ifşa olmasına doğru geçen ilk kişileriz. Burada gerçekten desteğe, yardıma, büyük bir ışığa, Baal HaSulam’ın bize aktardığı çalışmaya ihtiyacımız var.

Bunu kullanmanın bize ne kadar yardımcı olduğunu kendi içimizde görebiliriz; onun metodunu tam olarak izlersek, ıslah eden ışığı uyandırdığımızda başarıya ulaşırız.

Bu ışık hala içimizde gizli bir şekilde etki ediyor ve sonuçları dışarıdan pek görünmüyor. Ancak her geçen gün bu güç büyüyor, daha görünür hale geliyor ve biz de onu daha fazla hissedebiliyoruz. Umarım yakında okuduklarımızı hissetmeye ve bu formları, nitelikleri ve tasvirleri kendi içimizde hissetmeye başlayacağız.

Zohar Kitabı’nda ve On Sefirot’un Çalışılması’nda okuduğumuz her şey, tüm bu tasvirler içimizden geçecek ve bunun bir film olduğu bizim için netleşecek.

Şu anda arzularımız, bize bu dünyanın resmini çizdiği gibi, daha sonra da arzularımız, sadece ihsan etme arzumuz, bize ikinci doğanın, üst dünyanın resmini çizecek. O zaman Baal HaSulam’ın bizim için ne yaptığını anlayacağız!

O aslında, kişinin ancak edinimin ifşasından sonra Tora’yı çalışmaya başladığını yazar. Sonuçta, gelecek dünyanın resimlerini ifşa ettiğinizde, tüm bunların ne için olduğunu bilmeniz gerekir! Yetişkinlere ihtiyaç duyan bir bebek gibi.

O zaman Baal HaSulam ve RABAŞ’ın sizi küçük bir çocuk gibi önemsediğini ve size tüm dünyayı açıkladığını hissedeceksiniz.

Onların yardımıyla, bunun daha derinine inmeye, anlamaya ve kendi bağımsız eylemlerinizden bazılarını gerçekleştirmeye başlayacaksınız.

Her seferinde daha fazla ilham alırsınız ve bu harika öğretmenler, her an, her adımda sizinle ilgilenen ve sizi destekleyen bu iki eğitmen, sizin yanı başınızda durur.

Baal HaSulam’ın yarattığı girişimin, yaptığı o büyük hazırlığın; “çocuk bakımı”nın, “okul”un ve bizim için hazırladığı manevi yaşamın tüm “üniversitesinin” önemini henüz kavrayamadık. O olmasaydı, hiçbir Kabalistik okul bize yardım edemezdi.

Baal HaSulam’ın metoduna göre, yaptığımız ifşalara ve manevi dünyayı edinmemize ancak onlar katkıda bulunabilirler.

Gerçekten umuyorum ki böyle bir ifşaya ulaşacağız ve o zaman onun gerçek yüceliğini ve bize olan sevgisini anlamaya başlayacağız. Bundan sonra, farklı bir seviyede etkileşim kurabilir ve birbirimizi anlayabiliriz.

Gerçek dünyada, her şeyi gerçek bir bakış açısıyla ele alıp tartışabileceğimiz ve birbirimizi anlayabileceğimiz bir yerde sizinle buluşmayı fazlasıyla umuyorum.

Tüm bunları RABAŞ ve Baal HaSulam ile birlikte, onların yardımıyla yapacağız. Onların bizi sürekli desteklediğini ve özenle sarmaladığını hissedeceksiniz.

Onlara layık olmaya çalışacağız!

Manevi Dünyayı Görün

Bu dünyayı zihnimiz ve duygularımız aracılığıyla algılıyoruz; bunlar sahip olduğumuz iki araçtır. Onların yardımıyla, içinde bulunduğumuz dünyayı yavaş yavaş anlamaya başlarız ve onu kendi yararımıza kullanmayı öğreniriz.

Bunların hepsi harikadır ama gerçek şudur ki, bizim hissetmediğimiz başka bir dünya, engin ve daha yüksek bir dünya vardır. Bu dünyada bize ayrılan yılları, ailemiz ve işimizle meşgul olarak yaşarız ve yanımızda sonsuz ve mükemmel bir dünyanın var olduğunun farkında olmayız.

