Category Archives: Realite

Dünya Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 6

Bedensel Duyuların Üzerine Yükseliş

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”: Bununla beraber, bu son derece yeterlidir, zira kural şudur: “O’nun İlahi Takdir’inden, Yaratılışın doğasına idrak ettirmek için ölçülüp çıkarılan her şey tamamen memnun edicidir.” Benzer şekilde kişi altıncı bir parmak isteyemez çünkü beş parmak gayet yeterlidir.

Bizler, elimizde beş parmak olması bizim için yeterli olacak şekilde düzenlendik. Altıncı parmağımız olsaydı bizi rahatsız eder miydi? Örneğin, bir maymunun dalları kavramak için özel bir parmağı vardır. Bizim de buna sahip olmamız güzel olurdu. Ancak artık ona ihtiyacım yok! Bir tane daha parmağa ihtiyacım yok. Her yerde aynıdır, tüm duyularımda bir eksiğim olduğunu hissetmiyorum.

Teleskoplar ve mikroskoplar, duyu organlarının sadece nicel büyümeleridir, genişlemeleridir.  Ama eğer tüm duyularımı kullanırsam, ek bir duyu organından yoksun olduğumu hissetmem. Yunuslar gibi ultra ve infra sonik dalgaları duymak istediğimi söyleyebilirim. Ama bütün bunlar doğadan gelir, bu sadece bir genişlemedir ve yeni duyu organları değildir.

Bu nedenle, içimizde sahip olduğumuz her şey eksiklik hissine neden olmaz, bizim için oldukça yeterlidir ve bu nedenle daha fazla gelişmiyoruz. Gelişmenin tek yolu, duyularımızın üzerine çıkmaktır: duyu organlarımda ne kadar alacağımı değil, onlarla ihsan etme yönünde ne kadar çalışabileceğimdir.

Burada belirgin olarak kendimi değil, etrafımdaki dünyayı hissetmeye başlarım, kendimin üzerine yükselirim. Buradaki, dünya hakkında tamamen farklı bir bilimdir – Kabala Bilgeliği.

Soru: Ya beş parmak benim için yeterliyse? Ben sadece böyle yaşıyorum.

Cevap: Benim için yeterli olan şeyle yaşadığımda, bu hayvansal seviyesidir. Eğer olan her şeyin kaynağını anlamak istersem, o zaman Kabala’dan başka hiçbir şey yardımcı olmaz.

 

Dünya Gerçeklik Mi, İllüzyon Mu? Bölüm 5

Algının Sınırlarını Genişletmek

Baal HaSulam, “Kabala Bilgeliğinin Özü”: Konuyla ilgili en ufak bir edinimimiz olmamasına rağmen, Kabala kitaplarında ortaya çıkan tüm isim ve adlandırmaların aslında özbeöz ve gerçek olduğu sonucuna artık varabilirsiniz. Böyle olmasının nedeni, bu ilmi çalışanların, kendi algıları dâhilinde, ilmin nihai bütünlüğüyle ilgili, tümüyle tatmin olmalarıdır, yani Üst Işık ve onu algılayanlarla ilişkiden harekete geçip, doğan aksiyonların basit algısıyla.

Gerçek şu ki, algımızın bir sınırı vardır. Kabala Bilgeliği sürekli olarak derin, geniş,  tüm vektör alanlarına girip ve bunları tamamen ifşa etmeye ulaşacağınızı söyler. Ancak yine de sadece sizi dolduran gerçekliği edinirsiniz. Ve sizi doldurmayan gerçekliği edinemezsiniz, var olup olmadığını bile bilmezsiniz.

Burada şu soru ortaya çıkar: Kabalistler başka bir gerçeklik olduğunu nereden biliyorlar? Onu kendileri mi edindiler? Eğer öyleyse, o zaman neden gerçekliğin bir başka ek edinim seviyesi olarak bundan bahsetmiyorlar?

Görünüşe göre bilmeceleri önümüze koyuyorlar ya da sanki şöyle diyorlar: “Burada bir şey var ama sana söylemiyorum.” Halbuki bu onların yaklaşımı değildir.

İhsan etme niteliğine, Yaradan’ın niteliğine ulaşmak zorundayız.  Yaradan, Kendisini bizimle ilgili olarak, egoizmimize rağmen ihsan eden, seven ve birleştiren, üzerimizde yükselen olarak konumlandırır. Bizler, egoizmimizin üzerinde yükselerek O’nu keşfedebilir, O’nu hissedebilir ve O’na benzer hale gelebiliriz.

