Category Archives: Yaradan

Günah – Hedefe Doğru Gidişten Sapma

Kabala bilgeliği, bir insanın bu dünyadaki, bu yaşamdaki amacından, varlığımızın ideal bir şekilde gerçekleşmesine ulaşmak için kendimizle ne yapmamız gerektiğinden bahseder. Nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz. İnsanların,  dünyanın ve yaşamın etrafında başıboş dolaşırken, nasıl sebepsiz, amaçsız bir şekilde yaşadıklarını görüyoruz.

Kabala, hayatımızı bir amaca uygun hale getirmeyi teklif eder ki böylece sonunda evrenimizin, tüm yaratılışımızın ve bizim yaratıldığımız koşula ulaşabiliriz.

Bu hedeften sapmaya “günah” denir. Burada her şey kişiye, onun yetiştirilme şekline ve eğitimine, kendini nasıl algıladığına ve yaratılış amacına, kişinin onu ne kadar bilip sahiplendiğine bağlıdır.

Bunun hakkında hiçbir fikri olmayan sıradan insanlar, bu tür sorular sormazlar ve aslında neyin günah olduğunu düşünmezler. Onlar için günah kötü davranış, hırsızlık, bazı kabahatler vs.’dir. Bu da doğrudur. Ancak gerçek şu ki, kendilerini doğru bir şekilde gerçekleştirip gerçekleştirmediklerini, doğru hedefe doğru ilerleyip ilerlemediklerini bilmiyorlar.

Bu nedenle, insanları, tüm insan eylemlerinin, yaratılış amacına yönelik harekete göre değerlendirildiği konusunda eğitmek çok önemlidir. Bu, günahın veya tersine bir emrin veya iyiliğin ölçüldüğü ana noktadır.

Ve bu şekilde ilerlememiz gerektiğini, açıkça bilir ve anlarsak, o zaman hedefin kendisine bağlı olarak ve ona doğru ilerleyerek, bizi bu hedefe en kısa, en uygun şekilde götüren eylemlerden bahsedebiliriz.

Bu tür eylemlere emir denir çünkü doğa açısından bize bu şekilde hareket etmemiz emredilmiştir. Bunu tüm evrenin yapısından anlıyoruz.

Tersine, bizi uzaklaştıran hatta geri çeviren ve bizi hedefe ulaşmaktan uzaklaştıran eylemlere günah denir.

Amacımız, O’na form eşitliğimiz ölçüsünde Kendini ifşa eden, Yaradan’ı anlamaktır. Bu nedenle, O’na benzemeyi amaçlayan eylemlerimizden her birine emirler, iyilik/doğruluk ve ıslah denir.

Form eşitliği, Yaradan’ın niteliklerini edinmiş olmamız gerçeğinde yatmaktadır. O zaman O’na daha yakın olacağız.

Yaradan’ın nitelikleri ihsan etme ve sevgidir. Bu nedenle, “komşunu kendin gibi sev”, gelişimimizin ana emridir.

Dünyayı Yeni Bir Perspektiften Görün

Zohar Kitabı, yazarlarının, Rabbi Şimon’un öğrencilerinin, derslerden önce nasıl bir araya geldiklerini ve her seferinde yeni bir yaratılış derinliğini ifşa ettiklerini ve bu kitapta onları tanımladıklarını anlatır. Derse odaklanmadan önce aralarında o kadar büyük bir nefret hissettiler ki birbirlerini öldürmeye hazırdılar. Egoizmleri bu kadar büyüktü.

Aramızdaki bağları, en azından aynı eğilimle, aynı sisteme göre nasıl yeniden inşa edeceğimizi öğrenmeliyiz. Bu, üstümüzde başka bir kat inşa etmek anlamına gelir, “sevgi tüm günahları örter.” Suçlar ve günahlar kalır ve onların üstünde aramızda bir bağlantı inşa edilir. Aynı anda iki dünyada böyle var oluruz: dünyamızda ve manevi dünyada.

