Category Archives: Maneviyat

TES Çalışması

Soru: “Önsöz”ü (Pticha) veya TES’i (On Sefirot’un Çalışılması) çalıştığımızda, sanki biri başka bir galaksiden bir şeyler açıklıyormuş gibi hissediyorum. Bunun içimde nerede olduğunu anlamıyorum. Dostlarımın sorularını dinliyorum, sanki tüm bunları kendi içlerinde ifşa ediyorlarmış gibiler. Bunu en azından biraz olsun bu şekilde algılamaya başlamak için ne yapabilirim?

Cevap: Burada sadece tek bir tavsiyede bulunabilirim. Bizler, Kli’nin içinde, arzunun içinde ışığın yayılmasından bahsediyoruz.

Işığın üzerinizde etki ettiğini hayal edin – doldurma, haz verme, her şeyi ihsan etme arzusunu. Onu alma niyetiyle ifşa edersiniz ve ışık yavaş yavaş içinize girer ve içinizde karşılık gelen dereceleri inşa eder.

Prensipte, Kabala biliminin tamamı budur.

Maneviyatta Daire Ve Çizgi

Soru: “daire”, “çizgi” veya “Sefira” kelimelerini duyduğumda, zihnimde bu dünyanın imgeleri beliriyor. Bir dairenin veya çizginin ne olduğunu nasıl doğru bir şekilde hayal edebilir ve hissedebilirim?

Cevap: Bunlar ışığın yayılmasının farklı yollarıdır. Daire, ışığın herhangi bir sınırlama olmaksızın yayılmasıdır; Kav (çizgi) ise sınırlamalarla yayılmasıdır.

Soru: Kav dışında bir şeyi, örneğin İgul’u (daire) edinebilir miyiz?

Cevap: Hayır, yalnızca çizgiyi (Kav) edinebiliriz, ancak onun içinde gerekli olan her şeyi ediniriz. Yaradan Kendini tamamen bu şekilde ifşa eder.

Kendiniz İçin “Putlar” Yaratmayın

Kabalaistik makaleleri okurken, bunları zaman ve mekan kavramlarına bağlamamaya ve kendimiz için “putlar” yaratmamaya çok dikkat etmeliyiz. Kabalistler tarafından yazılan her şey, geçmişte meydana gelen herhangi bir tarihsel olayla değil, yalnızca arzumuzla ilgilidir.

Tarih, aynı zamanda içsel gerçeklik algımızla da ilgilidir. Tüm bunların gerçekleştiği coğrafi bir konum yoktur; “mekan” bizim arzumuzdur. Ve zaman yoktur; “zaman”, koşulların değişimini ifade eder.

Ve bugünün “Ve Izdırap Şehirlerini İnşa Ettiler” başlıklı, Firavun için köle emeğiyle ilgili özel bir makaleyi okuduğumuzda, anlatılan her şeyi yalnızca kendimizle, manevi yolumuzda başımıza gelenlerle ilişkilendirmeliyiz.

Bu makale, arzumda, kendimle, grupla, Yaradan’la olan ilişkimde neler yaşamam gerektiğinden; yüce güçle birleşmem için bana verilen tüm araçlardan bahseder. Ben ve O’ndan başkası yoktur. Ve geri kalan her şey, aramızdaki birleşmeyi sağlamanın bir aracından ibaret.

Makalede yazılan her şey, yalnızca içimde, ruhumda gerçekleşmeli; onu böyle anlamalıyım. Ve o zaman, materyalin içsel anlamını gerçekten inceleyeceğim.

İhsan Etmek, Zorlama Değildir

Dolayısıyla, ulusun tüm üyeleri hemfikir olur olmaz Tora onlara anında verildi, çünkü artık onu yerine getirebilirlerdi. Ancak tam bir ulus haline gelmeden önce ve özellikle de bu topraklarda benzersiz olan atalarının zamanında, Tora’yı arzu edilen biçimiyle yerine getirme niteliğine sahip değillerdi, çünkü az sayıda kişiyle, insan ile insan arasındaki Mitzvot’a, “Dostunu kendin gibi sev” derecesine varacak kadar başlamak bile imkânsızdır… Bu nedenle Tora onlara verilmemişti. (Baal HaSulam, “Matan Torah [Tora’nın Verilmesi]”).

