Category Archives: Yaradan

Perde – İnsanın Yaradan İle Kişisel Etkileşimi

Soru: Perdeye sahip olan bir kişi topluma ne gibi faydalar sağlar? Onun kendini düşünmeme yeteneği bir şekilde diğer insanları etkiler mi? Yoksa bunlar tamamen içsel hesaplamalar mı ve kimse bununla ilgili bir şey bilmiyor mu?

Cevap: Aslında, insanlar böyle bir özelliğe sahip olmadıkları ve maneviyatı hissetmedikleri için perdenin varlığından tamamen habersiz olabilirler. Bu birincisi.

İkincisi, kişi bir perde edinmek istiyorsa, derslere gelmeli ve gruptaki alma ve ihsan etme niteliklerini incelemelidir.

Soru: Ve eğer zaten benzer düşünen bir grup insan içindeyse ve orada egoizminin üzerine çıkıyorsa, bu onunla birlikte çalışanlar tarafından bir şekilde hissedilir mi?

Cevap: Hayır. Neden? Bu sadece onları bozabilir. Perdeyle çalışmak, kişinin Yaradan ile bireysel etkileşimidir.

Perde Manevi Dünyayı Hissetmek İçin Bir Fırsattır

Soru: Perde, kişinin Kabala çalışma sürecinde edindiği anti-egoist bir güçtür. Bunu nasıl tanımlarsınız? Bu bir nitelik mi, bir duygu mu, bir güç mü, bir koşul mu?

Cevap: Perde dışarıdaki dünyayı bencilliğimizin üzerinde hissetme yeteneğidir. Egoist arzumuzda hissettiğimiz şeye dünyamız denir. Onun üzerinde hissedebildiğimiz şeye üst dünya veya manevi dünya denir.

Kişi perdeyi edinerek, kendi “Ben”inden, kişisel yararından soyutlama yeteneği kazanır. Etrafındaki her şeyi tamamen farklı bir biçimde, kendisiyle ilgili değil, gerçekte olduğu gibi algılamaya başlar. Bu onun avantajıdır.

Yani artık arzu ve özlemlerinin kölesi değildir ve kendi menfaati için bilinçli ve hatta bilinçaltı hesaplara girmez. Dünyanın nesnel resmini tam olarak görür.

Dünya Savaşlarını Önlemek

Soru: Bir Kabalist, Yaradan’ın dünya savaşları ve felaketler gibi eylemlerini haklı çıkarmalı mı yoksa onları engellemeye mi çalışmalı?

Cevap: Bunları önlemek veya haklı çıkarmak farklı şeylerdir. Bir Kabalist her durumda bu eylemleri engellemeye çalışmalı ve ayrıca onları haklı çıkarmalıdır.

Soru: Bnei Baruch bir üçüncü dünya savaşını önleyebilir mi? Yoksa Yaradan’ın bu eylemini haklı mı çıkarmalıyız?

Cevap: Bu bize bağlıdır: Birliğimizin dünya çapında ne kadar ifşa olacağına, dünyayı kendi egoizminden koruyan bir koruyucu haline ne kadar geleceğine bağlıdır. Sorun şu ki, egoizm durmaksızın büyüyor ve dünya savaşları gibi sorunları tetikleyip bunlara davetiye çıkarıyor. Burada yapacak bir şey yok. Baal HaSulam’ın üçüncü ve hatta dördüncü dünya savaşı olasılığı hakkında yazdığını görüyorsunuz. Yine de eylemlerimizin bunu engelleyeceğini ve birlik metodunu tüm dünyaya yaymamızı mümkün kılacağımızı umuyoruz. Eylem! Kendi aranızda ve çevrenizde harekete geçin.

Maneviyatta Doğum Öncesi Gelişim

Soru:  Kişi, manevi doğum öncesi durumunu hisseder mi?

Cevap:  Bizler hepimiz Yaradan’ın içinde olduğumuzu hissetmeye başlamalıyız, şöyle yazıldığı gibi: “O’ndan başkası yoktur.”

