Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

“Covid’de Bir Yıl Ve Hiçbir Şey Değişmedi” (Linkedin)

Covid-19 yüzünden, tüm dünyada kapatmaları sıkılaştırmaya başladığımızdan bu yana bir yıl geçti. İlk başta ekonomiyi durdurup insanları birkaç aylığına eve göndereceğimizi, yaz gelip Covid’in de grip gibi gideceğini düşündük. Yanıldık. Covid gitmedi, gitmiyor ve bizler pandeminin ilk gününden bu yana hiçbir şey öğrenemedik.

Kapatmalar, uygulamaya konulduğunda, halk sağlığı kuruluşları yerine siyasiler tarafından harekete geçirilir. Karar vericiler, kapatmanın siyasi rakiplerine olumsuz yansıyacağına inandıklarında, bunu desteklerler. Rakiplerine yardımcı olacağını düşündüklerinde ise buna karşı çıkarlar. Ancak her iki durumda da kamu yararı, kararlarında bir faktör değildir.

Ve virüs, tüm virüsler gibi, mutasyona uğramaya ve etkisini artırmaya devam ediyor. Şimdi dünya, İngiltere, Güney Afrika, Brezilya ve Kaliforniya’dan gelen mutasyonların ortaya çıkmasıyla alarma geçti. Ancak resmi bir mutasyon olmasa bile, bugün virüs, ilk ortaya çıktığı zamankinden çok daha şiddetli. Başlangıçta, doktorlar çocukları neredeyse hiç etkilemediğini düşünüyorlardı. Şimdi, hastaların üçte birinden fazlası çocuklar, en azından İsrail’de bazıları ciddi şekilde hasta ve diğerleri, kalplerini ve beyinlerini etkileyen Kawasaki sendromu gibi semptomlara benzeyen, virüssüz hale geldikten sonra akut ve yaşamı tehdit eden, yan etkilerden muzdariptir. Ve bu süre boyunca bizler, salgının gerçek kaynağını aramaya isteksizdik.

Pandemi, bizi varoluşumuzu yeniden düşünmeye, burada varlığımızın amacını yeniden değerlendirmeye zorlayacak. Bunu düşünmeye başlamak için böyle bir ızdıraptan geçmek zorunda olmamız, utanç verici ama doğa acımasızdır; sırf onun nereye gittiğini beğenmediğimiz için, yön değiştirmeyecektir.

Sonunda, insan doğası ile tüm doğa arasındaki bağlantıyı ve insan doğasındaki hastalıkların, bize tüm doğadan gelen hastalıkları nasıl verdiğini göreceğiz. Gerçekte hasta olan tek unsurun insanlar olduğunu görmek, çok az bir sağduyu gerektirir. Herhangi bir haber yayınına bir kez bakmak, birbirimize olan nefretimizin yoğunluğunu gösterecektir. Doğanın başka hiçbir parçası, başka hiçbir parçasına karşı bu tür duyguları taşımaz; nefret dolu tek kısım insanlıktır. Doğanın diğer tüm parçaları sorunsuz bir şekilde geçinir ve tüm türlerin gelişmesini destekleyen bir denge sağlar. Sadece biz insanlar, doğanın tüm parçalarını ve birbirimizi yok ediyoruz. Bu nedenle, doğanın hasta olan tek parçası insan doğasıdır ve dünyada gördüğümüz tüm bozukluklar, tek bir hastalığın belirtileridir – birbirimize duyduğumuz hastalıklı nefret! Yani insan doğasını iyileştirirsek, tüm doğayı iyileştireceğiz.

Nefret sadece insanları yok etmez; doğanın geri kalanını yok etmemize neden olur. Nefretimiz, doğanın diğer tüm seviyelerine nüfuz eder ve tıpkı kanserin metastaz yapması gibi birbirlerini yok etmelerine neden olur.

Kendimizi nefretten kurtarabiliriz ama ilaç şirketlerine veya politikacılara bunu bizim için yapacaklarına güvenemeyiz. Sadece bizler kendimizi, her birimizi iyileştirebiliriz. Gerçek aşı, karşılıklı desteğimizdir, birbirimiz için karşılıklı sorumluluktur çünkü içimizden biri düşerse, hepimiz düşeceğiz.

Şu an için, insanlığın, karşılıklı sorumluluk kavramını ve onun hayatlarımızı yaklaşan insan yapımı ve doğal afetlerden (nefretimizin kötüleşen semptomlarından) kurtarmadaki rolünü kavradığını görmüyorum. Her birimiz, henüz bunu anlamadığımız için sorumluluk hissetmeliyiz. Hepimiz nefretin üzerine çıkmayı taahhüt ettiğimizde, dertlerimiz için başkalarını suçlamayı bıraktığımızda ve bizi yok eden şeyin aramızdaki farklılıklar değil, birbirimize duyduğumuz nefret olduğunu fark ettiğimizde, olumlu değişimler görmeye başlayacağız, bir gün bile geçmeden. Kimin başbakan ya da başkan olduğu önemli değil; bölünmüş bir millet, ölüme mahkûm bir millettir. Eğer kulak asarsak kendimizi ve tüm dünyayı kurtaracağız. Yapmazsak kendimizi ve tüm dünyayı yok edeceğiz.

Gelecek, Birbirine Bağlı Olmaktır

Soru: Kişinin herhangi bir sorunun çözümü ile yüzleşmeye hazır olması ve çözümün nelerden oluştuğunu görmesi mi gerekir?

Cevap: Kişi problemden kaçmamalı, ne pahasına olursa olsun çalışmalı ve onu çözmelidir. Ama eğer bütün insanlar bir şeyi birlikte çözmek isterlerse, bunu yapabilirler, çünkü problem genel olarak onların doğru bağlarına indirgenir. O zaman kendi içlerinden, herhangi bir soruna bir çözüm bulacaklardır.