Ataların Tora’sı ile Mısır sürgünü dönemindeki Tora arasında bir ayrım yapılmalıdır. Mısır’da egoizm Firavun seviyesine kadar büyüdü ve kaynağa geri dönen ışıkla ıslah edilmesi gerekiyordu. Ancak ataların zamanında ifşa olan arzular çok saftı ve bu ışığa ihtiyaç duymuyordu.

Daha sonra bile, Talmud bilgelerinin dönemine kadar geçen neredeyse bin yıl boyunca, insan kişisel zevklerden arınmak ve Tora’ya emek vererek arzularını alçaltmak zorundaydı. Yalnızca Talmud bilgelerinin yaptığı ıslahlar sayesinde, kaynağa geri dönen ışığı (ıslah eden ışığı) getiren ortak bir çalışma yapmamız yeterlidir.

Her halükarda, atalarımızın ıslah biçimi bizimkinden farklıydı. Gelişimimizin mevcut aşamasında, “komşunu kendin gibi sev” ilkesini edinmeliyiz ve bu, Tora’nın yani Kabalistik metodun nasıl uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Zohar Kitabı’na Önsöz’ün sonunda Baal HaSulam, bunun öncelikle İsrail halkı içinde, ardından tüm dünyada gerçekleştirilmesi gerektiğini açıklar.

Kabalistik metodun uygulanması, birbirini destekleyen ve birbirinin garantörü olan çok sayıda insan arasında mümkündür. Herkes diğerleriyle ilgilenmekle yükümlüdür ve o zaman kişi kendisi için endişelenmez. Zira en temel ihtiyaçlarını bile başkaları onunla ilgilendiği için karşılar. Sonuç olarak kişi, egoist arzularından tamamen kopar ve ona bir kısıtlama uygular.

Bu kısıtlama, zorlayıcı metotlara veya kendi kendini zorlamaya dayanmaz. Bu, kendimi lezzetli bir pasta dilimi yemekten alıkoymak anlamına gelmez. Bu bir kısıtlama değil, bir diyet olurdu. Burada sözünü ettiğimiz şey, ışığın eylemidir: ışık, gözümde ihsan etmeyi almanın üstüne çıkarır ve o zaman ben egoistçe hiçbir şeyi alamam. İçimde alma arzusu kalır, fakat onun üzerinde ihsan etme arzusu hüküm sürer.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 258

Soru: Baal HaSulam, TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) “dairenin gücü” kavramını ortaya atar. Bu nedir?

Cevap: Tam bir eylem için, yaratılanın arzusunun Yaradan’ın arzusuna dahil edilmesi gerekir. Ancak bu o kadar hızlı gerçekleşmez. Ortak bir Kli, saran ışık vb. aracılığıyla birbirlerini tanımaları gerekir.

Soru: TES’i dinlediğimde, onu anlamak için içimde büyük bir arzu uyanır. Anladığımızı sandığımız şey gerçeklerden ne kadar uzak? Eylemlerimizin anlamı nedir?

Cevap: Eylemlerimizin anlamı, ıslah edilmiş bir Kli gibi olmak istememizdir, yani Kav’da tam olarak o Kli’nin ölçüsü oranında almaktır.

Her Şey Arzuya Bağlıdır

Soru: Önceki derslerde, Kabala’da bahsedilen her şeyin bir çizgi (Kav) içinde gerçekleştiğini duymuştum. Bir dairenin (İgul), Ein Sof’ta potansiyel olarak var olan şey, Kav’ın ise algıma giren şey olduğunu söyleyebilir miyiz?

Cevap: Ein Sof’ta olanları hissedemeyiz. Sadece Kli’mizde, arzularımızda olanları hissedebiliriz.

Soru: Öyleyse Kav ile Kli’mde olanlar arasındaki ilişki nedir?

Cevap: Aynı şeydir.

Soru: Bu neye bağlıdır, Ein Sof’tan Kav’a tam olarak ne girer?

Cevap: Bu arzunuza bağlıdır.