Kendimi, Elokim denilen manevi üst annenin rahminde olduğum hissine sokarsam,  bu da beni yükselten, benimle tamamen ilgilenen ve tüm duygularımı, düşüncelerimi belirleyen Bina’nın niteliğidir, tüm gücümle ona tutunmaya çalışırım, bu da ona, rahmine bağlı olduğum ve sadece onunla uyum içinde hareket etmek istediğim anlamına gelir. Bu şekilde gelişirim.

Her zaman şunu düşünmeye çalışın: “O’ndan başkası yoktur. Ve tüm bunlar sadece beni doğru yönde geliştirmek içindir.  O, iyi ve iyilik yapandır.” Her zaman böyle düşünmeye devam edersem, o zaman üst olana hep bağlı kalırım ve manevi annenin içinde olduğumu hissetmeye başlarım.

Bu tür birçok aşamadan geçtikten sonra doğarım yani O’nu daha fazla anlamaya, hissetmeye, görmeye başlarım. Doğum süreci bu şekilde gerçekleşir, belki çok hoş değil, biraz da dramatik ama görece kısa.

Ve sonrasında, zaten daha fazlasını anladığınızda, daha fazlasını bildiğinizde, çocukça konuştuğunuzda, manevi anlamda gülümsediğinizde ve farklı bir tepki hissettiğinizde sadece daha yüksek bir seviyede sürekli akan, üst ile farklı bir bağ gerçekleştirilir.

Sizler bir bağa sahipsiniz ama sizin için asıl şeyin kavramak olduğu cansız bir seviyede değil ve hala hiçbir şey hissetmiyorsunuz. Bu, henüz ilgili algı duygularına sahip olmadığınız için size gerçekten tepki vermeyen duyarsız bir anneye benzer.

Ve sonra, algınızı geliştirerek, annesini hissetmeye başlayan bir çocuk gibi, onu farklı bir şekilde görürsünüz.

“Zengin Adam ve Oğlu” Alegorisi

Mektup 25, Baal HaSulam: Bir gün zengin adam uzun yıllar sürecek bir geziye gitmek zorunda kalmış. Fakat oğlunun o yokken servetini iyi yönetemeyeceğinden korktuğu için varlığını değerli taş, mücevher ve altınla değiştirip, tüm bunları saklamak için toprağa derin bir mahzen kazdırmış ve oğlunu da buraya koymuş.

Sadık hizmetkârlarını etrafına toplamış ve oğlunun yirminci yaş gününe kadar mahzenden çıkmasını engellemeleri emrini vermiş. Her gün ona yiyecek ve içecek götürecekler fakat asla ateş veya mum vermeyeceklermiş. Ayrıca güneş ışığının girmemesi için mahzenin duvarlarını sık sık kontrol etmelerini ve her bir çatlağı sıvayla kapatmalarını emretmiş.

Sağlığı için ise her gün onu bir saat dışarıya çıkartmalarını, şehirde yürütmelerini fakat kaçmaması için çok dikkatli olmalarını, yirminci doğum gününde ise ona mum verip, camı açmalarını ve dışarı çıkmasına izin vermelerini tembihlemiş.

Alegori bizim durumumuzdan bahsediyor. Büyük, bilge ve çok nazik baba (Yaradan), sahip olduklarımıza doğru şekilde davranabilmemiz için kasıtlı olarak bizi karanlık bir bodrumda tutar. Bizler daha akıllı hale gelene kadar etrafımızdaki hazineleri görmemeliyiz.

Öte yandan, Kabala çalışırken, dışarı çıkıp başkalarının nasıl eğlendiğine ve her türlü aptalca şeyi yaptığına bakma fırsatımız vardır. Bazen zamanlarını nasıl geçirdiklerini bile kıskanırız. Ve oturup henüz bir şey alamadığımız için üzülürüz.

Zaman geçtikçe, bu dünyada var olanlardan, üst dünya ve Yaradan hakkında sürekli düşünmek için feda ettiğimiz ve vazgeçtiğimiz şeylerden yavaş yavaş çeşitli izlenimler ediniriz, gerçi bu konuda henüz bir şey anlamayız. Bütün bu koşulları sindirirken, büyük ıstırap hissederiz.