Nasıl yapabiliriz ki Yaradan’ı sadece O’na eşdeğerliğimizden dolayı hissetmekle kalmayıp, aynı zamanda kendi Kelim (Kab) ve niteliklerimizden de hissedebiliriz ? Bu bir problemdir.

World—Reality Or Illusion? Part 5

 

Zıtlıkların Birleşimi

Bir konuda iki zıtlık – bu, üst dünyaya, manevi boyuta, yani Yaradan’ın iki gücün kaynağı olduğu alana girişini belirleyen ana noktadır. Bize göre, kötülüğün gücü ve iyinin gücü, Klipa ve kutsallık, ihsan etme ve alma, iki zıt güç olarak ortaya çıkarlar. Ancak, Yaradan’ın çelişkisi yoktur ve her şey tek olana bağlıdır.

Bu sadece bize, duyularımıza ve anlayışımıza göre, birbiriyle çelişen iki güç olarak kendini gösterir. Yaratılış hakkında ne kadar çok öğrenmeye başlarsak, aralarında gördüğümüz mesafe ve çatışma o kadar büyük olur. Bu nedenle, maneviyatı algılayamayız, yazıldığı gibi;  ‘‘Çünkü İshak’ın içinde bir tohum çağrılır ve ona yanık bir adak sunar.” Bir şey diğeriyle çelişir: Bir yandan, onu öldürmeniz emredilir, öte yandan, o sizin yolunuzun devamı olmalıdır.

Bu nasıl mümkün olabilir? Bunu aklımızla anlamıyoruz; bu yüzden üst olanın aklını edinmeliyiz. Bu ilkelere uymaya çalışırsak, bizim için yeni bir realite inşa eden, ıslah eden ışığı çekeriz. Orta çizgi olarak adlandırılan, ifşa ettiğimiz bu yeni alanda, bu iki zıt çizgi, bir bütün olarak, birbirlerini tamamlayarak bir arada var olabilirler.

Bunu algılamak çok zordur, neredeyse imkânsızdır. İki çizgiyi orta çizgiye bağlayacak olan bir toplum ve yukarıdan gelen ıslah eden ışık olmalıdır. Orta çizgi Yaradan’dır. Yaradan’ın ifşası ya da iki zıt çizginin bağlantısı, bizi yavaş yavaş yaratılışın amacına, ıslahın sonuna götürür. Adım adım bu zıtlıklar büyür ve giderek daha fazla bağlanır. Tüm işimiz budur.

Uzun yıllar boyunca yeterince hazırlık yaptık ve bu adımı atabilecek birçok insanı bir araya getirdik. Geri kalanı, zaten doğru hazırlıktan geçmiş olanlara bağlanarak bunu yapabilecektir. Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, bugün 21. yüzyılda doğan çocuklar daha önce elde edilen tüm ilerlemelere katılıyor ve geçmiş nesillerin ötesine geçiyorlar, çünkü ebeveynlerine bağlanıyorlar ve onlardan sahip oldukları her şeyi alıyorlar.

Kimin az ya da çok gelişmiş olduğuna bağlı olmadan, Kabalistik bir grupta da bu böyledir. Herkes hedefe, herkesin gücüne ve hazırlığına göre ulaşmaya çalışırsa, o hedefe ulaşacaktır.

Umarım bu konuya karşı ciddi bir tutumunuz vardır, çünkü Kabala bilgeliğinde, manevi çalışmada, Yaradan’ın edinilmesinde, üst realitede ve doğanın mükemmelliğinde, bu iki çizginin bağlantısından daha önemli bir şey yoktur. Zıtların bu birleşimi, bir insana ifşa edilen manevi alandır. Buraya girdiği zaman, bir sonraki dünyayı hissetmeye başlar. Birlikte çalışarak tüm bunları ilerletip başarabiliriz, herkesi bu dereceye yani gerçek manevi merdivenin başlangıcına çekebiliriz.