Manevi Dünyanın Unsurları

Soru: Üç bileşenden oluşan bu yaratılış koşulu nedir: İgulim (daireler), Kav (çizgi) ve Tzinor (boru hattı)?

Cevap: Bunlar, Sefirot veya Partzufim’in eylemlerini koordine etmek için manevi dünyada var olan unsurlardır.

Soru: Hangisi önce ortaya çıktı, İgulim mi yoksa Kav mı?

Cevap: İlk önce İgulim ortaya çıktı ve yaratılışın uğradığı kısıtlamanın ardından, yaratılışın unsurlarını birbirine bağlayan bir çizgi olan Kav ortaya çıktı.

İyiyi Ve Kötüyü Kayıtsızca Kabul Edin

Yorum: Biliyor musunuz, bugün dünyada olup bitenlere baktığınızda, “Bütün bunlara nasıl geldik?” diye düşünüyorsunuz. Yakınınızdaki ve uzaktaki insanlara, kendinize bakıp, “İnsan nasıl bir yaratıktır?” diye düşünüyorsunuz.

Cevabım: İnsan, mutlak surette tüm kötülüklerin ve tüm iyiliklerin bir toplamıdır. Bu nedenle, herhangi bir durumda iyiden kötüye, kötüden iyiye geçebilir. Ve onu bir şey için suçlayabilecek başka birini asla anlamayacaktır.

Soru: Yaptığı en büyük kötülüğü bile her zaman haklı mı çıkaracaktır?

Cevap: Elbette! Ve bunu içtenlikle yapacaktır! Hatta sizi, tamamen doğru davrandığına ve belki de dünyadaki tek doğru insan olduğuna ikna etmeye bile çalışacaktır.

Soru: Öyleyse içimizde olan nedir?

Cevap: Kendimizi bilmiyoruz.

Soru: İçimizdeki bu sensörler nelerdir?

Cevap: İçimizdeki mutlak iyilik ve mutlak kötülük yer değiştirebilir. Çeşitli ve farklı olabilirler.

Soru: Yani yaptığım kötülüğü, en fena kötülüğü, kendi içimde dönüştürebileceğimi mi söylüyorsun?

Cevap: Ve siz bunu kesinlikle iyi olarak değerlendireceksiniz.

Yorum: Ama bu kötülük.

Cevabım: Hayır. Zaten kendinizi bunun kesinlikle iyi olduğuna ikna etmişsiniz.

Yorum: Tamam, birileri, ama şunu anlıyoruz ki…

Cevabım: Yanılıyorsunuz. Başka biri farklı düşünüyorsa nasıl ikna edebilirsiniz ki?

Soru: Peki bununla ne yapmalıyız? Kötülüğü nasıl iyiliğe dönüştürebiliriz? Bu mümkün mü?

Cevap: Kötülüğü giderek daha fazla fark ettikçe, onu, karşılık gelen iyiliğe dönüştürmelisiniz.

Soru: Yani sonunda bu kötülüğün içimde olduğu sonucuna mı varmalıyım?

Cevap: “Üçüncü” denen bir şey varsa bu mümkündür. Yani, kötülük vardır, iyilik vardır ve bu niteliğin kaynağı olan Yaradan vardır.

Soru: Hem iyilik hem de kötülük O’ndan mı kaynaklanır?

Cevap: Evet.

Soru: Öyleyse, bir şekilde üçüncüye mi yönelmeliyim? Aklım ve kalbim -yani sözde iyi ve kötü- ve sonra bir üçüncü var. Buna mı yönlendiriliyorum?

Cevap: Elbette! Bunun için eğitiliyor ve besleniyorsunuz.

Soru: Her türlü korkunç eylemi yapmama izin veriyorlar, değil mi?

Cevap: Her şeye. İçinizden geçen her şeye.

Soru: Sadece bu üçüncüye, Yaradan’a mı ulaşmam gerekiyor?

Cevap: Evet. Ama bu birçok koşul, nesiller vb. alır.

Soru: “Nesiller” bile mi dediniz? Sadece bir hayat değil mi? Nesiller mi sürer?

Cevap: Elbette.