Onluda birbirimize odaklanmaya çalışarak, saran ışığın etkisini üzerimizde yavaş yavaş uyandırır ve çağırırız ve onun yardımıyla her onluda ikinci bir kat inşa etmemiz gerekir. Bizim seviyemize, bize bağlı olan (dua etmek, haykırmak, O’ndan istemek ) her şeyi yapmak için bunu, Yaradan’dan talep etmeliyiz ve o zaman başarılı olacağız. Bildiğimiz her şeyin ve mantığımızın ötesine,  dünya algısının üzerine yükseldiğimizi ve onu farklı bir biçimde, sentetik olarak görmeye başladığımızı, hissetmeye başlayacağız. Böylece ilk egoist zeminimize rağmen, her şeyin kesinlikle küresel olarak bağlantılı olduğunu görebiliriz.

O zaman tüm sorunlar ve farklılıklar kaybolur ve bunun yerine birbirlerini tamamlamaya başlarlar, ki bu da manevi bağ sistemidir. Aslında öğrenmemiz gereken şey budur. Onlularda ve çalışmamızda bununla meşgul oluruz. Bu, çalışmamızın amacıdır, bu dünyadaki yaşamlarımız, maddesel koşula tekrar tekrar dönerken, aramızda kalacak ve daha da büyüyecek olan tüm tutarsızlıkları ve anlaşmazlıkları örten, aramızdaki bağı yeniden onarmak ve yeniden inşa etmek. Bu, bu şekilde çalışır.

Yaradan’ı Tadın

Yaşadığımız dünya ile manevi dünya arasındaki fark Yaradan’ın algısındaki farktır.

Manevi dünya,  kişi kendisinin daha yüksek bir gücün içinde olduğunu hissettiğinde, tıpkı şu anda belirli nesnelerle dolu bir tür boşlukta olduğumuz, belirli yasalara uyduğumuz gibi, bir üst gücün hissiyatındaki yaşamdır.

Manevi dünyanın tüm doğasına Yaradan denir.

Üst dünyayı hisseden kişi, onun yasalarının merhametine kaldığını ve onları algılamak zorunda olduğunu hisseder. Onlarla nasıl ilişki kurduğuna uygun olarak, üst dünyanın yönetimini edinir, ama üst dünya yine de onu kontrol eder.

Başka bir deyişle, maneviyat duygusu, kişinin üst dünya ile uyuşması/benzeşmesi üzerine inşa edilir. Kişi bunu, manevi nitelikleri, güçlerin, yasaların ve bağların algılanması ölçüsünde hisseder. Kişi, duyularına gelene kadar bunu hissetmez.

Dünyamızdaki bir çocuğun annesini, köşesini, beşiğini ve oyuncaklarını hissetmesi gibidir, ama onun için diğer her şey yokmuş gibi gelmektedir.  Yani bizler, üst dünyayla ilişki içindeyiz.

“Yaradan’ı tadın” denir. Tat alma, bizim en yakın hissimizdir. Çocukların yenilebilir olup olmadığını anlamadan, her şeyi nasıl ağızlarına soktuklarına bakın. Her şeyin tadına bakarlar.

Bu nedenle, Kabala’da yemek yemek, herhangi bir özelliğin veya olgunun en yakın, en içsel, en anlaşılır hissidir. Temel olarak, beş duyumuzun tümü işin içindedir ama en önemlisi tat almadır.

Her şey kişinin niteliklerine bağlıdır ve bu sürekli değişmektedir. Bizim dünyamızda olduğu gibi, insan bazen tuzlu, bazen acı, tatlı, ekşi vb. ister, ama tüm bunlar tek bir tat tomurcuğundadır. Sesler, renkler, şekiller hakkında konuşursak, o zaman hala birçok farklı seviye ve etki olasılığı vardır.

Benzer şekilde, manevi dünyada beş manevi duyumuz vardır ve her biri çok geniş bir algı yelpazesine sahiptir.

Aramızdaki Bağda Köprüler Kurmak

Bizi rahatsız etmesi gereken ana soru, içine giren egoizm tarafından parçalanmış ruhun genel kabını nasıl restore edip, yeniden inşa edeceğimizdir. Tıpkı dağlık bir alandan suyun akıp dağlar arasındaki vadileri doldurduğu gibi, ortaya çıkan egoizm de aramızdaki bağdaki boşlukları doldurarak bizi bölmeye ve bizi birbirimizden uzaklaştırmaya başladı. O zamandan beri, egoizmimizin üzerinde nasıl köprü kurabileceğimiz sorunu ortaya çıktı.

