Category Archives: Yaradan

İç Dünyanızın Hacklenmesine İzin Vermeyin

Yorum: Tüm bu propaganda ve manipülasyon yöntemleri köşe bucak her yere nüfuz ediyor. Bu, kişinin kendi düşüncelerinin doğruluğundan şüphe etmesine ve kendine güvenini kaybetmesine ve manipülatöre bağımlı hale gelmesine neden olan psikolojik manipülasyondur.

Cevabım: Bu manipülasyon, kişiye kontrol edildiğini anlatmak ister. Genel olarak. Ancak kişi kendini kontrol ettiğini hissetmelidir. Ve o zaman kişi ile onun bağımsızlığını ihlal eden kişi arasında teke tek bir mücadele başlar.

Soru: Bu gerçekten bir saldırı mıdır?

Cevap: Evet! Başka ne olabilir ki! Bu esarettir. Peki, ne yapabilirsiniz ki? Dünya böyle işte.

Yorum: Temel olarak, neredeyse yüzde 90’ının veya daha fazlasının esarete maruz kaldığını görüyoruz.

Cevabım: Ve onlar bunu istiyor!

Soru: Öyleyse kişi buna direnmeli, ölümüne istememeli midir?

Cevap: Kişi bunu yapmamalıdır! Sadece böylesi bir saldırıya maruz kalabileceğini ve bundan sonra artık özgür iradesinin olmayacağını anlaması gerekir. Ve bundan kaçınmak için kendini inşa etmelidir.

Soru: Bunun hakkında biraz konuşalım. Kişinin kendi içinde inşa etmesi gereken bu öz, ne tür bir şeydir?

Cevap: Başkaları size yapmak istediklerini, siz kendinize yapın. Yani, başkaları size kendi bakış açılarını, dünya görüşlerini ve dünyaya karşı tutumlarını dayatmak isterler, ama siz bunların hepsini kendiniz inşa edersiniz!

Soru: Kişi onlardan öndedir ve kendini inşa eder öyle mi?

Cevap: Evet. Dahası, onlardan o kadar öndedir ki, onlarla savaşabilir. Kendisiyle onlar arasına bir duvar örebilir. Anlamamız gereken şey budur.

Soru: Bu neyden oluşur? Bu duvar tam olarak neyden yapılmıştır?

Cevap: Bu duvar, kendi içimdeki dünyayı istediğim gibi inşa etme yöntemime olan güvenimden oluşur. Ve her şeyden.

Soru: Hangi duvar buna dayanabilir? Onu ayakta tutmak için nasıl bir dünya inşa etmeliyim?

Cevap: Mümkün olduğunca materyalist bir dünya, bu da insanın iç dünyasını parçalamaya yönelik her türlü girişime direnecektir.

Soru: Bu sadece güçlü insanlar için mi mümkündür, yoksa neredeyse herkes bunu yapabilir mi?

Cevap: Hayır, herkesin bunu yapabileceğini düşünmüyorum. Ama prensipte bu öğretilebilir ve insanlar bağımlılıktan, böylesine yarı-yeraltı, esaret koşulundan kurtarılabilir.

Yorum: Siz ve ben, günümüzde dünyanın bunun altında olduğunu görebiliyoruz.

Cevabım: Günümüzde, kesinlikle herkes kontrol altında tutulduğu bir koşul içindedir: düşünceler, görüntüler, bakış açıları vb. dayatılıyor. İnsanlık genel olarak gider, tabii ki… mağaralara geri sürünerek geri döner.

Yorum: O zaman yine de, eğer öyle diyorsanız, bir duvar örme olasılığı var… Ve size başka bir şey daha söyleyeceğim; çok ilginç bir gözlem var. İnternette, bir yerlere, bir tür inziva yerine gidenler hakkında milyonlarca görüş var. Biri taygaya gitmiş ve 20 yıldır, 30 yıldır orada yaşıyor. Bir kişi. Bir kişi gidiyor ve hepsi bu, insanları terk ediyor. Ve insanlar izliyor ve “Keşke ben de yapabilseydim.” diye yorumlar yazıyorlar.

Cevabım: Evet, ama bu kolay değildir.

Yorum: Kolay değil. Ama bu duvar bazıları tarafından inşa edilmiş. Ve siz de aktif bir dünyada sunuyorsunuz…

Cevabım: Kesinlikle aktif, hiçbir şeyi değiştirmeden, sadece kendi içinizde.

Soru: Yine de, bunun ne olabileceğini söylemiyorsunuz? Öyle mi? Nasıl yapılır? Bana pratik bir tavsiye verin.