Soru: Buna değer mi? Bütün bunlar…

Cevap: Size sorulmuyor. Siz büyük bir deneyin malzemesisiniz.

Yorum: Bu bir kabus! Tüm tarih kanla, savaşlarla, acılarla dolu, insanlığın tüm tarihi, sizin dediğiniz gibi, sadece bu üçüncüye ulaşmak için.

Cevabım: Ve sevinmek, haz almak ve şükretmek için!

Soru: “Sen bunu yaptın ve beni Kendine getirdin” demek için mi?

Cevap: Evet.

Soru: Gerçekten O’na ulaşmak istediğimde yalvarışım nasıl olmalı?

Cevap: Sonunda O’nun bilgeliğini, size karşı eylemlerinin mükemmelliğini edinmek için olmalı.

Soru: Ve her şeyi haklı mı çıkarıyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: İnsanlık buna ulaşacak mı?

Cevap: Elbette!

Yorum: Bana öyle geliyor ki, insanlığın buna doğru nasıl dev adımlarla ilerlediğini artık görebiliyoruz.

Cevabım: Evet, bizi enerjik bir şekilde yönlendiriyor.

Soru: Enerjik bir şekilde! Öyle bir senaristimiz ve yönetmenimiz var ki, bundan sıyrılmak imkânsız. Bunun sebebi yavaş hareket etmemiz mi?

Cevap: Hayır, biz kimiz ki hızı, vektörü vb. belirleyelim?

Soru: Görüyorum ki bizi hiç hesaba katmıyorsunuz – genel olarak insanlığı!?

Cevap: Bizler, bir şekilde deneyimleyebilen ve bu deneyimleri kendi içimizde uyarlayabilen küçük varlıklarız. Tüm bunları bir şekilde kendi içimizde karşılaştırabilir ve bunları kademeli olarak birbirinden akan eylemlere dönüştürebilir, böylece içimizde bir tür içsel başarı, onay vb. süreci oluşturabiliriz.

Soru: Peki bu mantıksal bir zincir mi?

Cevap: Elbette.

Soru: Yaradan ve tüm bunlar, her türlü mantığın ötesinde mi?

Cevap: Her türlü mantığın ötesinde; bu benim O’nunla hemfikir olmam.

Soru: Öyleyse, O’nunla hemfikir olmak zorunda değilim ama hemfikirim, bu mantıklı mı? Yönlendirildiğim şey bu mu?

Cevap: Başka seçeneğiniz yok. Aksi takdirde var olmanın bir yolu yok.

Soru: Peki O’nunla hemfikir olduğumda ne olur?

Cevap: O zaman O’nu haklı çıkararak O’na yaklaşmaya başlarsınız. O’nun size karşı eylemlerinin anlamını ifşa etmeye başlarsınız. Bu sizi doldurur ve hayatınız haline gelir. İçinde yelken açıp O’nu edindiğiniz o akış haline gelir.

Soru: Bu nehir beni huzura ve sevgiye mi götürür? Böyle bir şeye, huzura, sevgiye tutunmayı çok isterim. O’nun haklı çıkarılması beni oraya, bu noktaya mı götürür?

Cevap: Evet. Götürür.

Arzunun İçindeki Tüm Dünya

“Yer” nedir? Yaratılan varlığın içindeki alma arzusu, bolluk ve oradaki ışık için “Yer” dir. (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması, Cilt 1, Bölüm 1 “Kelimelerin Anlamlarına İlişkin Soru Tablosu”).

Arzudan başka sınırları olmayan hiçbir şey yoktur. Onu diyagramlarda, yukarıdan Yaradan’dan veya aşağıdan yaratılandan yayılan bir daire, bir kare, bir üçgen olarak tasvir ederiz. Ancak bu, arzunun ıslah edilmeye, ışığı almaya uygun olan kısmını göstermek için benimsediğimiz bir kuraldır.

Yaratılan orijinal arzuda sınırlar yoktur. Hiçbir yerde bitmez. Yaratılışın tamamı arzudur; arzu olmadan “yer” kavramı yoktur. Yer, arzu tarafından yaratılır.

