Category Archives: Yaradan

Ortak Bir Arzuda Birleşin

Soru: Arzularımızı birleştirmek için o kadar çok çabalıyoruz ki, çoğu zaman kafamız karışıyor. Kalplerimizi birleşebilecekleri şekilde yumuşatmalı mıyız yoksa ortak özlemimizi aramızdaki sınırları aşacak kadar güçlü mü kılmalıyız?

Cevap: Bir zamanlar, makaleleri okurken içimde ortaya çıkan talepleri yazardım, ancak tüm bu arzuları, yönelimleri ve niyetleri dostlarımla birleştirmenin ve onlara dahil olmanın nasıl mümkün olabileceğini henüz bilmiyordum, ta ki bizi birbirimizle ve Yaradan’la birleştirebilecek olanın tam da ortak arzumuz olduğunu hissedene kadar.

Artık bunun için tüm fırsatlara sahipsiniz. Birbirinizle ve Yaradan’la bağlı olduğunuzu hayal etmekten başka bir şeye ihtiyacınız yok.

Onluyu Yaradan’a Götürün

Soru: Manevi çalışmada kişi çabalarını neye odaklamalıdır: onludaki dostların bireysel arzularını hissetmeye mi, yoksa ayrıntılara takılmadan ortak özlemi hissetmeye mi?

Cevap: Çabalarınızı ortak özlem üzerine yoğunlaştırmanız daha etkilidir. Öncelikle bu ortak özlemi bulmanızı, ona bağlanmanızı, onu kendinize aitmiş gibi kabul etmenizi ve ilerlemek için kullanmanızı öneririm.

Her bir kişi, tüm onlunun kendisine bağlı olduğunu hissetmelidir. Onluyu ellerinize almalı ve Yaradan’a doğru taşımalısınız. Hissetmemiz gereken tam olarak budur.

Onlu, her birimizin kalbinde yaşamalıdır; onu sürekli hissetmeli, asla bırakmamalı ve bu şekilde Yaradan’a doğru götürmeliyiz.

İçinizdeki Yaradan’a Yer Açın!

Zohar’daki (Tikkunim) sözlerin anlamı şudur: “Ratzon’u [arzu] ters çevirin ve Tzinor’u [boru hattı] bulacaksınız…” Bu, boru hattının, arzunun tam tersi olduğu anlamına gelir, çünkü arzusunu zorlar ve istediğinin tam tersini yapar.

Genel olarak kabı yani kap ve perdeyi birlikte ele aldığımızda, onu “boru hattı” adıyla tanımlarız. Işığı, kabı ve perdeyi birlikte ele aldığımızda, yani boru hattının ölçüsünde kıyafetlenmiş ışığı birlikte ele aldığımızda, “çizgi” adıyla tanımlarız ve perdesi olmayan bir kabı ele aldığımızda, onu “daire” adıyla tanımlarız. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılması”)

Malhut yani yaratılan, haz alma arzusu, her türlü istek, dua ve talep nedeniyle kendi içinde ihsan etme niteliklerini edinir. Bu yeni ihsan etme nitelikleri, doğal alma niteliğiyle birleşir; bu iki zıtlığın -haz alma arzusu ve bu arzu içinde kıyafetlenmiş ihsan etme niyeti – birleşiminden yeni bir kap (Kli) doğar. Alma arzusu, ihsan etme formunu alır ve böyle bir ihsan etme formu içinde, dördüncü safha ile kök, yaratılan ve Yaradan arasındaki bağ ortaya çıkar.

Her şey yaratılanın içinde gerçekleşir. Daha önce var olan o dairede (İgul) şimdi bir çizgi (Kav) uzanır. Başka bir deyişle, yaratılanın, Yaradan’ın girebileceği bir alanı kendi içinde nasıl açtığını görürüz. Bu yeri, geliştirdiği yeni, boş arzusundan yaratır!

Bu, yukarıdan, Yaradan’dan aldığı arzu değildir, çünkü o zaman kendini doldurmak isteyen, haz alma arzusu yani dördüncü safhanın kendisi olurdu. Ancak yaratılan, içindeki tüm arzulara, doğadan yeni arzular ekleyerek ihsan etme niteliklerini ifşa eder. Bu ihsan etme niteliği bir insana geldiğinde, onun kendini kıyafetlendirebileceği ve var olabileceği bir yer zaten vardır.

