Category Archives: Yaradan

En İyi Koşula Dönüş

Yorum: Kişi maneviyata girdiğinde, arzu, Aviut yoktur, sadece Masah ve yansıyan ışık vardır demiştiniz.

Cevabım: Evet, tüm boş alan yansıyan ışıkla doludur. Fotoğraf filminde olduğu gibi, Yaradan’ı size ifşa etmeye başlar ve bu boşlukta ilahi güçleri, mutlak iyiliği keşfedersiniz.

Tüm bunlar, sanki geniş bir uzayda, anne karnındaki bebek gibi, içeride bulunan tüm ruhlar etrafında tezahür eder. Bu en iyi koşula dönüş, tüm insanlık için hazırlanmıştır.

Ne yazık ki, insanlar bunu acı çekerek hissetmeye başlayacaklar ve bu, onları istem dışı olarak “doğum sancıları” olarak adlandırılan şeye itecektir. Bundan kaçış yoktur; insanı doğurmak, onu bu koşula itmek için baskı gereklidir.

Bunu hissetmeye başladığımızda, Kabalistlerin çalışmalarının pratik olarak tamamlandığını düşünebiliriz. Bu tür durumları deneyimleyen insanlık, kendi kendine ilerleyecektir.

Doğru Tutumu Nasıl Öğrenebilirsiniz?

Soru: İnsanlar resmi bir eğitim almadan birbirlerine karşı doğru tutumu nasıl öğrenebilirler?

Cevap: Sadece içsel bir dürtü, bir eğilim ve bunun gerekli olduğunu fark edenler eğitim almaya giderler. Aksi takdirde, ne öğretilecek ki? Doğru tutum mu?

Kişi, kendi duyguları ve içsel eylemlerine dayanarak, kendini kötü hissettiği ve iyi olanı bulmak istediği gerçeğinden yola çıkarak doğru tutumu öğrenir. Kişinin insanlara ve Yaradan’a karşı doğru tutumu sayesinde kendini daha iyi hissedebilmesi için olumlu duyguyu nerede bulabileceği açıklanır. Bu, resmi bir eğitimle elde edilemez.

Başkalarına öğretmek için metodolojiyi öğrenmek istediğimiz için çalışırız. Ancak bir kişiye öğretirken, onu sadece oturup çalıştırmamalısınız. Neden birdenbire? Bunlar, bir kişinin içsel olarak geçmesi gereken doğal süreçlerdir. Dahası, yapılandırılmış öğrenmeye doğal olarak uygun olan çok az insan olduğunu görüyoruz. Bu, daha sonra başkalarına öğretecek olanlar içindir, ancak onlara pratik olarak nasıl davranacaklarını öğretir.

“Evet, ama çalışarak saran ışığı üzerimize çektiğimiz yazıyor ve bunun dışında başka bir araç yok” diyebilirsiniz. Yine de bu, din adamı veya öğretmen olarak kendilerini ıslah etmek zorunda olanlar için geçerlidir. Diğerleri ise sadece tutumlarıyla kendilerini ıslah ederle. Sadece tutum, başka bir şeye gerek yoktur.

Saatlerce oturup ders çalışmak mı? Hiç de değil! Bir insanın tek ihtiyacı olan şey bir açıklamadır. Yaratılışın amacına, yani Yaradan ile birleşmeye ulaşmak için nasıl davranması gerektiğini gösteren bir gruba ihtiyacı vardır. Yaradan’ın doğada işleyen üst güç olduğunu öğretmek de gereklidir. Bu güce ne kadar itaat edersem, O’nunla o kadar birleşirim; O’ndan uzaklaştığımda ise, O’nunla birleşmediğim için mantıksız bir çocuk gibi “cezalandırılırım”.

Bugün bu sözler anlamını yitirmiş ve insanlara bunun dinle ilgili olduğu izlenimini veriyor. Gerçekte, bize sadece doğanın kanunlarını nasıl yerine getireceğimiz öğretiliyor. Evrensel bir kanun vardır: Eğer ona uymazsanız, acı çekersiniz. O’na karşı tutumunuzla bu kanunu yerine getirmelisiniz: O sizinle nasıl ilişki kuruyorsa, siz de O’na karşı öyle davranmalısınız.

Yaradan’a Benzerlik Yeri

Soru: Yaratılışın, aldığı hatta verdiği yerde değil, ne alabildiği ne de verebildiği yerde Yaradan’a benzediğini söyleyebilir miyiz? Ve bu güçsüzlük içinde, ışıkta bile var olmayan bir şey yaratılır mı?

