Zohar’ın Yazarları İle Bağlantı Kurun

Zohar Kitabı’nı okumadan önce, kendimizi bir grup içinde olduğumuzu hissedecek şekilde ayarlamamız gerekir. O zaman Zohar’ı yazan Kabalistler grubuyla aynı niteliklere sahip oluruz ve onların bize iletmek istediklerini daha kolay anlayabiliriz.

Anlayış, ışığın etkisinin bir sonucu olarak gelir. Işık, hepsi birlikte tamamen ıslah olmuş bir koşul içinde olan yani birbirleriyle tamamen ıslah olmuş bir bağ içinde olan on Kabalistin ruhları arasındaki bağdan etki eder.

Bu nedenle, onlar aralarındaki bağı, hiçbirinin ıslah edilmemiş bir alma arzusuna sahip olmayacağı ölçüde ıslah ettiklerinde,  “Zohar” denilen üst ışığı – Arich Anpin’in Roş’undan (Başından) yayılan sonsuzluğun ışığını aralarında ifşa ettiler.

Bu nedenle, eğer Zohar Kitabı’nın yazarları gibi aramızda aynı ilişkiye ulaşmaya çalışırsak, onların ulaştığı aynı koşullardan ışık çekeriz.

Bu ışık, aramızda bir bağ yaratabilir, söylendiği gibi: “Yukarıda barış yapan, bizim üzerimizde de barış yapacaktır.” Zohar Kitabı’nı okumaktan beklememiz gereken şey budur.

Yaradan Korkusu, Bilgeliğin Başlangıcıdır

“Yaradan korkusu, bilgeliğin Resheet’idir [başlangıcıdır].” Ayrıca, “Yaradan korkusu bilginin Resheet’idir [başlangıcıdır]” diye de yazılmıştır, çünkü korkuya Resheet denir. Ayrıca bu, inanca girilen kapıdır ve tüm dünya bu Mitzva üzerinde var olur” (Baal HaSulam, Zohar Kitabı’na Giriş, “Tora’nın Emirleri,” Birinci Emir, Madde 189).

Yaradan korkusu, her şeyi birbirine bağlayan ve tüm binayı kendi üzerinde tutan ortak bir temeldir. Kişi, her şeyin kökü olan, her şeyi yöneten ve her şeyi düzenleyen Yaradan’dan korkar. Dünyada, her şeyi kucaklayan tek üst güç olan Yaradan’ın dışında var olan hiçbir şey yoktur.

İnsanın Yaradan’dan bağımsız olarak var olabileceğini ve bir şeye kendi başına karar verebileceğini düşünmek yanlıştır. Böyle bir şey doğada mevcut değildir. Her şeyi sadece Yaradan yapar ve bu nedenle Yaradan korkusu her şeyin köküdür.

Yaradan’dan korkmak, her yerde hüküm süren ve her şeyi yönetenin büyüklüğü karşısında, tıpkı dünyada bir insanın yüzde yüz bağlı olduğu tek güç karşısında olduğu gibi titremek demektir.

Ancak bu, Yaradan’dan korkmakla değil her şeyi kucaklayan güçten ayrılmaktan korkmakla ilgilidir. Kişi varoluşunun her anını Yaradan tarafından gönderilmiş olarak algılamalıdır. Yaradan korkusu denilen şey budur.

Yaradan, O’nun koyduğu tüm doğa yasalarını içeren doğanın tamamıdır.

Arzunun Kısıtlanması

Sadece dördüncü safha kısıtlanmış olmasına rağmen, ışık ilk üç safhadan da ayrıldı. (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Bölüm 1, “İçsel Gözlem”, Kısım 7).

Son, dördüncü aşama, ilk üç aşamanın genişlemesiyle ulaşılan arzunun kendisidir. Arzu, egoist olmak ve ilk aşamadan ters yönde farklılaşmak istememiştir; bu nedenle kendini kısıtlamış ve ışık ondan kaybolmuştur.

