Category Archives: Niyet

Gerçekliğe Karşı Tutumumuzun Önemi

Soru: Doğru niyeti korumanın bizim için ne kadar zor olduğunu görüyoruz. Peki, tüm dünya hakkında ne söyleyebiliriz?

Cevap: Bu doğru. Ancak Kabala bilgeliğinde çalıştığımız gibi, niyetten başka bir şey yoktur. Bütün mesele onun önemini idrak etmekte yatar.

Ya kendi özgür seçiminizle gerçekliğe ve Yaradan’a karşı tutumunuzun önemini kavrayacaksınız ya da O, size bu önemi acı yoluyla aşılayacaktır. Birini ya da diğerini seçin ama bunu öneme göre yapmak zorunda kalacaksınız. Önem, edinmeniz gereken şeydir. Ya darbeler size bunu sağlayacaktır ya da özen. Hepsi bu kadar. Şimdi karar verin!

Bugün İsrail halkına başlarına daha da korkunç bir felaketin gelebileceğini söylediğinizde, yanıt olarak şunları duyuyorsunuz “Tanrı korusun! Sen neden bahsediyorsun?! Bu ne cüret?!”

Ama ben sadece durumun tüm öneminin, tüm ciddiyetinin fark edilmesini istiyorum; bu nedenle, olası bir felaket gelmeden önce ondan söz ediyorum. “Hayır! Kesinlikle olmaz!” diyerek kafalarını kuma gömüyorlar.

Manevi Seviyeye Nasıl Yükselebiliriz?

Doğru niyetle yaşadığımızda, sonsuzluğu, yaşamı ve dolumu onun içinde hissederiz! Bu, kişinin maddi varlığını zorlaştırmaz; aslında o zaman yaşamın ne olduğunu gerçekten hisseder.

Soru: Ya henüz bunun iyi olduğunu hissetmiyorsam? Ne yapmalıyım?

Cevap: Bunun yaşam olduğunu hissetmediğiniz sürece, size ölüm gibi görünür.

Ne yapmalısınız? Gruba sorun! Başka seçeneğiniz yok. Doğal olarak bunu asla kendi başınıza istemeyeceksiniz. Hayvansal seviyeden insan seviyesine, daha doğrusu insan seviyesine değil ama manevi seviyeye yükselmenin anlamı budur! Eğer üst güce yönelik bir niyetle yaşarsanız, o zaman onu keşfeder, hisseder ve ebedi yaşam duygusunun içinde yaşarsınız.

Bu zaten size, her şeye karşı tamamen yeni bir tutum kazandıran bir boyuttur. Eğer tüm yaşamınız günün 24 saati, Yaradan’a yönelmişse işte o zaman, zaten O’nunla aynı alanda yaşıyorsunuz demektir! Bu tamamen farklı bir varoluş tarzıdır.

Soru: Gruptan bana bu tür bir tutum vermesini nasıl isteyebilirim?

Cevap: Gruptan bunu istemeyin, talep edin! Onlara bu gerekliliğin farkındalığını kazandırın.

Yorum: Ama benim içimde bu farkındalık yok!

Cevabım: İçinizde yok ama grubu etkileyebilirsiniz. Sonuçta, her zaman birilerine baskı yapmıyor musunuz? Kendi fikrinizi başkalarına empoze etmek istemiyor musunuz? Bunu her zaman yapıyorsunuz; bu egoizmdir! Onlara baskı yapın ve bu size inanç olarak geri dönecektir.

Basit Bir Eylem

Soru: Niyette olup olmadığını kontrol etmenin yolu nedir?

Cevap: Neyin niyeti? İçinde olmak istediğim koşulun. Bunu nasıl hayal ediyorum? Sonrasında ulaşmak istediğim koşul nedir? Islahın sonunu ya da sonsuzluğu hayal edemiyorum, sanki orada yüzüyormuşum ve sağ ile sol arasında bir fark yokmuş gibi.

Tüm bu koşulları nasıl hayal edebilirim?! Dahası, oradaki her şey niceliksel değil nitelikseldir; mesafeler yoktur, vesaire vesaire. Böyle şeyleri hayal etmek her türlü dayanak noktasını tamamen kaybetmek demektir.