Doğal olarak oğlanın ıstırabı dayanılmazdı, özellikle kendisi gün ışığından birkaç dakika yararlanıyorken, dışarı çıkıp diğer çocukların belli bir saate bağlı kalmadan ve yanlarında gardiyanları olmadan sokaklarda yediğini içtiğini gördüğü zaman.

Dışarıdaki yürüyüşler onu daha da kötü hissettirir çünkü durumunu başkalarına göre görür.

Ve kaçmaya kalkarsa acımasızca dövülecekti.

Görüyoruz ki, Kabala’dan ayrılırsak daha iyi durumda değiliz; kendimizi yiyoruz: “Bu dünyada ne yapıyoruz? Ne için? Neden?” İki taraftan da memnun değiliz: Hem bundan hem de ondan.

Fakat en çok da öz babasının emirlerinin bu ıstıraba neden olduğunu duyduğu zaman üzülmüş…

Sonuçta, bu yönetim bize Yaradan’dan geliyor. İyi ve Mutlak bunu bize neden yapıyor?!

…çünkü onlar, babasının emirlerini yerine getiren babasının hizmetkarlarıydı.

Yani tüm dünyamız ve içindeki her şey ve etrafımızdaki tüm insanlar Yaradan’ın emirlerini yerine getirirler.

Doğal olarak, babasını gelmiş geçmiş tüm zalimlerin en zalimi sayıyordu, çünkü böyle bir şeyi kim duyup görmüştü ki?

Bu, kendi durumunda farkına varmaya başladığı şeydir. Bu tıpkı bize benzer. Hâlâ Yaradan’ı haklı çıkaramasak da, ne kadar kötü hissettiğimizi anlarız. Bir yıl, iki, beş yıl ya da daha fazla, oturur, öğrenmeye çalışırız, bir şeyi anlamaya çalışırız ve tüm bilgileri kendi içimizde çözeriz; ve yine de hiçbir şey anlamıyoruz, kavrayamıyoruz ve giderek artan bir karanlık içindeyiz.

Yirminci doğum gününde babasının emrettiği gibi hizmetkârlar ona mum indirmiş. Oğlan mumu yakıp etrafına bakınmış. Aman tanrım bir de ne görsün? Çuvallar dolusu altın ve her türden değerli mücevher.

Bütün dünya onun önünde! İstediğini yapabilir, kesinlikle her şeyi kullanabilir! Her şeyi anlar, her şeyi bilir; her şey onun elinde: sonsuzluk, sınırsızlık, mükemmellik – her şey!

Ancak bundan sonra babasının gerçek merhametini, tüm bu zorluğun onun iyiliği için olduğunu ve hizmetkârların onu mahzenden çıkaracağını anlamış. Mahzenden çıktığında başında ne gardiyan ne de zalim hizmetkârlar varmış. Tersine, dünyadaki insanların en zengini soylu bir adam haline gelmiş.

Ne oldu? Baal HaSulam şöyle yazıyor:

Gerçekte burada yeni bir şey yok çünkü başlangıçta da bu kadar zengindi fakat algısında kendini tüm bu günler boyunca mahsene sıkışmış bir halde yoksul ve sefil olarak gördü. Şimdi ise tek bir anda muazzam zenginlikler elde etti ve çukurun dibinden çatının tepesine çıktı.

Açık havada yürüyen, akşamları kafelerde oturan, buluşan diğer gençleri kıskanır, mutsuz ve boş, soğuk bir bodrumda amaçsız bir hayat sürer.

Aslında, bunların hepsi sadece kendi hislerindeydi. “Yoksul ve sefil olduğunu, bütün günlerini çukurda ezildiğini, şimdi ise bir anda muazzam zenginlikler elde ettiğini” hissetti. Ona zengin olmuş gibi geliyor, ama aslında o her zaman zengindi. Bu, bir kişinin aniden banka hesabında miras olduğuna dair bankadan bir bildirim almasıyla aynıdır. Bu miras kendisine 10 yıl önce vasiyet edilmiş olmasına rağmen, banka bunu ancak şimdi fark etmiş ve kendisine haber vermiştir. Olur böyle şeyler.