Bu andan itibaren her zaman üç çizgide, mantık üzeri inançla devam ederiz. O zaman tüm Tora ve tüm dünya bizim için netleşir. Tüm gerçeklik üç çizgiye ayrılarak etkileşimlerini ortaya koyan bir perspektif kazanmaya başlar. Sonuçta, şimdi artı ve eksinin nereden geldiğini ve bizi nereye götürdüklerini bilmiyoruz. Yine de, dünyamızın üstündeki ve dünyevi aklımızın zıtlıklarını manevi hisler ve akılla nasıl doğru bir şekilde bağlayacağımızı bilirsek, sınırsız ifşa elde ederiz, Yaradan’ın nasıl işlediğini, O’nun ne yaptığını ve O’nun gibi olmak için, “Tanrı gibi, iyi ve kötüyü bilmek.”  için ne yapmamız gerektiğini anlarız.

The Combination Of Opposites

 

Erkek ve Kadın, Bölüm 1

Evrendeki İki Güç

Soru: Kabalistler, cinsiyetler arasındaki ilişkinin tüm evrenin temeli olduğunu yazarlar. Yaradan ve yaratılan varlıklar olduğu için mi insanlar, erkek ve kadına ayrılmıştır?

Cevap: Evet. Evrenin iki gücü – ihsan etmenin gücü ve almanın gücü – maddede erkek ve kadın şeklinde tezahür eder.

Soru: Yani ihsan etme gücü, erkek özü ve alma gücü, kadın özü müdür?

Cevap: Evet ama yalnızca şarta bağlı olarak. Esas olarak kuvvetler açısından bu doğrudur: erkek güç, verir ve dişi güç, alır. Bununla birlikte, alma ve ihsan etme söz konusu olduğunda, bu, kadın gücünün almanın egoistik niteliğe, erkek gücünün ise ihsan etmenin özgecil niteliğine uyduğu anlamına gelmez.

Her insanda: hem erkek hem de kadın her iki güç de vardır.

Male And Female, Part 1

 

Arzuların Gelişimi, Bölüm 1

Arzuların Dört Seviyesi

Soru: İnsanlığın tüm tarihi, insan arzularının gelişim sürecidir. Baal HaSulam makalelerinde hem doğada hem de insanın içinde dört arzu seviyesi olduğunu yazıyor: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan. Bu nedenle, bu dört seviyeyi dışımızda görüyoruz.

Bu arzular nelerdir ve nitelikte ve nicelikte onların kaç tanesi vardır?

Cevap: Esas olarak, kendini doldurma arzusu doğanın her seviyesi için ortaktır. Doldurulacak olan şey, arzunun hissettiği eksikliğe ve ona tatmin ve haz hissi verecek olana bağlıdır.

Eğer bu arzu cansız bir seviyedeyse, kendini olduğu gibi gerçekleştirmek ister. Aynı zamanda, arzusuna bir şey ekleyemez veya çıkaramaz, sadece var olduğu gibi davranır. Bu arzu cansız olarak adlandırılır. Gelişemez, ama eksik olduğunu hissettiği her şeyi yerine getirmek, yani bir şeye yaklaşmak, kendini bir şeyden uzaklaştırmak ister. Bu şekilde çalışır.

Sonra arzu cansız seviyeden bitkisel olana kadar gelişir.

Bitkisel seviyede, arzunun kendisinde zaten değişiklikler vardır. Büyür, formunu değiştirir, kendini gerçekleştirmesi için her türlü destekleyici arzuları ve araçları yaratır. Bu nedenle, boyuna ve enine büyür, gelişir, güneşe, havaya ve suya doğru hareket eder. Kendini gerçekleştirmek için ilk baştaki arzusunu kontrol etme yeteneği kazanır. Bu arzuya bitkisel denir.

Ancak, yerinden hareket edemez; bir bitki gibi, ekildiği aynı yerde büyür. Oradan yayılabilir, ancak başlangıçtaki kökü, üst güç, bir şey veya dışsal biri tarafından dikildiği yerde kalır. Bu durumdan gelişmeye devam eder.

Yine de bu tür bir arzu çoğalabilir, çevreyi etkileyebilir ve çevreden etkilenebilir. Bu, doğanın dört hali – kış, ilkbahar, yaz ve sonbahar ile etkileşime giren bitkilere benzer. Ancak cansız arzu, bu yeteneğe sahip değildir.

Bitkisel arzu yayılıyor olmasından dolayı cansızdan farklıdır, ama şimdiye dek var olduğu aynı yerde kalır.

