Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

Islahın Başlangıcının İşaretleri

Soru: Kabala’da eller, ağız, uzaklık gibi çok önemli semboller var. Şimdi, salgın sırasında kişinin ellerini yıkaması gerekiyor. Kabala’ya göre eller alma arzusudur. Birbirimize söylediğimiz çeşitli kötü şeyleri yaymamak için maske takmak gerekiyor. Ve tabi ki mesafe bir kısıtlamadır. Bu şeyler arasında bir bağlantı var mı?

Cevap: Hayır. Pek hoş olmayan her türlü durum aracılığıyla, bizler birbirimize karşı tutumumuzu istemeye istemeye düzeltmeye yeni başlıyoruz, bu da bize yavaş yavaş, metodik olarak, birbirimizle nasıl doğru bir şekilde etkileşim kuracağımızı öğretecek.

Umarım yavaş yavaş insanlık bu sonuca ulaşır. Bunu kaderin bir darbesi, savaşlar ve her türlü felaketle ıslah olarak görmek istemiyorum. Gerçi bu da olanaksız değildir.

Umalım ki, sadece virüs değil, tüm doğa, insanlar arasında egoistçe reddetmeye neden olan, karakter ve niteliklerimize rağmen, bize nasıl düzgün bir şekilde etkileşime girip, bir araya gelebileceğimizi öğretsin.

Soru: Bunların, doğanın bize öğretme şekline dair işaretler olduğunu söyleyebilir miyiz? Ellerimi yıkamak zorundayım yani kendi iyiliğim için, toplumdan almam gerekenden fazlasını almamalıyım. İftira etmemeliyim, bu yüzden konuşmayı ve nefes almayı zorlaştıran maskeler takıyoruz. Ve en önemlisi, herkes mesafesini korumalı. Bunlar, ıslahın başlangıcına dair işaretler değil mi?

Cevap: Hayır. Bunlar doğanın eylemleridir, dolayısıyla ıslah olarak adlandırılamazlar. Islah, egoizmimizin farkına varma ile başlar.

Henüz egoizmimiz üzerinde çalışmaya başlamadık. Umarım yakın gelecekte bunu açıklayabileceğiz ve insanlar, sorunun sadece egoizmimizde olduğunu anlamaya başlayacaklar.

Gerçek şu ki ellerinizi yıkayıp,  maske takmayı kendiniz için yapıyorsunuz. Bunu, egoizminizin üzerinde, başkalarının iyiliği için yaptığınızda, başkalarına bulaştırmamak için maske taktığınızda, o zaman ıslah başlayacaktır.

Virüs İçin Tedavi

Yorum: İnsanlar arasındaki bağın virüslere çare olduğunu söylüyorsunuz. Ama tam tersine, çarenin mesafeyi korumak, karantinaya almak olduğunu görüyoruz.

Cevabım: Karantina, virüs için tedavi değildir. Bunun yerine, virüsün tedavisi insanlar arasında sıcak bir bağdır,  virüsün aramıza, duygularımız arasına, ilişkilerimiz arasına yerleşmesini engellediğimiz zamandır. Tek kalp, tek adam gibi olmaya çabalayarak, aramızda virüse yer bırakmayız.

Ama şimdilik bir geçiş koşulundayız. Bu tür koşullar bize neyin iyi neyin kötü olduğunu, değişmeyi kabul etseniz de etmeseniz de, öyle ya da böyle yaparsanız ne olacağını öğretir. Burada henüz doğru sonuçları çıkaramayız.

Fakat hiç şüphe yok ki yakın gelecekte insanlık, insanlar arasındaki kişisel, doğru ilişkilerin toplumu iyileştirdiğini anlamaya başlayacaktır.