İnsanların yaşadığını ve öldüğünü görürüz, ama aslında hepsi bu kadar değildir; başka bir hayat vardır ve onu ifşa etmek, onu anlamak, farkına varmak ve hissetmek mümkündür. Bunun için gelişmemiz gerekir.

Ebeveynlerimizden miras aldığımız algı organlarıyla doğarız ve bu organlar sayesinde bu dünyayı hissedebilir ve ona yerleşebiliriz. Ancak, üst dünyayı hissedip onun içinde yaşamaya başlayabileceğimiz ek algı organları geliştirmek mümkündür. Dedikleri gibi: “Hayatın boyunca kendi dünyanı göreceksin.”

Üst dünyayı ifşa etme arzusu ile doğan insanlar vardır, diğerleri ise bunu hayatlarının ilerleyen dönemlerinde keşfederler. Bazıları, sanki hayatta bir şeylerin eksikliğini hissediyormuş gibi hayatları boyunca mutsuz hissederler. Neden yaşadıklarını ve bu hayatla ne yapacaklarını anlamazlar, hatta üst dünyayı nerede arayacaklarını bilmezler.

Kısacası, bizler üst dünyayı edinmek istiyoruz ve bunu yapmamızı sağlayan Kabala bilimi adı verilen bir metodoloji vardır. Ancak bu, kişiden büyük çaba, azim ve sıkı çalışma gerektiren çok zor bir yoldur. Sorun şu ki, manevi dünyaya zorla giremezsiniz; oraya girmek için kendinizi doğru bir şekilde biçimlendirmeniz gerekir. Kendimi manevi dünyaya uygun özel bir forma sokmam gerekir.

Kişinin üst dünyayla olan bu uyumu, Kabala metodunun temel noktasıdır. Yani soru, kişiye üst dünyaya uyum sağlaması, genel manevi sistemdeki yerini bulması, Yaradan’ı hissetmesi, O’na yaklaşması ve O’na hizmet etmeye başlaması için, gereken gücün ve talimatların nasıl açıklanacağı ve nasıl verileceğidir. Kabala bilimi tüm bunları öğretir.

Bu dünyada, kişi doğuştan kendisine verilen nitelikleri kullanır: zihin, duygular ve üç boyutlu algı. Ancak başka bir dünyada doğmuş olsaydık, görünüşe göre farklı niteliklere sahip olurduk.

Kızılderililerin, Kolomb’un gemilerinin kıyıya yaklaştığını göremediklerine dair hikâyeler vardır; zira gemiler çok büyük ve yabancıydı ve yerli halk da kullandıkları küçük teknelere alışkındı. Dalgaların gövdelerin etrafında kabardığını fark ederek suda bir şey olduğunu anladılar ve gemiyi keşfettiler.

Bunun gerçekten olup olmadığını bilmiyorum ama olması çok olası. Biz belirli bir dünyada yaşıyoruz ve kendimizi ona göre şekillendiriyoruz. Binlerce yıl önce yaşamış biriyle aniden karşılaşsaydım, onu anlayamazdım, çünkü zihinlerimiz farklı ve hayata yaklaşımlarımız farklı.

Ve manevi dünya bizim dünyamızdan tamamen farklı. Bununla ilgili şöyle yazılmıştır: “Tersine bir dünya gördüm.” Ve eğer orada her şey zıt ise, onu nasıl hayal edebilir ve kendimi ona nasıl uyumlu hale getirebilirim?

Kabala şu cevabı verir: mantık ötesi inançla çalışarak, bu da bizim başkalarının göremediği şeyleri görebilmemiz için yeni bir görüş, yeni duyu organları kazanmamıza yardımcı olur. Tıpkı Amerikan yerlilerinin, sadece küçük teknelerle alışık oldukları için Kolomb’un büyük gemilerini görmedikleri gibi. Aynı dünyadayız, ama ben görüyorum, onlar görmüyor.