Buna, birbirleriyle nasıl etkileşime gireceğini, neyi hedefleyeceğini, birbiriyle bağ içinde geleceğin doğru koşulunu nasıl bulacağını anlayacak şekilde kendini eğiterek yavaş yavaş yaklaşılmalıdır. Ve bu yalnızca tek – küresel olarak birbirine bağlı olmaktadır. Bunun içinde herkese her şeyi sağlayacağız ve herkes mutlu olacaktır.

Düşüncelerdeki, duygulardaki, eğitimdeki, görüşlerdeki ve hesaplamalardaki niyet bu olmalıdır.

“Hayatı Garanti Eden Üstün İlkeler” (Medium)

Parçalanan sadece Amerika değil. Hollanda hükümeti bütünüyle istifa etti, Almanya Başbakanı Angela Merkel seçimlerden çekiliyor, İtalyan hükümeti çöküşün eşiğinde ve Koronavirüs tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Aşılar geliştirildi bile, ancak yeni ve daha bulaşıcı türlerin, aşıların öncesine göre daha hızlı ve daha yüksek bir ölüm oranıyla yayıldığı ortaya çıktı. Ve en kötüsü, eski dünyanın çöküşünde yeni bir aşamaya geçiyoruz: iş eksikliğinden yiyecek eksikliğine. Çok geçmeden uyanmazsak, açlık felaketine uyanacağız ve insanlar çocukları için bir parça ekmek nedeniyle her şeyi parçalayacaklar.

Yaklaşan iflası önlemenin tek yolu, toplumu yeni, egoist olmayan ilkeler altında yeniden inşa etmektir. Bu, özgecil olmamız gerektiği anlamına gelmez, fakat birbirimize karşı bencilce davranmaya devam edersek öleceğimizi anlamalıyız; bu kadar basit.

Yeni toplumun temeli olması gereken yeni ilke, bağ kurmak ya da daha doğrusu karşılıklılıktır. Kısaca, karşılıklılık, her kim olursa olsun herkese eşit davranmamız gerektiği anlamına gelir. Her bir kişinin, makul bir geçim sağlamaya izin veren temel gereksinimleri aldığından emin olmalıyız. Bu ilke, insanlar arasındaki herhangi bir sınırı, görüşü, ırkı, cinsel kimliğini, inancı veya diğer herhangi bir farklılığı geçersiz kılmalıdır.

Dünyanın karşı karşıya kalacağı sorun temel besinlerin eksikliği olacağından, bağımızın ilk ve en önemli ifadesi, herkese yeterli beslenmesinin sağlanması olmalıdır. İnsanlar ister Komünist ister Nazi, ya da hayal edebileceğiniz başka bir aşırı uçta olsun, yine de istisnasız herkese yaşamın temel ihtiyaçlarını sağlamalıyız.

Bunu başarmaya çalışırken, her ülkedeki herkesin bu temel ürünleri almasını garanti edecek küresel, kapsayıcı bir organizasyona ihtiyacımız olduğunu göreceğiz. Açıktır ki, böyle bir çatı örgüt, aşırı güç kullanımına ilişkin tüm haklı endişelerle küresel bir hükümet imajını akla getiriyor. Bununla birlikte, gıda üretimi ve dağıtımının küresel koordinasyonu olmadan, her yerde kaos ortaya çıkacaktır.

Kendi kendine yeten ulus devletler dönemi sona erdi. Korona virüsün tüm dünyaya bir çalı ateşinden daha hızlı yayılması gibi, herhangi bir kriz de ilerleyecektir. Gerçekten herkesin iyiliğini isteyen küresel iş birliği olmadan, hayatta kalamayacağız. Ve küresel iş birliğimizi başlatmak için, gezegendeki her bir kişiye gıda tedarikini garanti etmekten daha uygun bir şey olamaz. Bu sadece şimdiye kadarki en büyük sınavımız olmayacak, aynı zamanda insanlığın, tüm insanlığın refahına hizmet edecek yeni kurumlarını inşa etmek için uygun bir temel olacaktır.

Görünüşte bitmeyen kriz akışının hepsinin, birbirimize ve doğaya karşı tutumumuza bağlı olduğu zaten belli olmuştur- ve ben de bunun hakkında defalarca yazdım. Sayısız bilim adamı ve bilimsel kurum, diğer insanlara ve tüm doğaya yönelik kötü tutumumuzu küresel ekosistemimizin çöküşüne bağlayan çalışmalar yayınladı. Mevcut küresel kurumlar güçsüzdür; onlar gerçek bir güce sahip olmayan kuklalardır ve belki de bu sadece en iyisidir, çünkü aslında kendi ülkelerinin çıkarlarını temsil ederler ve insanlığın refahı için gerçek bir endişeleri yoktur.

Bu yazının başında da söylediğim gibi, gıda tedarik projesini denetleyecek küresel kurumun özgecil kişilerden oluşması gerekmez. Ayrıca, bildiğimiz gibi bu günlerde özgecilleri bulmak çok zor. Bunun yerine, bu projeyi yönetecek kişiler, herkesin refahını garanti altına almanın egoist çıkarımıza olduğunu veya küresel sistemin çökeceğini anlayan kişiler olacaktır. Bu anlayış zorunludur ve böyle insanları bulmak gerçeğe uygundur.

Anlaşılır bir şekilde, hükümetler böyle bir kuruma herhangi bir güç sağlamaktan mutlu olmayacaklardır ama doğaya işini yapması için güvenebilir ve onları hepimizin pahasına zor yoldan uymaya zorlayabiliriz. Önümüzde zorlu zamanlar var, ancak hayatımızın tehlikede olduğunu ve onları nasıl kurtarabileceğimizi anlarsak, belki başarabiliriz.