Cevap: Bilmiyorum. Ben kendi içimde böyle bir duvar ördüm. Sanki kendimi dünyadan, herkesten uzaklaştırmışım gibi. Kendi içimde sessizce, yalnız yaşıyorum. Kimse böyle yaşadığımı tahmin etmiyor.

Yorum: İlginç! On binlerce, yüz binlerce öğrenci var ve siz “Ben böyle yaşıyorum” diyorsunuz.

Cevabım: Bunun önemi yok.

Yorum: Öyleyse sırrı paylaşın.

Cevabım: Sır çok basit. Bu dünyayı kendi içimde inşa ediyorum ve bu nedenle, bana dayatılan dünyayla çatışma halinde olsam bile, bu çelişki beni ezmiyor, benimle savaşmıyor. Ben sadece onu bir kenara bırakıp devam ediyorum.

Soru: Orada, o dünyada nasıl bir şey olduğunu bize biraz anlatabilir misiniz?

Cevap: O dünyada ben kralım. Ve yüce Yaradan’a hizmet ediyorum. Hepsi bu. Her şey çok basit.

Soru: Söylemesi kolay ama yapmak kolay değil. Ancak ben gerçekten böyle bir dünyaya gitmek istiyorum. Bu koşula, bu dünyaya nasıl girileceğine dair bir tavsiyeniz var mı?

Cevap: Yavaş yavaş ilerleyerek.

Soru: Nasıl?

Cevap: Onun inşa edilmesi gerekir. Kişi onu kendi içinde inşa etmelidir. Ve onu inşa ettiğinde, evet bunun yapılabileceğini, yapılması gerektiğini ve sonsuza kadar süreceğini keşfeder.

Soru: Bu hem güvenlik hem de barış mı?

Cevap: Kesinlikle her şeyi kapsar! Bu, yüce kralın krallığıdır.

Soru: Yüce kral. Ve O da kral mı?

Cevap: Evet, ama siz O’nun için inşa ediyorsunuz.

Soru: Bunu O’nun için mi inşa ediyorsunuz? Sonra da kendinizi içinde mi buluyorsunuz? O’nun orada hüküm sürmesi için mi?

Cevap: Benim, O’nun için her şeye hükmetmem adına.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 262

Soru: TES nasıl doğru bir şekilde çalışılmalıdır?

Cevap: On Sefirot’un Çalışılması’nı ilk sayfadan son sayfaya kadar çalışırız.  Belki bazı noktaları atlarız ama prensipte işleyiş böyledir. Bu, tüm manevi dünya hakkında bir ders kitabıdır.

Soru: Kav ve Yoşer arasındaki fark nedir?

Cevap: Aralarında hiçbir fark yoktur. Kav, Yoşer’dir.

Soru: Perdenin manevi bir formu var mı, yoksa bir analiz noktası mı?

Cevap: Elbette perdenin manevi bir formu vardır, zira arzuyu giydirir ve buna göre arzu yön kazanır.

Soru: Peki bir perdenin olması için içsel niyet nedir?

Cevap: Niyet, Yaradan’ın tüm arzularını yerine getirmek olmalıdır.

Aydınlanmaya Ulaşmak

Kabalistik metinleri okuyarak, Kabalistler tarafından doğadan elde edilmiş katı yasalara göre, üst gücü üzerimize çekeriz. Onlar bu gücün, sistemin baş kısmı olan ve Atzilut dünyasının “Roş”u olarak adlandırılan, bir sistemden kaynaklandığını açıklarlar.

Peki, bizler bu gücü nasıl çekebiliriz? MAN olarak adlandırılan, birleşik arzumuz aracılığıyla. Tora ’da bu, “gökten inen manna” olarak tarif edilir.

Kabala’da, sonuçlarını içimizde hissetmeye başlamamız gereken gerçek manevi eylemlerde bulunuruz. Bu bizim birliğimizi anlamamıza, onu hem arzulamamıza aynı anda onu arzulamamamıza yardımcı olur.

Başka bir deyişle, egoist gücümüz büyümeli ve aynı zamanda onun üzerinde özgecil güç de büyümelidir. Her ikisi de içimizde – aşağı ve yukarı doğru-  gelişir ve Sina Dağı olarak bilinen, ortak egoizmimizin üzerinde birliği hissetmeye başladığımız manevi bir kap oluşturur. “Sina” kelimesi, karşılıklı reddi simgeleyen İbranice “Sina” “nefret” kelimesinden gelir.

Musa gibi, biz de bu nefret dağını, Sina Dağı’nı aşmalı, birbirimizle birleşmeli ve Yaradan’ı ifşa edip, O’nu bilir hale gelmeliyiz. Bunun gerçekleşebilmesi için, altımızda kocaman bir karşılıklı nefret ve reddediş dağı oluşmalıdır. Buna rağmen, birlik ve sevgiye ulaşma çabasıyla onun üzerine yükselmeliyiz.