“Pandemiden Sonra Yaşam” (Linkedin)

ABD, İngiltere ve diğer birçok ülkede aşı dalgası başladığından beri, halk sağlığı kurumları tarafından yapılan son anketlere göre, insanlar güvenlik kaygıları ve sorunları eşliğinde, rahatlama duygusuyla haberleri aldılar. İnsanlığın emin olabileceği bir şey var: dünya virüsten önceki haline geri dönmeyecek. Pandemiden sonra dünyanın doğasını ve konfigürasyonunu (yeniden inşa edilecek sistemleri ve hayatlarımızı nasıl etkileyeceklerini) belirlemek için henüz çok erken olsa bile hiç şüphe yok ki bundan sonra yeni bir düşünce ve davranış çizgisi hakim olacaktır.

Koronavirüs’ün sahnede görünmesinden bu yana bir yıl geçti. Aniden olgunlaşan ve çocukça oyuncaklarına küçümseyerek bakan gençler gibi ya da fazla müsamahayla geçen geç bir geceden sonra, akşamdan kalma bir şekilde uyanıp, dengesini sağlamak ve kendine gelmek isteyen gençler gibi, insanlık da benzer bir olgunlaşma ve ayılma sürecinden geçmeye mahkûmdur.

Gerçeklik değişti ve insanlar psikolojik bir değişime uğradı. Geçmişte olan şeyler,  artık olmayacak. Olanlar bizden çok daha büyük, gerçeğin karşısında bunu sindirmek zordur. Ama tahmin ediyorum ki, nüfus yeniden sağlıklı olduğunda ve her şeyin yeniden açılmaya hazır olduğunu hissettiğinde, bir yerden bir yere seyahat etmeye, kucaklaşmaya ve bizi ayıran maskeler ve mesafeler olmadan yakınlaşmaya başladığımızda, büyüdüğümüzü keşfedeceğiz.

İnsani gelişimimizde yeni bir aşamaya geçtik. Dolayısıyla içsel dünyamız dün olduğu gibi olmayacak. Koronavirüs salgınından önce olduğumuz kişi olmadığımızı, anlamsız şeylere karşı, sadece sahip olmak uğruna bir şeyler elde etmeye, köleler gibi çalışmaya, zorunlu olarak para kazanıp, harcamaya karşı hazzımızı kaybettiğimizi anlayacağız. Artık aynı oyunlardan hoşlanmadığımızı ve anlamsız göründüklerini ve tatmin edici olmadıklarını hissedeceğiz.

Çılgın tüketiciliğimiz, en çok değiştiğimiz alanlardan biridir. Sayısız alışveriş merkezine, restorana veya oyuncular ve hayranlarla dolu stadyumlara ihtiyacımız olmadığını fark ettik. Arzularımız büyük ölçüde değişti. Rutine geri dönecekler var ve artık kendilerine uygun olmadığını anlayanlar var ve evlerini hiç terk etmek istemeyenler ve evden çalışmanın kendileri için(sadece bunun genellikle rahat bir yaşam ortamı olduğunda kadınlar için değil, erkekler için de) daha iyi olduğunu düşünenler var.

Neden böyledir? Çünkü evde, ailenin kollarında yaşamak, rahat ve güzel, verimli ve huzurlu, trafik sıkışıklığından, kuyruklarda beklemeden ve gereksiz baskılardan uzak bir yaşamdır. Öyleyse neden giyinip, arabada saatler geçirip, yarım günü yüzeysel bir duruşla geçirelim? Evde pijamalarınızla oturup bahçeden telefon görüşmeleri yapmak ya da balkonda otururken dizüstü bilgisayarınızda sakince çalışmak daha iyi ve daha ucuzdur. Evden çalışmak birçok beklenmedik şekilde karşılığını verir.

Hem çalışanlar hem de onların işverenleri için çift taraflı kazanç durumudur. Ofis masraflarında büyük tasarruflar sağlamanın yanı sıra işler uzaktan çok verimli bir şekilde yürütülebilir. Geleneksel iş yerlerinde olduğundan daha az dikkat dağıtıcı olduğu için, zaman kaybetmek yerine görevlerini bitirmeye odaklanmak daha kolay olduğundan, insanlar evden çalışırken de daha verimli hale gelir.

