Category Archives: Yaradan

Işığa Nasıl Geçilir?

Bizler, sanki bilincini kaybetmiş gibi manevi süreçte hiçbir şey görmediğimizi anlamalıyız. Manevi dünyadan tamamen kopuğuz ve eğer bu bilince geri dönmek istiyorsak, Kabala bilgeliğinin öğrettiklerini yerine getirmeliyiz: kendimizi egomuzdan ayırmak ve kendi dışımızda başkasının arzusuyla bütünleşmek.

Yabancı bir arzu, Yaradan’ın bana tamamen zıt olan arzusudur ve bu yüzden ona öylece geçiş yapamam. Kendimden Yaradan’a nasıl geçiş yapabilirim? Bunu yapmak için bana bir araç verildi: grup.

Üst ışık Sefirot boyunca yukarıdan aşağıya dört aşamada yayılır -Keter, Hohma, Bina, Zeir Anpin ve Malhut- ve Malhut’un içinde alma arzusunu inşa eder. Ve ışığa geçmek için aynı basamakları tekrar tırmanmak zorundayım.

Eğer bir on’lu grup toplar ve kendimi onların önünde ilk yüksek Sefirot’a doğru Malhut olarak iptal edersem, o zaman Keter gibi olma arzumu ifade ederim. Onlu grubun, grubun yardımıyla kendi tarafımdan Yaradan’ın tarafına geçerim. Tüm imtiyaz budur.

Yaradan’ı Neden Yumuşatamıyoruz?


Yaratılışın amacına yükseldikçe, bize ifşa edilen egoizm daha büyük ve daha saldırgan hale gelir. Yazıldığı gibi: “Dostundan daha yüce olanın eğilimi daha büyüktür.” Biz bu egoist arzuyu ıslah ederiz ve bu şekilde yükseliriz.

Yükselebilmemizin tek yolu, bilgi ağacının günahından yani Adam HaRishon sisteminin parçalanmasından miras aldığımız kırık arzular dağına tırmanmaktır. Yaradan, bize çalışma ve ıslah için bir yer vermek için bu sistemi kasten kırdı.

Düşüş bitmiyor, sadece yoğunlaşıyorsa o zaman onu yeterince ıslah edememişimdir. Bu düşüşle onluya daha da fazla dahil olmam ve bu düşüşü bir yükselişe dönüştürmek için herkesi dahil etmeye çalışmam gerekiyor.

Bizler bu şekilde ilerleriz: bir düşüş, sonra aynı yüksekliğe bir çıkış, sonra daha da derin bir düşüş, daha da yüksek bir yükseliş, ta ki en derin düşüşe gelene kadar ve sonra maksimum yüksekliğe, nihai ıslah seviyesine çıkana kadar yükseliş.

Bu nedenle yükselişin derecelerini tırmanabilmek ve düşüşlerde mümkün olduğunca az kalabilmek için grup içinde kendimizi daha çok güçlendirmemiz gerekiyor.

Mümkün olan her şeyi yaptıysam ama yine de düşüş durumundan çıkamıyorsam, Yaradan bana burada bir duanın eksik olduğunu gösteriyor demektir.

Yükseliş için iki koşul vardır:

  1. Grup içinde bağ;
  2. Yukarıdan yardım.

Yukarıdan yardım alabilmek için düşüşten bir dua yükseltmem gerekiyor, MAN ve yukarıdan yardım almam gerekiyor, MAD. O zaman yükselmek için gücüm olacaktır.

Bütün bunları grup içinde uygulamam gerekir. Eğer kişi bir grupta değilse ve MAN’ı dostlarıyla birlikte yükseltemiyorsa, yukarıdan yardım, MAD alamaz ve yükselemez. Sonra bu yörüngeden çıkar ve eski durumuna geri döner. Grup içinde bağ olmadan daha yüksek bir dereceye yükselmez.

Bu nedenle, egoizminin içinde kalır ve öğretmene, gruba ve Yaradan’a lanet okuyarak içindeki her şeyi tartar. Bunun neden başına geldiğini anlamak için, bu egoizm üzerinde her gün çalışması gerektiği üzerine doğru bir hesaplama yapabilirdi.