Bu koşula ulaştığınızda, “Sina Dağı’nda kırk gün” olarak adlandırılan bir adaptasyon ve kendini ıslah etme safhasından geçersiniz. Bu, ihsan etme niteliği olan Bina seviyesine karşılık gelir. Bu safhada, topluluğun tüm üyeleri arasında yapışmaya ulaşır ve onun içinde, üst gücün tezahürünü hissetmeye başlarsınız.

Bu gücün yardımıyla, topluluk içinde kendinizi ıslah etmeye devam edersiniz, böylece daha da ilerlersiniz. Aranızda, dağcılar gibi etkileşime girdiğiniz ve birlikte ilerlediğiniz, gerçek bir sistem ortaya çıkar. Hedefinizi bilir, yolu anlar, birbirinizi destekler ve manevi olarak “gören” oluyorsunuz. Ulaşmamız gereken durum budur.

Korku Beklentisiyle

Soru: Yaradan’dan duyulan korku, Rabaş’ın “Toplumun Amacı – 1” makalesinde bahsettiği kişinin alma Kli’sini kullanmasından doğan korkudan nasıl farklıdır?

Cevap: Kli’mizi (doğal, doğuştan gelen alma arzumuzu) kullandığımızda, çeşitli alma arzularını keşfederiz. Ancak eğer diğer dostlarla bağ kurarsak, arzularımız ortak, karşılıklı bir ihsan etme arzusuna dönüşür.

Böylece, aramızdaki bu bağda Yaradan’a yönelmiş ortak bir ihsan etme arzusu ifşa olur. İşte bu, her bireyin kendi arzusuyla grubun arzusu arasındaki farktır.

Grup, bir ve bir daha, bir ve iki daha, bir ve üç daha şeklindedir. Sayı o kadar önemli değildir; önemli olan yöndür. Bu durumda, herkesin arzusu dostlarına yönelmiş olur.

Soru: Ancak Rabaş burada özellikle korkudan bahsediyor.

Cevap: Korku, kişinin bir şeyi derinden arzuladığı ama henüz onu edinmediği, ona henüz hâkim olamadığı bir koşuldur. Korkuyu yine de edineceğiz. Herkes ona sahip olacaktır.

Yaradan Bize Yürümeyi Nasıl Öğretir?

Şüphelerim o kadar büyük ki nereye basacağımı bilmiyorum! Bu hayatta ayağımı basabileceğim hiçbir yer yok; nereye adım atacağımı bilmiyorum. Bu harika bir koşuldur! Bu, yapacak tek bir şeyinizin kaldığı zamandır: Yaradan’a dönme ve yalnızca O’na bağlı olduğunuzu hissetme olanağıdır!

Hepsi bu. En güvenilir ve en doğru olan budur.

Soru: Sadece O’na mı güvenebileceğimizi, başka kimseye güvenemeyeceğimizi mi söylüyorsunuz?

Cevap: Elbette. Eğer O bize, O’ndan başkasının olmadığını hissettirecek koşullar verirse, bu büyük bir kurtuluştur.

Yorum: Bu koşula gelmek güzel olurdu. O zaman daireleri, spor ayakkabılar, arabalar, kimi takip edeceğimiz konusunda çözüm…

Cevabım: Bırakın bu sorular sürekli ortaya çıksın, herhangi bir soru, ancak sadece Yaradan’a özlem duyarsam cevap bulabilirim. O zaman her şey yol boyunca çözülür.

Yorum: Ama bu kolay değil!

Cevabım: Aksi takdirde hiçbir şey yapamayız. Bu sürekli şüpheler, bizim için bu hayatta gereklidir. Her şey Yaradan’dan gelir, egoizmim içinde şüphelere, kararsızlığa, sorulara dönüşür.

Tüm bunları egoizmimle birlikte O’na geri gönderirim. O’na tutunurum. Bu koşul içinde çözümü beklerim, sadece bir çözümü değil, Yaradan’ın bizzat yapıp gerçekleştireceği eylemi beklerim. Sanki bir bebeği alıp önünüze koyup bacaklarını oynatmanız, ona yürümeyi öğretmeniz gibi. İşte yol budur.

Soru: Bu çok güzel! Söylediklerinizi, en düşük günlük seviyedeki herhangi bir soruyla ilişkilendirebilir miyim?

Cevap: Herhangi bir seviyede.

Soru: En yüksek seviyeye kadar mı?

Cevap: Kesinlikle

Soru: Peki o zaman cevabı duyacak mıyım? Kendimi ayarlarsam cevabı duyacak mıyım?

