Kendimizi Yönetmeyi Nasıl Öğrenebiliriz?

Yorum: Genetik mühendisliği, Kutsal Kitap’a meydan okumuş ve Adem ile Havva’nın Tanrı tarafından yaratılmadığını söylemiştir.

Bilim, her yerde olduğu gibi bir embriyonun oluşumunda bile belirli bir yönetici bileşen gözlemlediğimiz sonucuna varmıştır. Genomu inceleyerek ve yöneten ve yürüten hücreler olduğunu bilerek, bu süreci sadece anlamak değil, aynı zamanda yönetmek de mümkündür.

Yanıtım: Biyolojik süreçlerin yönetiminde hiçbir sorun yoktur. Ancak bu onları bizim yarattığımız anlamına gelmez. Onların çalışmalarına müdahale ediyoruz ve buna yönetim diyoruz.

Soru: Peki onları kim yaratıyor?

Cevap: Bu, insanın üstünde bir seviyede gerçekleşir. Bunun için kişinin kendisinin üzerine çıkması gerekir.

Nasıl? İşte Kabala ilmi burada ortaya çıkar. Bir sonraki seviyeyi idrak etmek istiyor musunuz? Onu ifşa etmek ister misiniz? Lütfen, yapabilirsiniz. Ancak bunu yapmak için, kendiniz ve bir sonraki seviye olan, yöneten seviye ile olan bağınız üzerinde ciddi bir şekilde çalışmalısınız.

Her şeyden önce, her zaman bu yöneten seviyenin altında olduğunuzu hayal edin, onun altında. O size sürekli rehberlik eder ve sizi tutar. Onunla rezonansa girmeye çalışırsınız. Onun tarafından yönetilirsiniz. Onun tarafından yönetilmeyi kabul ediyor ve istiyorsunuz. Kendi başınıza hareket etmek istemezsiniz – ne arzularınızla ne de düşüncelerinizle, yani ne kalbinizle ne de zihninizle – hiçbir şekilde!

Siz sadece bu seviyeyi hissetmek ve her şeyi ona yönelik arzunuzla gerçekleştirmek istiyorsunuz; o nasıl isterse, bırakın sizi o yönetsin. Ve siz de kendinizi onun yönetimine katmaktan mutluluk duyacaksınız.

Bir sonraki adım bu şekilde edinilir. Buna “kendini iptal etme”, kişinin egoizmini iptal etmesi denir.

Bu şekilde hareket edersek, bir sonraki seviyeyi hissetmeye başlarız – onun yönetimini, niteliklerini, doğasını ve niyetini. Buna Yaradan’ı edinmek denir, çünkü benim için bir sonraki adım Yaradan’ımdır.

Eğer Bir Rehber Gözünüzde Yüceyse

Soru: Kabala tarihinde bir rehberin sizin kadar çok öğrencisi olduğu bir zaman oldu mu? Olduğunu sanmıyorum.

Cevap: Ben de olmadığını düşünüyorum ama bu bir şey ifade etmez.

Soru: Bunun sizin en yüce olduğunuz anlamına geldiğini düşünüyoruz ve böyle bir rehber için Yaradan’a şükrediyoruz.

Cevap: Eğer ben sizin gözünüzde yüceysem, o zaman size verdiğim ödevleri yerine getirmeye çalışın.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 9

Kişi Dua Sözcüklerinin İçeriğini Ne Zaman Hisseder?

Bir “sözcük” belirli sayıda bileşeni içeren özel bir durumdur. Tüm bu bileşenler, birlikte kişide bir Tanrısallık hissi yaratan kaplar ve ışıklardır.

Sadece Kabala çalışmasıyla ve ancak uzun yıllar süren çalışmalardan sonra kalp, kitaplarda yazılanlarla uyumlu olarak “kalpteki noktadan” işlemeye başlar ve ancak o zaman yazılı içeriği anlarız. O zamana kadar, Siddur’da okuduğumuz her şey sahip olduğumuz fiziksel kaplara göre anlaşılır. Örneğin, fiziksel kaplarımıza göre, “merhametli” kelimesini şefkatli, “lütufkâr” kelimesini bağışlayıcı vb. olarak anlarız. Fiziksel bedenimizde ne hissediyorsak ona göre yorumlarız.

Manevi hislere ve üst akla ulaştıktan sonra, sözcükler yeni bir içerik kazanmaya başlar. Her sözcükle birlikte, Yaradan’ı o sözcüğe göre hissederiz; sözcüğün özünü ve anlamını hissederiz. O zaman her bir sözcük, duyularımızda birlikte beliren gerçek bir kap ve ışık haline gelir.