Bu fayda toplumun tüm katmanlarına bir kez nüfuz ettiğinde, pandeminin aramızda kurduğu ilişki, bizi enfekte olmaktan alıkoyan aynı sosyal mesafe, sonunda bizim için daha iyi olacaktır. Birbirimizden uzaklaşma alışkanlığı ikinci doğa olacak ve aynı zamanda aramızda henüz kurmamış olduğumuz, yeni gelecek ilişkilerinin temelini oluşturacaktır.

Aramızdaki sosyal ilişkilerdeki ileri aşamalardan bahsetmek için henüz çok erken. Doğadan gelen yavaşlatma ve bekleyiş, hala üzerimizde büyüyor ve bizim için rahat bir hale geliyor. Yeni dönemin ruhunu belirliyorlar. Daha ileriye bakarsak bu durum bizi uzun vadede tatmin etmeyecektir. Bir tür uyuşukluk ve çaresizlik, ışıktan önce karanlık, başkalarıyla manevi bağın ifşa olması için yeni bir alan açmaya başlamalı, yeni bir tür insan ilişkisi için itici bir güç olmalıdır. Ancak o zaman, ayrılığa yol açan pandemi’nin iyileştiğini hissedebileceğiz ve tatmin edici bir yaşama ve sağlıklı bir topluma kavuşacağız.

“Çok Kültürlülük İşe Yarar Mı?” (Quora)


Çok kültürlülük belli bir insani gelişim döneminde gereklidir, ancak daha da geliştiğimizde, uzaklaşacaktır.

Herhangi bir özel ayrım yapmadan, mümkün olduğunca, sadece insan olmamız gerektiğini anladığımız bir koşula ulaşmamız gerekiyor. Gerçekten de büyük bir insan çeşitliliği olacak, ancak bu çeşitliliği kültürel olarak ilişkilendirmeyeceğiz. Biz kültürlerin içinde doğmadık. Onlar edinilir ve dolayısıyla sert/değişmez gerçekler değillerdir.

Çeşitlilik, daha ziyade, tam bir birleşme sağlanana kadar diğerleriyle olumlu bağ içinde ilerleme fırsatlarıyla ilgili olmalıdır. Doğuştan gelen çeşitliliğimiz, birbirimize olumlu bir şekilde bağ kurma fırsatlarının gerçekleştirilmesiyle elde ettiğimiz benzerlikle birleştiğinde, insan toplumunda yepyeni bir tür içsel doygunluğun verdiği mutluluğa ve uyuma yol açacaktır. Sanki hepimiz ortak bir dili paylaşıyormuşuz ve hepimiz aynı milletin ve ailenin üyeleriymişiz gibi hissedeceğiz.

İnsanlığın Ana Ahlaki İlkesi

Soru: Ahlaki normlar sürekli değişiyor. Örneğin Şovenizm ve Nazizm’in yerini hoşgörü almıştır; cinsel ve ulusal azınlıklara karşı hoşgörülü bir tutum. Ya da daha önceden, boşanma utanç verici bir şey olarak kabul edilmiş olmasına rağmen, günümüzde kişinin bağımsızlık kazanabileceğine vb. inanıldığı için,  onurlu bile olabilir.

Toplumun kültürüne ve geçen zamana bakılmaksızın sabit kalması gereken ilkeler var mı?

Cevap: Evet. Bunlar, herkesin genel etkileşimin ayrılmaz bir parçası gibi hissettiği, tek bir topluluk oluşturduklarında, insanlar arasındaki doğru etkileşim ilkeleridir. Onun içinde mükemmel, ebedi koşullarını keşfederler. Bu duygu içinde yaşamalılar.  Gelişimlerinin amacı budur.

Soru: İnsani gelişime, kültüre ve geçen zamana bakmaksızın değiştirilmemesi gereken birkaç ilkeyi sıralayabilir misiniz?

Cevap: Böyle yalnızca tek bir ilke vardır: “komşunu kendin gibi sev”. Başka hiçbir şey yok. Uygulamada, yalnızca bu ilke bizi, içinde sonsuz ve mükemmel yaşamı ifşa ettiğimiz, birbirimize bağlı sistemimizin yaratılmasına ve sürdürülmesine götürür.