Bu bana da bir defasında olmuştu. Bir zamanlar Petach Tikva’ya 30 kilometre uzaklıktaki küçük bir kasaba olan Rehovot’ta yaşadım. Orada bir banka hesabım vardı. Tabii ki, onu unuttum. Bankalar bunu müşterilerine hatırlatmaktan hoşlanmazlar. Onlara borçluysanız, bu başka bir konudur, ancak size borçlularsa parayı alırlar. Onları çalmıyorlar, sadece size haber vermek zorunda değiller.

Arkadaşım bu hesabı tesadüfen keşfetti. Kendi işi için bankaya gitmiş ve aynı zamanda “Laitman’ın hesabında ne var?” diye sormuş. Bankadaki çalışan, hesabımda 90.000 şekel olduğunu söylemiş. Uzun zaman önceydi ve o zaman büyük bir paraydı.

Bu nedenle birdenbire, gerçekten zengin ve asil olduğunu, her şeyi anladığını ve bildiğini ve her şeyi kontrol edebildiğini keşfeden bu genç adamı anlıyorum. O, ebedi, mükemmel, sonsuz ve sınırsız hale geldi. Aslında, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, yeni bir şey olmadı, çünkü bu sadece kişinin kendi algısında gerçekleşti.

Hepinizin karanlık bir bodrum katında oturduğunuzu hayal edin! Oradan çıkamazsınız! Orada belirli bir süre geçirmeniz gerekecek ve ardından size bir el feneri verilecektir. Ve bodrumdan çıkmanıza bile gerek olmadığını göreceksiniz; etrafınızda her şey vardır! Artık bunu doğru bir şekilde kullanabileceksiniz ve bu nedenle sizden bir şey saklamaya gerek yoktur.

Bu hikâyeyi kim anlar? “Günahın” bir kişinin dahi dışarıya çıkmaması için dikkatle gözlemlenen derin mahzen olduğunu anlayan kişi.

Bu çok basittir: Mahzen ve dikkatli gözlemin hepsi “imtiyazlar” ve babanın oğluna olan merhametidir. O olmadan babası kadar zengin olması, akıllı ve bilge bir hale gelmesi imkansız olurdu. Bu nedenle çocuğu mahzene atmak ve böylece onda farklı duyumlar hazırlamak için onu eğitmek gerekir.

Fakat hatalar değil, “günahlar” asıl günahtır. Yukarıdan zorlama yoktur. Daha ziyade zenginliği tekrar elde etmeden önce bu his kelimenin tam anlamıyla hüküm sürer. Fakat bir kez zenginliğini geri kazandığında, görür ki tüm bunlar babasının zalimliği değil, merhametidir.

Şunu anlamak zorundayız ki, baba ve biricik oğlu arasındaki tüm sevgi bağı, mahzene ve karanlığa ve dikkatli nöbete ilişkin babanın oğluna duyduğu şefkatin farkına varmasına bağlıdır, çünkü oğul, babanın bu merhametlerinde büyük bir çaba ve derin bir bilgelik görür çünkü büyümüştür ve bunu takdir edebilir.

Niyete Odaklanın

Soru: Derslerde hep “Niyete odaklanalım, arzularımızı birleştirelim ve tek bir niyette birlikte ilerleyelim” diyorsunuz. Bu ne hakkındadır?

Cevap: Dostlar birbirleriyle bağda Yaradan’ı ortaya çıkaracak öyle bir nitelik yaratabilirler ve bu nitelik yardımıyla egoizme karşı savaşırlar. Bahsettiğim şey bu.

Soru: Bu niyeti kendimizde uyandırabiliyor muyuz?

Cevap: Çabalamalıyız. Sıradan bir maddesel insanda doğru bir niyet yoktur ve olamaz. Bu nedenle görevimiz, ne istediğimizi bilmeden bile olsa Yaradan’dan o doğru niyeti bize vermesini istemektir.

Yemek—Üst Bolluğu Almak

Soru: Yemeğin manevi kökü nedir?

