Gerçeğin Yolu
Soru: Gerçeğin yolu nedir?
Cevap: Gerçeğin yolu, bizi egoizmden iyileştirmesi talebiyle sürekli olarak Yaradan’a yönelmemizdir. Gerçeği arayan kişiye erdemli kişi denir.
Soru: Peki tüm kalbinle görmek nedir?
Cevap: Hissetmek demektir.
Soru: Gerçeğin yolu nedir?
Cevap: Gerçeğin yolu, bizi egoizmden iyileştirmesi talebiyle sürekli olarak Yaradan’a yönelmemizdir. Gerçeği arayan kişiye erdemli kişi denir.
Soru: Peki tüm kalbinle görmek nedir?
Cevap: Hissetmek demektir.
Soru: Yaradan, insanları uzun bir yol üzerinden Mısır’dan çıkardı. Bu, Mısır’dan çıktıktan sonra bizim de uzun bir yoldan geçmemiz gerektiği anlamına mı geliyor?
Cevap: Mısır’dan çıktıktan sonra da dünyanın her yerinde dolaşmaya devam ediyoruz.
Soru: Eğer hala dolaşıyorsak, o zaman her birimiz zaten geçmişte Yaradan’a ulaşmak ve O’nun yasalarını çalışmakla meşgul olmuşuz demektir, öyle mi?
Cevap: Evet. Bugün dünyada hiç yeni ruh yoktur. Islahın son, nihai aşamasına girmemiz için her şeyin hazır olduğunu anlamalıyız.
Sadece ait olduğumuz manevi kökle bağ kurmamız gerekiyor. Bu, Son Islah (Gimar Tikkun) adı verilen bir koşula girmek için yeterlidir.
Soru: Her dostun, komşusunun ihtiyaçlarını karşılamak ve kendini eksik bırakmak zorunda olduğu söylenir. Dostlarımızın iyiliği için onluda neyi feda ediyoruz?
Cevap: Onluda dostlarımıza yaklaşmak ve onlarla birlik olmak için kendimizi feda etmeliyiz.
Prensipte hiçbir şeyi feda etmiyoruz, çünkü sonuçta, daha önce bize bir kazanım gibi görünen şeyin aslında şimdi bir hapishane gibi olduğunu anlamaya başlıyoruz. Bu nedenle, yalnızca birliğimiz uğruna fedakârlık yaparak kazanıyoruz.
Soru: Yaratılışın yedinci gününde Yaradan dinlenir. Prensip olarak, bu günde çalışmak yasaktır. Bunun anlamı nedir?
Cevap: Kişi dünyanın çalışmak ve bir şeyler üretmek amacıyla yaratılmadığını anlamalıdır. Sadece yaratması gereken belirli bir dönem vardır (bu yüzden buna yaratılış denir) ve sonra Yaradan Kendisi gibi davranır.
Yani, kişi altı gün boyunca kendi üzerinde belirli bir çalışma yapar ve yedinci gün doluma ulaşır. Bu da zaten Yaradan’ın çalışmasıdır.
Soru: Kongre her bir dostu, onun kıvılcımını ve yükünü gerçekten hissedebildiğimiz bir koşuldur. Bu koşulda dostu on Sefirot olarak, direkt ve yansıyan ışık olarak hissetmek için eksik olan nedir?
Cevap: Direkt ve yansıyan ışık, sadece aramızdaki ilişkiyi ifade eder.
Aramızda ve dolayısıyla onludaki herkes arasında “Ben dostum için ve dostum da benim için” ilişkisi ortaya çıkar çıkmaz, derhal bizden Yaradan’a ve Yaradan’dan bize doğru olan ihsanı hissettiğimiz bir koşul oluştururuz.
O zaman yaratılışın tamamen farklı bir seviyesine gireriz ve bu dünyada ve üst dünyada neler olduğunu anlamaya başlarız. Bu dünya bir üst dünya haline gelecektir. Orada her şeyin farklı işlediğini hissetmeye başlayacağız.
Öyle de olmalı. Konuşma tarzımdan, size ne kadar kolay bilgi aktarabildiğimi görebiliyorum. Bu hazır olduğunuzun bir işaretidir. Öyleyse devam edin.
Soru: “Onlu” kavramı, On Sefirot ile nasıl ilişkilidir? Bu bilgi içsel açıklamalar için kullanılabilir mi?
Cevap: Manevi onlu ile fiziksel onlu arasında bağlantı kurmakta zorlanıyorsanız, her birimizin bir arzu olduğunu düşünün, birbirine bağlandığında tam bir özgecil niyet oluşturmanıza izin veren, on ayrı egoist arzu.