Egoizm ortadan kalkmayacak. Onunla savaşmak imkansızdır ve buna gerek de yoktur. O, bizi yöneten Yaradan tarafından yaratılmış bir güçtür. Onunla bir şey yapmak, onu herhangi bir şekilde silmek veya yok etmek imkansızdır. Yapabileceğimiz tek şey onu dengelemektir.

Egoizmin bizi böldüğü gerçeğinden dolayı, onun üzerine daha fazla yükselmeye başlayacağız ve bizi ayıran “vadileri” birbirine bağlamamızı sağlayacak büyük köprüler inşa edeceğiz, böylece su, deniz, okyanus, aşağıda kalacak ve ikinci bir kat yapabileceğiz.

Bu köprüleri birbirimize bağlanmak için suyun üzerinde inşa ettiğimizde, birbirimizde tamamen yeni bir bütünleşme hissedeceğiz. Egoizmimizi de hesaba katmamız gerekecek çünkü bir yandan bu köprüleri onsuz inşa edemeyeceğiz, diğer yandan da aramızdaki bağı bir sonraki seviyeye yükseltmemiz gerekecek.

Bu çok ilginç bir seviyedir. Hepimiz farklı ve birbirimize zıtız. Birbirimizi anlamıyoruz ve birbirimizle uzlaşamadığımız ve birbirimize katılamadığımız için birbirimizden uzaklaşır ve giderek daha fazla yabancı oluruz.

Bugün gençlerin artık evlenmek, birlikte çocuk yetiştirmek ve bir yuva sahibi olmak için nasıl bağ kuramadıklarına bakın. Sonuç olarak, dünyadaki birçok kurumun temelleri yıkılıyor: köyler, gelenekler, her neyse, aslında parçalanıyor ve dağılıyor.

Egoizm sürekli büyüyor ve aramızdaki mesafeler gittikçe daha fazla su ile doluyor ve bizi bu dünyada, özellikle günümüzde artık var olamayacağımız bir duruma getiriyor.

Artık herkesin, en azından egoist güçlerle bir dereceye kadar birbirine bağlı olduğu küresel, bütünsel bir dünya yok. 20. yüzyıl, bankacılık, ticaret, siyaset ve uluslararası ilişkiler alanlarında karşılıklı kazanımlara ulaşmak için insanlar arasındaki birlikle şekillendi. Ama bu dönem geçti ve yabancılaşma hali yine burada.

Bu, aramızdaki doğru köprüleri, bugün hissettiğimiz bölücülüğün üzerinde, önceki durumların üzerine kurmayı öğrenmek zorunda olmamızın nedenidir: dendiği gibi “Sevgi tüm günahları örter ” bu da başkalarına karşı niyet anlamına gelir ve bu nedenle sevgi köprüleri inşa etmeliyiz.

Bunu nasıl yapabileceğimizi kavramamız ve anlamamız gerekecek. Her kişi kendi görüşüne bağlı kalırsa aramızda ne tür bağ olabilir? Her kişi kendi görüşünü bir başkasının görüşüne çevirebilirse, o zaman ne olacak? Bir diktatör ortaya çıkacak ve herkes ona itaat etmeye mi başlayacak? Bu da olamaz.

Genel olarak, dünyanın ıslah edilmesi, doğru bir şekilde birleşebilmemiz için her bir kişinin sahip olduğu tüm boşlukları ve nitelikleri hesaba katmakla ilgilidir. Ama her birimizin farklı bir görüşü varsa bu nasıl mümkün olabilir? Dahası, ne kadar gelişmişsek, farklı görüşlerimiz, arzularımız, anlayışımız ve fikirlerimiz arasındaki kutuplaşma da o kadar büyük olur.

Öte yandan Kabala bilgeliği bizi niteliklerimizin, anlayışımızın ve fikirlerimizin üzerinde bağ kurmaya çağırır. İki bireyin ihtiyaçlarını, hedeflerini yerine getirmesi ve karşılıklı anlayış içinde hareket etmesi nasıl mümkün olabilir? Bu da bir problemdir.