Bilgenin Niteliklerini Öğrenmek

Soru: Beden, bilgenin niteliklerini nasıl öğrenir? Bunun gerçekleşmesine nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Birleşmeye ve toplu bir dua yükseltmeye çalışarak bedene yardım ederiz. Bizi ıslah eden üst ışığı bu şekilde çekeriz.

Soru: Küçük bir kendini iptal etmenin bize daha sonraki biraz daha büyük iptal olma için güç verdiğini varsayabilir miyiz?

Cevap: Evet, her zaman bu şekilde olur. Bu nedenle asla durmayız, ama en ufak sorunları bile sürekli olarak açıklığa kavuştururuz.

Soru: Bilgenin niteliğini öğrenmek için, aklın ve mantığın üzerine nasıl yükseliriz?

Cevap: Sadece birlikte Yaradan’a toplu dua ederek.

Bizi Mutlu Olmaktan Ne Alıkoyar?

Yorum: Bilim insanları 2050 yılına kadar insanlığın 10 büyük sorunla karşı karşıya kalacağı sonucuna varmıştır: insanların genetik modifikasyonu, yaşlı nüfus oranının artması, şehirlerin ortadan kalkması, sosyal ağların evrimi, yeni jeopolitik gerilimler, ulaşım güvenliği, doğal kaynakların tükenmesi, diğer gezegenlerin kolonileştirilmesi, beynimizin yeteneklerinin genişlemesi ve yapay zekânın artan etkisi.

Yanıtım: Bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek. Şu anki tüm gelişimimiz bizi bir çıkmaz sokağa götürmeyi amaçlıyor. Görünüşe göre birden fazla sorunla başa çıkabilir, gezegenleri doldurabilir, çölleri geliştirebilir, her şeyi yapabiliriz. Her şeyi inşa edebilir, yok edebilir ya da çıldırtabiliriz. Ancak egoizmimiz bunu yapmamıza izin vermeyecektir.

Hayatlarımızı çekilmez hale getirecek ve aramızda sürekli bir çatışmalar zinciri koşuluna yol açacaktır: aile üyeleri, çocuklar ve ebeveynler arasında, aynı şehirde veya aynı ilçede yaşayan komşularla. Nerede ve ne hakkında olduğu önemli değil, birbirimizle o kadar anlaşamayacağız ki, ıssız sokaklarda makineli tüfekle fırına koşmak zorunda kalacağız. Ve bu korkunç bir hayat olacak. Egoizm bizi buna sürükleyecek.

Hiçbir icat bize yardımcı olmayacak. Hiçbir şey vermeyecekler. Her şeyden önce, onları tüm insanları boyunduruk altına almak, herkesten kâr etmek, herkesi bastırmak için kullanacağız. Teknolojinin nasıl ilerlediğini ve ne amaçla kullanıldığını görebiliyoruz.

Öyleyse mutlu olmamızı engelleyen şeyin ne olduğuna bir göz atalım!

Mutluluk başka gezegenlerde, bu cansız gök cisimlerinde yaşamak değildir, bizim yerimize sürücüsüz arabaların kullanması ya da 200 yıl yaşamamız da değildir. 70 ya da 80 yaş bizim için yeterli. Daha fazlasına gerek yok! Mesele ne kadar yaşayacağımız değil, nasıl yaşayacağımızdır! Ölümden kaçmanın hiçbir yolu yoktur. Onu uzaklaştırmak sadece aptalca bir arayıştır!

Öyle bir hale getirmeliyiz ki, bu dünyada hala hayattayken kendimizi ebedi, sonsuz bir şekilde var olmuş hissetmeye başlayalım. Sorunun çözümü budur, kendi egoizmimiz içinde dünyevi sorunları çözmeye kapılmamak. Bu zaten bizim için her şeyi mahvedecektir.

Bugün 50 yıl önce yaşayanlardan daha mutlu olduğumuzu söyleyemeyiz. Bizim şu anda oynadığımız elektronik aletlere sahip değillerdi ama bu onları daha az mutlu yapmadı.

Günümüz istatistiklerinden insanların daha az mutlu olduğunu ve insanlığın daha derin bir depresyon içinde olduğunu görüyorum.

Bugünlerde herkes kaçmak için nasıl ve nerede marihuana ya da başka bir şey tüketeceğini düşünmeye başladı. Bir insan neden 200 yıl yaşamak zorunda olsun ki?! 100’ünü narkotik bir rüyada geçirebilmek için mi?!