Yaradan, kendini yaratılanın içinde bu şekilde kıyafetlendirir ve biz de O’nu ifşa ederiz. Bu nedenle O’na Yaradan (Bo-Reh) denir; bu da “gel ve gör” anlamına gelir.

Yaradan’ın bu tezahüründe, aramızda on Sefirot adı verilen, belirli bir düzen, bir bağ ifşa ederiz. İlk Sefira Keter, Yaradan’dır, sonuncusu yaratılan, Malhut’tur ve ara Sefirot, aralarındaki her iki yöndeki ilişkilerdir: Keter’den Malhut’a ve Malhut’tan Keter’e.

Bu Sefirot’da, Yaradan ile yaratılan arasında doğrudan (Yeshar) bağ kanalları ve daire Sefirot (İgulim) de vardır; bu da bir bağdır, ancak yaratılanın henüz kendi başına gerçekleştiremediği, yalnızca tek bir yönde, Yaradan’dan kendisine doğru hissettiği bir bağdır. Misafir, ev sahibinin, ince bir ışık huzmesi (çizgisi) gibi, dar bir tüpten aldığına ek olarak, neredeyse tüm sonsuzluk dünyasını ona vermek istediğini hisseder. Ancak misafir, bu sonsuzluğu henüz kabul edemez ve onu bir saran ışık olarak hisseder.

Dolayısıyla bir çizgi vardır, yani ışıkla dolu bir boru, tıpkı bir mağara gibi, suyla (Hassadim ışığıyla) dolduğunda kuyu adı verilen bir şey. Tüm ışık, çizgi adı verilen bu borunun içinde ifşa olur.

Şimdilik, geriye kalan her şey, dairesel kaplar (Kelim) ve dairesel ışıklar gibi, saran şey olarak kalır.

Yaradan’ın Gönderdiğiyle Çalışın

Soru: Bir onlunun Kli’sinin (kap) daha büyük bir Kli’ye dahil olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Şüphesiz. Tüm Kelim (kaplar) birbirine dahil olur.

Soru: Yani bu, onlunun kendisinin ayrı ayrı var olmaması, diğerleriyle birleşmesi gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Neyin “olması gerekeni” dikte etmeyin! Hissettiklerinizden, Yaradan’ın size gönderdiği şeyin bu olduğunu ve üzerinde çalışmanız gereken şeyin bu olduğunu anlamalısınız.

Yaradan’a Yakarış

Soru: Takvimdeki yeni yıl gününde yaptığımız içsel çalışmada, diğer herhangi bir gündekine kıyasla bir fark var mı?

Cevap: Üst dünyalarda, onlara yöneldiğimizde üzerimizde etkilerini uyandırabileceğimiz kökler vardır. Dünyevi takvimin, yakarışımızın niteliği üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yoktur. Düşünecek olursak, dünyada günleri, haftaları, ayları, çeşitli tatilleri ve insanlığı etkilediği varsayılan güçler içeren binlerce farklı takvim vardır.

Tek bir şeyi anlamamız gerekir: Eğer iyi sonuçlar elde etmek istiyorsak, o zaman her gün, her ay, her yıl Yaradan’a, O’nun gücüne, O’nun merhametine dönmeliyiz.

Bu şekilde, yakardığımız dereceyi hissedecek ve onun gücüyle ilerleyeceğiz.

“Eğer Beni Bir Gün Terk Ederseniz”

Bizler tamamen doğanın merhametine kalmış durumdayız ve hem beden hem de ruhumuzda tüm eylemlerimizde onun rehberliğindeyiz. Ancak Kabalistler, seçme özgürlüğümüz olduğunu, aksi takdirde üst güç içinde olup biten her şeyi önceden belirlemiş olsaydı, tüm yaratılışı yaratmanın bir anlamı olmayacağını söylerler.

Ancak özgür irade, mevcut yaşamımızın üzerinde, yalnızca egoist doğamızın üzerine çıkmak istediğimiz yerde, daha yüksek bir boyutta, ihsan etme niteliğinde mevcuttur.