Sonra ışığın farklı bir gelişimini temel alır; ışığı alacaktır ama sadece Yaradan’a memnuniyet getirmek için. Burada bir yandan Yaradan’dan zıtlığı, diğer yandan da O’na benzerliği alır.

Soru: Işık, Kli’den ayrıldığında bu durum nedir? Bu bizim dünyamızda nasıl tezahür eder?

Cevap: Bizim dünyamızda tezahür etmez. Işık, Kli’den ayrıldığında, ölü olarak kalır. Bu herhangi bir canlı veya bitkisel bedenin ölmesine benzer. Hayat veren güç onu terk eder.

Soru: Işığın Kli’den atılması bilinçli olarak mı gerçekleşir?

Cevap: Evet, Kli bu durumda kalamaz, sadece Yaradan’ın zıddı olmamak için içindeki her şeyi feda etmeye hazırdır.

Korku Olmadan Sevgi Olmaz

Yaradan korkusu, O’nun içimde hüküm sürdüğü hissidir; tüm düşüncelerimi, tüm arzularımı ve başıma gelen her şeyi O kontrol eder. O’nun tüm yaşamımı belirlediğini her seferinde daha da net bir şekilde hissederim.

Yaşamım hakkında değil, bu yaşamda Yaradan’a bağlı olup olmadığım hakkında endişelenirim. O’na daha fazla bağlı olmaya özlem duyarım ve birbirimize bağlı olduğumuzu, beni her yönden kucakladığını ve tamamen O’nun merhametinde olduğumu hissederim.

Her şeyden önce korkuya ulaşmalıyız ve sonra korkunun üzerine sevgiyi inşa edebiliriz. Korku olmadan sevgiye ulaşmak mümkün değildir.

Neden Nefret Olmadan Sevgi Olmaz?

Soru: Neden nefret olmadan sevgi olamaz?

Cevap: Sevgi neye dayanarak ortaya çıkar? Reddetme yoksa ne tür bir sevgi olabilir? Neyin üzerinde tezahür edecektir?

Hayata, kendimize ve başkalarına dair tüm niteliklerimiz, duygularımız ve hislerimiz bir şeyin üzerinde doğar. Bir şeyin üstünde! Egoizm bizim ana niteliğimiz olduğuna göre, sevgi onun üzerinde doğar.

Egoizm ana niteliktir ve sevgi de ana karşıt niteliktir.

Klasik Kabala’dan Daha Güçlü Bir Şey Yoktur

Soru: Yıllardır sizinle birlikte çalışan ama bunun ne hakkında olduğu konusunda çok az anlayışa sahip olan bu insanları tutan nedir? Neden ayrılmıyorlar?

Cevap: Ve nereye gidecekler?! Daha yüce bir şey yok! Bundan daha güçlü bir şey yok!

Burada tüm sorulara yanıt bulmak mümkün. Bu, tüm bilimleri, tüm dinleri ve olmuş, olan ve olacak her şeyin açıklamasını içeren kapalı, kesinlikle eksiksiz, kendi kendine yeterli bir sistemdir.

Bugünü, geçmişi ve geleceği yukarıdan aşağıya ve her yöne doğru birbirine bağlar: dünyamızda, manevi dünyada, galaksilerde ve bir insanın içinde. Hepsi tek bir sistem, tek bir yasa, basit ve anlaması imkânsızdır.

İnsanın ilgisini çeken de budur çünkü aslında her şey böyledir ama insan bunu kavrayamaz. Ve insanlar çekip gider.

Başka bir yere gidenler şanslıysa ve kendilerini unutabilirlerse ya da bir şekilde kendilerini haklı çıkarabilirlerse, o zaman bununla tatmin olurlar. Ya da onlara bazı süper teknolojiler sunulur ve onlar da bundan keyif alırlar. Bu onlara kalmış bir şey (ya da bu onların işi).