Bu nedenle, onlularda ve küçük gruplar halinde bir araya gelerek, aramızda bu prensibi gerçekleştirmeliyiz. Bu hali hazırda pratik Kabala uygulamasıdır, bizi birbirimize yakınlaştıran, neden birbirimize zıt olduğumuzu açıklayan ve bu zıtlığın nasıl üstesinden geleceğimizi öğrenmemize yardımcı olan, üst ışık denen özel enerjiyi nasıl çekeceğimizdir.

Başlangıçta, parçalanma yaşadığımız için bağımız koptu. Şimdi, birbirimizle yakınlaşmayı başarmalıyız. Bağ ve kopukluk arasındaki farkta, kendimizi, hayatın ebedi akışı içinde var olduğumuzu hissetmeye başlayacağız.

Yorum: Bir paradoks olduğu ortaya çıkıyor. Şimdi dışarı çıkıp insanlara “komşunu sev” ilkesine uyup uymadıklarını soracak olsaydınız, hemen hemen herkes uyduğunu söylerdi.

Cevabım: Öyleyse, “komşunu kendin gibi sev” sözleriyle neyi kastettiğimizi ve bu prensibin bize neden Tora’da verildiğini ve ayrıca herkesin bunu yerine getirebileceği konusunda böbürlendiğini ama gerçekte hiç kimsenin bunu yerine getirmediğini, vb. açılamamız gerekir.

Soru: Diğer tüm ahlaki ilkelerin bu ilkeye dayandığını mı düşünüyorsunuz?

Cevap: Onların hepsi,  sadece “komşunu sev” in belirli bir durumudur.

Soru: Bundan anlaşılan, eğer bu prensibe uyarsam koltuğumu toplu taşımada başkalarına vereceğim ve insanlara karşılıksız olarak yardım edeceğim midir?

Cevap: Bundan hareketle, her zaman başkalarına karşı nazik olacaksınız ve komşunuza asla zarar veremeyeceksiniz. Sonuçta, bir kişiyi seviyorsanız, ona nasıl zarar verebilirsiniz ki?

“2021 Yeni Yılından Ne Beklenmeli” (Medium)

Alışılmadık bir yılı bitirmek üzereyiz ve insanlık, bir sonraki için neyin beklediğini merak ediyor. 2021, şimdiye kadarki deneyimlerimizin amacının, insanlığı daha olumlu bir şekilde yeniden düzenlemek olduğu gerçeğini hepimizin hissedeceği, anlayacağı ve kabul edeceği bir yıl olacak. Karşılaştığımız zorluklar, bizi nasıl yeni bir gelişim aşamasına, yeni bir insan varoluşuna ilerlettiklerini incelememize yardımcı olmak için, bizim lehimize çalıştı.

2020, kutuplaşma, ekonomik kriz, doğal afetler ve dünya çapında bir kapanmaya neden olan küresel bir salgın ile tanımlandı. Virüs bizi düzenlemek, silkelemek ve toplumdaki, insan ilişkilerimizdeki ve gezegenimizle olan dengesizlikleri düzeltmek için geldi.

Bu, doğanın bizimle ilgilenme şeklidir. Covid-19 rastgele bir virüs değildir. Onun arkasında, bizim gezegenin büyük bir bölümünü yok etmemizden sonra harekete geçen doğal bir sistem vardır. Sanki doğa, “Yeter artık. Dünyayı mahvediyorsunuz. – Toprağı kuruttunuz, okyanusları kirlettiniz, havayı kirlettin ve toprağı çöp yığınları haline getirdiniz. Yeryüzü’nün kaynaklarını tükettiniz. Şimdi dünyayı yeniden inşa etmeye başlayın. ” dedi.

Bizler üzerimize düşeni yapana kadar, doğanın sakinleşmeyeceğini daha ne kadar anlamakta başarısız olacağız? Suçluluğumuzu tek tük fark etmeye, gerçekte neler olup bittiğini anlamaya başlıyor gibiyiz. Sürekli bir şekilde yanıltıcı olan medya olmasaydı, insanlık sorumluluğunu uzun zaman önce kavramış olabilirdi.