Kendimiz için iyi bir yaşam yaratmak zorundayız. Bu da çok basit bir şekilde, aramızdaki nazik ilişkilerle sağlanır. Aksi takdirde Armageddon’a mahkûm oluruz.

Armageddon’un ne olduğunu biliyor musunuz? İsrail’de Megido adında küçük bir dağ vardır (İbranice’de har dağ demektir). Birkaç bin yıl önce orada bazı çatışmalar yaşanmış. O zamandan beri bu mecazi ifade kullanılmaktadır: Armageddon – dünyanın sonu.

Aslında bunu beklemek zorunda değiliz. Hâlâ bu tepeye tırmanabilir ve aşağıya bakabilirsiniz. O kadar da büyük değil, sadece 700 ila 800 metre yüksekliğinde. Kendimizi aşırı uçlara itmeyelim. Hayatlarımızı 50 yıl sonra değil, bugün sakin, iyi ve mutlu hale getirelim.

Ve en önemlisi, Kabala ilminin yardımıyla, bir sonraki yaşamı, üst dünyayı, bir safhadan diğerine, bir döngüden diğerine geçişi hissetmeye başlayabiliriz. Bunların hepsi bizim gücümüz dâhilindedir.

Büyümenin ve tatmin olmanın ebedi halini kendiniz için keşfetmenizi dilerim.

Yaradan Neye Cevap Verir?

Sıklıkla kendimize sorarız: Yaradan neye cevap verir? Yaradan, ortak ıslaha, tüm yaratılıştan beklediği amaca yönelik her şeye cevap verir. Bu nedenle, gerçek bir dua bağ için yapılan bir duadır.

Elbette diğer her şey de gereklidir, ancak isteklerimizin aşırı egoist olmadığından emin olmak için gerektiği kadar kullanılmalıdır.

Yaradan’a yönelmenin en iyi yolu dostlarım için dua etmektir. Bu kesinlikle net bir şekilde algılanır ve O’nun alanıyla mükemmel bir şekilde hizalanır ve böylece O’nunla benim aramda bir bağ ortaya çıkar. Bu bağ henüz açık ya da somut olmayabilir ama şimdiden bir etkileşim biçimidir.

Lişma’da Çalışma

Soru: Tüm eylemlerimizin Lo Lişma koşulundan gerçekleştirildiğini açıkça fark ediyoruz ve bu bizi kendi kötülüğümüzün farkına varmaya götürüyor. Yaradan için çalıştığımızı bilerek bu sürece sevinçle eşlik etmeli miyiz?

Cevap: Kişi, almanın doğasına ve ihsan etmenin doğasına yönelik tutumunda çeşitli aşamalardan geçer. Nerede olduğumuzu anlamak için çaba göstermeliyiz. Elbette bu bizden gizlenir ama yavaş yavaş buna dair bir his geliştirebiliriz.

Belirli eylemleri gerçekleştirirken, bunları kimin için, ne amaçla ve neden yaptığınızı açıkça anlamalısınız. Yavaş yavaş, ilerleyip ilerlemediğiniz konusunda eylemlerinize dair doğru bir farkındalık geliştireceksiniz.

Genel olarak, yaptığımız neredeyse her şeyin kendimiz için değil, Yaradan için olduğu bir koşula ulaşmalıyız.

Çabalarımızın, niyetlerimizin, isteklerimizin ve niteliklerimizin bu kademeli birikimi gerçekleşir ve egoizmimizi onlara doğru kaydırır ve Yaradan için hareket etmemizi sağlar. Bu Lişma’nın çalışmasıdır.

Hayali Bir Gerçeklikten, Gerçek Olana

Dünya, bir sonraki dereceye yükselmesi gerektiği için kendini istikrarsızlaştırmaya başladığı bir koşula girmiştir. En yüksek derecesi “Adem” (insan) olarak adlandırılır çünkü tüm doğa dört seviyeye ayrılmıştır: cansız, bitkisel, hayvan ve insan.

İnsanlık tarihinin sonu olan 6.000 yıla yaklaşıyoruz. Dünyanın döndüğünü ve dönmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Hayır, Dünya sonsuza dek dönmeyecektir, çünkü dünya yalnızca bizim kendimize ve çevremize ilişkin algımızdır. Kendi içinde ve kendi başına var değildir. Biz olmadan dünya da olmaz. Tüm bu gerçeklik bizim hayal gücümüzde var olur.