Yükseliş için özel bir asansöre ihtiyacımız var: grup içinde bağ ve Yaradan’a bir talep. Asansöre giriyorum yani gruba giriyorum, Yaradan’a dönüyorum ve O sadece beni değil hepimizi birlikte yükseltiyor.

Kabala bize doğanın kanunlarını açıklar. Onlarla hemfikir olsak da olmasak da değiştirilemezler. İlerlemek istiyorsanız, onları inceleyin ve tutun. Doğa yasalarını öğrenmez ve onları tutmazsak, hiçbir şey yardımcı olmaz. Yaradan onlarda hiçbir şeyi değiştirmeyecek. O’nu yumuşatamayacağız ve O’na doğanın kanunlarını değiştirmesi için yalvarmayacağız. Bu asla olmadı ve asla olmayacak. Sonuçta, Yaradan’ın Kendisi doğadır.

Gözler Kapalı İlerlemek

Soru: Gözler kapalı ilerlemek maneviyatta ne anlama gelir?

Cevap: Kendim için almak istemiyorsam ve sadece ihsan etmek için çalışmak istiyorsam, hiçbir şey görmek istemiyorum demektir. İnançla ilerliyorum.

Ancak Yaradan ile bağın faydalarını açıkça görürsem, o zaman bu benim manevi düşüşüme neden olur, egoizmden çıkamam.

İlerleme her zaman egoizmimde hissettiğim şeyin üzerindedir. O zaman egodan soyutlayabilir ve dünyanın resmini doğru ve nesnel bir şekilde algılayabilirim.

 

İki Ayak Üzerinde Yürümeyi Öğrenin

Herkesin manevi yoldan kaçmayı, derslere gelmekten vazgeçmeyi, dostlardan uzaklaşmayı istediği koşullar vardır. Bu koşullar bize öğretmek için özellikle verilir. Adeta bir bebeğe yürümeyi öğretmek gibidir; ebeveyn bir adım geriye çekilir ve bebek desteğini kaybettiği için ağlar. Ancak bebeğin başka çaresi yoktur ve ileriye doğru bir adım atmak zorunda kalır.

Yaradan bize bu şekilde öğretir. O, bizim iki ayağımız üzerinde sımsıkı durmayı ve onların üzerinde ilerlemeyi öğrenmemizi istiyor. Bizler anlamalıyız ki; bizi maneviyattan uzaklaştıran sol ayak yani sol çizgi bile aslında ilerlememiz için bizim yararımıza verilir.

Bu nedenle, hayatta hissettiğimiz reddedişler bizi manevi yoldan uzaklaştırmak için değil, tam tersine bizi ilerletmek için verilir. Sadece bunların üstesinden gelmemiz, biraz daha güç harcamamız ve Yaradan’ın bize yürümeyi böyle öğrettiğini unutmamaya çalışmamız gerekiyor.

Grup, kişiyi destekleyen doğru çevre olarak hizmet etmeli, kişiyi her zaman kollarında tutmalı ve iki ayak üzerinde çalışarak ilerlediğimizi kişiye unutturmamalıdır. Tek ayak üzerinde yürümek imkansızdır.

Bu nedenle, her şey yukarıdan ve sadece bizi ilerletebilmek için gelir. Bu, en kötü koşulların bile kişinin ilerlemesine katkıda bulunduğu anlamına gelir. Yaratılış amacına doğru ilerlemek için daha keyif vereni değil de, onun yerine daha faydalı ve etkili olanı seçersek, herhangi bir koşuldan daha iyi bir koşula doğru adım atmamız mümkün olur.

O zaman bu yönde ilerlemek için her zaman bir fırsatımız olduğunu göreceğiz. Yaradan, egoizmin üstüne çıkmamız ve hedefe yaklaşmamız için daima yolu açar.