Ve olabildiğince acımasız görünse de, doğal sistem bizimle oldukça nazikçe konuştu, neredeyse tarihteki diğer salgınlarda olduğu kadar acımasız değildi. Bize doğanın neyi istediğini anlamamız için zaman veridi. Ama uyarıyı dikkate almazsak ve rotamızı dengeye doğru değiştirmezsek, önümüzdeki yıl doğal olarak daha güçlü bir tepki bekleyebiliriz.

Yeni aşıların ortaya çıkmasıyla pandemi sona mı erdi? İnsani gelişimde bir sonraki aşamaya geçiyoruz, bu yüzden belli ki bazı değişiklikler olacak. Değişim bizim için rahatlama yönünde mi olacak? Bunu belirlemek zordur, çünkü genellikle gerekli düzeltmeler yapılana kadar, doğanın darbeleri en hafiften en ağıra doğru hareket eder. Örneğin, bir çocuktan bir görevi yerine getirmesini isterseniz ve o yapmazsa, muhtemelen bir dahaki sefere onunla daha sert bir tonda konuşursunuz.  Bu yardımcı olmadıysa, duruşunuzu güçlendirmeniz ve ona daha katı şartlar ve koşullar sunmanız gerekirdi.

Aşılarla ilgili bile, önümüzdeki yılın nasıl görüneceği alın yazısı değildir. Gerçekte, gelecek bize bağlı. Doğanın bize ne söylediğini, ne kadar anlamaya çalışacağımıza bağlı. Mesaj net. Çevreyi tahrip eden gereksiz şeylerin üretimine odaklandığı için, endüstrimizin yeni dünyaya uygun olmadığı açıktır. Mevcut eğitim sisteminin, doğa kanunlarıyla uyumlu olmadığı açıktır çünkü kendimizi, birbirimizle rekabet edecek ve bölünme yaratacak şekilde eğitiyoruz.

Bu nedenle,  yeni yılın ana görevi bütünsel bir dünya kurmak, birbiri için ve tüm doğayla, insan ortaklığı yaşamına girmek olmalıdır.

İnsanlığın değişiklikler yapması, gerçekten önemli olan ve olmayan şeyleri yeniden hesaplaması gerekecek. Vazgeçilmez olmayan her şeyden kurtulmalıyız, mağazalarımızın ve işletmelerimizin yaklaşık % 80’ini kapatmak zorunda kalacağımızı anlamalıyız. Elbette, insanların nereye ve hangi amaçla (yani, daha dengeli bir dünyaya) yol aldıklarını anlamadan, bu kadar büyük değişikliklere katılmalarının imkanı yoktur.

Bu arada, insanlar, bu kadar belirsizlik ve sosyal huzursuzluk varken nasıl bir insan toplumu inşa edileceğini sorgulayarak, geçimlerini nasıl sağlayacağından endişe duyarak, yaygın işsizlik endişesiyle bu yılı bitiriyorlar. Herkesin geleceğe umutla bakabilmesi için, herkesi hesaba katan yeni bir düşünce tarzını nasıl benimseyeceğimizi kendimize sormalıyız.

2021’in bir geçiş yılı olacağını düşünüyorum. İhtiyacımız olan tam geçiş birkaç yıl sürecek olsa da, en azından ulaşmamız gereken gelecekteki koşulları anlamaya başlayacağız. Gerekli olmayan şeyleri yaratmamalıyız. İnsan eğitimine, karşılıklı dayanışma içinde birbirimize yaklaşmayı hedeflemek için, kendimizi eğitmeye büyük önem vermeliyiz.