Bu, edinmemiz gereken türden manevi görüş budur. Şu anda manevi dünyayı görmesek de, duyu organlarımızı yavaş yavaş ıslah edecek ve onu göreceğiz. Duyularımızı manevi dünyanın algısına genişletmek için, mantık ötesi yani aklın ötesinde, inançla çalışmalıyız. Şimdi her şeyi zihnimde algılıyorum ama onu açarak dünyayı farklı bir şekilde göreceğim; üç boyutlu olarak değil, başka boyutlarda.

Churchill: Zaferin İlkeleri

Yorum: Winston Churchill, sakin, kendinden emin, kararlı ve her zaman elinde puroyla görünen, bir dönemin sembolüdür. O sadece büyük bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir sanatçı ve yazardı. Onun aforizmaları bugün bile çok iyi bilinmektedir. Onun liderlik ilkelerini dinlemeye değer.

Kan, emek, gözyaşı ve terden başka verebileceğim bir şey yok.

Cevabım: Fedakârlık yapmamız gerektiğini düşünmüyorum. Bu fedakârlık değildir; her şeyi üst yönetim için feda etmek ve buna uygun olarak her an ona doğru akmak, gücün ve kaderin rasyonel bir dağılımıdır.

Bu fedakârlık değildir, çok akıllıca, doğru ve gerçek bir karardır. Çünkü bu şekilde üst yönetime dayanır ve ona bağlı kalırım. Başka ne olabilir ki? Dünyevi mantığa veya bir felsefeye göre hareket etmemi mi önerirsiniz?

Yorum: Öyleyse, kendim için, egom için hareket edersem, bu bir fedakârlık olur: “Fedakârlık yapıyorum.” Ama “O’ndan başkası yok”a dayanırsam…

Cevabım: Bence bir insanın tek seçeneği budur. Ve bu yüzden benim için bu bir fedakârlık değil, tam tersidir. İnsanın böyle davranması gerektiğini keşfetmek, bu büyük bir armağandır.

Soru: “Rahatla ve keyfini çıkar” derler. Bu da aynı alanda mıdır?

Cevap: Evet. Her an, ne olursa olsun. Her şeyin nasıl düzenlendiğini anlıyorsunuz! Her şey insanın iyiliği içindir, ama bu şartla.

Aşılan zorluklar, kazanılan fırsatlardır.

Cevabım: Aslında, olumsuz olanlar yoktur. Bazıları daha iyidir, bazıları daha kötüdür, bazıları tehditkârdır, bazıları ise sizi rahatlatan uysallıktadır.

Soru: Öyleyse sizin yaklaşımınıza göre, hepsi olumlu mu?

Cevap: Hepsi olumludur, hepsi gereklidir, hepsi ruhunuzun kökünden kaynaklanır ve her biri ıslah olmanız gereken bir sonraki ana karşılık gelir. Bu nedenle, onları uygun ve gerekli olarak kabul etmeli ve buna göre tepki vermelisiniz.

Her an doğrudur; hayatta almanız gereken şeydir.

Soru: Almanız gereken şeyi alıyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Ve tam da yasayla uyumlu olduğunuz için mi sadece üstteki sizi yönlendiriyor?

Cevap: Evet. Tangoda olduğu gibi, O’nunla birlikte çalışıyorsunuz.

İnsan asla tehdit edici bir tehlikeye sırtını dönüp ondan kaçmaya çalışmamalıdır… Ancak ona hemen ve çekinmeden karşı çıkarsanız, tehlikeyi yarı yarıya azaltmış olursunuz.

Cevabım: Onları kazanca dönüştürmek, onlarda Yaradan’ın gizli yardımını ve sevgisini görmek için onlara dikkat etmelisiniz.

Soru: Birisi hayatınızı tehdit etse bile mi?

Cevap: Şöyle denir: Keskin bir kılıç boynunuza dayansa bile, bunun Yaradan’ın iyiliksever niyetinden geldiğine inanmalısınız.

Soru: Bu gerçekten mümkün mü?