Cevap: Kişi, ne alabilen ne de verebilen biri olduğunu hissediyorsa, kendini iptal etmeli ve gruba katılmalıdır. Bununla birlikte, yine de bir şekilde Yaradan’a yaklaşacak ve oradan da veren biri haline gelebilir.

Soru: Hangisi daha önemli, hangisi daha derindir: ihsan etmek için almak mı, yoksa almadan ihsan edememenin acısını çekmek mi?

Cevap: Acı çekmek bir amaç değildir. Ve genel olarak, acı çekmek gibi bir arzumuz da yoktur.

Yaradan’a ihsan etmek ve O’ndan bize ihsan etmek istediği her şeyi almak ve O’na verebileceğimiz her şeyi ihsan etmek hissinde olmaya çalışmalıyız.

O Zaman Çocuğun Hiçbir Sorunu Olmayacak

Bir çocuğa nasıl tepki verdiğiniz, Yaradan’ın ona nasıl tepki vereceğini belirler.

Soru: Yani Yaradan, benim aracılığımla çocuğa tepki veriyor mu? Bu farkındalıkla yaşarsam, buna eğitim denir mi?

Cevap: Evet, böyle yaparak çocuk ile Yaradan arasında bağ kanalları açarsınız.

Soru: Yaradan, benim aracılığımla çocukla bağ mı kuruyor? Yaradan’ı çocuğa açmam mı gerekiyor?

Cevap: Evet.

Yorum: Bu inanılmaz bir sorumluluk!

Cevabım: Sanki onları birbirleriyle tanıştırıyormuşsunuz gibi.

Soru: Harika! Söyler misiniz, bu farkındalık çocuk daha doğmadan önce bile ebeveynlere gelmeli mi?

Cevap: Genel olarak, evet. Bunu birden fazla kez konuştuk.

Soru: Evet konuştuk, ancak ondan sonra milyonlarca sorumuz var. İnsanlar için bu sadece ilginç değil, hayati önem taşıyor. Ama aslında, bunu hiç sizin az önce: “Çocuk için kendim aracılığıyla bir kanal açıyorum.” dediğiniz gibi söylemedik.

Böylesine sıcak ve sevgi dolu bir yetiştirilme tarzından sonra, çocuk nasıl bu kadar soğuk bir dünyaya çıkabilir?

Cevap: Çocuk dünyayı doğru algılarsa, hiçbir sorunu olmaz. Dünyanın, en azından kendisi, ebeveynleri, evi vb. ve yabancılar olarak çok katmanlı olduğunu hissedecektir. Tüm bunları doğru bir şekilde nasıl ilişkilendireceklerini bilecekler.

Soru: Bu, ebeveynlerin çocuğa Yaradan’ı başarıyla ulaştırdığı anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet.

Niyetler Dünyasına Giriş

Soru: Neden niyetler dünyası önce ölüm gibi gelir, sonra ise yaşam gibi hissedilir dediniz?

Cevap: Yaradan hakkında düşünerek günde 24 saat yaşamanın nasıl mümkün olduğunu sordunuz, çünkü sıkıcı oluyor, bunda hiçbir şey görmüyorsunuz!

Bu konuda hiçbir destek noktanız olmadığını söyledim: Yaradan ifşa edilmedi, O’nunla olan ilişkinizin yaşam olduğunu hissetmiyorsunuz, onunla dolu değilsiniz ve sürekli olarak, her zaman O’nunla birlikte olduğunuz, maddesel dünyayı cansız, kesinlikle cansız bir şey olarak, sanki taşlara bakıyormuşsunuz gibi gördüğünüz o boyutta yaşamıyorsunuz.

Şu anda dünya hayat dolu, insanlarla dolu gibi görünüyor. Ama ileride göreceksin ki, onlar gerçekten ‘insan’ değiller, çünkü onların kendi özgür iradeleri yok. Onlar, eylemlerin sonuçlarıdır; eylemlerin efendileri değil.

Niyetler dünyasına girdiğinde (Asiya, Beriya, Yetzira, Atzilut, Adam Kadmon ve Sonsuzluk – bunların hepsi niyetlerdir!), yaşamı hissetmeye başlarsın – ebedî, mükemmel, gelişim, anlayış ve gerçekleştirme için sınırsız olasılıklarla dolu bir yaşam. Tüm bunlar sonsuzdur, size bağlı olmayan hiçbir sınır yoktur; her şey size bağlıdır! İşte gerçek yaşam budur.