Eğer birleşirsek, tüm güzelliğin önümüzde olduğunu anlayacağız. Bu bilince ulaşmak, bizim gücümüz dahilindedir. Her şey, gözlerimizi açmaya, zihnimizi açmaya ve doğanın (“Tanrı” ve “doğa” için İbranice kelimeler, Gematria’da aynı sayısal değere sahip ) bizimle ne yaptığını anlamaya ne kadar istekli olduğumuza bağlıdır. Aramızdaki gelişmiş bağlar sayesinde, bütünlüğe ve tam doyuma ulaşmak için, gerçekte her şeyi yöneten yüce gücü ifşa edeceğiz.  Bu, sadece düşünürsek ve birleşmeye doğru hareket edersek bizi bekleyen olumlu gelecektir.

“Doğru Yarış” (Linkedin)

Esav ve Yakup arasındaki ilk yarışmadan beri, insanların birbirleriyle yarıştığını gördük. Rekabetin hayata bir amaç verebileceğini biliyoruz ve kazananları kim sevmez? Ancak rekabetin, kaybedenler ve bazen kazananlar için de yıkıcı olabileceğini biliyoruz.

Hatta büyük sporcular bile sıklıkla, hatta bazen klinik olarak depresyondadır. Michael Phelps, Serena Williams ve Aly Raisman, sporlarında tarih yazmalarına rağmen depresyonla mücadele eden sayısız sporcunun en ünlü isimlerinden sadece birkaçıdır. Aslında, sporcularla yapılan bir NCAA araştırması, yüzde 30’unun bir yıl boyunca depresyonda hissettiğini bildirdi. Peki rekabet iyi mi kötü mü?

Her şey gibi, düzgün yaparsanız iyi olur. Rekabet, gelişme ve büyüme için olumlu bir itici güç olabilir veya rekabetin amacına bağlı olarak ilerlememizi kısıtlayabilir ve engelleyebilir. Kendimizi yüceltmek için rekabet ettiğimizde, bu egoist bir rekabettir. Bu tür bir yarışmada, yalnızca son zaferiniz kadar iyisinizdir. Böyle bir rekabet iyi bir olaya yol açamaz çünkü hepimiz bazen kaybediyoruz ve hepimiz yaşlanıyoruz ya da yoruluyoruz ya da birileri bizi zekice alt ediyor.

Ancak, en çok verenin kazanan olduğu, tamamen farklı bir yarışmaya katılabiliriz. Böyle bir yarışmada, ne kadar “şiddetli” rekabet edersek, birbirimize o kadar yaklaşırız. Büyük ödül elbette komşusunu kendisi gibi seven kişiye gider.

Antik çağda, İsrail halkı tam da bu tür bir rekabet gücüne dayalı olarak kendi milliyetini geliştirdi. Daha başarılı olduklarında, daha da yakınlaştılar ve güçlendiler. Başarılı olamadıklarında ve vermeye karşı doğal kızgınlıklarının üstesinden gelemediklerinde, nefreti büyüttüler ve bu nedenle bir ulus olarak zayıfladılar ve genellikle dış bir düşmana yenildiler. Bilgelerimize göre, iki tapınağın da yıkılışı bu şekilde oldu.

Şu anda bir verme rekabeti bize ihtimal dışı gelebilir, ancak bunun nedeni sadece mevcut toplumumuzun birliği savunmaması, ayrılmamız ve kendimize tapmamızdır, dolayısıyla vermek “kokan” her şey itici gelir. Bununla birlikte, amacımız eski İsrailliler gibi karşılıklı sorumluluk ve dayanışmaya dayalı, birbirine bağlı bir toplum oluşturmak olsaydı, verme yarışması en doğal nitelik olurdu ve bencillik itici görünürdü.

Benliği putlaştıran son tür, eski Roma’da uygulanan türdür; İbrani olanı değil, Helenistik türdür. İkinci Tapınağın yıkılmasından bu yana Helenistik zihniyet dünyaya hakim oldu. Artık insanlar, kendini beğenmenin kişiyi ancak bir yere kadar getirebileceğini görmeye başladığına göre, diğer yolu yani İbrani olanı denemenin zamanı geldi: verme ve bağ kurma, başkalarını sevme ve farklılıkların üzerinde bağ kurma. Bu tür bir rekabeti ne kadar erken benimsersek, hepimiz için o kadar iyi olur.