Cevap: Yemek harika bir eylemdir. Hayvanların birlikte beslenmeleri bile birbirlerine yakınlaştıklarını ve birbirlerine güvendiklerini gösterir.

Çok daha kurnaz ve birbirinden uzak olan insanlar için bu daha da geçerlidir. Birlikte sofraya oturduklarında, biri diğerini davet ettiğinde ya da birlikte yemek yediğinde, en azından geçici olarak yakınlaşma niyetinde olduklarını gösterir.

Bu nedenle, tüm uluslar, tüm kültürler için bir yemek, kaç kişi olursa olsun, -iki, üç, hatta bine kadar-  insanlar arasında kesin bir bağdır. Öte yandan, Kabalistik kaynaklardan biliyoruz ki iş yakınlaşmaya, bağa, neşeli bir şeye, hatta pek neşeli olmayan ama özellikle ağırbaşlı ve anlamlı bir şeye gelince, her zaman bir yemek düzenlenir.

Kabala’da yemek, Yaradan’dan üst bolluğu almayı temsil eder. O, tüm canlıların kaynağı olduğu için, her yiyecek alımı, Yaradan’a yönelmekle ilişkilidir. Bu nedenle, yemekten önce, yemek sırasında ve yemekten sonra, özel bir yakarışla Yaradan’a dönmek adettendir, böylece insanların yemekte yer alan ve çevreleyen her şeyle olan bağlantısı iyi bir sonuca, başarıya sahip olacaktır.

Bu nedenle, mutlu olduğumuzda hatta çok mutlu olmadığımızda, yani özel bir durumu kutlamak istediğimizde, her zaman yemek düzenleriz. Bununla birlikte, genellikle yemek neşeli ve hoş bir şeyi sembolize eder. Örneğin: Doğan bir çocuğun onuruna verilen yemek, on üçüncü yaş günü, nişan, düğün vb.

Genel olarak, tüm iyi zamanlarda yemekler bize eşlik eder. Ancak biri öldüğünde bile akrabaları yemek düzenler. Tabii ki artık ağır başlı veya neşeli bir yemek değildir ama yine de ölen kişiye saygı göstermek gerekir.

Öldüren Ve Hayat Veren Bir Kral

Manevi bir embriyo durumuna ulaşmamız için, kendini iptal etme pratikte nasıl gerçekleşir? Kendini iptal etme, üst güçle ilgili olarak onlu aracılığıyla kendimi sistematik olarak, günden güne, giderek daha fazla iptal ettiğim durumdur.

Onlu içindeki çalışma hakkında Rabaş’ın tüm tavsiyelerine uymaya çalışırım ve bunun Yaradan’a karşı pasif olmama yardım edeceğini umarım. Bu, hangi durumda ve ne durumda olursam olayım, Yaradan’ın önünde kendimi iptal etmek ve her türlü değişime hazır olmak istediğim anlamına gelir.

Tek bir şey isterim: Yaradan’ın benimle ilgilenmesi. Kendimi O’na teslim ederim ve O’nun beni değiştirmeye başlamasını ve üst güce iptal olma ve bağlanma niteliğinin içimde büyümeye başlamasını beklerim.

Yukarıda olanın ana rahminde olmak, yukarıdakinin başından sonuna kadar benimle istediğini yapabilmesi anlamına gelir, denildiği gibi: “Öldüren ve hayat veren bir kral.” Ve her şeye hazırım. Buna manevi bir embriyo olmak denir, şimdiye kadar var olan her şeyin en büyük kısıtlamasıdır.

Manevi dünyaya girişi belirleyen en önemli nokta budur. İçimdeki ve etrafımdaki tüm engellere rağmen kendimi tamamen iptal ederim ve kendimi onların üzerine çıkartırım. Sonuçta, benim için asıl olan, yukarıda olana tam bağlılıktır.