Bununla ilgili yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Aynı anda iki zıt boyutta işleyen dünyayı anlayamayız.

Daha alt düzeyde, her birimiz kendi içimizdeyiz ve birbirimizle yalnızca uzak ve harici bir şeyin üzerinde temas kurabileceğimizi anlıyoruz, örneğin “sen benim için ve ben senin için” ilişkisini sürdüren ve bundan daha fazlası olmayan farklı ülkeler gibi. Ancak yaratılış planı bizi mutlak bağa doğru iter.

Burada, ne pahasına olursa olsun bizi birbirine bağlamak isteyen ve böylece bizi egoist bir şekilde birbirimize doğru iten Yaradan ile giderek artan bir karşıtlık içindeyiz. Ama birbirimize ne kadar yakınlaşırsak, o kadar çok ezeli düşman gibi hissederiz ve yaklaşamayız. Bu, Yaradan’ın sürekli olarak aramızdaki savaşları, çatışmaları, rekabetçiliği, muhalefeti vb. başlattığı ve davet ettiği anlamına gelir.

Görüyoruz ki çocukluğumuzda ve gençliğimizde, hatta yetişkinler olarak ve yaşlılıkta bile hiçbir seviyede anlaşmaya varamıyoruz. Egoizm büyür ve birbirimize giderek zıt hale geliriz. Dünya milletleri bile bugün bu yabancılaşmayı hissediyor ve her yöne dağılıyor.

Kişi, kendi ulusu arasında, devletinde, topraklarında yaşamak zorunda olduğunu hissetmez, çünkü egosuna kıyasla milleti, devleti ve toprağı daha düşük seviyelerdedir. Böylece kendi egosu üstün gelir.

İstatistiksel olarak, bugün kitleler, yaşayacakları yeni yerler aramak için göç ediyor. Dil engeli çok büyük olmadığı sürece, anavatanlarında yaşayıp yaşamadıkları umurlarında değil ve bu yüzden ellerinden geldiğince evlerini değiştirmeye çalışıyorlar.

Ancak, bizleri ne olursa olsun bir arada tutan ve bir çekim gücüyle bizi birbirimize daha da yaklaştıran doğanın genel gücü Yaradan’ın etkisi altındayız. Bu, giderek daha kötü hissetmemizin ve birbirimizle olmaktan korkmamızın nedenidir.

Elbette bizi başka bir patlamaya götüreceğinden bu seviyede bağ kuramayız. Ne yapabiliriz? Kabala bilgeliğine göre aramızda başka bir köprü seviyesi inşa etmeliyiz, ancak onları nasıl inşa edeceğimizi de bilmemiz gerekir.

Bu, dünyamızda var olmayan Bina’nın bir özelliğidir. Bu nedenle, ikinci katta, ikinci seviyede aramızdaki bağı inşa etmek için onlular oluşturmaya başlamalıyız.

Twitter’da Düşüncelerim / 9 Aralık 2020

Ancak tüm ulus ve tüm dünya olarak birleşme çabasındaki içsel çabalarımız dünyaya barış getirebilir. Aksi takdirde her yerde patlayan hususlar ve baş gösteren savaş olacaktır. Ulusu birleştirme çabalarımızdan daha önemli bir şey yoktur.

Sorun, herkesin yalnızca kendisinin haklı olduğunu düşünmesidir.

Günahlar sevgiyi inşa etmeye yardımcı olur. Tüm farklılıkları sevgiyle örtmeliyiz. Birbirimize bu şekilde davranırsak, insanlar ve partiler arasında herhangi bir çatışma, saldırı veya düşmanlık olmayacaktır.

Doğruluğumuzun ve başkalarının hatalarının sorumluluğunu alarak ve tüm bunları, üzerinde sevgiyle örterek birlikte inşa edeceğiz.

Eğer her taraf ve her insan, diğerlerine karşı olumsuz, eleştirel duygularının karşıtlığına dayanan sevgi formunu inşa etmeye başlarsa, içeride nefret ve dışarıda sevgi olduğunda, o zaman tüm dünyanın ıslah olduğunu ve en iyi safhada olduğumuzu göreceğiz.