Dolayısıyla mesele yalnızca yerin ıslahıyla ilgilidir ve ıslahın ölçüsüne göre bu yer, dairelere (İgulim), düz çizgilere (Kav Yosher) veya diğer biçimlere bölünür. Ancak arzunun kendisi, tıpkı sonsuzluk dünyasının Malhut’u gibi sınırsızdır.

Bu nedenle, manevi çalışmada, arzunun yeri konusunda yaratılanla sürekli ilişki kurmak, yani her şeye doğru açıdan ve ıslah perspektifinden bakmaya çalışmak olağanüstü bir önem taşır.

Eğer her şeyin yalnızca “yer”, yani arzu olduğunu anlarsam, o zaman gerçekliğin tüm seviyelerinde -cansız, bitkisel, hayvansal, insan- yalnızca arzuya bakarım. Ve bu arzular bana aittir, ancak egom onları bana ait olmayan, dışsal olarak resmeder. Ego üzerinde çalışmak, tam da bu arzuları kendimle bir araya getirmekten, yeniden birleştirmekten ibarettir.

Bu şekilde, bu parçalardan Yaradan’ın ve tüm üst gerçekliğin ifşası için “yer”i toplarım. Bu, içimde ifşa olur ve benden başka hiçbir şey yoktur. Gerçekliğin tüm algısı tamamen bu kavrama yani yere bağlıdır.

Bu dünyanın yeri nedir? Üst dünyadan aşağıya, ondan daha aşağıda, daha eksik olan niteliklere doğru ortaya çıkan ve bu dünyanın yerini yaratan bir kıvılcımdır. Yani bu, dünyamızın içinde var olduğu bir arzu yaratmıştır.

Bu dünyanın sınırlarını ne belirler? Sadece arzu! Üç boyutlu uzayımız ve evrenin sınırları bağlamında bunu açıklamak çok zordur. Evrenin bulunduğu bir “yer” ve onu dolduran şey yani o yerin içeriği vardır. Ancak tüm bunlar yalnızca arzuyla ilgilidir. Kişi dünyanın “geometrik” algısından tamamen kopmalıdır; o zaman kafa karışıklığı yaşamamak ve özünde önümüze çıkanı algılamak çok daha kolay hale gelir.

Tek ihtiyacımız olan arzumuzu ıslah etmektir. Tüm gerçeklik içimizde, duyularımızdadır ve bizden başka hiçbir “yer” yoktur. Yer, bizim arzumuzdur!

Bizim Gerçekliğimiz Kesinlikle Nesnel Mi?

Soru: Dünyamızda, ölçebildiğimiz dış nesnelerle, sözde nesnel bir gerçeklik nasıl var olabilir?

Cevap: Gerçekliğin resmini, hayvansal bir haz alma arzusuyla algılayarak yaşamaya alışkınız ve maneviyat hakkında da aynı şekilde düşünüyoruz; onun kendi başına var olduğunu ve içimizdeki değişimlere bağlı olmadığını düşünüyoruz.

Bu, algımızın göreceliliğini hissedene ve onun niteliklerimize bağlı olduğunu anlayana kadar devam eder.

İnsanlık, yavaş yavaş dünyanın tüm vizyonunun, gözlemcinin niteliklerine bağlı olduğu gerçeğinin farkındalığına doğru ilerliyor. Kuantum fiziğinde bilim insanları, bir deneyin sonuçlarının da gözlemciye bağlı olduğunu söylüyor. Ancak düşüncenin madde üzerindeki etkisini ölçmenin bir yolu yok.

Genel olarak, tüm bunların göreceli olduğuna, insanın niteliklerine bağlı olduğuna karar verene kadar, her şey yavaş yavaş anlaşılmaz hale gelir. Her şey gözlemleyip gözlemlemediğime, düşünüp düşünmediğime değil, düşünen ve gözlemleyen bu kişinin kim olduğuna, niteliklerinin ne olduğuna bağlıdır.

O zaman, bilim insanının niteliklerine bağlı olmayan sıradan bilimden, öncelikle kendi niteliklerine dikkat etmesi ve ancak ondan sonra maddeyi araştırması gereken araştırmacıya geçeriz. Bu da zaten bir Kabalisttir.