“Tanrı Herhangi Bir Dine Ait Midir?” (Quora)

Tanrı, gerçekliğin genel doğası ve yasasıdır. Gematria’da, “Tanrı” (“Elokim”) ve “doğa” (“HaTeva”) kelimeleri aynı sayısal değere sahiptir çünkü her ikisi de ihsan etme ve sevgi yasasını veya özgecil sevgiyi temsil eder. Bu, karşılığında bir şeyler kazanmak ve almak için özgecil eylemlerde bulunduğumuz, doğamızda var olan egoist özgecilik anlamına gelmez. Daha ziyade, kendini düşünme veya karşılık içermeyen özgecil yasaya atıfta bulunur.

Tanrı veya doğa açısından, hayattaki amacımız, bizi O’nunla/onunla tam bir form eşitliğine getirmektir. Bu, Tanrı’nın veya doğanın her bir kişiyle ilgili hedefidir. Bizler Tanrı/doğa tarafından sırf bu amaçla yaratıldık.

Tanrı/doğa bizi O’na/ona benzeyeceğimiz bu hedefe götürür. Bu yüzden bizler, İbranice’de “Domeh”, “Lehidamot” (“benzer olmak”) kelimelerinden gelen “Adam”, “insan” olarak adlandırıldık. Egomuzu özgeciliğe, bir ihsan etme biçimine dönüştürerek Tanrı’ya/doğaya benzer hale gelmeliyiz. Böyle bir dönüşümü tamamladığımızda, bu dünyadaki rolümüzü tamamlamış oluruz ve artık bu hayata dönmemize gerek kalmaz. O zaman maddi bedenle kıyafetlenmeden sadece sonsuz manevi yaşamda kalırız.

Tanrı’ya/doğaya benzemek için toplumun üzerimizdeki etkisi aracılığıyla seçme özgürlüğümüzü kullanmalıyız. Tanrı ya da doğa açısından O/o, -ne seçtiğimize bağlı olarak-  olumlu ya da olumsuz güçler yoluyla bizi aynı amaca doğru itmektedir.

Tanrı’nın dini olmadığı da eklenebilir, çünkü dinler, belirli bir amacı olan bu dünyadaki varlığımızın psikolojik olarak haklı bir açıklamasını kendilerine yapmak isteyen insanların bir icadıdır.

Tanrı, bizi O’nun gibi sonsuz ve mükemmel olmaya ilerleten genel doğamızdır.

Manevi İlerleme Zamanı

Soru: Bugün bir kişinin Masah’ın gücünü edinmesi ne kadar sürebilir?

Cevap: Zamanımızda Masah’ın edinimi hakkında hiçbir şey söyleyemeyiz çünkü bu, insanların maneviyata önceki nesillerde olduğu gibi yalnız başlarına ilerlemediği, özel bir zamandır.

Şimdi ilk kez, dünyada kelimenin tam anlamıyla milyarlarca insan, bilinçsizce Yaradan’ı arzuluyor. Bunu anlamıyorlar ama O’nun için çabalıyorlar. Bu nedenle, son nesil dediğimiz neslimizde ıslahın nasıl gerçekleşeceğini kesin olarak söyleyemeyiz.

Soru: Bu süreçte birkaç katılımcı bir Masah’a aynı anda sahip olabilir mi?

Cevap: Bence Masah birçoklarında paralel olarak ortaya çıkmalıdır, böylece de birbirlerine yardım edebileceklerdir.

Soru: Eylül sonunda binlerce katılımcı ile büyük bir sanal kongre planlıyoruz. Bu kadar çok insan aynı anda Masah’ın inşasıyla ilgili belirli materyalleri toplayıp çalıştığında, bu onların Masah’ı edinmelerine neden olabilir mi?

Cevap: Evet. Bu, Masah’ın birçok insanda ortaya çıkmasına neden olabilir ve genellikle tüm katılımcıları manevi alana ilerletir.

Erkek ve Dişi Ruhlar

Soru: Yaradan’a yapışmak ve aynı zamanda O’nun ortağı olmak ne demektir?

Cevap: Yaradan’a yapışmak, tam bir birleşme, tam bir benzerlik, tam bir farkındalık ve anlayış içinde O’na yapışmak demektir. Ben bağımsızım ve aynı zamanda tam da bu bağımsızlıktan dolayı, O’nunla aynı olduğum için O’na bağlıyım.