İnsanlar kötü olan her şeyi yok etmek ve hayatlarında sadece iyi şeylere sahip olmak ister. Bu yanlış yaklaşım. Kabala, tüm karşıtların nasıl bir araya getirileceğini öğretir. Biri diğerini bastırmaz.

Doğru kombinasyon ve entegrasyon ile birbirleri olmadan yapamayacaklarını anlarlar ve mükemmelliğe ulaşırlar.

Yaradan’dan Yardım İsteyin

Yorum: Kabala, kişi Yaradan’dan yardım istemediğinde bunun bir günah olduğunu söyler.

Cevabım: Yaratılış amacını arzulayan ve doğru duruma ulaşmak isteyen insanlar, özlemlerinin iki yönden oluştuğunu anlamalıdır.

Biri, birbirlerine doğru hareket etmektir. Diğeri ise bunu yapmanın imkansız olduğunun farkına varılması ve anlaşılmasıdır çünkü doğamız bunu yapmamıza izin vermez ve vermeyecek. Yaradan, aramızdaki yolda durur ve birbirimize yakınlaşmamıza izin vermez ve her türlü soruna neden olur, böylece kişi Yaradan’ın katılımı olmadan başkalarına yakınlaşamayacağını anlar.

Ne insanlar, ne bir ulus, ne bir ülkeler, ne de bütün insanlık Yaradan’ın yardımıyla birbirlerine yakınlaşmaya başlamadıkça, hiçbir şey başaramayacaktır.

Bu, bir emir gibi eylem olduğunda yani başkalarına yakınlaşmaya çalıştığımda ve Yaradan’dan buna katılmasını istediğimde, iyi bir eylem gerçekleşir. O zaman kesinlikle başarıya güvenebilirim.

“Negatif Düşünceden Nasıl Kurtulabilirsiniz?” (Quora)


Olumsuz düşünceden ve ondan kaynaklanan tüm sorun ve krizlerden kurtulmak için, tüm düşüncelerimizin önünde ve ötesinde var olan temel düşünceye (doğayı: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinde yöneten düşünce) bağlanmalıyız.

Her şeyi kapsayan bu yüce düşünceye nasıl erişebiliriz?

Aramızda doğru bir bağ kurma yöntemiyle.

Mevcut durumumuzda, tüm arzularımız üzerinde egoist bir niyet barındırarak olumsuz düşünceler ve etkiler yayarız. Bu egoist niyet, kar, statü ve kontrol için başkalarını sömüren sayısız “virüs” olarak ifade edilir. Egoist bir çalışma tarzına göre ne kadar çok düşünür ve hareket edersek, bu virüsleri başkalarına o kadar çok yayarız ve sonuç olarak, dünyamızda giderek daha fazla olumsuz fenomen bulunur.

Egoizmimiz toplumu etkiler, toplumda mutasyona uğrar ve sonra bize çok daha büyük bir güçle geri döner. Çok geçmeden, egoist bağlarımızın giderek daha olumsuz ve nefret dolu hale geldiği, bozulmuş yaşam koşullarına acı verici bir şekilde katlanırız.

Günümüzde, nefretin, acımasız rekabetçiliğin, kıskançlığın, şehvetin, gururun, kontrolün ve kişisel tatminimize hizmet eden herhangi bir şeyi ve herhangi birini sömürmeye yönelik sürekli artan bir dürtü gibi çeşitli mutasyonları deneyimliyoruz.

Bu kadar çok olumsuz düşünceyle ilgili sorun, daha tatmin olmuş hale gelme hedeflerimizin bizi gittikçe daha fazla atlatmasıdır ve bu koşullar altında ne bizim ne de başkalarının gerçekten zevk alamadığını görürüz.

Egolarımız, başkalarının pahasına kişisel olarak fayda sağlamaya devam edersek, kimsenin kazanmayacağı ve kendimizi giderek daha çaresiz bulacağımız sonucuna varmamız için gelişir.

O halde olumsuz düşünme biçimlerimizi nasıl değiştirebiliriz ve farklı bir olumlu gelişme biçimini nasıl teşvik edebiliriz?