Benim bakış açımdan arzu edilen bir koşulu hayal ediyorum ve bundan hareketle eyleme geçiyorum. Hepsi bu kadar. Ne olduğu belli olmayan her türlü soyut resmi hayal etmeyin.

Soru: Peki doğru eylem nedir?

Cevap: Eylem çok basittir. Eğer maneviyata yaklaşmak istiyorsam, zira bu benim için tüm hayatımın kurtuluşudur, o zaman gruba yönelmeliyim ki benim için maneviyata girmenin önemi artsın ve o zaman bunun için gücüm olsun.

Örneğin, bugün bir dostlar toplantımız var: “Bunu neden yapıyoruz? Bununla herkesi nasıl etkileyeceğiz? Birlikte nasıl uyanacağız ve ortak bir gücü hissedeceğiz? Sonunda ne kazanacağız? Sonuçta ertesi gün ben bundan düşeceğim. Bu arzu edilen bir şey mi? Belki de iyi olan tam olarak budur, çünkü o zaman yeni, güçlü Kelim içimde toplanacak. Bugün dünya çapında beni gören birkaç bin kişiyle konuşabiliyorum. Ve sadece birkaç bin değil, çok daha fazlası! Onlar benim hayatımı değiştirebilir.”

Gün boyunca düşünmeniz gereken bir şey var. Sonuç, ne yapacağınıza değil ne düşüneceğinize bağlıdır. Niyetler alanında yaşamanın anlamı budur. Eylem aynı kalabilir ama sonuç sizin ondan ne istediğinizdir.

Niyet Neye Bağlıdır?

Soru: Niyet neye bağlıdır? Bireyin mi, grubun mu yoksa Yaradan’ın çalışması mıdır?

Cevap: Niyet, grubun üst güçle bağ içinde olmak için sürekli olarak uyandırması gereken üst gücün öneminin farkındalığına bağlıdır. Bu güç, isteseniz de istemeseniz de altında var olduğunuz evrenin genel, her şeyi kapsayan yasasıdır ve onun sizi zorunlu kıldığı şeyleri yerine getirirsiniz.

Bu yasa değişmez çünkü diğerlerini de içeren genel bir yasadır. Doğa yasaları değişir mi? Hayır!

Bu nedenle, bu yasayı bilmiyorsanız, nasıl yaşayacağınızı hiç bilemezsiniz ve kendinizi sürekli kötü bir koşul içinde bulursunuz. Grup size bu gerçeği açıklamalı ve sizi bu yasayı bilmenin gerekliliğine ikna etmelidir.

Soru: Yani her şey gruba mı yoksa benim gruba ihsan etmeme mi bağlıdır?

Cevap: Evet, her şey gruba ve onun sizi nasıl etkileyeceğine bağlıdır. Ama sizin nasıl karşılık vereceğiniz, ondan nasıl ilham alacağınız ve onun sizi nasıl etkileyeceği size, grubu kendinize göre nasıl konumlandırdığınıza bağlıdır.

Niyet Gerçekliği Değiştirir

Dünyaya karşı tutumumuzun onu ne kadar geliştirdiğinin farkında değiliz! Fizikçiler madde ile yaptıkları deneylerin sonuçlarının deneyi yapan kişiye ve onun tutumuna bağlı olduğunu ancak şimdi keşfediyorlar. Bir bitkinin bile benim onunla nasıl ilişki kurduğumu hissettiğini ancak şimdi keşfediyoruz.

Tüm gerçekliği değiştirenin, tam olarak bizim tutumumuz yani niyetimiz olduğunu anlamıyoruz. Bunu göremiyoruz çünkü sonuçları göremiyoruz. Ve niyetleri anlamıyoruz, onları netleştiremiyoruz, göremiyoruz ya da ölçemiyoruz. İşte sorun budur.

Bununla birlikte, evrende yalnızca bu işlemektedir; madde özellikle ona yönelik tutum tarafından harekete geçirilir. Bir madde kendi başına ne işe yarar? Kendi başına herhangi bir hareket üretemez.

Bu nedenle, dünyanın geri kalanı karşısında nasıl görünmemiz gerektiğinden bahsederken, sanki aktif olarak siyaset, ekonomi, güvenlik ya da bu türden herhangi bir şeyle ilgileniyormuşuz gibi konuşmamalıyız.