“Avrupa’nın Çöküşü – Dünyanın Bir Yansıması” (Linkedin)

Avrupa’da neler olduğuna bakın: Hollanda hükümeti çocuk bakım yardımları skandalı nedeniyle toplu olarak istifa etti; İtalyan hükümeti çöküşün eşiğinde, Almanya başbakanı Angela Merkel seçimlerden geri çekiliyor ve siyasi gelecek belirsiz; Estonya başbakanı Juri Ratas, yolsuzluk skandalı nedeniyle istifa etti ve hükümeti çöktü. Eğer bu yeterli değilse; Belçika ve Fransa’da göçmenlerin ve radikal siyasi grup üyelerinin camları kırması, arabaları ve bir polis karakolunu yakması ve düzinelerce kolluk kuvvetleri personelini yaralaması ile şiddetli ayaklanmalar patlak verdi. Yukarıdakilerin yanı sıra, Koronovirüs daha önce hiç olmadığı gibi yayılıyor ve aşıya ve kapatmalara rağmen her gün binlerce can alıyor.

Bu bir tesadüf değildir. Dünyanın bütünlüğünü, onun amansız birbirine bağlılığını deneyimliyoruz. Bizler her seviyede birbirimize bağımlıyız. Kovid-19, bizi bir yerdeki bulaşıcı hastalığın her yerde bulaşıcı olduğunu kabul etmeye zorladı. Şimdi, uyanışımızın bir sonraki aşamasına geçmek ve herhangi bir şeyde olan bir krizin, her şeyde bir kriz olduğunu anlamak zorundayız. Koronavirüs küresel ekonomiyi mahvetti, sayısız ülkede toplumu parçaladı ve sonuç olarak hükümetler dağılıyor. Bunların hepsi, aynı sürecin parçalarıdır; şu anda küresel bir domino etkisiyle parçalanmakta olan eski, bireysellik odaklı dünyanın çöküşü.

Kriz her yerde. Küresel karşılıklı bağlılık, küresel koordinasyon ve işbirliği esasına dayanır. Bizler birbirimize bağlı isek bunun bir anlamı olur ve bir şeyleri hepimiz için daha iyi yapmak adına işbirliği yapacağız.

Pek çok kişi, zaten birbirimize bağımlı olduğumuzu fark etmiş olsa da, bu yeterli değildir. Şimdi, birbirimizden sorumlu olduğumuzu da anlamamız gerekiyor! Şu anda ülkeler, inanılmayacak kadar dik bir kayaya tırmanan dağcılar gibi davranıyor. Hepsi birbirine bağlı olduğunun farkında, ama karşılıklı bağlılıklarını zirveye çıkmak için kullanmak yerine, onları bir arada tutan ipleri kopartmaya ve zirveye giderken birbirlerinin kafasının üstünden tırmanmaya çalışıyorlar. Herhangi bir acemi dağcı size böyle bir davranışın verebileceği tek bir sonuç olduğunu ve bunun da iyi bir sonuç olmadığını söyleyecektir. Yukarı çıkmanın tek yolu, birlikte, birbirini kollayarak, herkesin kayaya iyi tutunduğundan emin olarak ve eğer biri kayarsa, ayağını tekrar basana kadar diğerlerinin onu beklemesidir.

Artan küresel kargaşa, bize mutlak karşılıklı bağlılık içinde olduğumuzu ve herhangi bir ülkeyi devirmeye çalışmanın bir anlamı olmadığını, çünkü hepimizin onunla birlikte batacağımızı öğretmelidir. Amerika’daki başkanlık seçimlerinde ne olduğuna bakın; Birden bire fark ettik ki Amerika’daki seçimlere herkes burnunu sokuyor; Rusya, Çin, Ukrayna, İran ve hatta diğer ülkeler. Bilmediğimizi iddia etmenin bir anlamı yok. Başka yolu olamaz! Eğer bir ülkede olanlar diğer tüm ülkeleri etkiliyorsa, doğal olarak, bu diğer ülkeler her yerde olanları etkilemek isteyeceklerdir. Bunu herkes herkese yapıyor, bu nedenle bunun olmadığını savunmanın bir anlamı yok.

Sorun şu ki, böyle bir oyun ancak bu kadar uzun sürebilir ve bizler onun sonuna yaklaşıyoruz. Hükümetlerin ve toplumların hızla çöküşü, tam bir çöküşün eşiğine geldiğimizi gösteriyor. Bu gerçekleştiğinde, iki seçenekten biriyle baş başa kalacağız: İlki ve daha az olası olanı, hükümetler son dakikada güç açlıklarını kontrol altına alacaklar ve herkes tarafından kabul edilebilir ve dünyadaki tüm ülkelerin refahını garanti altına alacak dengeli bağlar kurmayı kabul edecekler.  İkincisi ve ne yazık ki daha muhtemel olan seçenek, acımasız çekişmenin tam bir yıkımla, bir nükleer dünya savaşıyla sonuçlanmasıdır. Geçtiğimiz aylarda yaşanan bölgesel çöküşler uyarı işaretleri idi. Eğer onlara kulak asmazsak, büyük olan takip edecektir.

Herkese Özel Bir Mucize Diliyorum!

Hepimize özel bir mucize diliyorum! Yeni yılda, gerçekten büyük, büyük bir mucize. Tek bir mucize! Böylelikle hayatlarımızın üzerine yükselelim ve en azından bunun ne için olduğu hakkında biraz bilgi edinelim. O zaman hepimiz iyi hissedeceğiz. Hepimizin bir amacı olacak. Neden çocukları doğurduğumuzu, onları büyüttüğümüzü ve onları neye yönlendirdiğimizi bileceğiz.

Yapmamız gereken tek şey, içinde var olduğumuz dünyayı ifşa etmektir. Kendimizi değiştirmek için, doğanın bize ne yaptığını, bizden ne istediğini, ne olmamız gerektiğini anlamak gerekir. Hadi deneyelim! Bunu düşünelim ve bir şeyleri değiştirmeye çalışalım.

Umarım 2020 yılında aldığımız darbenin hemen hemen birinci yılı olan 2021 yılı, bir tür aydınlanma yılı olacak. Bunu hepimize diliyorum. Mutlu bir yıla, gerçekten yeni bir yıla!