Cevap: Ben kendim denemedim. Ama buna yakın bir şey olabilir. Aslında, o düzeyde, bilmiyorum. Yine de birçok ameliyat geçirdik ve o anlarda bile, kelimenin tam anlamıyla yaşam ve ölüm arasında kaldığımızda, bunun bir sevgi ifadesi olduğunu hissettim. Böyle anları seviyorum.

Yorum: Bu büyük bir sevgi! O zamanlar sizinle birlikteydim, bu yüzden birinin aniden bunun sevginin bir ifadesi olduğunu hissedebilmesini anlayabiliyorum.

Cevabım: Doğru.

En büyük şeylerin hepsi basittir ve çoğu tek bir kelimeyle ifade edilebilir:        özgürlük, adalet, onur, görev, merhamet, umut.

Cevabım: Onlara sıkı sıkıya sarılın, sürekli geliştirin, yükseltin ve yeniden değerlendirin.

Soru: Sizin için en önemli değer nedir?

Cevap: Benim için en önemli değer, Yaradan’ın kader kitabında yazıldığı gibi kendim olmaktır, kendimi gerçekleştirmektir. Hepsi bu. Kişiye başka hiçbir şey verilmez.

Soru: Kendinizi nasıl gerçekleştirebilirsiniz?

Cevap: Her insanın yapması gerektiği gibi, Yaradan’ın dünyadaki etkisini en optimal ve eksiksiz şekilde kendim aracılığıyla aktararak.

Bunu kendim aracılığıyla yapmaya çalışıyorum, bu dünyadaki herkese Yaradan’ın varlığını, O’nun planını, tutumunu, sevgisini ve cömertliğini aktarmaya çalışıyorum.

Yaradan’ın bizim dünyamızdaki insanlara kendini göstermesi, Kabala bilgeliğinin konusudur.

Tek bir görev, tek bir güvenli yol vardır, o da doğru olmaya çalışmak ve doğru olduğuna inandığın şeyi yapmaktan veya söylemekten korkmamaktır.

Cevabım: Bunun için önce Bina seviyesine, yani tam bir ihsan etme niteliğine ulaşmak gerekir. Ve herkese ihsan etme ve sevgiyle davranırsanız, buna uygun şekilde hareket edersiniz.

Potansiyelimizi ortaya çıkarmak için anahtar, güç veya zekâ değil, sürekli çabalamaktır.

Cevabım: Meydan okuma kendinizedir, başka kimseye değil. Çünkü sizden başka sadece Yaradan vardır. Siz sadece kendi tarafınızda oynarsınız.

Karşınıza çıkan her şey size gönderilen bir meydan okumadır ve bu meydan okumanın doğru farkındalığına ulaşmak için kendinizi alçaltmalı veya yükseltmelisiniz, çünkü bu Yaradan’dan gelir.

Yorum: Bir egoist için “meydan okuma” başkalarına meydan okumak anlamına gelir.

Cevabım: Ama başkaları yok ki! Kime meydan okuyacaksınız? Sadece Yaradan var. Bu dünya görüşü tamamen yanlış ve aldatıcıdır.

Yorum: Yani gördüğüm her şey, dünyadan bana gelen her şey…

Cevabım: Önünüzde olan her şey mükemmel bir şekilde sahnelenmiş bir oyundur. Ve siz rolünüzü doğru oynamalı ve tüm oyuncuları yönetmenin kendisine döndürmelisiniz.

Soru: Ve tüm bu aktörler aracılığıyla, Yaradan bana mı sesleniyor?

Cevap: Sadece bu.

Soru: Böylece O’na dönebileyim diye mi?

Cevap: Evet. Hepsi bu. Bu şekilde tüm dünya, siz ve Yaradan arasında bir aracı haline gelir. Bu kadar basit—tüm sorunlar çözülür.

Karamsar, her fırsatta zorluk görür; iyimser ise her zorlukta fırsat görür.

Cevabım: Aynen öyle, bu şekildedir. Zorlukları fırsat olarak görün, çünkü ortaya çıkan tüm zorluklar, egoizmimizin bir sonraki seviyeye yükselme fırsatlarıdır.

Geriye bakmaya gücümüz yetmez, buna hakkımız da yoktur. İleriye bakmalıyız.