Bizim ilgimiz yalnızca eğitimle, bu bilgiyi yaymakla ve isteyen herkesi gerçekliğe, doğaya ve içinde yaşadıkları dünyaya karşı doğru tutuma getirmekle ilgilidir.

Dünya Ne İçin Yaratılmıştır?

Soru: Niyet neden fiziksel bedenle ilişkili değildir?

Cevap: Çünkü fiziksel beden, alma arzusudur. Alma arzusu, veremez. Dolayısıyla, onun eylemi iki şeyden biri olabilir: ya kendini kısıtlamak ve almamak ya da almak. Bina niteliği ona eklendiğinde, alma arzusuna ne olur?

Yorum: Verme yeteneği eklenir.

Cevabım: Bu nasıl olur? Alma arzusu verebilir mi? İkinci safha, dördüncü safhaya girdiğinde alma arzusu vermeye başlayabilir mi? Bir kısıtlama yapabilir ama asla veremez! Sadece eylemin arkasındaki niyet ona eklenir.

Bu nedenle hem eğitimde hem de ıslahta, aslında alma arzusuna değil, sadece niyetlere dikkat ettiğimizi söylüyoruz. Bizim için önemli olan budur. Niyetimiz ölçüsünde, alma arzusunu alır ve bunları birleştiririz.

Alma arzusunu, yalnızca niyeti artırabildiğim ölçüde kullanırım. Dünya ne için var? Niyet için mi yoksa alma arzusu için mi? Niyet için! Onu sürekli beslemek için. Aynı zamanda, alma arzusu maddedir, hammaddedir. Yaradan’a ait olduğu gibi, şimdi de öyledir. Yaratılış, alma arzusunun üzerine bir niyet inşa edendir.

Teraziyi İyiye Doğru Eğin

Soru: Mevcut halimizle terazinin dengesini iyiye doğru etkileyebiliyor muyuz?

Cevap: Varoluşumuzun her anında yalnızca tek bir şeyin farkındalığına varıyoruz – karşılıklı garantinin (Arvut). İstesek de istemesek de, biz ve tüm dünya ya acı çekerek ya da Tora yolunda ilerleyerek bunun önemini idrak etmeye doğru ilerliyoruz.

İnsanlığın karşılıklı garantiden başka yönlendirildiği hiçbir şey yoktur. Bunun bir gereklilik olduğunu, karşılıklı birliğin “Komşunu sev”den “Efendi Tanrını sev”e götürdüğünü görmeliyiz. Bu, tüm ruhların geçmesi gereken bir süreçtir.

Dolayısıyla, tüm ruhların ve her bir bireyin yaşamlarının her saniyesinde başına gelen her şey esasen bu yasanın yerine getirilmesine yönelik bir harekettir.

Bizim ve tüm insanlığın kafası ne kadar karışık olursa olsun – nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı, neyle meşgul olduğumuzu bilmiyoruz- tüm bunlar sadece nihai sonuca varmamız için yapılan aydınlanmalardır: terazinin hangi tarafa eğileceği her bir kişiye bağlıdır.

Başka bir deyişle, her şey, her bireyin karşılıklı garanti yasasını yerine getirmek için aldığı sorumluluğun derecesine bağlıdır.

Ve şimdi bile, henüz ıslah olmamışken, yerine getirmekle yükümlü olduğumuz bu yasanın anlayışına bir şekilde yaklaştığınız ölçüde, tüm ruhlara dâhil olmanız yoluyla tüm dünyayı etkiliyorsunuz. Bu şekilde, yasa onlara daha fazla ifşa olur ve başkalarının da yasanın yerine getirilmesine ulaşmasına yardımcı olursunuz.

Ancak, kalpteki noktalarının durumu nedeniyle, Yaradan’a bağlılık için çabalamaktan aciz olan, karşılıklı garanti yasasını kendi başlarına yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak diğer tüm ruhlar onların içinde yer aldığından, bir miktar aydınlanma alacaklar ve sonuç olarak bu yasayı yerine getireceklerdir.

“Eğer herkes bunu yapıyorsa, o zaman elbette biz de yapmalıyız.” diyecekler. Fakat içsel olarak bunu hissetmeyeceklerdir çünkü diğer ruhların içlerine nüfuz etmesi gerçekten minimum düzeydedir.

Tüm Kalbinizle Birleşmek İsteyin

Soru: Gün boyunca herkesin aynı anda, aynı niyete sahip olması için ne yapabiliriz?