2020’nin Dersleri

Koronavirüs salgını, sanki dünya savaşı çıkmış gibi dünya çapında öylesine bir patlama yaptı ki ekonomik krize, umutsuzluk ve korku hissine yol açtı. İnsanlar neden toplumda önemli değişiklikler yaparak, dünyayı yeniden inşa etme ihtiyacını hala anlamadılar?

Gerçek şu ki, herkes kendi kişisel, bireysel egoizmiyle hareket eder. Bu nedenle, dünyada ve diğer insanlarla ilgili neler olup bittiğini hiç kimse umursamadı, önemli olan sadece onu kişisel olarak ilgilendiren şeydi. Başkalarının nasıl acı çektiğini izliyorduk ve pek etkilenmedik. Asıl önemli olan, kendimizi iyi hissetmemiz ve kendimizden emin bir şekilde var olup başarılı olabilmemizdir.

Ama işte aniden kendimizi farklı bir dünyada buluyoruz ve toplumun, çevrenin, ülkenin, insanların ve dünyanın, her şeyin birbirine bağlı ve birbirine bağımlı hale geldiğini hissediyoruz. Birbirimize ölümcül bir virüs bulaştırıyoruz, özgürce seyahat edemiyoruz ve karantina emirlerine uymak zorunda kalıyoruz.

Bir taraftan, daha önce var olan ve dünyanın etrafında uçmamıza, seyahat etmemize ve birbirimizi tanımamıza izin veren faydalı bağları koparmak zorunda kaldık. Bunun yanı sıra, kendimizi daha da izole etmeye, maskeler takmaya, eldivenler giymeye ve aramızda iki metrelik mesafeyi korumaya mecbur bırakıldık.

Çok hoşumuza gitmeyen bazı yeni zorunlu kurallar uygulamaya konuldu. Sanki doğa bize şunu diyor: “Eskisi gibi davranamazsınız, kendinizi birbirinizden uzaklaştırmalısınız. İstediğiniz yere gidemez ve dünyayı gezemezsiniz, çocuklarınızı okula ve anaokuluna gönderemezsiniz.”

Doğanın aramıza bir kama yerleştirdiğini ve aramızdaki bağın ne olması gerektiğini bize öğrettiğini hissediyoruz. Bağın, yeni, iyi ve doğru olabilmesi için, Koronavirüsün bize öğrettiği yeni yasalara uyması gerekiyor. Bu yasalara uyarsak, o zaman birbirimizle iletişim kurabiliriz ve eğer uymazsak, o zaman birbirimize yaklaşmamalıyız.

Doğa bizlere insanlar arasında yeni iletişim biçimleri öğretmeye başlıyor ve yakında bunun bizim yararımıza olduğunu anlayacağız. İnsanlarla ancak, kendi çıkarım için değil onların çıkarları için hareket edersem bağ kurabilirim. Doğanın bize öğrettiği ders budur. Karantina vasıtasıyla, iletişim kuramama, uçma ve seyahat edememe vasıtasıyla, bizlere ancak birbirimizi önemsememiz ve başkalarının iyiliğini düşünmemiz durumunda iletişim halinde olabileceğimizi göstermekte.

Yürüyüşe çıkabilir, başkalarını ziyaret edebilir, iletişim kurabilirsiniz ancak sadece birbiriniz hakkında iyi düşünürseniz ve kendinize değil, başkalarına önem verirseniz. Doğa bizlere yavaş yavaş iyi ilişkileri bu şekilde öğretecektir.

Eğer medya, doğanın, insan toplumunu değiştirmesine yardımcı olmak, onu bir sonraki aşamaya taşımak ve hangi tür ilişkilere gelmemiz gerektiğini tüm insanlara iletmek için nasıl davranılması gerektiğini anlayan Kabalistlerle işbirliği yaparsa, bu hızlı ve acısız bir şekilde gerçekleşecektir.

Aramızda nefretin üstünde bir bağ kurmak için “Her insan komşusuna yardım edecek”, böylelikle iyi ilişkiler olmadan, geleceğin imkânsız olduğunu anlarız. Onlara kısa ve kolay bir yoldan mı yoksa dünya savaşı da dahil olmak üzere, ıstırabın uzun yolundan mı ulaşacağımız bize bağlıdır.

İnsanlığın geçiş döneminden ne kadar çabuk geçeceği ve insanlar arasında nasıl yeni bağlar kuracağı, Kabalistlere ve medyaya bağlıdır, böylece doğa üzerimizde baskı yapmayı ve bizi sınırlandırmayı bırakır. Herhangi bir dışsal baskıya ihtiyaç duymayacağız çünkü bizim için neyin iyi olduğunu kendimiz anlayacağız.

“2021, Kötümserlik Ve İyimserlik Arasında Mı?” (Thrive Global)

Yeni bir yıl, her zaman yeni bir başlangıçla ilişkilendirilir, özellikle fırtınalı bir yıldan sonra insanlar tamamen unutmak isterler. Bu, insanlığın yaşadığı, gözlerini kapayan ve “Artık korkmuyoruz, dışarıda hiçbir şey yok” diyen küçük çocuklar gibi davranarak, kendini korumanın doğal bir biçimidir. Aksine, geride bıraktığımız yıl,  iyi bir geleceğe doğru, dünyanın yeni bir başlangıcını yapmak için aramızdaki bağın önemi konusunda aydınlatıcı olarak öğrenilen büyük derslerden biri olmuştur. Her şey bizim birliğimize bağlıdır.

İnsanlık iki tarafa ayrılmıştır – kötümserler ve iyimserler, sol eğilimli ve sağ eğilimli, erkekler ve kadınlar. Doğa farklı bir gerçeklik yaratmıştır, ancak birbirimizi tamamlayıcı bir şekilde birbirimizle bağ kurmayı öğrenirsek, tüm nüanslar ve farklılıklar, güzel bir şekilde bir araya gelecektir. Böyle bir birleşme, hiçbir parçanın tek başına ulaşamayacağı türde bir bütünlük yaratacaktır.