Direkt ışığın dört safhasını inceliyoruz: sıfır, bir, iki, üç ve dört. Yalnızca beş safha vardır. Ancak kural olarak dört safhadan bahsederiz çünkü sıfır safhası sayılmaz – o kaynaktır.
Işığın beş safhası, on Sefirot’a dönüşür çünkü bu Sefirot’lardan biri olan Tifferet altı parçadan oluşur.
Işıktan arzuya giden yol, tam olarak on parça boyunca ilerler. Daha az veya daha fazla olamaz. Rabaş bazı makalelerinde ve Baal HaSulam da On Sefirot Çalışması adlı kitabında bu konu hakkında yazmıştır.
Işıktan, ışığın yarattığı arzuya kadar, en yüksek safhanın, ışığın kendisi ve en düşük safhanın arzunun kendisi olduğu on safha olmalıdır. Böylece, yukarıdan kademeli olarak inen ışık, kendi içinde bir arzu yaratır.
Ve sonra arzunun yavaş yavaş ışık gibi olmaya başladığı, tam tersi bir durum ortaya çıkar. Direkt ışığın on Sefirot’unun, ışık, Keter’den Malhut’a arzu oluşturduğunda ve tersinde Malhut’un, Malhut’tan Keter’e ışığa benzemeyi dilediğinde meydana geldiği ortaya çıkar.
Soru: Eğer kendimi dostların sorularına dahil etmem önemliyse, her kişinin bir soru sorduğu bir çalıştay mı yapmalıyız ki ben de onunla bütünleşebileyim?
Bir dostumun sorusuna zihinsel olarak nasıl yanıt vereceğimi anlamadığımda, Yaradan’a bir talepte bulunabilecek miyim?
Cevap: Çalıştaylar sırasında kesinlikle birbirimize dahil olabiliriz, ancak birbirimize yardım ettiğimizde daha da iyi olur.
Her zaman birlikte çalışma fırsatınız var. Eylemler önemsiz olsa bile, bir şeye birlikte katılmanıza olanak tanıyan bu tür kolektif çalışmalar bulmaya çalışın. Kolektif fiziksel çalışma saf bir kazançtır. Size tavsiyem budur.
Sorular, cevaplar ve benzeri entelektüel egzersizler nadiren ciddi manevi sonuçlar verir.
Soru: İbraniceniz sınırlı bir kelime dağarcığına mı dayanıyor?
Cevap: Evet, gerçekten de öyle ama daha fazlasına gerek yok.
Geçen yüzyılda iki büyük Kabalistik bilge vardı: büyük öğretmenimiz Baal HaSulam ve büyük Kabalist Rav Kook. Rav Kook, Baal HaSulam’a her zaman onun devasa bilgi, his ve içgörü katmanlarını aktarabildiği, küçük kelime dağarcığına gıpta ettiğini söylerdi.
Rav Kook’un kendisi, deyim yerindeyse, manevi sözün, edebi dilin ustasıydı. Onun dili çok süslü, ayrıntılı, karmaşık ve kafa karıştırıcıdır. Leo Tolstoy gibi bir buçuk sayfa uzunluğunda tek bir cümleyi okuduğunuz sürece, neredeyse hiçbir şey anlayamazsınız. Ancak o kendini böyle ifade ediyordu. Bu aynı zamanda kişinin karakterine de bağlıdır.
Bana gelince, özümde hala bir araştırmacı, bilim adamı ve sistematikçi olduğum için, gereksiz hiçbir şeye tahammülüm yok. Bu nedenle konuşmalarımda, açıklamalarımda her şeyi somutlaştırmaya çalışıyorum.
İnsan eğitiminde en önemli şeyin bu olduğuna inanıyorum. Ve duygular zaten kişinin içsel çalışmasına bağlıdır.
Soru: Dikkatimizi sürekli olarak onludaki dostlarımıza mı döndürmeliyiz?
Cevap: Dikkati döndürmek ne anlama geliyor? Her zaman dikkatimin yalnızca onların üzerinde olması ve sürekli artması için çalışmalıyım. Bu her beş ya da on beş dakikada bir yapabileceğiniz bir şey değildir. Sürekli olması gerekir.
Ben bunu yeni doğum yapmış bir kadına benzetirim; sürekli bebeğini düşünür. Ne olursa olsun sadece bebeğini düşünür. Biz de grup hakkında böyle düşünmeliyiz. Dünyamızda başka bir örnek yok.
Soru: Bağa ulaşmak için doğru niyet nedir?
Cevap: Bağ kurma arzusu, doğru niyettir. Birbirimize yakınlaşmayı temel ve gerekli bir hedef olarak görmeliyiz.
Yaradan’a olan arzumuzla bağlanırsak, bu arzu aracılığıyla O’nu içimizde ifşa etmek için bir kap (Kli) yaratırız. Bu bizim çalışmamızdır.