Ama ilk başta, buna girmeden önce, sürekli olarak Yaradan’ı düşünmek ölüm gibi görünüyor. O’nu nasıl düşünebilirsiniz, O sizden ne istiyor? O’nun sizden istediği şey hala ölüm olarak hissediliyor çünkü henüz ondan herhangi bir doyum almıyorsunuz.

Saflığın Kıvılcımları Dünyaya Aksın

Bugün, ıslahlar yapmak zorunda olduğumuz bir koşuldayız. Eğer bunu yaparsak, özgür seçimimizi kullanmış oluruz. Kendimizi güçlendirdiğimiz, Kelim’i analiz ettiğimiz ve basitten karmaşığa doğru onları ıslah ettiğimiz bir grup oluşturuyoruz.

Önce “İsrail’i kendi topraklarında” mümkün olduğu ölçüde ıslah ederiz, sonra da dünya uluslarına dahil oluruz. Bu, dünya uluslarına ıslah metodunu verdiğimiz, onlara her şeyin neden var olduğunu, amacının ne olduğunu ve yaratılış sürecinin ve hedefinin ne olduğunu açıkladığımız anlamına gelir.

Galgalta ve Eynaim’in (GE), AHP üzerinde çalışması, onun içinde olması ve bu nedenle AHP’ın mümkün olduğu ölçüde GE’ye katılması ile kastedilen budur.

Eğer gerektiği gibi çalışırsak, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi “aydınlanma ve arınma kıvılcımları” İsrail’den dünya uluslarına geçecektir. Bunu yaparak, özgür seçimimizle gerçekleştirebileceğimiz tek eylemi gerçekleştirmiş oluruz.

Ancak özgür irademizi, özellikle de tarihin bu belirli anında bize verilmiş olanı kullanmazsak, o zaman bizi ve dünyanın tüm uluslarını ıslahın sonuna (Gmar Tikun) getirmekle yükümlü olan genel güç, gerekli olanı yerine getirmemizi sağlayacak şekilde üzerimizde eylem yapacaktır.

Doğru yönden saptığımız ölçüde, bu güç bizi ona döndürmek için üzerimizde eylem yapar, ancak bu dönüş acı çekerek gelir ve bu nedenle kendimizi en korkunç durumlarda bulma riskiyle karşı karşıya kalırız.

Acı Çekmek İstemiyorum, Haz Almak İstiyorum!

Soru: Darbelerden kaçınma arzusuyla hareket etmeyip, kendi irademle ilerlemeye başlamam için geçiş nerede gerçekleşir?

Cevap: Hayır, kendi iradenizle ilerlemenize gerek yok. Sırf düşünce güzel, soyut ve hayvansal derecenin üzerine çıkma şansı sunuyor diye ilerleyebilir miyiz? İşler böyle yürümez; böyle bir şey mevcut değildir.

Bu düşünceyi takip ediyorum çünkü kendimi kötü hissediyorum! Hayatımın anlamı nedir? Bu soruyu sadece bir hayvan gibi darbeden kaçmak istediğim için soruyorum. “Hayatımın anlamı nedir?” Bu hayvansal bir soru! Kendimi kötü hissettiğimde, bunu bedenimde hissettiğimde ortaya çıkar.

Şöyle düşünmüyorum: “Yaradan ne kadar perişan olmalı! Belki de O’na eşlik etmeliyim? Ben ve O, zaten iki kişiyiz. Belki bir başkası da katılır.” Kişi böyle bir tutum içinde olamaz! Bu bir yanılsamadır. Bizler alma arzusundan yaratıldık ve yalnızca bu özden talep ortaya çıkar: Acı çekmek istemiyorum, haz almak istiyorum! Ya da haz almak değilse bile, en azından daha az acı çekmek istiyorum.

Soru: Tutumum ne zaman korkudan sevgiye dönüşür?

Cevap: Çok basit! Korkudan O’na döndüğünüzde ve iyi bir karşılık aldığınızı hissettiğinizde, sevmeye başlarsınız.