Ancak, esas olarak, sorulara verilecek yanıtların klasik Kabala’da olduğu kadar açık bir şekilde formüle edildiği ve eksiksiz olduğu başka bir yer olamaz.

İşte bu yüzden kimseyle görüşmekten korkmuyorum. Herhangi bir sorunu tartışmak için bana gelsinler, ben hazırım. Bunun sadece gerçeği ortaya çıkarmaya ve kişiyi gerçeğe yaklaştırmaya yardımcı olacağına inanıyorum. Korkmuyorum ve hata yapmaktan da korkmuyorum. Aksine, beni hatalı olduğuma ikna edin, ben hazırım.

Benim için Kabala, tutunmak zorunda olduğum kalıtsal bir şey değil. Benim için bu, her insanın, tüm insanlığın ve genel olarak tüm evrenin yaşam amacına ulaşmak için bir araçtır.

Eğer yanılıyorsam, o zaman beni Kabala içerisinde düzeltin. Ve eğer Kabala’nın kendisi yanlışsa, o zaman bana başka bir metod verin, dinlemeye hazırım ama sadece gerçekten gerçek bir şeye dayanıyorsa.

Her Türlü Egoizmi Islah Edin

Soru: Üç tür egoizm vardır. Ailede, işte ve birbirimizi sürekli kaba bir şekilde kullandığımız hayatlarımızda ortaya çıkan olağan günlük egoizm vardır. Ve bir egoizm vardır ki, doğrudan doğruya onluda, birleşmek isteyen bir grup insanda ortaya çıkar ama birdenbire aralarında nefret belirir.

Egoizmin üçüncü seviyesi, kişinin Yaradan’a doğrudan ulaşması ve Yaradan’ın Kendisini kendi iyiliği için, kendi çıkarı için kullanmak istediği zamandır. Her üç seviyeyi de ıslah etmemiz gerekir mi?

Cevap: Evet, tüm bu seviyelerin ıslah edilmesi ve sadece başkalarının yararı ve iyiliği için olan şeyleri yapmamız gerekir. Kişi kendi üzerine çıkmalı ve yalnızca başkalarının iyiliği için hareket etmelidir.

Yorum: Ancak “başkalarının iyiliği için” ifadesi politikacılardan başlayarak herkes tarafından kullanılmaktadır.

Benim Yanıtım: Bu, sözlerin doğru, ancak niyetlerin ve eylemlerin yanlış olduğu anlamına gelir.

“Neden Bazı İnsanlara Diğerlerinden Daha Fazla Güvenme Eğilimindeyiz?” (Quora)


Bazı insanlara diğerlerinden daha fazla güveniriz çünkü onlara güvenmekten başka seçeneğimiz yoktur.

Örneğin bebekleri ele alalım. Bebekler kimseye güvenmez. Bebekler annelerinden başka kimseyi tanımak ve annelerinden ayrılmak istemezler. Bebekler büyüdükleri ve beşiklerinden odalarına, tüm evlerine ve belki de arka bahçelerine kadar çevrelerini tanıdıkları ölçüde, bu tanıdık çevrelerdeki insanlara karşı bir ölçüde güven geliştirirler,  onlara aşina olurlar. Bebekler daha yakın ve tanıdık olanlara yaklaşır ve tanıdık olmayanlardan uzak durur. Diğer bir deyişle güven, kazanmamız gereken bir özelliktir.

Daha sonra, çevremize, toplumumuza, etrafımızdaki dünyaya aşina olduğumuz ölçüde -kimin bize daha yakın ve uzak olduğunu belirleyerek- belirli insanlara karşı buna uygun şekilde güven geliştiririz.

Hayvanlarda da bu tür örnekleri görebiliriz. Tarih boyunca evcilleştirdiğimiz kediler ve köpekler gibi belli bir güven ilişkisi kurduğumuz hayvanlar var. Evde aslan yetiştiremeyeceğimizi biliyoruz, ancak zamanla bazı hayvanlara karşı bir güven düzeyi geliştirdik – burada hayvanlar bize bir dereceye kadar güvenir ve biz de onlara güveniriz – ve sonra onların yavrularını alıp kurduğumuz güven derecesine göre bir tür ilişki geliştirmeye başlayabiliriz.