Bardağın yarısını boş olarak mı yoksa dolu olarak mı görüyorsunuz? Yaşam hakkında kötümser veya iyimser olmak, büyük ölçüde beynin işleyişiyle belirlenir ve genlerimiz tarafından etkilenir. Eğer öyleyse, ortaya çıkabilecek her türlü duruma nasıl dengeli bir yaklaşım inşa edebiliriz?

Sürekli iyimser olmak ideal değildir çünkü örneğin, belirli bir durumun özünde olan tehlikeyi fark etmeyiz, başımız belaya girebilir. Öte yandan, her zaman kötümser olmak da iyi değildir. Bir elektrik sistemindeki pozitif ve negatif gibi, bu iki eğilimi, dengeli bir şekilde nasıl birleştireceğimizi öğrenmemiz gerekiyor.

Derinlemesine bakarsak, her kötümserin içinde biraz iyimserlik olduğunu ve bunun tersinin de olduğunu görürüz. Bu, bizlerin, karşıt niteliklere sahip başkalarıyla bir şekilde bağ kurabileceğimiz ve iletişim kurabileceğimiz ortak bir noktaya sahip olmak için, inşa edilme şeklimizdir. Yani reddetme, ayrılık ve nefret güçlerinin eksi tarafındaki her niteliği tamamlamak için, artı tarafta birlik ve sevgiyi ifade eden tamamlayıcı bir nitelik vardır. Dengeyi böyle elde ederiz.

Hayata bakış açımızı iyileştirmek için, değişik insan çeşitleriyle bağ kurmamız gerekir. Şunu bir düşünün: sadece iki göze sahip değiliz, beynimiz de ikiye bölünmüş durumda. Tam bir çalışma sistemi oluşturmak için, karşıtların kombinasyonu gereklidir. Son yıllarda bu anlayış, bilim, teknoloji ve diğer çeşitli yenilik alanlarında içselleştirilmiştir. En önemli projeler, çok yüksek düzeyde bütünleşme gerektirir.

Araştırmalar, iyimser insanların ilerleme ve büyümeye odaklanma eğiliminde olduğunu, kötümserlerin ise öncelikle güven ve istikrarla, riskli eylemler yapmamaya dikkat ettiğini gösteriyor. İki eğilimin doğru kombinasyonu, bizi en iyi şekilde güven ve güvenlikle ilerletebilir.

Doğuştan içimizde olan eğilimler değiştirilemez, ama şekillendirilebilir ve yönlendirilebilir olan şey, onların kullanılma şeklidir ve bu, başkalarıyla bağ kurarak mümkün olur. Bu nedenle, değişmek için sürekli özeleştiri yapmak veya kendimize işkence etmek faydasızdır. Başkalarıyla ilişkiler geliştirmeye odaklanmak çok daha iyidir, bu da daha yüksek bir seviyede yeni başarılara ulaşılmasına yol açar. Derin bağların oluşumu,  başkalarını kontrol etme isteğine yönelik doğal egoist eğilimimizi, bizden farklı birisine karşı sahip olduğumuz doğal reddi aşma çabalarını gerektirir.

Geniş anlamda, her toplum farklı bileşenlerden ve farklı insanlardan oluşur ve yıldan yıla türler zıt arasındaki mücadeleler daha güçlü hale gelir. Ancak, içinde yaşadığımız küreselleşmiş dünya, bizi birbirine yaklaştıran tek bir bağlantılı ağdır. Zorunluluktan dolayı, giderek birbirimize bağımlı hale geldiğimiz böyle bir gerçeklikte, ancak karşılıklı garantiyle birbirimizi tamamlarsak, insanlığın çökmemesini ve kaçınılmaz sonuna gitmemesini sağlayacak, istikrarlı bir sistem inşa edebiliriz.

Zamanımızın zorluğu, hepsi arasında bir denge kurarken, her bir bireyin farklılığını ve benzersizliğini korumayı öğrenmektir. Böyle bir süreç bizlere yeni, bütünleyici, tamamlayıcı, paylaşılan bir akıl ve varoluşun yeni bir boyutuna, bağlı ve güzel bir boyuta geçecek duyguları açacaktır. Doğa gibi, hayatın dokusu gibi. Bu nedenle, Yeni Yıl için belirleyebileceğimiz en iyi çözüm, birbirimizle daha yakın bağa doğru ilerlemektir.

“Dalgalar Bizi Boğmadan Önce, İnsanlığı Uyandırın” (Linkedin)

2020 özetlerinin çoğu (hatta bunu deneyen çok az kişi) 2020’den sanki hayatları çalınmış gibi, bir trajedi olarak bahsediyor. Bana göre bu olgunlaşmamış bir bakış açısıdır. Küçük bir çocuk arkadaşlarıyla dışarıda oynadığında ve annesi ödevini bitirmesi için onu çağırdığında, çocuk onun korkunç bir anne olduğunu düşünür, ama biz yetişkinler daha iyi biliriz. Tabiat Ana’nın yapmamız gerekeni yapmamız konusundaki ısrarı karşısında, öfke nöbeti geçiren o çocuk gibiyiz. Doğa, insanlığa kötü bir şey yapmadı; bizi sadece ödevimizi yapmamız için çağırdı. Ve hepimizin bildiği gibi, eğer ödevimizi yapmazsak, sınavda başarısız oluruz. Ve test hayatlarımızla ilgili olduğunda, bu, başarısız olmak istediğimiz bir şey değildir.

Evdeyken, Tabiat Ana’nın bize dayattığı ilk karantinada, ödevimizi yapmaya başlamalıydık. Bizi eve gönderen virüsün, bizi, annelerinin ayrı odalarına göndermekten başka çaresi kalmayacak kadar geçinemeyen ve kavga eden kardeşler gibi, sadece birbirimize kötü davrandığımız için gönderdiğini anlamalıydık. O, bir süre yalnız kaldıktan sonra, birbirlerine yaptıkları gibi davranmamaları gerektiğini anlayacaklarını ve geçinmenin bir yolunu bulacaklarını ummaktadır.