Diyelim ki biri size sürekli vuruyor ve görünüşte sizden nefret ediyor. Ama sonra, bu darbelerden iyi bir sonuç görmeye başlarsınız ve o zaman O’nun size karşı tutumunu anlamaya başlarsınız. Size vurmak istemez ama bunu sadece başka seçeneği olmadığı için yapar. Sadece sonuca dayanarak Yaradan’a karşı tutumumuzu değiştirmeye başlarız.

Nihai Hedefi Unutmayın

Soru: Önce kendimizi Yaradan’a yönelttiğimizi ve ancak ondan sonra O’nu edinmek için dostlarla çalıştığımızı söylüyoruz. Ama pratikte, metoda göre bunun tam tersi olur. Önce kişinin bir dosta karşı tutumuyla ilgili emirler, sonra da Yaradan’a.

Cevap: Eylemin sonu orijinal planın içindedir. Sürekli olarak nihai hedefi korumalısınız ve yol boyunca yaptığınız her şey, sadece bir araçtır. Bu nedenle, nihai hedefi düşünmüyorsanız, ara eylemleriniz yanlış yöne gidebilir ve ters sonuç verebilir.

Baal HaSulam bu konuda yazarken komünizmden, Kibbutzim’den ve insanlığın “komşunu kendin gibi sev” kuralını, On Emir’i ve benzerlerini kullanarak kendi yararına yaratmaya çalıştığı her şeyden bahseder. Sonuç, sadece kötülük ve yıkım oldu. Bunun nedeni, nihai amacın tam olarak bu emirlerin verildiği ve tüm yaratılışın gerçekten var olduğu amaç olmamasıdır.

Cansız, bitkisel ya da hayvansal seviyelerin ötesindeki herhangi bir şeyi, Yaradan’la birleşmeyi edinme niyeti olmadan kullanırsanız, o zaman en küçük eylem bile çevredeki gerçekliğe zarar verir.

Ve eylem ne kadar büyük ve önemli olursa, size getirdiği zarar da o kadar fazla olur. Sonuçta, tüm gerçeklik, yalnızca özgür seçiminizi insan olarak adlandırıldığınız yerle birleştirebilmeniz ve böylece tüm gerçekliğin bir kez daha Yaradan ile birleşmesi için yaratılmıştır.

Maneviyatta Eylem

Soru: Maneviyatta eylem nedir?

Cevap: Maneviyatta eylem, artık Yaradan’la bağ içinde olmak istediğiniz yeni bir arzunun ifşa olmasıdır. Burada istediğiniz herhangi bir örneği verebilirsiniz.

Soru: Diyelim ki bir dostuma kahve getirdim yani onun arzusunu yerine getirdim. Buna Yaradan uğruna bir niyeti nasıl ekleyebilirim?

Cevap: Niyetinizi dostunuza kahve ile birlikte verirsiniz. Bunu ona madde olarak, onun için yaptığınız şey olarak aktarırsınız ve hepsi bu kadar. O da bu kahveyi alarak, bunu aranızdaki bağı korumak ve artırmak için yaptığı niyetine sahip olabilir. O zaman bu, bu şekilde gerçekleşir.

“Yükü Çeken Bir Öküz Ve Yükü Taşıyan Bir Eşek Gibi”

Soru: Yaradan için çalıştırdığımız öküz kimdir?

Cevap: Sadece kendisi için çalışmak isteyen ve her hareketinde sadece kendisi için kazanç arayan kalbimizdir.

Soru: İşlediği toprak da bir kalp ama egoist bir kalp mi?

Cevap: Evet.

Soru: Kalbimizi ihsan etme içinde çalışmaya nasıl yönlendirebiliriz? Yani çalışmamızda bu boyunduruk ne olacak?

Cevap: Kendinizi, tüm sorularını Yaradan’a yöneltmek ve bir cevap almak istediği söylenen kişinin yerine koyun. Bu, onun arzusudur. Şimdi tek soru şudur: arzusunun cevabını alır mı, almaz mı? Eğer alamazsa, ne yapmalıdır?

İlk olarak şöyle denir: “Yükü çeken bir öküz ve yükü taşıyan eşek gibi.” Bu, kişinin manevi çalışmasına bu şekilde yaklaşması gerektiği anlamına gelir. Eğer kişi “Yükü çeken bir öküz ve yükü taşıyan eşek gibi” koşuluna ulaşırsa, bu doğru bir tutum olacaktır. O zaman Yaradan, ihsan etme uğruna ona kesinlikle güç verecektir. Ve böylece kişi devam edecektir.