Aynı zamanda ben dişi tarafı temsil ediyorum, Yaradan da erkek tarafı. Kadın ve erkek, hepimiz birlikte Yaradan’a göre dişi tarafı temsil ediyoruz.

Soru: Yani kadınlar bununla gurur duyabilir mi?

Cevap: Kadın, bir erkekten daha çok yaratılışın özüdür ve üst güçle ilgili olarak doğayı ifşa etme konusunda daha büyük bir yeteneğe sahiptir.  Ve bir erkeğin içinde Yaradan’dan daha fazla vardır, eylemde bir kadından daha fazla bağımsızlık vardır.

Bu nedenle dünyamızda, birbirimizi tamamlayarak, birlikte Yaradan’a benzer tek bir bütün oluşturduğumuzda, doğamızın böyle bir görünümünü elde edebilecek durumdayız.

Sonuç olarak, tüm erkek ve dişi ruhlar birleşecek ve Yaradan’a göre dişi bir ruh gibi tek bir ruh haline gelecekler.

Soru: Erkek ve kadın unsurlar aynı zamanda tek kişi içinde mevcut mu?

Cevap: Elbette. Her insanda, hem erkekler hem kadınlar arasında farklı kombinasyonlar vardır. Ve erkek temeli, ihsan etme derecesinde her zaman dişiden daha baskındır.

Aynı zamanda, biri karşısında dişi unsur ve başkası karşısında erkek unsur olarak hareket edebilirim. Örneğin, üst olan karşısında ben dişil unsurum ve alt olan karşısında, diyelim ki öğrenciye karşı erkek unsurum vb. Bunların hepsi sadece aşamalardır.

 

Hatalardan Öğrenme

Kişinin egoist arzusunu yenmesi ve onun üzerine çıkması her zaman mümkün değildir. Bu, onun ihsan etme eğiliminin, büyük alma arzusuna kıyasla hala çok zayıf olduğu anlamına gelir. Bu nedenle, egoizm içindeki çalışmalarının sonuçlarını alamamaktan hayal kırıklığı hisseder.

Yaratılışın programına göre, ruhu zaten ihsan etme arzusuna ilerlemiş ve kendisine yönelik olmak yerine Yaradan’a yönelik olmalı. Dolayısıyla, ona manevi sürecin bir bölümünde hata yaptığı gösterilir. Bir dahaki sefere başarılı olmak için bu hatanın nerede olduğunu kontrol etmesi gerekir. Bu bir sonraki sefer, belki birkaç saniye veya dakika içinde olabilir.

Manevi yolumda başarı görmüyorsam, o zaman buna henüz hazır değilimdir ve bana henüz doğrudan gelişemediğimi, ama sadece hatadan hataya ilerlediğimi gösterdiği için Yaradan’a şükrederim. Okulda da böyle öğrendik: önce yazdık, sonra yapılan hatalar üzerinde çalıştık ve yavaş yavaş ilerledik.

Aynı şey manevi ilerleme için de geçerlidir, ıslahın en sonuna kadar, her zaman hatalarımızı ortaya çıkarır ve onlar üzerinde ilerleriz. Bizim bütün gelişimimiz, hataları ortaya çıkarmamız ve onlardan öğrenmemiz üzerine kuruludur.

Şöyle yazılmıştır: “Erdemli bin kez düşecek ve yeniden yükselecektir.” Sadece düşmenin sonucunda hatamızı ortaya çıkarır, onu düzeltir ve bir sonraki duruma yükseliriz. Bir sonraki durumda, bir şeyler yapmaya çalışırız, hata yapar, düşer, düşüşü, hatayı, başarısızlığın nedenini ortaya çıkartır ve davranışımızı ıslah eder ve yükseliriz.

Bu her seferinde böyle olur, bu nedenle “Erdemli bin kez düşecek ve yeniden yükselecektir.” diye yazılmıştır. Yürüyen merdivendeymiş gibi manevi merdivenin yüksek derecelerine çıkacağınızı düşünmeyin. Neden düştüğünüzü anlamanız ve kendinizi ıslah etmeniz için her zaman önce bir düşüş olacaktır.

Tam olarak düşüşleri ıslah ederek, Reşimot’u dikkatle inceliyoruz. Tıpkı Adam Kadmon dünyasında AB ve SAG Galgalta’dan doğduğunda olduğu gibi.