Cevap: Yaradan her şeyi kapsayan mükemmellik olduğundan, O’na göre, yaratılanlarda küçük, önemsiz veya büyük bir olay yoktur. Hepsi eşittir.

Soru: Bu küçük insanın, çocuğun, küçük adımlarının hepsinin babaya, Yaradan’a gittiğini mi söylüyorsunuz? O, bizim oraya yavaş yavaş, küçük adımlarla yürümemizi mi istiyor?

Cevap: Elbette. Sadece O’nun, ayaklarınızı yere yerleştirdiğini ve bu sorular, başarısızlıklar, belirsizlik koşulları vb. yardımıyla, sizi tamamen Kendisine yönlendirdiğini hissetmeniz gerekiyor.

Aramızdaki Bağda

Soru: Rabaş, grubun amacının Şehina’nın aramızda yaşaması olduğunu yazıyor. Bunu nasıl hayal edebiliriz: herkes aynı mı, yoksa her biri kendi tarzında mı?

Cevap: Herkes kendi tarzında. Ama yine de, aramızdaki bağ, Yaradan ile olan bağa dönüşür.

Soru: Peki bu, Yaradan’a duyulan huşu ile nasıl bağlantılıdır

Cevap: Huşu, aramızdaki bağda keşfettiğimiz duygudur.

Yakınlaşmakta Israrcı Olun

Soru: “Yaradan’ı yüceltmeye çalışmak” kavramı neyi kapsar?

Cevap: Bu, kişinin niyetinin, eylemleri vasıtasıyla Yaradan’ı yavaş yavaş yüceltmeyi sağlamak olduğu anlamına gelir. Bu, onun tüm ödülüdür.

Soru: Eylemlerimizin zihnimizde ve kalbimizde Yaradan’ı yücelttiğini nasıl netleştirebiliriz?

Cevap: Bunu, ele aldığımız konularda diğer gruplarla bağ kurmaya çalışarak yapabilirsiniz. Bu şekilde, kendinizin yavaş yavaş yakınlaştığını hissedeceksiniz.

Ve çok önemli olan şey, derslerden ve alıştırmalardan sonra birbirinizden uzaklaşmamak, aksine onlu içinde ve onlular arasındaki yakınlık ve birlik konusunda ısrarcı olmaktır.

Yaradan’ı Nasıl Etkileyebiliriz?


Soru: Yaradan, benim ve diğer insanların içindeki arzuları ve düşünceleri uyandırarak bizi yönetir. Bu, bizim O’nun elindeki kuklalar olduğumuz anlamına mı gelir?

Cevap: Bizler, Yaradan’ın elindeki kuklalarız çünkü O’nun tam etkisi altında var oluyoruz. Ancak, O’nun eylemine vereceğimiz tepki bize bağlıdır. Birbirimizle birleştiğimizde, Yaradan’ı toplu olarak etkileyebilir ve O’nu bize göre farklı eylemlerde bulunmaya zorlayabiliriz.

Yaradan’ın gücü yukarıdan üzerimize iner. Onun etkisiyle karşılık olarak ona doğru hareket etmeye başlarsak, O’nu şu şekilde hareket ettirebiliriz: (1) alırız, (2) tepkimizi veririz ve sonra (3) tepkimizi içeren bir cevap alırız.

Bu nedenle, Yaradan’ın bize yönelik eylemini her zaman ıslah edebiliriz. Bu, yalnızca aramızdaki bağın derecesine bağlıdır (çizimdeki ∑ işareti bağ işaretidir).

İhsan Etme Niteliği İçinde Ne İfşa Olabilir?

Soru: Ruhun hassasiyetinden ve Kelim’i alma ve verme arasındaki sınırı dengelemekten bahsettiniz. Yaradan’a duyulan hayranlık, ruhun hassasiyetiyle nasıl ilişkilidir?

Cevap: Başlangıçtan itibaren içimizde var olan alma niteliği yerine ihsan etme niteliğine ulaşmalıyız ve küresel birliğimizde almak yerine ihsan etme niteliğini aramaya başlamalıyız.

Eğer bunu edinmeye başlarsak, Yaradan’ın bize karşı tutumunu bunun içinde ifşa edebiliriz.

En Yakın Görev

Soru: Bir grup olarak bir araya gelmemiz, Yaradan için ne ifade ediyor? Grup olarak O’nun için ne ifade ediyoruz?

Cevap: O’na göre bizler, O’nun yarattığı, birlikte olmanın ne anlama geldiğini öğrenmek ve birlikteliklerinin Yaradan’ın niteliğine benzer olmasını sağlamak için birleşmek isteyen yaratılışın parçacıklarıyız.

Ve o zaman, birliğimizin içinde O’nu ifşa etmeye başlayacağız. Şu anda görevimiz budur.