Bir sonraki arzu, canlı/hayvansaldır. O zaten bir yerden bir yere hareket edebilir, yani hareket özgürlüğü vardır. Doğal olarak, onun üremesi çok daha karmaşıktır, bir bitkinin koşullarıyla aynı koşullardan oluşmaz yani diğerleriyle bağ kurmak ister.

Canlı/hayvansal arzuda erkek ve kadın bireyler vardır ki hareket ederler, aralarında bir aile kurarlar, aktif olarak besin vb. ararlar. Burada,  bir yer için, bir tür ve bir dişi için zaten kavga vardır. Yani, bu arzu kendini en iyi şekilde gerçekleştirmek için bir dizi araca sahiptir.

Bir sonraki arzu seviyesi, önceki tüm arzuları içeren insandır. Ayrıca uygulamalarında özgür iradeye sahiptir ve hareket edebilir, birleşebilir, uzaklaşabilir, yaklaşabilir, ne için ve nasıl gelişebileceği konusunda hedefini değiştirebilir.

İnsan, arzuları ve onların yerine getirilmesi ile sınırlı değildir, her şey sadece ona bağlıdır. Bu nedenle onun: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan arzuları, ona tam bir özgürlük verir. O liderdir, doğanın kralıdır.

Evolution Of Desires, Part 1

 

Realite Önceden Belirlenmiş Midir?

Soru: Realitenin ne kadarı önceden belirlenmiştir? Özgür irademizin içinde ne var?

Cevap: Kesinlikle her şey bizim özgür irademizin içindedir ve kesinlikle her şey önceden belirlenmiştir. Yani program başlangıçta, en basit, temel bölümden giderek daha karmaşığa doğru verilir. Bu, doğanın temel yasalarından gelir. Bağlantı hızı bize bağlıdır.

Islahın içine girmemeliyiz. Bu bizim işimiz değildir. Mümkün olan her yerde bağ kurmak için çaba sarf etmeliyim, ancak hiçbir koşulda sıraya koymamalı ve bağın derecelerinin nasıl olması gerektiğini önceden belirlememeliyim. Sadece ileri itmeliyim.

Bana ıslah olmuş bir koşul olarak ne gösterilirse memnuniyetle karşılamalıyım.

Is Reality Predetermined?

 

Reenkarnasyondan Korkmak

Soru: Ölmekten korkmuyorum, ama tekrar doğmaktan korkuyorum. Yaradan’ın burada niyeti nedir?

Cevap: Yeniden doğmaktan korkuyorsunuz, çünkü doğum, anaokulu, kreş, okul, hastalıklar, aşılar, sorunlar, aşağılanmak vb. ni tekrar yaşamak zorunda olduğunuzu biliyorsunuz.

Bilge adamların oturdukları ve şöyle düşündükleri söylenir: “Kim daha mutlu: doğmuş kişi mi yoksa doğmamış kişi mi?” Ve doğmamış olanın daha mutlu olduğuna karar verdiler. Ama eğer doğduysan, o zaman görevini yerine getir ve bir daha asla doğma.

Fear Of Reincarnation

Genel Sistemin İdraki

Soru: Adem’in ortak ruhunda, herkes kendi rolüne ve parçaya sahiptir. Yaradan’ın ediniminin küçük bir derecesine ulaşmanın kaderim olduğunu varsayalım. Bunun anlamı nedir?

Cevap: Tek bir bütünü oluşturan organizmanın hücresi olduğunuz için büyük veya küçük bir edinime sahip olup olmadığınız önemli değil.

Bu nedenle, tüm organizmayı hücrenizden hissedersiniz, öyle ki sistemin tüm faaliyetleri, tüm çalışmaları ve tüm planları, sizin tarafınızdan bu sisteme hangi ölçüde girdiğinize göre algılanır/idrak edilir.

Böyle bir durumda, tüm sistemi edinirsiniz. Bir şey elde edemediğinize dair bir hissiyatınız kalmaz. Tamamen bilgiyle dolu hissedersiniz.