Yalnızca bir dereceden diğerine bu yükselişte, özgür irademizi kullanmak istemiyorsak ve kendi çabamızı göstermiyorsak veya aynı yönde yani arzulanan hedef olarak kendi arzumuzla ilerlemek istemiyorsak, doğanın darbeleri altında yükselmeyi seçebiliriz. Bu yükselişi gerçekleştirmemize yardımcı olabilecek güçleri aradığımızda, seçme özgürlüğümüzü orada buluruz.

Kabalistler, seçme özgürlüğünün yalnızca doğru çevreyi inşa etmekte var olduğunu açıklarlar. Her halükarda, çevrenin etkisi altında ilerlerim; ancak genellikle onu kendim seçmem.

Ancak çevremi bilinçli bir şekilde seçebilir ve böylece ilerlememi hızlandırıp yükselişimin doğasını değiştirebilirim. Kaderin darbeleri altında hırpalanmış bir hayvan gibi savrulmak yerine, kendi arzumla, bir insana yakışır şekilde, duygu, anlayış ve içsel güçle dolu güzel bir yoldan yükselebilirim.

Hedefi inceler, ona yaklaşmak ister ve gelişimimi hızlandırmak için doğal olarak gelenden daha fazla ışık çekmem gerektiğini anlarsam, o zaman bana verilen, beni çeken ve kaynağa döndüren üst ışık olan, Tora denen aracı kullanırım.

Bu çalışmayla ilgili olarak, seçme özgürlüğümüzün farkına varmadan tek bir gün bile olsa onu bırakırsak, gelişimimizde iki gün boyunca duracağımız ve bağımsız olarak ilerlememizin engelleneceği yazılmıştır. Doğal üst güçler üzerimizde etki etmeye başlar.

Yatırım yapmadığımız çabanın bir kısmını kaybetmek yeterli değildir; bu bize hiçbir şey öğretmez. Bu nedenle, bir dahaki sefere daha büyük bir engel ortaya çıktığında, ona takılıp düşmemeye dikkat edebilmemiz için, hatamızdan biraz daha ağır bir ceza almalıyız.

Nitekim manevi yasa şöyle der: “Eğer Beni bir gün terk ederseniz, Ben de sizi iki gün terk ederim.”

Seçilmiş Yüce İnsan

Şunu kesin olarak bilin ki, ARİ’nin zamanından bugüne kadar, ARİ’nin metodunu tam olarak anlayan hiç kimse olmamıştır…

Ve şimdi Yaradan’ın iradesiyle, iyi amellerim nedeniyle değil fakat yüce olanın arzusuyla, ARİ’nin ruhunu idrak etmekle ödüllendirildim. Ölümünden bugüne kadar hiç kimseye nasip olmamış bu olağanüstü ruh için neden benim seçildiğim ise beni aşan bir konu. (Baal HaSulam, Mektup 39)

Çalışmamız hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Belirli insanlara hangi amaçla benzersiz yetenekler verildiği bilinmiyor. Bu, ancak genel ıslahın sonunda, hepimiz tek bir Kli’de (kap) birleşip birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu gördüğümüzde netleşecek.

Bu nedenle, Baal HaSulam, “bu olağanüstü ruh için” neden seçildiğini bilmediğini yazıyor.

Soru: Buna egoist bir bakış açısıyla bakıldığında, kişi şu soruyu sorabilir: “Kendisi için nasıl ARİ’nin ruhu olduğunu söyleyebilir?! Belki de sadece ona öyle gelmiştir?”

Cevap: Her bilimde olduğu gibi, bu da bir gerçeğin dile getirilmesidir. Baal HaSulam, dünyada başardıklarını doğrulamak için bunu söylemek zorundaydı.

En Kısa Düz Çizgi Boyunca Daireden Daireye

Her grup, herkesin kesinlikle eşit olduğu arzuların bir “dairesidir”. Seviyelerindeki farkı belirlemek istiyorsak, merkez noktaları arasındaki mesafeyi ölçeriz; bu mesafeye “düz çizgi” (Yosher) denir.