“Nefret ettiğinizi başkalarına yapmayın” ve “Komşunu kendin gibi sev” ilkelerine uygun olarak, böyle bir sisteme dönüştürmenin yollarını aramalıyız. Başka bir deyişle, birbirleriyle olumlu bağ kurarak ve üyelerini egoist dürtülerin üzerinde olumlu düşünmeye ve davranmaya destekleyen, teşvik eden ve yükselten bir toplum yaratmaya yatırım yaparak, o zaman düşüncemizi olumlu bir şekilde dönüştüreceğiz. Dünyaya ve başkalarına iyilik yapma örneklerine değer vererek ve bunlara saygı duyarak, başkalarını nasıl olumlu etkileyeceğine dair düşünceler toplumda yayılmaya başlayacak, sonrasında bireysel ve materyalist hedeflere değer vermekten ve bunlara saygı duymaktan kaynaklanan olumsuz düşüncelerin yerini alacaktır.

Birbirimize yaydığımız “virüsler” daha sonra pozitif hale gelecektir. Birbirimize aktardığımız düşünceler, virüs olarak kabul edilir çünkü farkında olmadan bize nüfuz ederler. Bu sanki diğer insanlara iyi niyetlere odaklanarak rehberlik etmemiz ve bu niyetlerin de onları olumlu yönde etkilemeye hizmet etmesi gibidir. Bizler o zaman dünyayı daha iyi ve sağlıklı bir yer haline getiririz.

Her birimiz evrenin belirli bir kıvılcımına ev sahipliği yapmaktayız ve bu kıvılcımın sorumluluğunu alma ve uyumlu insan bağlarını teşvik eden ve destekleyen bir toplum yaratarak onu etkileme fırsatına sahibiz.

Twitter’da Düşüncelerim / 8 Aralık 2020

 

Yaradan’dan başka bir güç yoktur – bu, insanın da hiçbir güce sahip olmadığı anlamına gelir ve bir kişi dün kendi başına bir şey yaptığını düşünmekte yanılır yani dünyayı sadece Yaradan’ın kontrol ettiğine inanmıyor demektir. Kişi olanlardan pişman olmamalı …

Kişi her zaman Yaradan’a tutunmaya çalışmalıdır ki tüm düşünceleri Yaradan hakkında olsun. En kötü durumda bile, Yaradan’ın yolunu takip etmesini engelleyen başka bir güç olduğunu düşünerek Yaradan’ın alanını terk etmemelidir – çünkü her şey Yaradan’dan gelir.

Kişi dostların Yaradan’a daha yakın olduğunu görür. O Yaradan ile aynı hizada değilken, O’ndan tamamen kopuktur. Bazen Yaradan için bir uyanış alsa bile, Yaradan’ın birliğinden anında kopar. Ancak, bu onu Yaradan’a bağlılıkta bir çözüm talep etmeye zorlar.

Bağ ancak egoizmin üstüne çıkma ölçüsünde mümkündür. Ya da dağılır. Bunu dünyamızdaki tüm birliklerde görürüz. Bu nedenle, önce egomuzun üstüne yükseliriz ve bu ölçüde tek bir bütün halinde birleşiriz.

Dahası, egoizm aramızda kalır ancak fakat güçlendirici bir bağ rol oynar.

Herkesin bireysel, doğuştan gelen nitelikleri büyük bir değerdir ve değiştirilmemeli veya bozulmamalıdır. Aksine, dünyadaki her insanı doğal niteliklerini sürdürmesi için korumalıyız. Yaradan’ın hepimizi birleştirmesi, ihsan etme gücünü çekmek için birlikte çalışmalıyız.

Yaradan bizi birleştirir ve mükemmel kılar. Dünyayı O’nun ortakları olmamız için yarattı: Farklılıklarımızı ve ihsan etme gücüne duyulan ihtiyacı ortaya çıkarmak, Yaradan’dan gelip tüm boşlukları doldurmasını, karşıtları birleştirmesini ve tüm artılar ve eksilerin mükemmel birliğini hissetmemize izin vermesini istememiz için.

Dostlar kalbime girerse, Yaradan’ın her birinin arkasında durduğunu göreceğim. Önümde ıslah olmuş niteliklerim olarak görünürler, ancak egoizmimde onları kusurlu olarak görürüm. Onların doğrudan kalbime girmesine izin verirsem, kendimi ıslah edeceğim.