Cognition Of The General System

İlhama Bağlı Olmadan

Not: Son zamanlarda bir atölye çalışmasında dost sevgisi hakkında konuştuk ve herkesin mantıktan değil de derin bir his ve anlayıştan yani kalpten konuştukları, bunun çok önemli olduğunu duydum ki bu onların geleceği ve bu yolu özverili bir biçimde izlemeye hazırlar…

Yorumum: Ben özellikle bu tür ifadeler tarafından güç almam. Farz edelim ki şimdi dostlar yükselişten, arzudan, özlemden, sevgiden ve dostluktan konuşuyorlar, onun ne kadar çabuk geçip gittiğini ve geriye ne kaldığını biliyoruz.

Ben, yaratılışımın başlangıcına ve sonuna dayanarak, ilhamımı inşa etmeyi seviyorum: Neredeyiz? Bunu nasıl başarabiliriz? – bir insanın bugün söylediği ve yarın belki söylemeyeceği şeyden değil.

Bu nedenle, her zaman sevgiyi, arzuyu, kabulü ve yüceliği geliştirebileceğim bir koşula sahip olmayı tercih ederim. Ancak bu, evrenin yapısına, onun yaratılış sebebine, amacına dayanmalıdır. O zaman, bu gerçekten sonsuz, evrensel ve mükemmel bir şeydir.

Tabii ki, her şey kişinin karakterine ve niteliğine bağlıdır, ancak şahsen ben yaradılışın başlangıcını ve sonunu, tüm yolu ve grubun yardımıyla nasıl üstesinden gelinebileceğini gösteren bir çizim yapmayı tercih ederim.

Bu yüzden, bana ne sorulmuş olursa olsun, her zaman derim ki: “Adem ile, onun gelişimiyle, birlikte onun yapısını eski haline getirmek zorunda olduğumuz gerçeğiyle başlayalım.” Bundan kaçamayız. Onun içindeyiz. Ve sonra ne yapılacağını açıklarım. Bu ilhama bağlı değildir. Bu realitedir.

Soru: O zaman, ölü koşuldayken tekrar düşünmeye mi başlarım: ortak ruhun yaratılması, Adam HaRishon’un kırılması, vesaire?

Cevap: Evet. Ama bu ölü koşulun neden verildiğini ve nereden geldiğini anlarsınız – sonsuz, mükemmel, ebedi ve gerçek olandan!

Without Depending On Inspiration

Mantığa Karşı

Soru: Neden Kabala hiçbir şey anlamamama rağmen, benimle akıl vasıtasıyla konuşmaktadır? Üst dünyayı hissetmeme rağmen, neden değişime ihtiyacı var ve duygular düzeyinde çalışır?

Cevap: Çünkü hislerimiz yeni bir akla yol açar. Mantık, yeni arzuların ve hislerin sonucudur.

Bazı nedenlerden dolayı, hislerin ve aklın birbirine zıt olduğuna inanırız. Öyle değildir! Duygularım, yani arzularım ve içlerinde hissettiğim şeyler gerçekte benim aklımı belirler. Var olmak, bilinci belirler.

Arzuları ve onların yerine getirilmelerini değiştirme yoluyla, aklım değişir. Ve eğer değişmezse, o zaman mantık ötesi inançla ona karşı gidebilirim. Akıl benim için kutsal değildir, ancak bazen duygulardan daha önemlidir, çünkü bana belli bir derece verir ve ben aklımı baskılarım ve onun üzerine çıkarım.

Mantık şöyle der: “Bilginizi, arzularınızı genişletin ve onlarla çalışın” ve ben cevap veririm: “Hayır, onlarla çalışmak istemiyorum, çünkü cevabı vermiyorlar. Farklı bir yoldan gitmek zorundayım. ”

Mantığa karşı, ne anlama gelir? Ben aklımı yok etmem; sadece gördüğümün beni sınırlandırmadığını söylerim. Ondan bir adım daha yükseğe tırmanmak zorundayım.

Aklın üzerinde bir adım ne, bilmiyorum. Kendimden daha yüksek bir şey düşünebilir miyim? Böylece hislerime başvururum ve şunu derim: “Egoist hislerim yanlış. Ben alma değil, ihsan etme niteliğine göre gideceğim. Sonuca ulaşmamın tek yolu budur. Ve sonra aklım değişecek. ”

Bizler akıl vasıtasıyla, yukarıdan etkileniriz. Ben hislere başvururum ve onların üzerinden ihsan etme niteliğine giderim. Ve sonra yeni bir seviyeye ulaşırım: yeni hislere ve yeni bir akla.

Counter To Reason