“2020- Sıradışı Ama Harika Bir Yıl” (Linkedin)

Bir Kabalist olarak, 2020’nin hatırladığım tüm yılların en iyi yılı olduğunu düşünüyorum. İnsanlığın eski yaşamında sahip olduğu (paranın peşinden koşmak, aşırı vurdumduymazlık ve tek düşüncemizin almak ilgili olduğu diğer alma biçimleri, başkada bir şey değil) her şeyden sıyrılıp kurtulmaya başladığı yıldır. Bu yıl içinde, doğa geldi ve bize tokat attı, durmamızı emretti ve eve gidip kendimizi karantinaya almaktan başka seçeneğimiz yoktu. Salgın bizleri yaşam hakkında düşünmeye ya da en azından önceki yaşamdan kurtulmaya zorladı ve bu yüzden bu kadar iyi oldu.

İnsanlık için, 2020’nin sıra dışı bir yıl, “darbenin yılı” olarak hatırlanacağını düşünüyorum. İnsanların işe gittikleri, kendilerini eğlendirdikleri, seyahat ettikleri vb. gibi normal hayatlarını durduran bir yıl. Sanırım insanlar, aniden bu darbenin geldiğini, evden çıkmalarını, istedikleri yerde dolaşmalarını yasaklayan, sinema salonlarını, hatta parkları, bazen restoranları ve barları kapattıran bu özel virüsü hatırlayacaklar.  Başka bir deyişle, virüs, bizi başkalarına bakıp aynı şeyi yapmak istemeye zorlayan anlamsız yarışı durdurdu.

Barlara, sinemaya, seyahate ve benzeri yerlere gitme dürtüsü bizim doğamızda yoktur. İçimizdeki doğada olan şey, herkes gibi olma dürtüsüdür. Başkalarının bir şey yaptığını görürsem ve bana bunun iyi olduğunu söylerlerse, ben de aynısını yapmaya mecburum. Bizler, bir sürüyüz.

Ama çoban kim? Çobanlar,  bizi sinema salonlarına, barlara ve restoranlara gitmeye, seyahat etmeye ve kendileri için kazançlı ve onlara güç veren çeşitli faaliyetlerde bulunmaya yönlendirmek isteyen parası ve gücü olan insanlardır. Neyse ki bu yaşam tarzı sona erdi. Eskisi gibi olmayacağız. İnsanların önceki yaşam tarzına dönmeye çalıştığını görsek bile, bu işe yaramayacaktır. Aynı olmayacak, aynı hissetmeyeceğiz ve seyahat etsek, dışarıda yemek yesek ve daha önce yaptığımız her şeyi yapsak bile, daha önceki gibi bundan zevk alamayacağız. Acınası, boş, sıkıcı gelecektir.

Doğa bize yaşamlarımızla, doğal hazinelerle ve insan toplumuyla ilişkimizi değiştirmeyi öğretiyor. Yavaş yavaş Covid-19 pandemisinin bizi değiştirdiğini göreceğiz. 2020 yılı gerçekten çok özel bir yıldır; yeni insanlığın doğum yılıdır.

“Daha İyi Bir Dünya Hayal Edin, Gerçek Olabilir” (Linkedin)

Kırk yıl önce bugün öldürülen John Lennon, sınırları olmayan, açgözlülüğün ve açlığın olmadığı ortak bir dünya, hepsi sevgi olan tek bir dünya hayal etti – ve onun mesajı kitlelerin kalbine hitap etti. Daha hoşgörülü, eşitlikçi ve kucaklayıcı bir dünya fikri bugün hala yankılanmaktadır.