Cevabım: Bu gereklidir, aksi takdirde ilerleyemezsiniz.

Bakış açısı, Yaradan’ın kişiye tam olarak ifşası anlamına gelir.

Öncelikler, tüm dünyayı benimle Yaradan arasında, aramızda bir bağ haline getirmek anlamına gelir. Tüm dünya! Bu benim, bu Yaradan ve tüm dünya aramızda.

Yorum: Güzel, ama çok net değil.

Cevabım: Dünyaya karşı tutumunuzda, Yaradan’ın size dünyada, her ayrıntısında kendini ifşa ettiği bir koşula ulaşmalısınız. Ve her ayrıntıya buna göre yaklaşmalısınız.

Asla, asla, asla pes etmeyin, büyük ya da küçük, önemli ya da önemsiz hiçbir şeyde, onur ve sağduyu dışındaki inançlar dışında. Asla güce boyun eğmeyin; asla düşmanın görünüşte ezici gücüne boyun eğmeyin.

Cevabım: Egoizminize karşı boyun eğmeyin. Mücadelede kararlı olmak, hayvani doğanızın üstüne çıkmak için kendinizi hazırlamalısınız. Kabala’da buna “kısıtlama yapmak, perde ve yansıyan ışık” denir.

Müttefiklerle savaşmaktan daha kötü tek bir şey vardır, o da onlar olmadan savaşmaktır.

Cevabım: Bir insanın kendi çevresinde küçük bir topluluğuna ihtiyacı vardır — en azından bir dereceye kadar güvenebileceği insanlara. Çünkü kişi kendine bile güvenemez. Ama onlarla ilişkiyi doğru kurarsa, onlara güvenebilir.

Böyle bir topluluk gereklidir, çünkü Yaradan onu kasten zorlar, dengesini bozar ve bazen desteğe ihtiyacı olur.

Bu tür hiçbir durum, onun koşullarından ayrı olarak değerlendirilemez.

Cevabım: Doğal olarak, başka neye göre hareket edebiliriz ki? Koşulun üstesinden gelmek, ona göre hareket etmek anlamına da gelir.

Soru: Öyleyse bu çok mu doğal?

Cevap: Evet, doğru olan budur.

Amacımız nedir diye soruyorsunuz. Tek kelimeyle cevaplayabilirim: Zaferdir — ne pahasına olursa olsun zafer, tüm terörlere rağmen zafer, yol ne kadar uzun ve zor olursa olsun zafer; çünkü zafer olmadan hayatta kalmak mümkün değildir.

Cevabım: Bu bir dilek değil, bir zorunluluktur — kazanmak.

Kabala, zaferin bilimidir; kendini ve kendin aracılığıyla tüm gerçekliği fethetmek, böylece Yaradan’ı Kendi içinde ifşa olmaya zorlamak.

Zafer budur.

İhsan Etme Işığında Her Şeyi Edinirsiniz

Soru: İnsanın gerçekliğe yaklaşımındaki içsel değişim, almaktan ihsan etmeye geçiş, ona neden şimdiki zamanı, geçmişi ve geleceği sınırsızca edinme yeteneği verir?

Cevap: İnsanın içinde ifşa olan ışık, ihsan etme niteliği, her şeyi kapsar çünkü bu, tüm doğadaki tek güçtür; doğanın kendisidir.

Işık, bizleri, yaratılanları yönetir, zira bizden başka hiçbir şey yaratılmamıştır. Onun içimizdeki sürekli artan ifşası, zamanın, mekânın ve hareketin ötesinde her şeyi ifşa eder.

Bu nedenle, ihsan etme niteliğini ifşa ederek, kişi O’nun (Yaradan’ın) tüm eylemlerini başından sonuna kadar bilir. “O’nu ifşa eden bir yaratılan olmadan, Yaradan yoktur.”

Yaratılanın üzerinde etki eden ihsan etme niteliği, Yaradan’dır. Beni yaratan bu nitelik içimde hüküm sürmeye başladığında, bu, Yaradan’ı ifşa ettiğim anlamına gelir. İçimdeki ihsan etme arzusunun, ihsan etme niyetinin, ihsan etme niteliğinin hâkimiyeti, Yaradan’ın bana ifşasıdır.