Kendimi dostlara ve onlar aracılığıyla Yaradan’a karşı iyi bir tavıra uyumlu hale getirirsem; kendimi gitar telleri, seslerinde tam bir uyum için çabalayan bir müzik aleti gibi ayarlarım. Kendimi bu şekilde ayarlayarak, grupla uyum içinde ses çıkarırım ve tek bir ruh çalar gibi çalmaya başlarım.

 

Kendin İçin Dua

Yorum: Kabala, bir kişi kendisi için (prensipte, bu sıradan bir insan için doğaldır) dua ettiğinde, bunun bir günah olduğunu söyler.

Cevabım: Kişi kendisi hakkında düşünürse, kendini diğerlerinden ayırır ve onlara yaklaşmaz. Doğal olarak bu, onu Yaradan’dan uzaklaştırır çünkü Yaradan hepimizi, ayrı bireylere bölünmeden önce olduğumuz gibi, tek bir ortak bütünde birleşmiş olarak görür.

Soru: Yaradan Kendisini düşünmez mi? Böyle düşünceleri yok mu?

Cevap: Birincisi, O, Kendisi hakkında düşünmez. İkincisi, her bir kişiyi düşünmez çünkü bizi bir bütün olarak hisseder.

Soru: Diyelim ki bir kişiye bakıyorum. O milyarlarca hücreden oluşmaktadır. Bir hücreye hitap etmiyorum, bir surete hitap ediyorum. Bunun gibi, Yaradan bizi bireysel olarak görmüyor mu?

Cevap: Hiçbir şekilde! Tek bir kişi ile en ufak bir hesap bile yapmaz. O, bizleri, kendimizi birbirimizden ayrı, Kendisine zıt olarak var olduğumuzu hissettiğimiz egoist bir nitelik içinde yarattı.

Soru: Peki, bundan ne anlamalıyım? Yaradan’ın beni hiç dikkate almadığını mı? Varlığımı bile bilmiyor mu?

Cevap: O’nun bilip bilmemesi tamamen başka bir konudur. O, diğerlerine yakınlaşarak O’na yakınlaşma eylemi dışında, kişisel eylemlerinizi hesaba katmaz.

Güzel Bir Hayata Ulaşabiliriz

Binlerce yıldır Kabalistler tarafından yapılan açıklamalar sayesinde Kabala bilimi, bizlere yaratılışın amacının ne olduğunu, evrimin bizi nereye ve hangi yasalara göre götürdüğünü açıklamaktadır.

Yaradan bizi tek bir ruh olarak yarattı ve sonra onu paramparça etti, bu da birbirini yabancı olarak hisseden birçok farklı arzuyla sonuçlandı. Bu bölünme nedeniyle herkes kendini diğerlerinden bağımsız, ayrı, farklı hisseder ve içgüdüsel olarak kişi diğerlerini reddeder, diğerleri de onu reddeder.

Böylece dünya giderek daha fazla gelişti: cansız doğa, bitkiler, hayvanlar ve insanlar. İnsanlık bu arzuların her geçen gün artması nedeniyle gelişmiştir, giderek daha fazla bağımsızlık, bölünme ve çatışan çıkarlar sergilemiştir. Doğanın her seviyesinde bir çekim gücü ve bir reddetme gücü vardır.

Cansız, bitkisel ve hayvansal dünyada, çekim gücü, özgür seçimle değil, doğanın belirlediği gibi herkesin var olmasına yardım etmek için içgüdüsel bir şekilde hareket eder. Ve insanlar arasında da çekim gücü, cinsiyete ve aileye karşı doğal bir çekim görevi görür. İnsanlık nesiller boyunca böyle var olmuştur.

Aslında insanlar arasında böyle bir çekim yoktur. Ortak arzuyu birçok parçaya bölen, ortak güç Yaradan, onların büyümelerini ve ne kadar uzak ve zıt olduklarını ortaya çıkarmalarını ister. Ve aynı zamanda, bağımızı, bağımlılığımızı ve birliğimizin faydalarını keşfederiz.