Diyelim ki bir grup, Rabbi Shimon’un öğrencileri, büyük Kabalistler grubu olsun. İkincisi ise ilk manevi seviyeye yeni ulaşmıştır. Her ikisi de bir “daire” oluşturur, ancak aralarındaki fark “düz çizgi” (Yosher) ile ölçülür.

Her seviyenin, her koşulun kendine özgü “daireleri” ve bir daireden diğerine merkezlerinden geçen bir “düz çizgi” vardır. Eğer bir grup zaten manevi bir seviyedeyse, en başlangıç seviyesinde bile olsa, aralarında çok küçük de olsa bir daire vardır. Merkezinden, Rabbi Shimon’un grubunun merkezine olan mesafeyi ölçebiliriz ve tam olarak 125 seviye veya koşul elde ederiz.

Her yeni koşula göre, “düz çizgi” (Yosher) boyunca yükselir ve sonra onun içinde bir daire oluşturursunuz. Sonra tekrar düz bir çizgide yükselir ve bir daire oluşturursunuz. Böylece adım adım ilerleriz.

Ve “daire”nin merkezi noktası, grubun ortak arzusu, herkesin birleşmesidir, böylece ortak çabalarla, Yaradan olarak adlandırılan ortak ihsan etme niteliğini ifşa edebiliriz.

Geçiş Koşulu

Hazırlık dönemi, sabırla donanıp bunun geçmesini beklememiz gerektiği anlamına gelmez. Bir sonraki anda bunun sona ermesini sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapmadıkça, bu dönem geçmeyecektir.

Beklemek, umutsuzluğa kapılmadan, her an, tekrar tekrar çaba göstermeye hazır olduğum anlamına gelir. Ve her an, istediğim ödülü yani ihsan etme gücünü alacağımı umarım ve böylece, tekrar tekrar, her an, yorulmadan beklerim.

Bunu yapabiliyorsam, koşullar (girişler ve çıkışlar) hızla birbirinin yerini alıyorsa, bu, gerçekten daha yüksek ve daha derin bir dereceye layık olabileceğimin işaretidir. Sonuçta, kişi hazırlık sürecinde ne kadar çok günah ve hata ifşa ederse, Machsom’un ötesinde tek ve çift ifşada o kadar çok ilerler ve ıslaha ulaşır.

Hazırlık döneminde, grup herkese tutarlılık, azim, güven ve sabır gücü sağlamalıdır, başka seçeneğimiz olmadığını, bu şekilde ilerlediğimizi anlamalıdır. Ve böylece, yıl be yıl ta ki her an, anlık ödülden vazgeçmeye ve onsuz bile çalışmaya hazır olana kadar. Bu, Machsom’u geçmeye layık olduğumuz anlamına gelir.

Kişi, içindeki muazzam, tutkulu, yakıcı ihsan etme arzusu nedeniyle, bir sonraki dereceye ulaşmak için o kadar çaba gösterir ki, bundan vazgeçip hazırlık aşamasına devam etmeye hazırdır. Yaradan bana sadece bu hazırlığı vermek istiyorsa ve ben sadece ihsan etmeye ulaşmak istiyorsam, o zaman ben buna razı olurum ve Machsom’a ihtiyacım olmaz ve o zaman onu alırım.

Yaradan’ın Önemini Hissedin

Soru: Dostlarımdan gelen, Yaradan’ın önemini ve yüceliğini hissetmek için ne yapmalıyım?

Cevap: Bir dosta, onun sahip olduğu nitelikler için, kendini grupta ifşa ettiği gerçeği için saygı duymalısınız; o zaman onun aracılığıyla Yaradan’ın ışığını almaya başlarsınız.

Soru: Peki bana Yaradan’ın bu önemini kim veriyor? Yaradan mı? Yoksa kendi çabam mı?

Cevap: Yaradan başlar, ancak siz tamamlarsınız. Bu eylemlerin temelinde dua yatar.

Soru: Bunu, gerçek bir dua haline gelmesi ve sadece benim sızlanıp şikayet etmemem için, nasıl bir araya getiririm?

Cevap: Bunu düşünün. Bunu her zaman düşünün.