Bu ifşa, ben kendimi ihsan eden biri haline geldiğim ölçüde gerçekleşir. Peki, Yaradan’ı ifşa ettiğimi nasıl söyleyebilirim? O’nu hâlâ ifşa eden bu “ben” kimdir? Bundan, içimde henüz Yaradan’ı ifşa etmemiş niteliklerin hâlâ var olduğu sonucu çıkar.

Fakat daha sonra, her şeyi tümüyle ifşa ettiğimde, artık “Ben” ve “O” arasında bir ayrım kalmaz. İçimde sınırsızca hüküm süren yalnızca ihsan etme niteliği vardır, başka hiçbir şey değil.

Sonunda, bizi motive eden gücün yerini biz alırız. Kendimiz onu değiştirmek isteriz, böylece sürekli alma düşünceleri yerine, yalnızca nasıl ihsan edeceğimi düşünürüm.

Gerçekte, sadece almak uğruna çalışmaya alışkınımdır ama bunda iyi bir şey yoktur. Bu, kendimi kurtaramadığım bir alışkanlıktır.

Baal HaSulam, ihsan etme arzusuna geçişin yalnızca psikolojik bir zorluk olduğunu söyler. Çünkü ihsan etme arzusunun içinde, haz alınacak ve geliştirilecek çok daha büyük olasılıklar vardır. Ancak biz, almak uğruna hareket etmeye alışkınız ve bu yüzden hareket etmeye devam ediyoruz.

Bu nedenle, alışılmış doğamıza aykırı olarak, içimizdeki yönetici programın yerini alacak şekilde dış bir gücü, yani saran ışığı harekete geçirmeliyiz. Buna “Oğullarım Beni yendi” denir.

Yaradan’la Birleşin

Soru: Yaradan’la birleşmenin mümkün olduğuna inanıyor musunuz?

Cevap: Öğretmenlerim bunun hakkında yazıyorsa, o zaman ben de buna inanırım.

Soru: Bu duruma ulaşan birine dair örnek var mı?

Cevap: Peki bu size ne kazandırır? Zaten göremezsiniz.

Soru: Sadece anlamak istiyorum.

Cevap: Bu bizlere anlamak için değil, sadece hissetmek için verildi.

Yorum: Uğruna çabalamam gereken şeyi hissetmek istiyorum.

Cevabım: Bunu hissetmek için çalışmanız gerekir.

Soru: Peki Yaradan’la birleştiğimizde bunu hissedecek miyiz?

Cevap: Elbette.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 273

Soru: Kişi, çalışmadan önce Yaradan’a olan inancını nasıl pratik olarak güçlendirebilir?

Cevap: Aklınızda ve kalbinizde ortaya çıkan tüm engellerin, karmaşanın üstesinden gelmeye ve böylece Yaradan’a olan inancınızı güçlendirmeye çalışmalısınız.

Soru: İnsan, Yaradan’ın arzusunun ne olduğunu nasıl hissedebilir?

Cevap: Ne arzuladığınızı netleştirin. Nihayetinde Yaradan’ın arzuladığı şeye varacaksınız, çünkü “Yaradan ne arzuluyor?” sorusu aslında “Yaradan benden ne arzuluyor?” sorusudur.

Soru: Bir dostumuzun Tora’da bulunan çareleri çıkarmasına nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Bir dosta yardım etmek, ona yakınlaşmak ve onu ortak bir çalışmaya dahil etmek anlamına gelir. O zaman bunun size ne kadar hızlı yardımcı olduğunu göreceksiniz.

Soru: Bilinçaltı ve beden üzerinde kontrol sahibi olmak için ışıkla nasıl çalışabilirsiniz?

Cevap: Her dersi bizimle birlikte çalışmanız, ardından tek başınıza konuyu ayrı ayrı işlemeniz ve sonrasında çalışmanızdan kalan soruları çözmeniz gerekiyor. Başka bir şey değil.