Ancak, insanların, ülkelerin ve ulusların bağı ve işbirliği yoluyla harika bir yaşama ulaşabilsek de, birbirimizi mahvetmek ve yok etmek için savaşa büyük miktarda enerji, para ve kaynak harcıyoruz. İnsanlığın bağ kurmaktan yararlanmasını izlemek yerine, bölünmeden dolayı çaresizce savaşmasını izlemek acı vericidir.

İnsanların, tüm bunların Yaradan’ın bizimle oynadığı bir oyun olduğunu anlamaması üzücü. Kötünün gücünü onu yok etmeden korumak,  bu eksinin üzerine bir artı inşa etmek, tüm günahları sevgiyle örtmek gerekir. Ve o zaman,  kötünün tüm gücünü ve iyinin tüm gücünü içeren bir sistemde var olacağız. İyi güç tüm kötülükleri örtecek ve onun üstesinden gelecektir ve bu şekilde, bu sistemden tüm iyiliği alabileceğiz.

Parçalamanın amacı buydu: ışığın karanlığa üstünlüğü olarak, içimizdeki gizli, içsel, iyi güçleri ortaya çıkarmak. Karanlığı ifşa etmezsek, ışığı ve onun tüm niteliklerini ifşa etmeyeceğiz. Bu nedenle “Ve akşam vardı ve sabah vardı, bir gün” de olduğu gibi, tüm kötü koşullardan geçmeliyiz. Gece ve gündüz her zaman birbirini izler, böylece tüm günahlar sevgi ile örtülür. Bu nedenle, günah her zaman önce ifşa olur ve ancak ondan sonra birlik ifşa olur.

Bizim çalışmamız, iki zıt gücü içeren bir sistemi bir araya getirmektir. Ve kısa devrede olduğu gibi birbirlerine yakınlaşmamalıdırlar, bir elektrik şebekesinde pozitif ve negatif kısa devre gibi. Aralarına bir yük, bir direnç, dayanma gücü koymak gerekir. O zaman artı ve eksi birbirini iptal etmeyecektir ama bağlanacak ve bu direnç üzerine olumlu, işe yarar bir sonuç verecektir.

Bizim görevimiz, artı ve eksi arasında, Yaradan’ın yarattığı egoist doğa, kötü eğilim ve çabalarımızla çektiğimiz üst ışık, iyi eğilim arasında durmaktır. Bizler iyi ile kötü arasında var olur, çalışmamızı yaparız.

Ve sonra, Yaradan tarafından bir mini model şeklinde yaratılan,  sadece onun gücü nedeniyle var olan, Adam HaRishon sistemi, bizim gücümüzle, yükümüzle doldurulacaktır. Artı ve eksi, kötünün gücü ve iyinin gücü, bu sistemde birbirini iptal etmeyen, ancak Adem’in ortak ruhu sisteminde çalışmamızı ifşa etmeye izin veren, potansiyel bir fark yaratan, iki kutup olarak çalışabilir.

Karanlık ışık olarak parlayacak: bu iki güç, daha önce kırılmış olan bu sistem içinde, sonsuzluğun tüm ışığını tutuşturabilecek. Arzularımızı tekrar bir araya getirmek için gücümüzü tam olarak kullanırsak, tüm ışığın ifşa olduğu ortak bir arzu elde ederiz.

Bu sisteme, duygularımıza bağlı olmayan mekanik bir ağ olarak bakmalıyız. Başka bir deyişle, mutlak eksiden mutlak artıya, reddetmekten bağ kurmaya, nefretten sevgiye gidebiliriz. Ve bir aşırı uçtan diğerine her zaman değişimlerin başımıza gelmesi iyi bir şeydir. Asıl mesele, Adem’in tek ruh sisteminde var olduğumuzu sürekli hatırlamaktır ve bunların hepsi, doğru bağlantıya getirilmesi gereken doğadır.

Ve o zaman duygularımıza çok fazla bağlı kalmayacağız, ama aklı takip edeceğiz yani Kabala bilgeliğiyle, bağ kurma bilgeliğiyle meşgul olacağız. Bırakalım içimizde artıdan eksiye farklı duygular ortaya çıksın, asıl mesele, tüm bu deneyimler üzerinden sevgi denen birliği tamamlamayı hedeflemektir.