Asıl şey, üst kuvvetle ilgili olarak böyle bir kendini iptal etme aşamasına ulaşmaktır. Diğer tüm dereceler bu kendini iptal etmenin yalnızca farklı biçimleridir çünkü her seferinde Yaradan’ın ihsan etme arzusuna uygun olarak kendi alma arzumu iptal etmem gerekir. Ve sonra O’nun ihsan etmesinin formu, benim alma arzumun yerine geçecek yani Yaradan ihsan etme formunu alma formunun içine yerleştirecek. Islahın en sonuna kadar  tüm dereceler: embriyo, emzirme ve olgunluk, özünde aynı embriyodur, aynı kendini iptal etme noktasıdır, sadece gitgide daha fazla genişler.

İhsan etme kuvvetinin beni giydirmesini ve ele geçirmesini istediğimi, çevrem ve çalışmalarım sayesinde kendime sürekli hatırlatırım. Ve pasif kalırım ve üst gücün benim alma gücümü yönetmesini ve iptal etmesini isterim. Yaradan’ın bende kıyafetlenmesini ve bana yeni arzular ve yeni nitelikler – ihsan etme nitelikleri – vermesini beklerim. Bazen bu nitelikleri aldığımı hissederim, bazen hissetmem. Bir gün diğerinden farklıdır, bir arzu gelir, sonra diğeri çünkü tüm bu koşullardan geçmek zorundayız.

Edinmenin Amacı Yaradan’dır

Soru: Bir kişi bilgi edinmek için manevi dünyada hangi eylemleri yapabilir ve bu bilgi her zaman Yaradan’a mı yöneliktir?

Cevap: Manevi dünyada Yaradan’dan başka keşfedebileceğimiz ve arzulayabileceğimiz hiçbir amaç, hedef veya sistem yoktur.

Bizler tamamen O’nun içindeyiz. Ancak O’na karşılıklı ve iki taraflı olarak ihsan etmek ve O’ndan bir yanıt almak için farklı nitelikler, kazanımlar, bilgi ve güçlerle O’na ne kadar çok bağlanırsak, o kadar iyi durumda oluruz çünkü bizim için en uygun yaşam biçimini elde ederiz.

Maneviyatta Yaratan’dan başka hiçbir şey yoktur. O, içinde var olduğumuz bir üst alandır ve gelişimimizin amacı, sadece alanın merkezinin, onun üst kutbunun edinimidir.

Uyanın-Yangın!

Dünyada olan her şeyde, bize sadece iyiliği getiren Yaradan’ın iyi ve iyiliksever yönetimini görmeliyiz. O, bu şekilde ruhları ıslah eder ve onları tek bir ortak ruhta birbirine bağlar.

Ancak, bizler her şeyi farklı bir şekilde görüyoruz ve soru, Yaradan’ı haklı çıkarmak ve O’na bağlı kalarak iyiliğinden dolayı O’na minnettar olmak için gerçeği keşfetmeyi ne kadar istediğimdir. Bu benim ıslahımdır.

Bozulmuş bir dünya görüyorsam, kusurlarımdan hüküm verdiğim içindir. Dışımızda hiçbir şey görmeyiz, sadece her birimizin ve beraberce hepimizin içinde neler olduğunu görürüz. Tüm seller, yangınlar ve pandemiler kendi hastalığımızın belirtileridir.

Her birimize ve hepimize birlikte teşhis koyabilecek bir doktora gitsek, hastalığımızın ne kadar ciddi olduğunu görünce dehşete düşerdi. Şöyle derdi: “Yangınları görüyor musunuz? Bu, yüksek ateşiniz olduğu içindir. Selleri görüyor musunuz? Bunlar da içinizdeki hastalıklardır. Bir noktada Gevura’nın güçlerinin sağ tarafta seller gibi göründüğünü ve başka bir zamanda solda bir ateş olarak göründüğünü hissediyorsunuz. Ortada, aralarında başka bir darbe daha var, pandemi. Sağda, solda ve ortadaki birçok darbeyi henüz ifşa edemediniz, çünkü bu tür darbeler dışında sizi ıslah ihtiyacına ikna etmenin başka bir yolu yok.”

Şimdi içinde bulunduğumuz zor durumda olmamızın suçlusunun biz olduğumuz ortaya çıktı çünkü çok yıllar geçti ve ıslahlar için hâlâ hiçbir şekilde uyanmadık.