Partzuf neden gelişir? Çünkü zayıflığını ve ışığı almadaki yetersizliğini hisseder. Bu nedenle düşmeden ilerlemek mümkün değildir. Bir insanda saklı olan daha derin alma arzusunu, daha incelikli ve daha derin nitelikleri ortaya çıkaran ve ilerlemeye yardımcı olan bu düşüştür.

Bu her meslekte aynıdır: önce sorunları ortaya çıkarırız ve onlardan kırılmaya ve düzeltmeye geliriz. Seçenek yoktur, yaratılanlar mükemmele ancak mükemmel olmayandan ulaşabilirler. İlerledikçe, Yaradan’da daha fazla kusur görürüz ve aynı zamanda, eğer ona ıslah olmuş gözlerle bakarsak mükemmelliğin de tam olarak bu olduğunu keşfederiz.

Yaradan’ın Kontrolü Altında Bir Kişi

Soru: Dünyada Hitler ve Stalin gibi büyük kötü adamlar var. Arkalarında sanki Yaradanmış gibi yenilmez bir güç olduğu hissi vardır ve sonra bu gücü kaybederler. Neden işler bu şekilde olur?

Cevap: Şayet bir kişi Yaradan ile bağa yönlendirilmezse, özellikle Hitler ve Stalin gibi büyük olumsuz insanlar veya büyük olumlu insanlar, sadece üst güç tarafından yönetilirler.

Kişinin bunun üzerinde hiçbir kontrolü yoktur. Kabala ilminin perspektifinden bakıldığında, Yaradan ile bağa ulaşanlar veya bu bağı amaçlamayı isteyenler hariç, tüm insanlık köleleştirilmiştir, onlar hayvan egoizmi tarafından yönetilmektedir. Dolayısıyla onlardan bir şey talep edemeyiz. Ne de olsa nasıl hareket edeceklerini, üst takdirin onları nasıl yönettiğini ve neden bir şeyleri şu ya da bu şekilde yapmaya zorlandıklarını bilmiyorlar.

Elbette dünyaya yapabilecekleri kötülük sınırlı olmalı, ama bunun için onları kınayamayız. Doğanın bizi yöneten gerçek gücünü nasıl doğru bir şekilde ortaya çıkarabileceğimizi onlara göstermemiz ve açıklamamız gerekiyor ki onu ifşa edelim.

Onlarla farklı ilişki kuramayız. Maddesel düzeyde onlardan nefret edebileceğinizi ve onları yok etmeye hazır olabileceğinizi ve onlara iyi bir şey dileyemeyeceğinizi anlıyorum. Ama öte yandan, kişinin içinde onu işletmesi için Yaradan’ın ona koyduğu güçler tarafından köleleştirildiğini ve kontrol edildiğini anlamamız gerekir. İnsan Yaradan’ın yarattığı bir varlıktır.

Ancak Yaradan’ın kişiye verdiği korkunç niteliklere ek olarak, bu nitelikleri ıslah etme yöntemini, yani onları düzeltme yeteneği edinirse, böyle bir kişiye şu soruyu sormak ve talep etmek mümkündür: “Aldıklarınla mı yaptın? Islah yöntemini uyguluyor musunuz? Sana verilen koşullarda bunu doğru kullanıyor musun?”

Ama kişiye kendini ıslah etmesi için şartlar verilmemişse, ondan bir şeyi nasıl talep edebilirsiniz?

Dünyaya Kabala bilgeliği açısından bakarsak, bu kişiyle farklı bir şekilde ilişki kurmamız gerekir. Böyle insanları Yaradan’ın yaratılanı olarak görmemiz gerekir. Hepimiz seçmediğimiz temel niteliklere sahibiz. Nerede doğacağımızı, nasıl yetiştireceğimizi vs. biz seçmedik. Belki ben de farklı bir ailede, farklı bir toplumda, farklı bir ülkede, farklı bir zamanda doğup büyümek isterdim.