Bir süre sonra, anne, onların anneleri olduğu için onları dışarı çıkarır ve hayattan zevk almalarını ister. Ancak barış yapmak yerine eskisinden daha da kötü kavga etmeye başlarlar. Zavallı annenin, bu sefer öğreneceklerini umarak, onları daha şiddetli bir şekilde cezalandırmaktan başka seçeneği yoktur. Çocuklar sessiz olduklarında, Annenin onlara iyi davrandığını bilirler. Ama kardeşler, birbirlerinden o kadar şiddetle nefret ederler ki, birbirlerini gördükleri anda kendileri için en iyi olanı unuturlar ve tekrar çekişmeye başlarlar.

Bizler buradayız. Doğanın darbeleri, annenin öğütleri veya cezası gibidir ve biz inatçı çocuklarız. Öğrenmek yerine,  maskelerimizi çıkarabilmemiz için aşılara güveniyoruz, böylece birbirimize bir kez daha küfür edebiliriz, sosyal mesafeyi kaldırabiliriz, böylece birbirimizi vurabiliriz ve bu duygusal katliamı “özgürlük” ve “normallik” olarak övebiliriz.

Doğa her seferinde başka bir ceza gönderdiğinde, bize çarpan ve bizi geri çekilmeye zorlayan bir dalga gibidir. Geri çekilme sırasında, birbirimizle olan davranışlarımız üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Ama yapmıyoruz. Sonunda, su çekilir ve barınaklarımızdan sadece kavga etmek, aşağılamak ve birbirimizi eskisinden daha fazla sömürmek için çıkarız. Bu, bizi düşünmeye zorlayarak bir sonraki dalgayı daha önemli hale getirir. Çok geçmeden düşünmeye başlamazsak, dalgalar bizi boğacak. Onlar her türlü yoldan gelebilirler; Doğa, cezalar söz konusu olduğunda çok yaratıcıdır ama onları ilk elden deneyimlememiz için hiçbir neden yoktur. Bunun yerine, onun verme ve önemseme konusundaki yaratıcılığını keşfetmeyi seçebiliriz.

Koronavirüse bakın. Herkesi orijinal suştan aşılamadık bile ve hali hazırda Birleşik Krallık ve Güney Afrika’dan her ikisi de çok daha bulaşıcı olan, iki yeni suşla uğraşıyoruz, zaten onaylanmış olan aşının da işe yarayıp yaramayacağını bilmiyoruz. Bu, doğanın pes etmeyeceğinin bir işaretidir. Biz öğrenene kadar durmayacaktır.

Aşı ile birbirimizi tedavi etme şeklimize bakın. Neden satın almaya gücü yetmeyen ülkeler, bunun için yalvarıyor? Hepimizin, bu işte birlikte olduğumuzu öğrenmemiş miydik? Herhangi bir yerdeki enfeksiyonun, her yerde enfeksiyon olduğunu görmedik mi? Aşıyı, hiçbirini dışlanmadan,  tüm ülkelere dağıtmak, karşılıklı sorumluluk konusundaki ilk testimiz. Şu ana kadar başarısızız.

Şimdi gördüğüm kadarıyla, Koronavirüs ve onun mutasyonları ile uzun yıllar yaşayacağımızı düşünüyorum. O, birbirimize karşı daha farklı bir şekilde, daha özenli, daha dikkatli ve sorumlulukla yaşamayı öğretmek için geldi. Biz öğrenene kadar, kaybolmayacak. Dalgalar gelip gidecek, ancak öğrenmede ne kadar duraksarsak dalgalar o kadar etkili hale gelecektir. Başlangıçta virüs çocukları etkilemiyordu; şimdi etkiliyor. Başlangıçta esas olarak akciğerlerimizi etkiledi; şimdi beynimizi ve kalbimizi etkiliyor. Bize anlatmaya çalıştığı şeyi öğrenmeden önce, bize daha ne yapmasını istiyoruz?

Anne alegorisini hatırlayın: Kavgayı bırakmazsak, Doğa Ana bizi ayrı odalarımıza gönderecek veya bizi cezalandırmanın başka yollarını bulacak ve bu da gittikçe daha acı verici olacaktır.

2020 ve Ötesi İle İlgili 10 Anlayış (KabNet)

2020, olaylarla dolu, birçok yönden travmatik, diğer yönden devrimci ve kesinlikle öngörülemez bir yıldı. Gördüğüm kadarıyla, 2020 bizleri ileriye dönük olaylara çok farklı bakacağımız yeni bir çağa götürdü. Bu nedenle, 2020’yi sonuçlandırmak için, bu çalkantılı yıldan etkilenen çeşitli konular hakkında bazı bilgiler ve insan toplumundaki geleceğimiz hakkında, bazı düşünceler sunmak istiyorum.

1)Aile ilişkileri: 2020’de ailenin önemini öğrendik, ki nihayetinde bu bizim ilk, en samimi ve en doğal çemberimiz, gerçekten ilgilenmem gereken çember. Aileye ilişkin birçok inceleme yaptık ve bunun, sonunda daha sağlam bağlar yaratacağını düşünüyorum.

2)Yemek: Bu yıl, en azından İsrail’de, restoranlar çoğu zaman kapalı olduğu için dışarıda yemek yemeyi bıraktık ve yemek yapmaya başladık. Bana göre, bu sadece bize iyilik yapar. Umarım süpermarketleri ortadan kaldırabiliriz ve sattıkları şeylerin sadece yüzde onunu, sadece sağlıklı, doğal şeyleri bırakabiliriz. Tek ihtiyacımız olan budur. Bizim için kendi yemeğimizi pişirmekten daha iyi bir şey olamaz. Ve eğer yeni bir şey arzuluyorsak, komşularımızı her zaman ziyaret edebiliriz veya onlar bizi ziyaret edebilir.