Krizlerden Nasıl Yararlanabiliriz?

Soru: Krizlerden nasıl yararlanabiliriz?

Cevap: Bir krizden ancak krizin ne olduğunu, gerçek sebebinin ne olduğunu ve dünyayı nasıl iyileştireceğinizi anlarsanız yararlanabilirsiniz. Aksi halde bunun cevabı yoktur.

Krizlerin tamamen insanlar arasındaki kötü ilişkilerden kaynaklandığına, bunun da savaşlara ve diğer sorunlara yol açtığına inanıyorum. Benim uğraştığım Kabala ilmi bu soruyu bu şekilde yanıtlıyor ve herkesi birbirine yakınlaşmaya teşvik ediyor. Ancak birbirimize yakınlaştığımız ölçüde, dünyada olumlu değişiklikler görebiliriz.

Birbirine yakınlaşmak, insanların birbirine daha çok güvenmesi, daha çok yardım etmesi ve daha az zarar vermesi demektir.

“Duygularını Nasıl Dengeleyebilirsin?” (Quora)


Duygularımızı çevrenin yardımıyla dengeleyebiliriz.

“Çevre” derken kastettiğim topluluğumuz ve onun kişiye etkileri yani içimizde uyanan duyguları nasıl yönlendireceğimiz konusunda bize rehberlik edecek etkilerle kendimizi kuşatabiliriz.

Örneğin, arkadaşlarımız bize bir şeyi yapmamızı ya da yapmamamızı söylediğinde ve onların etkisi onların tavsiyelerine uymamızı sağladığında burada adeta bir akran baskısı örneğini farkederiz. Çevremizi saran bu gücü kullanarak– yani çevremizi saran insan türleri, medya ve değerler- seçebilir ve buna göre belirli duygulara karşı tutumumuzu değiştirebiliriz.

O zaman sosyal etkileşimler vasıtası ile zekamızı inşa edebiliriz. Arzularımız sürekli olarak büyür ve buna bağlı olarak büyüyen arzularımızla başa çıkabileceğimiz daha büyük bir zeka inşa etmemiz gerekir.

Büyüyen arzularımızla en iyi şekilde başa çıkabilmemiz için zekayı geliştirmek amacıyla çevresel etkilerimizi ayarlamak eğitimin özüdür. Genç nesle öğretmemiz gereken şey, duygularımızı zekamızla dengeleyebileceğimiz ve bunu yaparak hayattaki mükemmel halimize gelebileceğimizdir.

Bu nedenle, sürekli açığa çıkan duygularımızı belirli bir yönde tamamlayabilecek bir ortam bulmaya çalışmalıyız. Çevremiz, içsel heyecanlarımıza ve patlamalarımıza aracılık ederek onları gerçekleştirebileceğimiz bir duruma getirerek, ancak hem kendimize hem de başkalarına fayda sağlayacak şekilde gerçekleştirmemize yardımcı olan bir sönümleyici görevi görmelidir.

Başka bir deyişle, çevremizle ilgili olarak kendimizi, çevrenin yapmak istediklerimizi kabul edip etmediğini incelememiz gerekir. Arzularımızın çevreninkilerle uyuştuğunu görürsek, arzularımızı gerçekleştirmeye devam edebiliriz. O zaman yapmak istediklerimizi gerçekleştirebileceğimize, bunun hem bize hem de çevremizdekilere fayda sağlayacağına, devam edip arzularımızı gerçekleştirirsek her şeyin yoluna gireceğine karar verebiliriz.

İşte bu şekilde duygularımızı dengeleyebiliriz – çevremiz aracılığıyla aklımız ve duygularımız arasında nasıl denge kuracağımızı öğrenerek.