Cevap: Gün boyunca sürekli bağlı, tek bir arzuda, tek bir istekte kalmak çok zor bir ön koşuldur, ancak bu koşula yaklaşıyorsanız, bu iyidir.

Soru: Ama bunu tüm kalbimizle istiyorsak – güçlü bir onluya, derslere ve size sahip olmak ve sürekli bağda kalmak – neyi kaçırıyoruz?

Kalıcı bir bağa geçiş nerede? Birlik olmaya ne eklemeliyiz?

Cevap: Bu, arzularınızın ve Yaradan’a doğru yönünüzün doğru bileşimine bağlıdır.

Zohar’ın Bizi Etkilemesine İzin Verin

Soru: Uzun bir süre Zohar Kitabı’nı kabul edemediğinizden bahsettiniz.

Cevap: Evet, bana itici geldi. Onun gereksiz olduğunu düşündüm. Sonra ışık beni öyle bir etkiledi ki, içimde bir dönüşüm meydana geldi. Öğrencilerimle hep bu örneği kullanırım.

Soru: Peki, birisi Zohar’dan bir alıntı alıp okursa, bunun onun üzerinde bir etkisi olur mu?

Cevap: Hayır, sadece kişi bu kitap aracılığıyla kendini ıslah etmek istediği ve bir şekilde ondan bir şeyler çıkarmaya çalıştığı ölçüde bir etkisi olacaktır. Ama örneğin bir dilbilimci bu kitabı incelemek ister ve herhangi bir içsel dürtü ya da talep olmaksızın okursa, çok az bir etki alacaktır.

Soru: O halde bizi etkilemesini istiyorsak, bu niyetle mi okumalıyız?

Cevap: Evet bu yeterlidir. Bununla birlikte, Zohar’ı dostlarınız aracılığıyla hep birlikte okuduğunuzda daha da iyi olur, böylece sizi etkileyebilir ve sizi bölen egoizme karşı sizi tek bir arzuda birleştirebilir.

Soru: Diyelim ki derste oturuyorum ve Zohar’ın beni etkilemesini istiyorum. Diğer herkesi de etkileyecek bir niyeti nasıl oluşturabilirim?

Cevap: Bunun bu şekilde olmasını istersiniz.

Soru: Bunların hepsini zihnimde toplayamasam bile mi?

Cevap: Deneyin. Bu deneme sizin niyetiniz, içsel çalışmanızdır. Diğer her şey önemsizdir.

Grup – Kişiyi Etkileyen Bir Sistem

Soru: Niyeti tutmak için kişinin bazı eylemleri gerçekleştirmesi ve aktif olması gerekir mi?

Cevap: Niyet, kişi için ancak önemli olduğu ölçüde geliştirilebilir. Bu önem derecesini ancak grubun yardımıyla, bu bilgiyi bedene duygular şeklinde nasıl aktaracağımı aklımla anladıktan sonra geliştirebilirim. Sonuçta beden yalnızca duygulara tepki verir, aklın onun üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yoktur.

Aklımın yardımıyla duyguları ne kadar uyandırırsam uyandırayım, sonuç getirmeyecektir. Hareket ettirilmeliyim, korkmalıyım ve bu da çevre aracılığıyla sağlanır. Baal HaSulam’ın bunun benim tek seçimim olduğunu söylemesi boşuna değildir.

Ama bu benim seçimim, sonuçta beni bu şekilde etkilemesi için grubu seçen ve yönlendiren benim. Sanki kendi kendilerine “beyin yıkamak” zorunda olduğunu anlamayan insanların bana gelmesi gibi.

Bu nedenle, kişinin etrafında ona yardım edecek, onu etkileyecek ve ona önem verecek sistemler inşa edilir.

Her izlenimi silen doğamıza karşı, ne kadar çok çalışmak zorunda olduğumuzu görüyorsunuz. Dün bir patlama yaşadık ve on dakika sonra bunu unuttuk. Radyoda bir olay duyduğumuz an, bunu unutmanın bir yolunu arıyoruz. Hemen o anda!

Peki ya sonra? O zaman soruyoruz, milyonlarca insan nasıl gaz odalarına gönderilmiş olabilir? Çok basit, insan kendine neden ve sonuç ilişkisini silen bir sistem kurar.