3)Alışveriş: Alışverişin büyük ölçüde değişeceğini düşünüyorum. Her şey çevrenin etkisine bağlıdır, ancak alışverişin virüsten önceki gibi olacağını düşünmüyorum. Sadece sosyal çevre her şeyi dayatmaktadır. Bize terliklerle dolaşmamızı söyleseydi, yapardık. Bize yüksek topuklu ayakkabıların gülünç olduğunu söyleseydi, hiçbir kadın onları giymeye cesaret edemezdi.

Satın alacak yeni şeyler aramak yerine, yeni anlayışlar, insanlarla yeni ilişkiler arayacağız. Herkese karşı daha samimi ve sıcak yeni bir yaklaşım “satın almak” isteyeceğiz. Başkaları hakkında kötü düşüncelerimiz olduğunda utanacağız; sanki çıplak dolaşıyormuşuz ve herkes gerçekte kim olduğumuzu görebilecekmiş, düşüncelerimiz ortaya çıkmış gibi hissedeceğiz. Kıyafetler biraz daha manevi olacak, bedenimizdeki tenimiz yerine, başkaları hakkındaki düşüncelerimizi güzelleştirecek.

4)Sağlık: Daha önce de defalarca söylediğim gibi Covid-19’u bir hastalık olarak görmüyorum. Bence o, toplumumuzu, ilişkilerimizi ve sonunda sağlığımızı iyileştiren bir tedavi. Pandemiden sonra, özellikle krizi bağlarımızı ve karşılıklı sorumluluklarımızı kuvvetlendirmek için kullanırsak, pandemiden sonra toplumun salgın öncesinde hissettiğinden daha sağlıklı hissedeceğini düşünüyorum.

5)Okul: Bence eğitim sisteminde devrim yaratmalıyız, onu tersine çevirmeliyiz. Burada tartışılacak daha çok şey var ancak mevcut sistemin feshedildiği ve değişmesi gerektiği açıktır. 21. yüzyıl için kesinlikle uygun değildir. Okullar, ahlaksızlık, uyuşturucu ve bir dizi başka yolsuzluktan başka hiçbir şeyin olmadığı bir yer haline geldi. Geri dönmenin bir anlamı yok.

6)Monitörler ve ekranlar: Cep telefonlarında veya PC’lerde küçük ekranlarımızı her zamankinden daha fazla izliyor olsak da, onlardan hiçbir şey öğrenemedik. Ana akımı ve sosyal medyayı kontrol eden insanların o kadar yozlaşmış olduklarını öğrendik ki, onlar hakkında ne düşündüğümü anlatmak için yeterli kelimem yok; bu tamamen berbat. Şu anda medyada şov yapan herkesin bağlantısını keserdim ve onları insan olma konusunda eğitilebilecekleri bir kuruma gönderirim, eğer onlar için hala mümkünse.

Medya bir iletişim aracı değildir; onlar bir manipülasyon aracıdır. Bence burada radikal bir değişiklik gerekli, yoksa bu yüzden hepimiz korkunç bir darbe alacağız ve ancak ondan sonra iyileşmeye ve işleri daha iyi yapmaya başlayacağız. Medyadaki insanlara, işlerine bile başlamadan önce, insanlara terbiyeli davranmanın ne anlama geldiği öğretilmelidir. Ancak bu şekilde iyileştirildikten sonra, bu alanda çalışmalarına izin verilebilir.

7)Meslekler ve kariyerler: O kadar saat çalışmamıza gerek olmadığı ortaya çıktı. 2020’de daha az saat çalışabileceğimizi, daha temel ihtiyaçlara razı olabileceğimizi, ancak bu süreçte kendimize ve doğanın tamamına fayda sağlayabileceğimizi öğrendik.

8)Para: Şimdilik hala paraya tapıyoruz. Bununla birlikte, ondan bir uyanışa doğru ilerliyoruz ve umarım yakında, eşyalara değer verme şeklimizde devrim yapmaktan kaçış olmadığını hissetmeye başlayacağız. İyileştirilmiş insan ilişkileri, karşılıklı saygı hissiyatı, eşitlik ve karşılıklı sorumluluk ile ilgili yeni ödüller, faydalar aramaya başlayacağız. İyi ilişkiler yoluyla ihtiyacımız olanı satın alabildiğimizde, para anlamsız hale gelecektir.

9)Yaşam koşulları: Taşrada yaşayabileceğimizi ve hala bağlantıda kalabileceğimizi öğrendik. Bu çok önemlidir. Bu trendin genişleyeceğinden eminim. Bugün, kendimi en rahat hissettiğim yerde yaşamamam, neredeyse her konuda çalışmamam için hiçbir neden yok.

10)Seyahat: Seyahatin önemli ölçüde değiştiğini düşünüyorum. İnsanlar yeni şeyler görme arzusunu, özlemini kaybediyor. İnsanlığın bu gezileri kovaladığı bir dönem vardı, ama biz bundan olgunlaşıp vazgeçmiş gibiyiz. Sanırım insanların sadece seyahat ederek kendilerini tatmin edemeyecekleri bir döneme giriyoruz. Binalara veya doğaya bakmak artık bunu bizim için yapmayacak.

Bu eğilim, genç nesilde daha da güçlüdür. Gençler cep telefonlarına tamamen dalmış durumdalar. Amsterdam’da veya herhangi bir yerde olabilirler, ancak eve döndüklerinde arkadaşlarına mesaj atabilirler. Monitörde sahip oldukları şey önemli olan şeydir ve hiçbir şey onları ilgilendirmez.

“Hızla Değişen Bir Gerçeklikte, Hedefleri Belirleme” (Medium)

Dünya giderek artan bir hızla değişiyor. Bu bir gerçek.  Ama insanlığın geliştiği yön sabittir. Günümüzde pek çok ikilem, insanları etkilemektedir. Koronavirüsün yeni bir mutasyonu aniden yeni belirsizliklerle gelir – Bu, salgını daha da uzun bir süre uzatacak mı? Bu arada, bir karantinadan diğerine yaşamaya devam ediyoruz. Her an değişen bir gerçeklik içinde, hayatta nasıl yön ve hedef belirleyebiliriz?