Bu gerçeklikten bir sonraki seviyeye, manevi olana geçme zamanımızın geldiğini anlamalıyız. Yani, egoist güçleri birbirine bağlama metodolojisine dayalı olarak var olan bir dünyadan, ihsan etme niteliği metodolojisine göre var olan bir dünyaya geçmeliyiz.

Bu geçiş ancak birbirimize yaklaşmaya çalıştığımızda ve Yaradan’dan bize birlik gücü vermesini istediğimizde, insanların birbirine bağlanmasıyla sağlanır. Ama buna ihtiyacımız olduğunu hissetmeliyiz; yani grup içinde öyle bir negatif potansiyel yaratmalıyız ki, bu güce öyle bir ihtiyaç duymalıyız ki, Yaradan aramızda gerçekten ifşa olsun ve birlik gücü bizi yönetmeye başlasın. O zaman, Partzuf’un başı olarak bizim aracılığımızla, bu güç insanlığın diğer tüm parçalarına akacaktır.

“Çatlak Bir Testi” Olmayı Nasıl Bırakırız?

Soru: Biri çatlak olan, iki testiyle su taşıyan bir bilge hakkında bir kıssa vardır. Her gün çatlak testiyi sadece yarısı su dolu olarak eve getirirmiş. Bir gün testinin kendisi şöyle demiş: “Görevimi tam olarak yerine getiremediğim için üzgünüm.” Bilge cevap vermiş: “Tamamen yerine getiriyorsun. Senin sayende, yolun senin tarafındaki patika boyunca yetişen çiçekleri suluyorum.”

Bir yandan içimizde bir çatlak var. Bu, sürekli bahsettiğiniz egoizmimiz. Öte yandan, bu çatlağın gerekli olduğu, bir şeyler verdiği, bir şeyleri suladığı ortaya çıkıyor. Neyi suluyor? Benim egoizmim neyi sulayabilir?

Cevap: Egoist arzularımızı sulayabilir. Eğer bunlar yoksa, o zaman bunları ıslah etmemiz mümkün olmayacaktır. Eyleme geçemeyiz, var olamayız. Bu egoist arzularla doğduk, onlarla yaşıyoruz ve onlardan ne zaman kurtulacağımızı kim bilebilir.

Soru: Ama bunlar gerekli mi?

Cevap: Onlar gerekli.

Soru: Burada testinin kendisi sonunda işlevini yerine getirmediğini söyledi. Bilgeye dedi ki: “Sen beni taşıyorsun ama ben çatlağım.” Çatlak olduğunu anlamak, testinin kendisi için ne anlama gelir? Egoist olduğumuzun farkına varmak bize ne kazandırır? Böyle çatlak testiler olduğumuz gerçeği insana ne verir?

Cevap: Bu safhaya göre değişir. Ama prensip olarak, bu farkındalıktan hiçbir yerde kaçamayacağınız için, acı ve pişmanlığa neden olur.

Soru: Bu, çatlak olduğumuzu fark etmemizin çok iyi olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, bu farkındalık iyidir ama sonra ne olacak? Sonra Yaradan’ı bir şekilde etkilememiz gerekir ki O da bizim egoizmimizi ıslah etsin. Ve bu ne yazık ki çok zordur.

Soru: Egoist olduğumuzu fark ettiğimiz ve orada durduğumuz bir safha olabilir mi?

Cevap: İşte orada dururuz, evet.

Soru: Bu yanlış mı?

Cevap: Tabii ki yanlış.

Soru: Bir insan için hangisi daha önemlidir: “çatlaklarını” onarmak mı yoksa onları kullanmayı öğrenmek mi?

Cevap: Doğru kullanabildiğinizi kullanmalı, doğru kullanamadığınızın ise ıslah olmasını talep etmelisiniz.

Manevi Perdenin Özü

Soru: Onludaki dostlarımızla bağ kurmak için alma arzumuzu gizlemeye çalışıyoruz. Perde yardımıyla çalışmalarımızda ifşaya nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Beni egonun üzerine yükselterek, dostlarımla bağ kurmama ve bağımızdan Yaradan’a dönmeme yardımcı olacak olan üst ışığı egoizmimin üzerinde almak istiyorum.

Perdenin özü, onun yardımıyla egoizmimle çalışmam ve onu dostlarımla ve Yaradan’la bağ kurmak için ihsan etme niteliğine dönüştürmemdir. Buna karşılık olarak Yaradan bize bunu başarmamız için güç verir.