Bunu kimse seçemez, öyleyse neden biri bana: “Neden işleri bu şekilde yapıyorsun da başka türlü yapmıyorsun?” diye şikâyet etsin. Bunu yapıyorum çünkü ben böyle yetiştirildim ve Yaradan’ın bana verdiği nitelikler bu şekilde gelişti, hepsi bu.

Kabala bilgeliğinin bizi tamamen farklı bir gerçeklik algısına yönlendirmesinin nedeni budur, böylece kendimizden başka hiç kimseye şikâyetimiz olmaz. Dünyayı ıslah etmek mi istiyorsunuz? Yaradan’ı hedefleyin ve dünyayı ıslah etmesi için talep edin, isteyin, deneyin ve O’na doğru harekete geçin.

 

Egoizmi Aldatmak

Peygamberler, Yeşu Kitabı, 8:1: “Ve Rab Yeşu’ya dedi ki, “Korkma ve yılma; bütün savaşçılarını yanına alıp Ai’ye git. Ai’nin Kralı’nı, halkını ve şehrini bütün topraklarıyla birlikte senin eline verdim.”

Soru: Aslında, şehir aldatma ile alındı. Aldatma yoluyla egoizmle çalışmak neden gereklidir? Neden onu doğrudan alamıyorsunuz?

Cevap: Çünkü egoizm haklıdır: haz almak, almak ister. Kimseyi aldatmaz. İnsanı hazza götürür ve onunla doldurur. Bu yüzden bizim için ondan vazgeçmek çok zordur.

İçimizdeki Ai şehrinin savaşçılarını cezp etmek için aldatmacayla, hırsızca eylemlerle hareket etmeliyiz. Ve anlaşılan o ki her zaman kötü, dolaylı bir şekilde hareket ederiz. Aksi takdirde egoizm yenilemez.

Soru: Neyin doğru neyin yanlış olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap: Gerçek, Yaradan’dan gelen ve sonunda galip gelmesi gereken bir şeydir. Ve yalan, ona karşı olan her şeydir. Ancak, her şey görecelidir. Almanın kötü, vermenin iyi olduğunu kim söyleyebilir ki? Bunun tam tersinin doğru olduğu söyleyen farklı felsefeler ve yöntemler var. Ve kesinlikle kalplerinden konuşuyorlar.

Soru: Yani hakikat ancak Yaradan ile bağlantı varsa mı anlaşılır?

Cevap: Eğer Yaradan bunun üzerinde durur ve bunun doğru olduğunu söylerse, bunu kabul etmeliyiz. Bunun gerçekten doğru olduğunu da eylemlerimizin sonunda keşfedeceğiz.

Soru: Yaradan’ın söylediklerini nasıl duyabilirim? Bu gerçeğe nasıl daha yakın olabilirim?

Cevap: O’nun dediği gibi davranmaya, yani anti-egoistik davranmaya başlamalısınız ve yavaş yavaş bunda derin, içsel, daha yüksek bir anlam göreceksiniz.

Soru: Bu doğru bir varsayım mı: Egoizmim bana kötü his veriyorsa, bu iyi midir?

Cevap:  Genel olarak, evet. Ancak biz burada kendi kendine ızdırap vermek veya herhangi bir eziyetten bahsetmiyoruz.

Egoizmle çok güzel, hoş bir şekilde, doğrudan çalışmak gerekir. Aldatma, bir çocuğa tatlı ilaç verdiğimde onu nasıl kandırıyorsam egoizmi de aynı şekilde kandırdığım gerçeğine dayanmalıdır.  Sadece bu şekildedir. İşte bu yüzden aldattığımı, bir şeyi ihlal ettiğimi hissetmem.

Soru: Egoizmimizden nefret etmemiz gerektiğini söylediğimizde ne kastediyoruz?

Cevap: Egoizmden yalnızca Yaradan’a karşı olduğu ve benimle Yaradan arasında bir engel olduğu için nefret edilmelidir.

Aynı zamanda ona saygı da duymalıyız. Egoizm, Yaradan’ın gücü olan bir melek olarak kabul edilir, bu nedenle o hep bizimledir. Sonuç olarak, saygı ve nefret birleştirilir. Sadece ego ile nasıl doğru çalışılacağını öğrenmeniz gerekiyor.