Stres, iş yükü, sağlık sorunları ve sonsuz endişeler, bizi dengeden çıkaran birçok ağırlaştırıcı faktörden bazılarıdır. Bu, modern yaşamdır. Bu nedenle, rahat hissettiğimiz ve hayatın akışının tadını çıkardığımız bir durum olan, sakinliği yeniden sağlayacak bir yol arıyoruz. Ancak, doğası gereği, herkes farklı inşa edilmiştir ve bu erken yaşlardan itibaren görülebilir. Bazı çocuklar uzun saatler boyunca oturmaktan ve oynamaktan hoşlanırken, diğerleri köşeden köşeye bir topun peşinden koşmak zorundadır.

Yetişkinlikte bile sorunlarla karşılaşma ve çözümleri doğaçlama yapma zorluğundan hoşlananlar vardır. Eylem olmazsa can sıkıntısına ve hatta depresyona girerler. Başkaları, kendileri için belirledikleri hedeflere ulaşmakla ilgili olarak, her an bir yenilenme hissetmelidir. Değişim olmazsa ölü hissederler. Son olarak, tabii ki, değişime tahammül edemeyen pek çok kişi de vardır. Hangi özelliklere sahip olunursa olunsun, her birimiz hayattan zevk almak için çabalıyoruz.

Sorun şu ki, yöntemlerimizi başkalarına dayatmak isteyerek, birbirimize karşı planlarımızı bozuyoruz.  Her insanda büyüyen ego, her birinin sadece kendine odaklanmasına ve başkalarını kendi lehine, giderek daha fazla sömürmesine neden olur. Bu, kimsenin diğerini dengeye yaklaştırmadığı, aksine tam tersini yaptığı, yapay bir dünya yaratır.

Değişimle Doğru Bir Şekilde Başa Çıkmanın Anahtarı

Yalnız hissetmek, yaşadığımız tüm stres ve endişenin ana kaynağıdır, özellikle de değişim geçirirken. Çözüm, çevremizden destek almakta yatmaktadır.

Hayat bizleri, kafa karıştırıcı ve zor koşullara doğru götürdüğünde, benzer durumlardan geçmiş olanlarla konuşmak sakinliği ve dengeyi yeniden sağlayabilir. Bu bize, yaşadığımız değişikliklere karşı, içimizde en iyi tutumu inşa etmemize yardımcı olan, yeni düşünceler ve ek bakış açıları sağlar. Destekleyici bir grup, kelimenin tam anlamıyla her bireyin üzüntüsünü ve acısını hafifletebilir.

Yavaş yavaş, evrimsel güçler ayrıca bizi daha büyük bir toplumsal sistemin bileşenlerine dönüştürecektir; burada her biri diğerlerine karşı farkındalık ve anlayışla bütünsel eylemler gerçekleştirecektir. Bu basitçe, aramızda her konuda ve her seviyede birbirini tamamlayan bağlar kurmak anlamına gelir – aile içindeki ilişkilerden, iş ve toplum arasından,  devlet düzeyine kadar.

Buna göre, gelecekte ihtiyaç duyulacak temel yetenek, bütünsel bir yaşam tarzının ve dünyanın düzenlenmesi için beceriler olacaktır. Bu, günümüz gerçekliğinin yöneldiği genel yöndür.

Uzun vadede, profesyonel alanlar, roller ve işler, bütünsel gelişim kriterlerine göre tamamen çökecek ya da gelişecektir. Bu, insanlar arasında karşılıklı olarak yarar sağlayan, bağ kurmaya yol açan her şeyin başarılı olacağı ve ters yönde çalışan her şeyin hayatta kalmayacağı anlamına gelir. Dolayısıyla bugün, yönümüzü ve hedeflerimizi belirlerken, her birimiz bunu hesaba katmalıyız.

İşletme sahipleri de zamanın yeni taleplerine uyum sağlamak zorunda kalacaklar. Kendilerini, insanlar arasındaki bağla yönlendirebilecek işletmeler gelişecek ve sadece kendi teknik mesleğine odaklananlar ortadan yok olacaktır. Yavaş yavaş bu tür işletmelerin nasıl müşterileri olmayacağını göreceğiz.

Bir meslek seçerken, sadece bireysel tercihlerimize değil, aynı zamanda meslekte insanlar arasında hakim olan ilişkilere de dikkat etmek önemli olacaktır. Memnuniyet ve kişinin kendisini en iyi şekilde gerçekleştirdiğini hissetme yeteneği, karşılıklı yardıma bağlı olacaktır. İş görevleri karşısında, kendinizi kaybolmuş ve yalnız hissetmemek için, her bir kişinin destekleyici bir ekibin parçası olduğunu hissetmesi gerekecektir.

Organizasyonlar tarafında, başarı seviyesini belirleyecek,  çalışanlar arasında hakim olan ruh olacaktır. Bu nedenle, işgücünü doğru bir şekilde nasıl organize edeceğini bilen ve herkese, organizasyonu ortak başarıya götürebilecek özel bir atmosferin, başkalarıyla en uygun bağ yoluyla bulunacağına dair anlayış ve his veren, bütünsel ilişkiler oluşturmada uzman olanlardan yardım istemek faydalı olacaktır.

Entegrasyon, her birinin diğerleriyle birlikte tek bir vücut gibi hissedeceği, organları arasındaki işbirliğinin, sağlıklı işleyiş seviyesini belirlediği bir düzeye ulaşmalıdır. Başarı isteyen herhangi bir görevde, her fikrin değerli olduğu kapsayıcı bir ortam oluşturmanın ve sürdürmenin zahmete değer olacağı herkes için net olacaktır. Bütünsel dünyamızda, ideal bir gelecek için mümkün olan en iyi çözümleri ve en akıllıca kararları bulmanın tek yolu budur.