Herkesin içinde küresel bir sevgi hayali yaşıyor, bu yüzden zorlu ve yabancılaşmış bir dünyada, her şeyin ticari amaçlarla sömürüldüğü bu dönemde bile, hala sevginin hüküm sürdüğü filmleri izlemeyi ve çoğunlukla aşk şarkılarını dinlemeyi tercih ediyoruz. Dünyanın her yerinde tüm kültürler sevgi teması etrafında döner, ve zaman zaman nefret ortaya çıkarsa, sevginin güzelliği ile tezat oluşturmak için, çirkin bir kontrpuan olarak gelir. Bu doğaldır. Her insanın sevgi bağından daha fazla içsel arzusu yoktur. İçinde yaşadığımız zamanın ve çevrenin tüm materyalist katmanları yüzünden, onu çok istememize neden olur.

Yani Lennon’ın hayal ettiği dünya ütopik değildir. Sevgiyle dolu bir dünya güzeldir ve iyi bir hedeftir ve ilk önce bunu hedeflersek,  aramızda yerini bulmalıdır. Saça örülmüş çiçeklerin ve cıvıldayan kuşların sevgisi değil. Onlarda yanlış bir şey yok ama daha derin ve gerçekçi bir sevi deneyimi, insanın temel malzemesi ile inşa edilir. Buna “nefret” denir. Dünya böyle yaratıldı, aynı madalyonun iki yüzü, sevgi ve nefret, dengeye ulaşana kadar sürekli etkileşim halindedir.

Sevgi, iki insanın birbirini reddettiği hatta nefret ettiği bir durumla başlar ve farklılıkları silmeden, boşlukları görmezden gelmeden, görüş ayrılıklarının üzerine karşılıklı bir anlaşma inşa ederler. Bu, doğada var olan ve “Sevgi tüm günahları örter” adı verilen bir yöntemdir. Doğanın yaptığı gibi, karşılığında hiçbir şey beklemeden bu şekilde sevmeyi başaran biri, her zaman yaşam sevinci dolu yanan bir kalbe sahip olacaktır.

Bir gün başkalarının bizi sevmeye başlamasını beklemek zorunda değiliz, her şey tamamen kişiye bağlıdır. Kayıtsız şartsız sevgi dolu olmak istiyorsak, kendimizden çıkıp başkalarının içine nasıl gireceğimizi öğrenirsek, o zaman tüm hayal gücümüzün ötesinde, bizler için sınırları olmayan, açgözlülüğün ve açlığın olmadığı bir dünya keşfedeceğiz. Böyle bir kişi, dünyayı ayakta tutan ve her şeyi Bire bağlayan içsel gücü bulacaktır.

Twitter’da Düşüncelerim / 10 Aralık 2020

Ancak tüm ulus ve tüm dünya olarak birleşme çabasındaki içsel çabalarımız dünyaya barış getirebilir. Aksi takdirde her yerde patlayan hususlar ve baş gösteren savaş olacaktır. Ulusu birleştirme çabalarımızdan daha önemli bir şey yoktur.

Sorun, herkesin yalnızca kendisinin haklı olduğunu düşünmesidir.

Günahlar sevgiyi inşa etmeye yardımcı olur. Tüm farklılıkları sevgiyle örtmeliyiz. Birbirimize bu şekilde davranırsak, insanlar ve partiler arasında herhangi bir çatışma, saldırı veya düşmanlık olmayacaktır.

Doğruluğumuzun ve başkalarının hatalarının sorumluluğunu alarak ve tüm bunları, üzerinde sevgiyle örterek birlikte inşa edeceğiz.

Eğer her taraf ve her insan, diğerlerine karşı olumsuz, eleştirel duygularının karşıtlığına dayanan sevgi formunu inşa etmeye başlarsa, içeride nefret ve dışarıda sevgi olduğunda, o zaman tüm dünyanın ıslah olduğunu ve en iyi safhada olduğumuzu göreceğiz.

İnsanlar kötü olan her şeyi yok etmek ve hayatlarında sadece iyi şeylere sahip olmak ister. Bu yanlış yaklaşım. Kabala, tüm karşıtların nasıl bir araya getirileceğini öğretir. Biri diğerini bastırmaz.

Doğru kombinasyon ve entegrasyon ile birbirleri olmadan yapamayacaklarını anlarlar ve mükemmelliğe ulaşırlar.